boyko-borisov-filiz-nurullanin-heykelinde

‘Dostça yaşamak için birbirim...

GERB partisi lideri Boyko Borisov, cihan pehlivanı Filiz Nurulla'nın heykelinin açılışına katıldı.  (daha&helliip;)...

oy-sandik-bulgaristan

Türkiye’de 136 sandık açılaca...

Bulgaristan'da 5 Ekim'de gerçekleştirilecek erken genel seçimler için Türkiye'de 136 sandık kurulacak. Merkez Seçim Komisyonu, yurt dışında yaşayan...

oy-pususlasi

BSP, DPS ve Ataka’nın oluşturduklar...

5 Ekim tarihinde yapılacak erken genel seçimlerle ilgili kampanyaya start verildi. Erken seçimlere, önceki Parlamento’da BSP, DPS ve Ataka’nın oluştur...

nato gemi

Bulgaristan NATO’nun Karadeniz havz...

Bulgaristan, Romanya ve ABD deniz kuvvetleri Mart ayında Romanya’nın Köstence şehrinin güneydoğusunda uluslararası sularında ortak tatbikat yaptılar.1...

Yaşam

romanya sel

Bulgaristan’da yine yas günü

Bugün Burgas şehrinde geçen gün selde hayatını kaybeden üç vatandaşımızın anısına yas günü ilan edildi. Arkada kalan Cumartesi ve Pazar günl...

Kültür-Sanat

pleven-ucak

Pleven’de “Herkese kanatlar” havacılık festivali

Pleven’de düzenlenen “Herkese kanatlar” festivalinde amatör olan 50 pilot, izleyiciler önünde farklı...

Eğitim

Kıbrıs’taki Bulgar okulları kapılarını açıyor

Kıbrıs’ta haftasonu günleri eğitim veren Bulgar okullarında ders yılı bugün başladı.  (daha&helliip;)...

Ekonomi

is-dunyasi-sirket

İşverenlerin yüzde 13’ü personel alımına gidecek

Menpower şirketi 753 işveren arasında istihdam konusunda yaptığı anket sonucuna göre, işverenlerin yüzde 13’ü önümüzdeki üç aylık dönemde pe...

Sağlık-Spor

bansko

Bansko dünya ödülü için aday

Bansko 2014 yılına ait Bulgaristan’da en iyi kayak merkezi ödülü için aday oldu. Geçen sene  Dünya Kayak ödülleri Akademisi Bansko’ya  Bulga...

En Güzel Günler İleride

Sevilcan YÜCE

 

 

Size bu hafta yeni ders yılının başlaması vesilesiyle okul şiirleri ve ana dil esintileri göndermek geçti içimden. Aradım. Karıştırdım.  2013 yılında Bulgaristan’da Türkçe yazılmış okul, öğretmenim şiiri bulamadım. Gönüllere yazılmıştır da, basılmadığından elime geçmedi besbelli.

 

Ben bu şiir işini büyük bir buluttan düşen damlalar gibi görüyorum.

Düşerse düşer, düşmeyince de bekletir kendini.

 

Politika hepimizi sıkıyor. Kar kalkmadan, toprağın donu çözülmeden çiçeklerin baş gösteremediği gibi, kalpler coşmadan ya da büzülüp içine kapanmadan, şiirsel yansıma da parlamıyor.

 

Ben şahsen “Belene” kahramanlarımızdan çok değerli eserler bekledim, bekliyorum, bekleyeceğim. Halkımızın XX. yüzyılı şiirsel, destansal anlatılamadı. Anlatılsa da anlatım içinde bütünsellik şakımadı. Kafalarda kızışan fikirler beyaz kâğıda kendiliğinden dökülmek istiyorsa, kalem alın elinize lütfen. Zaman ayırın! Yazın!

 

Biz yazmazsak, hepimiz susarsak şeytanın arkadaşları galip gelir. İnanın bu tehlike de var.

Olmadığı iddia edilen bir şeyin var olduğunu sonradan anlatmak, ispatlamak  çok zordur. Bir gün gelecek ve “SEN, SEN, SEN, ŞEYTANIN EN BÜYÜĞÜ SEN! Başlıklı Bulgarca bir övgü destanı yazılacak diye korkuyorum. Bunu bekleyenler var kuşkusuz.

 

Ne yazık ki biz seçkinler toplumunda yaşamıyoruz. Avustralya artık toplum çöplüğünden mültecileri deniz sınırından karaya sokmuyormuş. Bu adada 2 asır İngiliz ağır ceza mahkûmları barındı. Artık seçkin insanlar toplumu olmaya gayret gösteriyorlar. Irkçılığın nasıl ve nerede başladığını ve en modern biçimlerini araştırıyorum. İnsanlığın kardeş sofrası kuracağı günü bekliyorum. İngilizler o adadaki oboregenlerle kaynaşmadı. Kimse kimseyle kaynaşmak istemiyor. Herkes diğerini yok etmek, kovmak veya mezarını kazıp gömmek istiyor. Ne yazık değimli! Oysa her şey güzellik yolunda ötekiyle kaynaşarak, bütünleşerek birbirine arka olmak zorundadır.

 

Kapitalizmin amansız ve acımasız kanunlarını Allah’ın yazdığına inanmıyorum. Adalet olmayan yerde insanlığın, aşkın, sevginin ve karşılıklı hoşgörünün ancak eşek dikeni gibi dikenli, katırtırnağı gibi boynuzlu olabileceği geçiyor aklımdan. Kişiliğe, şahsiyete saygı olmayan bir toplumda ikinci kişi hep ötekidir. Biz çok ötelendik. Bitirilmek istendik bitilemedik.

 

Öteki ise gözleriyle gördüğünü görmeye devam eden ve kulaklarıyla işittiğini duymaya devam eden insanlar tarafından hiçbir zaman ve hiçbir yerde sevilemez. Adaletsizliğin insanları boğduğu, nefes almalarına engel olduğu bir ülkede demokrasi ve güven, huzur ve sevgi olamaz. Hepimiz heyecanlıyız, hepimiz bir arayış içindeyiz. İşte ders yılı açıldı. Öğretmenlerine çiçek veren çok az çocuk gördüm ülkemde. Eğitim, soğan ekmeye benzemez, çapalamasan da, sulamasan da, sarı otunu koparmasan da olur…. diye bir şey yok. Eğitim ve öğretim, kısacası okul ve okutma meyvelerini en erken 20 yıl sonra veren olgulardır. Ve 2013’te Bulgaristan Türkleri bahçesinde bir OKULUM, bir ANADİLİM, bir VATANIM, bir SENİ SEVİYOR GİBİYİM vs. şiiri serpilip hayat alanı ararken açmamışsa, 20 yıl önce, 20 yıldan beri ve 20 yıl sonra bu bahçenin  gavgalaz dikenleriyle dolu olacağına çok acı ve çooook üzücü bir işarettir. Bu zehirli dikenler zaten her gün elimize ayağımıza batıyor.

Uzattım. Özür isterken, sizin için özel seçtiğim iki SEVGİ ŞİİRİ sunuyorum:

 

EYLÜL

 

Eylül, gözyaşıdır kirpiklerimde biriken

Zamanlı zamansız eylülüm oluyorsun

Yalnız kırlangıç ormanında duruyorsun

Seni, uzanmış kanadlarda bulamıyorum.

 

Bu kaçıncı eylüldür konan dal uçlarına

Bu kaçıncı kuşaktan sevgidir unutamadığım

Seni, yorgun körfezlerin kayalarında tanıdım

Günlerden kapıları çok açılmış bir pazardı

Kapıları çok açılmış bir yürek taşıyordum

Şimdi aykırı düzenlerde durmak neyine

Unutalım takvim takvim küçülen yılları

Dikilecek aşk anıtına taş olalım

Yazıtlarda daha bir çoğalsın öykümüz

Tükendiğimiz odalardan sevinç toplayalım.

 

Bırakalım eylülü, kurusun aynalarda

Evrenin her dakikasına ayrı çağlar yükleyelim

Yayılalım bulutlarımızla bir uçtan bir uca

Kuşları, balıkları, ağaçları tanıyalım

Ömrümüz boyunca.

 

Aşkımı taşıyamaz atları küçük denizler

Nasıl varayım kırlangıç ormanına.

Kerim Aydın ERDEM

 

 

ÇOK İSTEDİK
iyi aşk şiiri yoktur
bu da olmadı
her aşk şiiri yalnızca tekrarlar
tekrarlanmaz olanı
her biri yalnızca
bir sonrakinin ilhamı
belki bu kadar söz
bağışlatır bana bu aşkı
2001 yazıydı
çok istedim çok istedi çok istedik
ama olmadı.

Murathan  MUNGAN

Share

Küflü Milliyetçilik

Ridvan TÜMENOĞLU

 

Bulgaristan’da erken seçimler yaklaştıkça herkesin boyası yüzüne vuruyor.

 

Seçim görüşmelerinde, meydan mitinglerinde, radyo ve televizyonda yayınlarında meselelere giriş Bulgaristan Türkleri ile başlayıp Büyük Başkan R.Tayyip ERDOĞAN’la bitiyor.

 

Vaktiyle ağza aşınması yasak, yasaklı, cezalı olan Türk, Bulgaristan Türkleri, Bulgaristan Müslümanları gibi sözler artık TV ekranında en fazla tekrarlanan sözler haline geldi. Sanki dillerine yapıştık. Bir yandan 24 saat Türk dizisi gösteren kanalların haberleri ve yorumları da Türkleşti. Türk demeden cümle kuramaz oldu. Hele şu erken seçimler yaklaşırken ve görüldüğü üzere bu seçimlerde en iyi örgütlenmiş sivil toplum örgütü, politik irade ve demokrasi ortamında hak ve özgürlüklerimizi mutlaka elde etme kararlılığı kesinleşince ve boy atan başkaldırıda soydaşlarımız ön saflarda yer alınca Bulgar küflü milliyetçiliği iyice kudurdu. Birbirlerini ikna edip oy toplama işinde hareketlenmek isteyen son 25 yılın bodur politik liderleri şimdi de tarihe sarıldı. Edirne muharebesi, Çatalca çarpışması, Şipka “kahramanlığı” aynı fıçıda turşu yapılıp rakı mezesi olarak sunuluyor.

 

Bütün suçluların arasında en büyük suçlu pek tabii ki, Türkiye Cumhuriyetini dünya 10-cusu yapan büyük devlet adamı ve ulusal politik önder Recep Tayip Erdoğan. Cumhurbaşkanımıza atfedilen suçlarsa şunlardır:

 

1) Türkiye Cumhuriyeti IŞİD’a karşı kullanmak üzere ülkedeki US askeri üslerin kapılarını açmamış; (çünkü İslamcılardan yana politika izliyormuş);

 

2) Türkiye Bulgaristan’ı gaz boru hatları sistemi dışına bırakmış;

 

3) Türkiye Suriyeli savaş kaçaklarını Bulgaristan’a göndermiş;

 

4) Bulgaristan Türkiye’nin Balkan ülkelerinden etki alanı durumuna gelmiş;

 

5) Türkiye NATO yükümlülüklerini yerine getirmiyormuş;

 

6) Bulgar devleti çöküyormuş, Türkiye Bulgaristan’ı istila edecekmiş, Yeni Osmanlı politikası başarılı oluyormuş ve en büyük tehlike durumuna gelmiş.

 

7) Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ilişkiler çok iyi durumdaymış ve Bulgaristan için çok bütün tehlike arz ediyormuş v.s. v.s. vs.

 

Zavallı seçmen gece gündüz saçmalık dinlemek zorundadır. Bunları anlatanlarsa Nikolay Barekov, Karakaçanov, Rosen Petkov gibilerden siyaset tarlarındaki irili ufaklı çöplerdir. Bu siyaset kırıntıları T.C. ile B.C., Bulgar ve Türk halkı arasındaki iyi komşuluk dostluk ve yardımlaşma ilişkilerine tehlike oluşturan ışık yakıyorlar. Bu ışıldak önce Kapıkule – Kapıtan Andreovo Türk-Bulgar devlet sınırındaki “geç” anlamına gelen yeşil trafik ışığını karartmak istiyor. 1 ile 6 Ekim günleri arasında Bulgaristan’ın muhtelif şehirlerinden daha 15 gün önceden cetvel yapıp toplanan, bu iş için kendilerine peşin avans ödeme yapılan küflenmiş milliyetçiler iki ülke arasındaki güvenli geçiş alanına boylu boyunca yatarak Türkiye’den Bulgaristan’a gelen turist, ziyaretçi ve seçim otobüslere geçit vermemek istiyorlar. Bu yasa dışı eylem Bulgar sınır güvenliği tarafından engellendiğinde motorize küflü milliyetçiler ülke içine çekilip Mustafa Paşa (Svilengrad) ve Lübimets-Haskovo yol kavşaklarına yatıp trafiği allak bullak edeceklerini, kimsenin geçmesine yol vermeyeceklerini beyan ediyorlar ve bu küstahlık için her yerde kendileri gibi küflü milliyetçi gönüllü topluyorlar. Kuşkusuz bu gönüllülere 200 leva günlük ücret ve üç öğün sıcak yemek de vaat ediliyor. BG Stratejik Araştırma Merkezi bu açlıktan ağzı kokmuş ve gözleri kararmış ciğeri küflü Bulgar milliyetçilerinin parayı hangi kaynaktan aldığını araştırmaya öncelik tanıdı ve ekiplerini seferber etti.

 

Bu seçimlerde küflü ve düşmanlığı kokuşmuş milliyetçilerin uykusunu kaçıran bir başka sorun da T.C.’de açılacak seçim sandıklarının biraz daha artarak 136 olmasıdır. Soydaşlarımızın erken seçimde hep beraber oy kullanma hazırlıklarının başarılı ilerlediği, sivil toplum örgütleri, dernekler, kulüpler, kahveler ve göçmen ofislerinin birer Vatansever merkezi haline geldiği ve çok açık ve net propaganda kampanyası yürütüldüğü dikkati çekiyor. Soydaşlarımız Bayram arifesinde ve kutlamaların ilk gününde Bulgaristan’daki yakınlarıyla bayramlaşmaya yönelirken, sınırı büyük alay halinde törensel bir şekilde geçme hazırlıkları içindedir. Akrabaları da kıymetli misafirlerini karşılayıp bayramlaşma, bayram sofralarında birlikte olma, bayram namazını beraberce kılma hazırlıklarını tamamlama işlerine sarılmıştır. BU gelişmeler kokuşmuş küflü milliyetçileri korkutuyor. “Dalga döndü kapımıza vuruyor, yok olacağız” feryatları bulutlara ulaştı.

 

Bulgar siyaset ve sosyoloji uzmanlarından, kamuoyu üzerinde büyük nüfusu olan Andrey Rayçev “Sansürsüz Bulgaristan”, “VMRO”, “Ataka” ve “Milliyetçi Cephe” gibi partilerin aşırı milliyetçi liderlerine hitaben son demecinde “Sizin Bulgaristan Türklerini korkutabilmeniz artık bir hayaldir, onların birlik ve beraberliğini kimse bozacak durumda değildir!” dedi..

 

Bu arada Türkiye’den gelen oylar Bulgar politikasında belirleyici rol oynayabilir endişesi de var ve bu git gide büyüyor. Korku dağlarda gezerken küflü milliyetçilere bir yandan da sebep oldukları karanlığın uzunda mezar kazdırıyor.

 

Bir de “Biz Türkiye’nin Balkanlardaki en büyük etki alanına dönüşüyoruz!” sözlerine artık Bulgaristan kamuoyunda pek tepki gösteren kalmadı. İnsan nelere alışmıyor ki!

 Unutulmayan bir şey varsa o da görülen iyiliktir.

Share

Kimin Kulağı Kimin Cebinde?

Alptekin CEVHERLİ
++++++++
Bir gün çocuk okuldan kanlar içerisinde eve gelmiş. Kapıyı açan annesi yüzü gözü şişmiş, dudağı patlamış, kanlar içerisindeki oğlunu görünce telaşla sormuş:
- Ne oldu evlâdım sana? Kim yaptı bunu?
- Önemli değil anne. Arkadaşlarla okul çıkışında kavga ettik.
- Nasıl önemli değil çocuğum. Şu haline baksana… Sana bunu yapan çocuğu görsen tanır mısın?
- Nasıl tanımam anne? Kulağı cebimde!
 * * *
M.S. 1280 yılında, Yani Anadolu’da Haçlı Seferleri’nin yıkıcı etkisi henüz unutulmamışken İngiltere Kralı “Uzunbacaklı” Edwardİskoçya‘nın büyük bir bölümünü işgal eder ve işgal sırasında aslında bir soylu olan William Wallace’ın babasıyla ağabeyini İskoç milliyetçisi oldukları için öldürtür. Amcası tarafından yurtdışında (Kudüs ve Endülüs’te süregelen Haçlı Seferlerinde) büyütülen Wallace, yıllar sonra Uzunbacaklı’nın zalim yönetiminin sürdüğü İskoçya’ya döner. Çiftçilik yaparak sakin bir yaşam kurmak isteyen Wallace, beladan uzak durmaya çalışır. Çocukluk aşkı Murron’a tekrar âşık olan Wallace Murron’ın çocukken verdiği ve yıllarca sakladığı “gül”ü ona geri verir.
Daha sonra kralın koyduğu ‘primae noctis’ İlk Gece Emri* (Evlenen her genç kızın ilk geceyi kenti işgal etmiş bulunan İngiliz komutanla geçirme zorunululuğu) yüzünden gizlice evlenirler. Fakat bir gün, kasabayı işgal etmiş bulunan İngiliz askerleri Murron’a tecavüz etmeye çalışır. Askerlere saldıran Wallace, Murron’ı kurtarır. Ancak Murron yolda yakalanır. Kasabanın İngiliz Komutanı, bütün kasaba halkının önünde Murron’ın boğazını keser. Gözü dönen Wallace, kasabadaki diğer İskoçların da yardımıyla İngiliz garnizonunu basar ve hepsini katleder.
Bölgedeki İngiliz lordunun karşılık vereceğini bilen Wallace ve adamları, İngiliz askerlerinin üniformalarını giyerek İngiliz kalesine girer ve kaleyi tamamen yakarlar. Wallace’ın kahramanlıklarından cesaret alan İskoç halkı da İngilizlere karşı ayaklanır…
Tarihi gerçeklerle birebir örtüşmese de % 90’dan fazlası aynen yaşanmış olan bu olaylar, 1995 yılında 5 dalda Oscar alan ve 100 milyon dolardan fazla hâsılata sahip Mel Gibson’ın başrolünü oynadığı Cesur Yürek (Breavheart) filminin hikâyesi aynı zamanda…
 * * *
Gelelim günümüze; Rahmetli Adile Naşit, Münir Özkul ve Ayşen Gruda’nın oynadıkları eski Türk Filmlerinde elinde bardağı duvara dayayıp komşuyu dinleyen sahneyi hepiniz hatırlarsınız…
Almanya ile girdikleri istihbarat savaşında açık vererek pişti olan 3 Batılı müttefikimiz (Almanya, İngiltere ve ABD), peş peşe birbirlerini Türkiye’yi dinlemekle suçlamışlardı.
Bu ülkelerden birisi İngiltere idi. İskoçya’yı işgal edip her türlü pisliği yapıp ve bu sayede millî birliğini ancak 308 yıl önce kurabilen İngiltere’nin, NATO’ müttefiki ve stratejik ortağı Türkiye’yi, yıllardır dinlediği bir anda ortaya çıkıverdi.
Biz ah-vah ederken, ‘Vay hainler, müttefike hiç bu yapılır mı?’ derken, en güzel yanıtı ise İskoçlar verdi…
18 Eylül’de İskoçya’nın İngiltere’den tam bağımsızlığı için plebisite (referanduma) gidilecek. İngiltere’de Sunday Times gazetesi ile You Gov şirketinin ortak kamuoyu araştırmasında “Bağımsızlığa Evet” oyları yüzde 51 çıkmış, bağımsızlık yanlıları ilk kez bir kamuoyu araştırmasında önde görünmüş.
Independent‘ın manşeti “Birleşik Krallık’ı kurtarmak için 10 gün kaldı”, Daily Telegraph‘ın manşeti “Birliği korumak için son 10 gün”, Guardian’ın manşeti “Birliği korumak için son çırpınış” haberleri ile yayınlandı. Kısacası İngiltere’de ateş artık bacayı sardı.
Daily Telegraph da, 308 yıllık Birleşik Krallık’ın dağılması halinde Başbakan David Cameron’ın istifasının isteneceğini vurguluyor.
 * * *
İşte hani derler ya, “Allah’ın sopası yok” diye; Rabbim işlerini, anlayana öyle bir güzel gösteriyor. Yeter ki görmesini bil…
Sen kalk 40 yıllık müttefikini Rusya’yla, İrlanda’yla bir tut gizliden gizliye dinle. Bütün istihbaratını sana asla zararı olmayacak ve zarar vermeyi düşünmeyen Türkiye’ye yönelt. Ondan sonra da kendi ülkende doğan istihbarat zafiyeti ile bölünmenin eşiğine gel…
Vay bee…
1706’da ancak millî birliğini tamamlayabilmiş İngiltere; 1075’de Millî Birliğini tamamlamış Türkiye’yi dinleyip, 5’inci kol faaliyeti yürüt.
Ondan sonra da bir de bak ki, dağılma aşamasına gel.
Şimdi, kimin kulağı kimin cebinde?
Share

YORUM

BG SAM 

HÖH Başkanı L. Mestan bu söyleşiyi Ankara’ya Cumhurbaşkanı T. Erdoğanla görüşmeye gitmezden önce yaptı..Demecinde, Ankara’ya yolu olduğunu söylemedi. Seçmenbe ve halkımıza hangi konuları götüreyim Başkan Erdoğan’a diye sormadı.

Bulgaristan Türkleri, Türklük, özgün kültürümüz, basın, gazete, dergi, radyo, TV ihtiyaçlarımız, devlet okullarında çocuklarımızın zorunlu Türkçe dersleri olması gerektiği vs. vs. sorunlar gündeme getirmedi. Avrupa Birliği ülkelerinde en fazla tütün üreten bir ülkeyken ekmek teknemizin kırıldığından, işsizlikten söz bile etmiyor. AB içinde en sefil yaşayan azınlık olduğumuzu gizledi.

Müslümanların iş, ekmek, ibadet, kültürel hakları vs. konulara değinmiyor. Etnik azınlığımızın sosyal ve ekonomik olarak eziyet çektiği, işsiz olduğuna değinmedi. Bulgaristan’daki Müslüman mimari ve kültürel mirasının, vakıf taşınmazlarımızın geri verilmesine engel olduklarını gizledi. Haklarımızdan yana çıkmadı.

Savunduğu seçim tezi “özgürlük içimizdedir” bir saçmalıktır. Bizim özgürlüklerimiz Anayasa ve yasalarda garanti altına alınmalıdır. Bütün doğal, insan ve medeni haklarımız kanunlaşmalıdır.

Bulgaristan Türk ve Müslümanlarına karşı her saldırının, her dil uzatmanın yasal cezası olmalıdır. Eğer saldırıları azmettirici HÖH-DPS partisi ise yasaklanmalıdır. Bulgaristan Türklerine ve Müslümanlara karşı tümö saldırılar kesinlikle son bulmalıdır.

HÖH-DPS partisi Türklerin dil, din, kültür haklarına çok uzak olduğunu gizlemeye çalışıyor. Milliyetçi Bulgarlara yaranıyor. Onlarla işbirliği yapıyor. Devleti mafya ele geçtiğinden söz etmiyor. İnsanlar her gün çaresizlikten kendilerini yakıyor da, görmezlikten geliyor.

Partiye karşı propaganda yapıldığından söz edilirken Nikolay Barekov’un “Sansürsüz Bulgaristan” ve V. Siderov’un “Atana” gibi anti-Türk, anti-İslam kopoy partilerinin HÖH-DPS liderleri ile devamlı temas halinde olduklarını, Türk partisinden milliyetçilere para aktığını, ırkçı gruplaşmanın aynı kanaldan gelen büyük paralarla kurulduğunu, bize karşı saldırıların bir de Moskova paralarıyla yapıldığını gizliyor. L. Mestan T. Erdoğan’ın huzurunda ikiyüzli davranmıştır. HGÖH-DPS liderlerinin riyakarlığının sınırı yoktur.

Ana hedefleri Türk-İslam düşmanlığını ayakta tutmak ve gerçekleri görmezden gelmektir.

25 yıldan beri her sene 7 milyon leva karşılıksız devlet yardımı alan HÖH-DPS partisinin bir okul yaptırmadığını, bir cami duvarı sıvatmadığını, iki özürlü ve yaşlıya kömür ve ekmek yardımında bulunduğunu, çocuk okutmadığını, iki kaldırım taşı dizdirip yol yapmadığını gören varsa söylesin. Halkı aldattığı, soydaşları da değişik vaatlerle aldatarak oylarını çaldığı ortadadır. Ankara ziyaretinden önce şiddetlenen anti-Türk ve anti-İslam propagandasının ikiyüzlü hain liderlerin kışkırttığı medyaya düştü. Açıklandı. Siderov’un Barekov’un diğer Bulgar milliyetçilerinin HÖH-DPS tarafından finanse edildiği ve devamlı pohpohlandığı açıklandı.

Herkes biliyor ki, Başkan T. Erdoğan L. Mestan ve tayfasının ciğerini bilir. Bu resmi ziyaret ve kabul de ABD gibi dış güçlerin baskısıyla gerçekleşmiştir. Ve A. Doğan gibi Moskova ajanlarının Ukrayna ve Kırım olaylarından sonra sözde başka yöne bakmaya başladıkları uydurmasına bir lütuftur. Çünkü itlerin tüy değiştirdiği ama öz değiştirmediği her Türk tarafından bilinir. 25 yıl kötülük yapan kötülük yapmaktan başka hiçbir şey bilmez ve öğrenemez.

Takmış yüzüne keçi sakalını T. Erdoğan’dan utanmadan dilenmeye gitmişler. Oysa para alabilse Bulgar mafyasına yedirmeyeceği, köpekleri havlatmayacağı ne malum?  Barekov gibi seviyesizlerin,  politika çöplüğü artıklarının karı üstüne karı değiştirmelerini ve konaklarda yaşamalarını finanse edilmeyeceği ne malum?!

Bulgaristan Türklerine ve Müslümanlara karşı ağır laflar söyleyen, çifte vatandaşlığa saldıran, 1 ile 6 Ekim 2014 günleri arasında Bulgar Türk devlet sınırının kapatılmasını isteyen Barekov-Siderov şerefsizleri, sokak politikacıları HÖH-DPS itidir. A. Doğan çobanının “koyunlar köpekle güdülür” mantığının en büyük ürünüdür. İtleri besleyen, onlara para veren ve telefondan emreden L. Mestan, D. Peevski ve A. Doğan’dır. Bulgaristan makamları bu dörtlü grubun kendi aralarında bir İsviçre telefon hattı üzerinden sıkı bağlantı ve danışma halinde olduğunu  tespit ettiğinde ürpermiştir. Bu gerçeği bilmeyen artık kalmadı. Bu derece yüzsüz olan bu grubun Ankara’da “Köşk”te kabul edilmesi, Bulgaristan Türklerini ve tüm Müslümanları düşündürmüştür. Herkes bu grubun bize karşı saldırılarını finanse etmek için para istediğinden dem vuruyor. Son zamanda Arap-Oman kaynaklarından başka Türkiye kaynağının da kesilmesi saldırı boyutlarının kat kat büyütülmesine engel oldu.

Bulgaristan’da seçim arifesinde kızışan propaganda saldırılarını gerekçe ederek Cumhurbaşkanı R.Tayyib ERDOĞAN’DAN talep edilen yardımlar ortaya çıkarılmalı ve kesin kınanmalıdır. Bu kişilerin tüm etkinlikleri Bulgaristan Türkleri ile soydaşlarımızın huzurunu bozduğundan dolayı kendilerine oy verilmemesinde ısrarlıyız..

Share

Unutulanlara Selam Olsun!

Dr.MÜJGAN DENİZ

 

Sofya’da çıkan günlük “Standart” gazetesi 12. Eylül 2014 tarihli sayısında Hak ve Özgürlükler Hareketi /HÖH-DPS/ Genel Başkanı Lütfü Mestan ile bir söyleşi yayınladı. Yönettiği partinin adını anmadan, Türk demeden, Müslüman demeden, genel seçim arifesinde problemlerimizden hiç birine değinmeden demeç veren başkana “pes” vallahi…Bu söyleşinin L. Mestan’ın Ankara’ya gidip Başkan Tayyib Erdoğan ile “Köşkte” görüşmesinden 2 gün önce yayınması dikkat çekicidir.  L. Mestan Bulgaristan Türk halkına sanki “biz briç oynuyoruz, siz iskambilcisiniz, briçten anlamazsınız, oyunuzu verin, çilenizi çekin” diyor. Çeviriyi aynen veriyoruz.

 

KOALİSYON HÜKÜMETİ OLMAYACAK ÜFÜRÜKÇÜLÜĞÜNDEN VAZ GEÇİN.

 

Bulgaristan’da reformları tek parti yapamaz, yeni hükümete 200 gün hoşgörü tanıyalım.

 

HÖH partisinin ayakta kalması Bulgaristan için bir stratejik önceliktir.

 

İktidar ortaklarını belirleyecek olan seçim sonuçlarıdır.

 

Söyleşi: Ekaterine NİKOLOVA

 

Soru:  HÖH-DPS partisi seçim kampanyasına “Özgürlük İçindedir” sloganıyla girdi. Bir buçuk yıldan beri Bulgaristan parçalanmış durumdadır ve içinden atması zorunlu olan nedir?

 

Yanıt: HÖH-DPS partisi seçmenleri özgürlük konusunda daha hassastır, çünkü olan hor görüldükleri, asimile edilmek istendikleri dönemde hürriyetsizliğin ne olduğunu tattılar. Bu nedenler onlar demokratik standartların dışına çıkan her iktidara karşı tepkilidirler. Ne yazık ki, bizim seçmenimiz sadece HÖH-DPS partisi yönetimden bir parça olduğu zaman kendini bütünleşmiş olarak duyulmuyor.  Bu bizim geçici bir sorunumuz olmakla birlikte, bütün politik sistemin bir problemidir. Başka bir açıdan baktığımızda, insan hür dünyaya gelir, özgürlüğü içinde taşır ve seçimde onu ifade eder. Bizim “Özgürlük İçindedir!” mesajımızın anlamı budur. Böylece Bulgaristan’ın “anti konuşmalarından kurtulması ve el yapımı saldırılarla mutlaka ayrılması gerekir. Toplumumuz tüm bu saldırılardan artık bezdi. Saldırmakla hiç bir problem çözülemez, bundan dolayı saldırı politikasından uzlaşma politikasına geçilmelidir.

 

 Soru: “Giderek politik istikrara geçilmelidir!” HÖH partisinin 5 Ekim’de yapılacak seçimlerle ilgili yükselttiği öncelik sloganıdır. Siz bu giderek geçişi nasıl algılıyorsunuz?

 

Yanıt: Eskiden hesap sormama (revanşizm) olmayan bir geçiş bu bir ve problemli koalisyonlar gibi, artık ret edilen yönetim biçimlerine ve özü olmayan istem olarak ortaya çıkan ve Avrupalı ve demokrat olma maskesi ardında gizlenen otoriter yönetim biçimlerine dönülmemesi, iki olmak üzere,  iki şeyden birden gereksinme duyuluyor.

 

Soru: HÖH-DPS ülkenin öncelikleri konusunda ulusal uzlaşmaya gereği olduğunu beyan etti. Bu öncelikleri hangileridir?

 

Yanıt: Bir: Yasaların etkileri üstüne bir değerlendirme yapıldıktan sonra, şeffaf yasalar çıkarılması;

            İki: Halkla temas halinde olan makamlarda, enerji sektöründe, sağlık ve eğitim işleri gibi sorunları sürüncemede olan alanlarda köklü reformlara geçilmesi;

            Üç: Sadece büyük kentlerin merkezlerine değil, ufak yerleşim yerlerine de olmak üzere, her yerde dengeli bölgesel gelişim sağlanmalıdır, çünkü en uzaktaki köyümüz de Bulgaristan’ın bir parçasıdır, orada yaşayanlar da eşit haklı Bulgaristan vatandaşı olduklarından miktar ve nitelik olarak aynı hizmetleri hak etmişlerdir.

Dört: Toptan /10 milyar leva olan/ Avrupa Birliği yardımlarının % 80’ini üreticilerden ancak % 60’sinin ele geçirmesi gibi halkın lehinde sonuç vermeyen uygulamaya son verecek, AB sübvansiyonlarının başka bir biçimde dağıtılmasına ağırlık tanıyan bir yeni tarım politikası izlenmelidir. Bu konuda, şimdiki geçici hükümete hitaben, şimdiye kadar onaylanan Bakanlar Kurulu kararlarında değişiklik yapma yolunu seçmemesini isterken, böyle bir değişikliğin on binlerce küçük üretici aile için feci sonuçlar doğuracağına işaret etmek istiyorum. Bu işi sözde bırakmak istemiyoruz. HÖH-DPS küçük ölçekli üreticileri tüm yasal yolları kullanarak destekleyecektir.

 

Soru: Siz ulusal uzlaşmadan söz ediyorsunuz. Bunu yaparken geri adım atmayacak olduğunuz nedir?

 

Yanıt: Üste verdiğim yanıtın son tümcelerinde de görüldüğü üzere, biz uzlaşma ile uzlaşmalı olma arasında fark gözetiyoruz. Bu arada, “Bliznaşki” seçim hükümetinin başlattığı politik istifalara da işaret ederek, temel insan hakları konusunda ödün vermemizin söz konusu olamayacağını vurguluyorum.  İşaret ettiğim politik kabine bileşimi değil, sıradan devlet görevlilerinin bire dek GERB kadrolarıyla değiştirilmesidir. Cumhurbaşkanı Plevneliev’in seçim hükümetinin partiler üstü ve herkesten aynı mesafede uzak olacak bir iktidar olacağına ilişkin vaatlerine ne oldu?!… Bu yanıtsız kalmayacaktır ve HÖH-DPS seçmenleri tarafından 5 Ekim seçimlerinde gerekli cevap verilecektir.

 

Soru: Ülkemiz için koalisyon hükümeti mi?,tek partili hükümet mi daha hayırlı olur?

 

Yanıt: İyi ya da kötü anlamında, Bulgaristan’da tek partili ve koalisyon yönetimleri birbiri ile karşılaştırılırken yanlış yapılıyor. Gerçek oldukça farklıdır. Avrupa ve dünya çok başarılı ya da başarısız tek partili yönetimler tanıdığı gibi, tersi olan başarılı ya da başarısız koalisyon örnekleri de vardır. Taçır ile Bleyır 10-12 yıl, kuşkusuz başarılıdır, tek partili yönettiler. Hollanda ise, en az aynı başarıyla yıllardan beri koalisyon hükümetlerince idare ediliyor. Basit bir ifadeyle, bu politik kompetanlık, idari bilgelik ve bu işi becerebilirlik ustalığıdır. Bizde koalisyonlu yönetimine tercihlerimizde, onun yönetimden bir parça olabileceğimiz biricik formül sunduğundan ötürü olduğu kadar, ülkenin içinde bulunduğu durumun karmaşıklığı ve ağırlığı dikkate alındığında, koalisyon ortaklığı için daha işlevsel bir formül olduğundan dolayıdır. Büyüklüğü önemli olsa da, reformlar yalnız bir parti işi değildir.

 

Soru: İdari işlerde, enerji, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü reformlar ne kadar bir zaman kesiminde gerçekleştirilmelidir?

 

Yanıt: Bu reformlar sancılı olacağından dolayı yönetim için olumsuzluklar da getirecektir. Muhalefet tarafından parti egoizmince sömürülmelerine olanak tanınmaması politik sorumluluk ve olgunluk sorunudur. Biz, HÖH-DPS olarak böyle bir sorumluluk üstlenmeye hazırız. Seçimlerden sonra kurulacak hükümete geleneksel 100 gün değil 200 hatta 300 gün tolerans tanınması isteğime parti liderlerinin katılmasında ısrarlıyım. Ve bunun, seçim sonuçları açıklanmadan önce, kimin iktidar, kiminse muhalefet olacağı açıklanmadan önce beyan edilmesini öneriyorum. (Oreşarski hükümetine 100 gün tolerans tanınmadığını anımsatıyorum.)

 

Soru: Diğer partilerden her birinin seçim propagandasını HÖH-DPS’ye karşı söyleve dayandırdığı bir ortamda ve partinizin üçüncü politik güç olduğu şu dönemde, işaret ettiğiniz koalisyon hükümetinin kurulması için gerekli olan politik olgunluğu görebiliyor musunuz?

 

Yanıt: Koalisyon hükümeti olmayacak gibi büyücü öngörülerine yer yok, duygular ya da partilerin istekleri değil, seçmenin oyudur kimin kiminle ortak kuracağını belirleyecek olan.

 

Soru: Kamuoyunda dolaşan ve aynı zamanda Georgi Parvanov, Tatyana Donçeva ve Nikolay Barekov gibi parti liderlerinin iddia ettiği HÖH-DPS partisiyle kimsenin ortaklık yapmak istemediği, HÖH-DPA partisinin yalnız bırakıldığı savlarını nasıl yorumlayacaksınız.

 

Yanıt: Parvanov biliniyor. Barekov da ortada. Şimdi de Donçeva kendini aştı. Hatırlarını saysam da kendilerini anlamakta güçlük çekiyorum. Yeni beliren politik partiler arasında anti-DPS partisi çıkmadı. Vaktiyle İvan Kostov bizi lanetlemişti. HÖH-DPS liberal kimlikli bir laik partidir. Var oluşu yalnız Balkanlarda değil dünya çapında da Bulgaristan için stratejik önem taşıyor.

 

Soru: HÖH-DPS partisinin fazla iktidar kullandığı konusunda deyeceğiniz bir şey var mı?

 

Yanıt: Bu da bir basmakalıp ifadedir. Bunu söyleyen hiç bir şey kanıtlayamaz. HÖH-DPS partisinin 18 bakanlık hükümette 3 bakanı vardı.  Partimiz iktidar sunan bir partidir. Valiler ve Bakan Yardımcıları açısından da Sosyalist Partiye daha fazla imkân tanıdık. Yakınmaları gülünçtür. Kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Kendi başarılarımızı ya da başarısızlıklarımızı analiz ederken, kendimize bakalım lütfen.

 

Soru: “Standart” gazetesine 12 Mayıs 2013 seçimlerinden önce verdiğiniz bir demeçte, en büyük parti olan GERB partisinin seçimden sonra iktidar olamayacağını söylemiştiniz, o zaman olduğu gibi, şimdi de, sosyalistler B.Borisov’un partisinin en fazla 100–105 milletvekili çıkaracağını tahmin ediyor. Bugünkü tahmininiz ne olabilir?

 

Yanıt: Tahminci olduğumu iddia edemem. Son söz seçmenindir. Yanlışları tekrar etmemek ve kararından fazla umutlanmamak için hepimizin daha önceki seçim derslerini okumuş olmamız gerekir.

 

Soru:  Borisov ile Kırcaali’de içtiğiniz kahve bir politik metafor oldu. GERB partisi başkanına karşı tutumunuz değişti mi?

 

Yanıt: Bir diyalog sembolü olarak kabul edilmesi gereken bu kahvenin fazlasıyla dramatik algılanması, ülkemizdeki politik kültürün ne kadar zayıfladığına bir kanıttır.

Borisov’a gelince kişisel değerlendirmelerde bulunmaktan hoşlanmam. Bu yüzden, ben Borisov’un bir kez daha Mesih olarak ortada belirme arzusunu yakından bildiğimden dolayı, kendisine Bulgaristan politikasında Mesih zamanlarının geçtiğini hatırlatmak isterim.  Aynı zamanda ben onun gerçekçi davranışlarda bulunduğuna da işaret etmek isterken bunların gereği gibi değerlendirilmesinden yana olduğumu belirtiyorum.

 

Soru: AB seçimlerinden sonra sosyologlar HÖH-DPS partisinin 2. politik parti olma potansiyeli kapasitesi olduğunu yazmıştı. HÖH partisinin örgütleri önüne böyle bir ödev bıraktınız mı ve hangi bölgelerde daha yüksek başarı elde etmeyi beklıyorsunuz?

 

Yanıt: Güçlü bir başarı ve coğrafya olarak genişlemiş bir HÖH temsilciliği umuyorum. Seçim yarışında alacağımız yer özel hedefimiz sayılmaz. Politik gücün ölçütü olarak seçmenle direk temas ve çalışmayı ön plana alıyorum.

Share