kıpcak konsm

Gagavuz Töreni Kıpçak köyünün 23.yı...

Rafet ULUTURK'ün konuşma metni Sayın Cumhurbaşkanım, Sn. Belediye Başkanım ve milletvekilleri, Değerli misafirler, Saygı değer aziz Kıpçaklı ...

zemen-kasabasi-sofya

İçişleri Bakanlığı’nın milli ...

İçişleri Bakanlığı’nın yönetiminin başkent Sofya’da yapılan Başbakan Prof. Georgi bliznaşki’nin de hazır bulunduğu milli toplantısında seçimlerin orga...

c8f2fd789b2271607f4cb3dad39d506e

Bulgaristan yerleşim merkezlerinde ...

Bu hafta BTA haber ajansı, Milli Yerleşim Merkezleri Sicili’nde Bulgaristan’ın yerleşim yerlerindeki sankinler sayısı konusunda yapılan ilginç bir yok...

Borisov_GERB_iktidara_gelirse_en_az_10_Musluman_bakan_yardimcisi_olacak

GERB iktidara gelirse 10 Müslüman b...

GERB Genel Bakanı Boyko Borisov “GERB iktidara gelirse en az 10 Müslüman bakan yardımcısı olacak” dedi. Kırcaali’nin Cebel İlçesi’ne bağlı Güneli k...

Yaşam

44

“Temel Dini Bilgiler” yarışması

Haskovo Bölge Müftülüğü, yaz Kur'an kursları arası "Temel Dini Bilgiler" yarışması düzenledi.  Kur'an kurslarına katılımı artırmak ve Tem...

Kültür-Sanat

bg-sam-logo

Tsvetan Tsvetanov Türkiye’de yaşayan Bulgaristan göçmenleriyle Halk Meclisi’nde görüştü.

14. 09. 2012 “Bulgar parlamentosuna Türkiye’de yaşayan Bulgar Türklerinin de girebildiği günü görme...

Eğitim

bulgar okul

BULGAR ORTAKLAR LÜLEBURGAZ’I GEZDİ

Kırklareli’nin lüleburgaz ilçesinde Mimar Sinan’ın eseri Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’ndeki Hamam’ın açılış töreni için Bulgaristan’ın Lyub...

Ekonomi

thumb2.asp

Bulgaristan’dan Rusya’ya Güney Akım Darbesi

Bulgaristan Ekonomi ve Enerji Bakanı Vasil Shtonov, Güney Akım’ın uygulamasından sorumlu Energy Holding’den tüm operasyonları durdurmasını i...

Sağlık-Spor

bulgaristan bayrak mum

Tıp mezunlarının yüzde 80′i yurtdışında

Bulgaristan'da tıp mezunlarının yüzde 80'i, uzamanlık eğitimi alanların yüzde 65'i ve uzman doktorların yüzde 44'ü yurtdışında çalışma imkan...

Hedef 10 Milletvekili

Dr.Nedim BİRİNCİ

Politik hedefimiz Bulgaristan seçimlerinde Sofya parlamentosuna 10 milletvekili göndermektir. Seçimler, 5 Ekim 2014 günü, hem bütün Bulgaristan’da, hem de Türkiye de aralarında olmak   üzere, dış ülkelerdeki Bulgar diplomatik temsilciklerimizde ve özel açılacak seçim bürolarında yapılacaktır. Seçimler, Kurban Bayramına rastladığından dolayı, bizler için o gün biraz Bayram telaşı olsa da,  hepimiz mutlaka katılmak zorundayız. Oyumuzu vermeliyiz. Bir önceki 2009 genel seçimleri göz önünde bulundurularak Türkiye Cumhuriyeti’nde şimdi de yine 126 seçim merkezinde oy kullanılması öngörüldü. Fakat bu geçici bir karar. Verilen dilekçelere göre değişecektir. Sandık sayısı artabilir. Bu konuda son karar 9 Eylül günü alınacaktır. Sandık sayısı yapılan müracaat ve kayıtlara göre, hiçbir kısıtlamaya tabii tutulmadan, bir daha hesaplanacak ve son tespit yapılacaktır.

Dikkat edilecek bir nokta:

2014 parlamento seçimlerine T.C.’deki soydaşlar arasında olağanüstü büyük bir ilgi gözleniyor. Her gün Konsoloslukların önü seçim kaydı yaptırmak isteyenlerle dolup taşıyor. Politik aktifliğin hele ilk kez oy kullanacak gençler arasında yüksek olması çok memnuniyet vericidir. 126 seçim bürosunun şöyle bir 30 sandıkla artması bekleniyor. Bulgar seçim yasalarına göre, önceden belirlenen merkezlerden uzakta bulunan, bir yerleşim yerinde 20 kişinin seçime katılmak için dilekçe vermesi, yeni bir seçim merkezi açılması için yeterli sayılır. Bulgar Seçim Merkezi kararına göre seçim günü 8 saat sürecektir. Bir günde bir sandığa en fazla 850 – 900 kişi ov atabilir. 2009’da bazı sandıklarda 1500 seçmen soydaşın oy kullanmıştı. Rakamın büyüklüğü dikkati çekti. Bulgar Yasa ve Adalet Partisi RZP) Başkanı Y. Yanev’in Yüksek Mahkemede itirazda bulundu. Bu nedenle, kimi sandıklardan alınan sonuçlar sayılmadı. Şimdi daha fazla seçim sandığı açılması istekleri İzmir, Bursa ve İstanbul gibi mega merkezlerde artarken, lütfen herkes seçim listelerinde isim ve adresinin doğru işlenip işlenmediğine dikkat etsin. Sandık başına kimlik veya pasaportla gidiniz.

İlk kez oy kullananlar ve yaşlılar.

18 yaşına basmış olan her Bulgaristanlı soydaş oy verip seçme hakkını kullanabilir. Daha önce seçime katılmamış gençler seçim büro ve komisyonlarında görev alamaz.

Bu seçimde soydaşlarımızın en az 130 bin oyla 10 milletvekilini Sofya parlamentosuna göndermesi bekleniyor. Oy kullanmanın üst sınırı yoktur.

Bizim oylarımızla kim milletvekili oluyor:

Bu seçimde 43. millet meclisini seçeceğiz. 2009’daki olağan seçimde Türkiye’den gelen oylarla 5 HÖH – DPS milletvekili ve 1 de GERB milletvekili seçildi. Oyların hepsi Sofya’da kullanıldı.. Şimdi soydaş oylarının hangi illerde ve nasıl kullanılacağı henüz açıklanmadı. 2009’da HÖH partisi Türkiye derneklerinden yükseltilen Türk milletvekili adaylarının Sofya meclisine girmesine engel oldu. Bu oylarla kendi listesinden 5 Bulgar milletvekili çıkardı.

Vatanlarındaki politik yaşama, ağır sosyal ve mali bunalım sorunlarının çözümüne ve iki ülke arasındaki işbirliği ve yardımlaşma kapılarını daha da geniş açmaya katkıda bulunmak isteyen adaylara bu defa şans tanınmalıdır.

Oylarımızla delege edeceğimiz milletvekillerinin başlıca ödevleri:

Bu seçimlerin hem soydaşlarımızın kendi sorunlarının çözümüne hem de Bulgar Türk ilişkilerinin yeni daha semereli ve herkese yararlı bir düzeye taşınması açısından büyük önem taşıdığı biliniyor. Soydaşlarımız Bulgaristan’da kalan evlerine ve diğer taşınmazlarına sahip çıkarken, aynı zamanda demokratikleşmeyi seçen Bulgar toplumuna hak ve adalet, özgürlük ve eşitlik temin etme davasında yararlı ve faydalı olmak istiyor.

HÖH listelerindeki durum:

2014 parlamento seçimlerinde, Hak ve Özgürlükler Partisi HÖH-DPS listeleri açıklandı.  Bütün ülkede liste başı yalnız 2 Türk var. Biri Lütfü Mestan diğeri de İsperihli Ahmet Ahmet. Bu partinin Türklük ve Müslümanlığa madden ve ruhen yüz çevirdiği bu seçimlerde de ortaya çıkıyor. Ülkemizde özgün Türk kültürünü, diğer etniklerin öz kültürlerini geliştirerek, İslam dinine bağlı yurttaşlara daha büyük saygı gösterilmesi sayfasını da kapatan HÖH partisi kadrolarının Türklerden, ne Müslümanlardan ne de soydaşlarımızdan oy istemeye yüzü yoktur. Bu parti çilekeş halkımızın sorunlarını, dertlerini, geleceğini unutmuş ve çizmiş bir partidir. Politikayı halkın menfaatlerini savunmak için değil, mafyotik-oligarşi-hırsızlarının çıkarları için yürütüyor. HÖH’te liste başları yerli ve yabancı oligarşi aracıları: Daniel Peevski,  general Simyon Simyonov,  Kostenbrotlu İliya İliev, Nikolay Tsonev v.s.v.s  HÖH-DPS liste başıdır. Bu insanlar sizin, senin benim oyumuzla meclise girmeye yalakalık yapıyorlar. Bizi bu kişiler temsil edemez. Onlar ne bizim iyi ne de kötü günümüzde yanı başımızdaydı. Arkamızdan hesap kitap yapılıp iş çevrilmesi yolunu birlikte keselim. Şartlarımızı kabul etmeyene bir oy yok. Bu partinin bu defa da Türklerden ve Pomaklardan dava uğruna oy alması değil, kalaycı ve burguculardan dalavereye devam etmesi için daha fazla oy satın alması bekleniyor. İşlerin iç yüzü budur.

Avrupa ülkelerinde HÖH-DPS partisine oy verip oligarşi temsilcilerini, mafya babalarını, hapis kaçaklarını, parlamentoyu otel sanıp 1 yıl uyuklayanları seçmek istemiyor. Bu oylarla son seçimde milletvekilli olanlar (5 kişi) hiç biri hiçbir defa soydaşlarımızı aramadı, sormadı, derneklere uğramadı, AB’de çalışan işçilerimizin problemini sormadı, hiçbir sorunumuzla ilgilenmedi.

Bulgaristan’daki ana sorun:

Bu seçimle çözülmek isteyen ana sorun mafyanın ve oligarşi kenelerinin devlette ve yürütmeden atmak olsa da mümkün olmayacaktır. Parti listelerini parti merkezleri belirledi. Halkın gösterdiği milletvekili yok. Liste başlarını kimse değiştiremez, onlar Ekim ayından sonra devam edecek olan politikaya atanmış gibiler. Liste başından indirilmelerine ve yerlerine yeni birisinin gösterilmesine % 51 ol gereklidir. Bunu da kimse bu günden sonra artık kimse toplayamaz, çünkü liste değişikliği için oy kullanan kişi, seçim günü oy kullanma hakkını yitirir. Kullandığı en çok seçim dalavereleriyle devlet içine en fazla asalak yerleştiren HÖH – DPS partisidir. Plamen Oreşarski hükümetinde Maliye Bakanı olan ve burnunun dibinden 3 milyar 700 milyon leva çaldıran Petır Çobanov HÖH-DPS’den liste başı gösterildi. Bizim oylarımızı kullanıp kendine uygun kişileri milletvekili gösteren HÖH-DPS, Bulgar dili profesörü Maryana Georgievayı yine soydaş oylarıyla Sofya’dan milletvekili göstermek için liste başı yapmıştır. Tüm derneklerin bu konuda uyanık olmaları zamanı gelmiştir. Soydaşlarımız Ahmet Doğan ile Lütfü Mestan tarafından kim ne hesaplarla hazırlanmış listelerden tanımadığımız kişilerin milletvekili seçilmesi için oy vermek istemiyor. Bu gidişle Bulgar devletini çökerten oligarşi hırsızlarını biz kendi oylarımızla iktidara ve politikaya taşımız oluyoruz ki, bu çok tehlikelidir. Satır döner sap döner ve oy kullanma hakkımızı, en yasal hakımız olsa bile kaybedebiliriz.

Bildiğimiz kişileri, öz temsilcilerimizi seçelim.

Bu seçimlerde de Türkiye Cumhuriyetinden gelecek olan oyların hangi seçim bölgesinden kimi parlamentoya götüreceği hala bilinmiyor. Biz bu oylarla seçilecek olan temsilcilerimizin Türk ve Müslüman etnik grubundan, aydın, halkımızın bildiği ve tanıdığı yüksek öğrenimli ve sosyal aktif kişiler olmasında ısrarlıyız. Adaylarımızın seçmenimizin göstereceği kadrolar olmasında kesin kararlıyız. HÖH-DPS partisinin bizim oylarımızla hiç tanımadığımız, görmediğimiz, adını işitmediğimiz ve bizim sorunlarımızı bilmeyen ve onlarla ilgilenmeye niyeti olmayan kişileri milletvekili yapmasını kabul edemeyiz. Bu çözüm bu defa bize dayatılamaz. Biz bu defa aday listelerimizi politik partilere kabul ettirmeliyiz.

Adaylarımızın başlıca ödevleri:

Soydaş seçmen,  karma bölgeler adıyla bilinen Türk ve Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı köy, kasaba ve şehirlerin sosyal ve ekonomik, sağlık ve eğitim sorunlarını yakından tanıyan ve bu alanlardaki sorunların çözülmesinde aktif rol oynayacak yüksek öğrenimli, uzman, nüfuslu genç kişiler olmasında ısrarlıdır. AB fonlarının karma bölgelere akması yollarını açmak uğruna çalışmalıdırlar. Bulgaristan Türk ve Pomaklarının üretim biçiminin yenilenmesi, daha verimli, daha uygun üretimler celbe dilmesi olanaklarını araştırmalıdır. Türkiye ile Bulgaristan arasında daha sıkı ve verimli işbirliği ve yardımlaşma projeleri geliştirme öncelikli vazifelerinden olmalıdır. Oyumuzu, parti listelerine alınmış,  işten anlamayan, hayat hedefleri bizimkilerle örtüşmeyen, tanımadığımız bilmediğimiz karanlık kişilere vermek istemiyoruz.

Derneklerimizin öncülüğüne güvenelim:

Soydaş problemlerini Bulgaristan’daki kardeşlerimizin sorunlarıyla bir bütün halinde BULTÜRK kültür ve hizmet derneği konularında işlenen ve geliştirilen güncel ve uzun vadeli konular seçim işlerinde, oy kullanmada, isabetli seçim yaparken dikkate alınmalıdır. Bize bizden başka yardım eden yoktur. 25 yıldan beri oylarımız boşa gitti. Reformcu Blok partisi liste başlarından aday gösterilmeleri için 100 bin, ikinci adaylık içinde 70 bin leva para istiyor. HÖH lideri A. Doğan bizim oylarımızı 25 yıldan beri sattı. Bu gidişe dur deyen, halkımızı bilinçli oy kullanmaya davet eden BULTÜRK derneğidir. Bizi düşünmeyenleri düşünmek zorunda değiliz. Saraylarda yaşayanların bizim sırtından yılda 3 milyon leva koruma parası ödemesine daha fazla tahammül edilemez.

BULTÜRK’ün Bulgar politikasına aktif katkıları:

Ortak çözüm yolu arayan, amaç tespitlerini sosyolojik araştırmalara dayandıran, hem Bulgar hükümetine hem de Türkiye’ye faydalı çözüm aramada öncü olan BULTÜRK kültür ve hizmet derneğinin özverili ve akılcı çaba ve önerileri aday gösterme, işbirliği yapılacak partiyi belirleme, öncelikli problem belirleme, hedef belirleme gibi işlerdeki deneyimleri ve öngörüsü dikkate almalıdır. BULTÜRK gibi sivil toplum örgütleri, 2013’de Sofya’da etkinliklerini yoğunlaştırarak ülke problemlerini kucaklayamayan BSP-HÖH-ATAKA ortaklığını iktidardan indirdiler. Bugün Bulgaristan’daki sosyal ve politik durum her zamankinden ağırdır. Politikayı hayat yolu yapanlar 5 Ekim 2014 seçimlerinin de ülkeyi içine düştüğü ve son kalelerini de çökmekten korumakta güçlük çeken ülkenin sorunlarını sıçramalı çözebileceğine inanmıyorlar. En emin sosyolojik ve politik analizler bu seçimleri hiçbir Bulgar partisinin kazanamayacağını, sosyalistler ve HÖH-DPS tarafından temsil edilen sol kanat içindeki çelişkilerin çok derinleştiğini ve artık birbirinin yüzüne bakamayacak duruma geldiklerini kanıtladı. BG stratejik araştırma merkezi yayınlarında bu tespit ve öngörüler her defasında zamanında sizlere iletilmiştir. Bulgaristan hakkında doğru karar vermek için, BULTÜRK yayınlarını mutlaka izleyiniz.

Geçiş Dönemi bir çöküş dönemi olarak sona ermek üzeredir.

Zamanını doldurmuş ve modern politika sahnesinden ve Bulgaristan politikasından hiçbir iz bırakmadan bir sis gibi kalkıp gitmeleri için çanların çalmasına karşın, ayak direyenlerle iş olmayacağını hayat gösterdi. 25 yılda 2 fabrika yapamayan politik parti ve güçlerden reform, dönüşüm, yenileşme ve ilerleme beklemek yalan olur. Halkın içinde bulunduğu sefillik çukurunun daha derini ve başka dibi yok. Köyler insansız, tarlalar sürülmeden, sürüler çobansız kaldı. Daha da kötüsü memleket insansız kalıyor.

Sağ kanattaki durum:

Avrupa Halk Partilerinin Bulgaristan’daki sağ kanat temsilciliğini yapan B. Borisov’un GERB partisi de bu seçimleri salt çoğunlukla kazanıp tek başına hükümet kuramayacaktır. 240 milletvekilli mecliste tek başına hükümet kurmak için 121 oy gerek. GERB partisinde bu kadar yüksek sıçrayabilecek potansiyel yoktur. Ona yamak olarak, birçok küçük ve yerel partinin birleşmesinden oluşan Fransa sağ kanat örneği dikkate alınarak düşünülen Bulgar Reformcu Blok – ortaklığı ile sağdaki ana güç olan GERB arasından kara kedi geçti. 5 küçük partiden oluşan Reformcu Blok, GERB tarafından yutulmaktan korkuyor.

Milliyetçi Cephe heveslileri:

Seçime bir ay kala ortada milliyetçilik kanı keskin bir cephenin sesi duyulmaya başladı. Türk düşmanı “Skat” TV sahibi tarafından yönetilen, Barekov’un “Sansürsüz Bulgaristan” ve Makedon milliyetçilerinin (VBRO) partisi voyvodalarını bir araya toplayan bu cephenin iki ana politik ilkesi var: 1) Türklerin Partisi olan HÖH –DPS yi iktidardan uzaklaştırmak. 2) Türkiye Cumhuriyetini Avrupa Birliği’ne girmesi yollarını kesmek. Bulgar devleti çökmüş, ama içindeki milliyetçi benciller, “ben olmazsam o da olmasın” inadından kurtulamıyorlar.

Bu bocalama Büyük Millet Meclisi ile noktalanabilir.

Bulgaristan’da 5 Ekim 2014 seçimleri’nin ülkede herhangi bir değişikliğe neden olacağına inanalar bir elin parmakları kadar azdır. Herkes daha şimdiden, Şubat 2015’te yeni genel seçim olur mu hesaplarına dalmış. Bazıları ise, işler birkaç seçimde daha tosların da BÜYÜK MİLLET MECLİSİ seçimi yapalım ve ANAYASAYI değiştirelim hayalini gerçekleştirme kurgularına dalmıştır.

Soydan vekilleri göreve çağırılıyor:

Biz Bulgaristan Türkleri, Müslümanlar, soydaşlarımız ve dış ülkelerde çalışan işçilerimiz için bu seçimler de çok önemlidir. Bu genel seçimde biz soydaş dernekleri 10 milletvekili üzerinde anlaşıp oylarımızı veriyoruz ama bizim oylarımızla işte bu listedeki vekillerimiz meclise girip bizi temsil edecekler derken çok ısrarlı olmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek biz ilk kez olmak üzere, Bulgar parlamentosunda ilk kez bir SOYDAŞ MİLLETVEKİLİ GRUBU oluşma imkânı belirecektir. Bu grup politik duruma göre hareket edecek ve hak ve özgürlüklerimizi savunmada ısrarlı olacaktır. Bu grup üyeleri Bulgaristan Türk ve Müslümanları arasında da çok aktif ve etkin rol oynayabilirler.

Türkiye politikasının etkileri:

            28 Ağustos günü R. Tayyib Erdoğan’ın T.C. Başkanı görevine başlaması ve Dış işleri Bakanı Ahmet Dağutoğulu’nun da Ak Parti Başkanı ve T.C. Başbakanı seçilmesi ve TENİ BİR TÜRKLİYE YARATMA MÜCADELESİNİN FİİLEN BAŞLAMASI Bulgaristan’ı da alabildiğine etkiledi. Soydaşlarımız ve Bulgaristanlı Türk ve Müslümanları Türkiye örneğinde toplumu değiştirme, uzlaşma, anlaşma, iş ekmek ve güven yolunun seçimden geçtiğini artık iyi öğrendi.  İnsanlarımız demokraside seçimin önemine inandı. Soydaşlar arasındaki aktiflik ve katılım azmi buradan güç aldı. Türkiye’nin olumlu örneklerini, birikimlerini Bulgaristan2a taşıyacak gücün kendileri olduğuna da inandılar. Bununla beraber, yeni Başbakan A. Davutoğulu Kurultay konuşmasında Rodopları anmakla, insanlarımıza selam göndermekle hepimizi yüreklendirdi ve arkamızda büyük Türkiye olduğu inancımıza güç kattı. Bu bakıma, Türkiye’yi istemeyen, Türkiye’yi görmezlikten gelen ve hiçe sayan HÖH lider ekibi, Türk milletinin ortak büyük atılımından kendini bir daha dışlamış oldu. Bu durumda, bizim 10 kişilik bir soydaşların seçilmiş temsilcilerinden oluşan milletvekili ekibi olarak, HÖH-DPS bağlılığımız kalktı, uygun bulduğumuz partinin içinde çalışmalarımızı sürdürebiliriz. Zaten kimseden bir beklediğimiz de yok.           

Son Sözler

5 Ekim 2014 Kurban Bayramına rastladı. Hayırlara vesile olsun. Oyunuzu Türkiye’de yada Bulgaristan’da kullanırken, dereye çöp atar gibi atmayın lütfen, dernek başkanlarının, seçim komisyonlarının öğütlerine, tavsiyelerine kulak veriniz. Biz bu işlere birlikte başladık ve birlikte olmaya devam edelim. Mücadele ortaktı, seçim hepimizindir.

Başarı temennilerimle.

 

Share

Yeni Yol Bulalım

RAfet ULUTURK

Kapıyı çalan seçimdir!

Kimsenin sizden özel bir şey istediği yok. Genel parlamento seçimlerine herkes katılmak zorundadır. Tüm soydaşlarımız için de geçerlidir.

Seçimde seçme ya da seçmeme, oy kullanma ya da kullanmama, yeni yol arama ya da eski yolda devam etme hakkı anonim, bireysel, yasal ve kutsaldır. Ne olursa olsun da bir değişik özgürlük biçimidir. 5 Ekim 2014 günü bu hakkımızı bilinçli kullanabiliriz.

 

10–12 politik parti ile 29 kuruluş “beni seç” vitrinine çıktı. Bu bizdeki “görücülük” gibi bir şey, onlar kendilerini anlatacak bir de birisini seçeceğiz. Seçme hakkında hürüz! Partilerden

hiçbiri önümüzdeki dört yılda bir şey yapacak kudrette olmadığından, hepsi susarak konuşuyor. Çoğu ağzımdan bir laf kaçırırım diye korkuyor.

Bulgaristan’da insanların politik seçme özgürlüğü 18’inde başlıyor. 18’ine basan seçme hakkını kullanma özgürlüğü elde ediyor. Bir nevi iradesi yasallaşıyor. Adam arasına karışıp memleketin bugünü ve yarını hakkında “şöyle ya da böyle” deyebiliyor.

Seçme hakkı ve kimin seçildiği, hele oylama, parlamento genel seçimleriyse çok önemlidir. Çünkü ülkemiz parlamenter bir cumhuriyettir, yürütme makamını, hükümeti, genel müdürlük, ajans başkanlarını vs. hep meclis seçer. Yayaları da o kabul eder, değiştirir ya da yürürlükten kaldırır.

 

Bulgar meclisinde 240 sandalye var. Bunların toplamı Genel Kurul Bileşimini oluşturur. Meclis görev süresi 4 yıldır. Son Meclis 12 Mayıs 2013’te seçildi ve 1 yıl çalıştı. Hükümet % 50 artı 1 oyla seçilir. Bakanlar Kurulu’nun istifasından sonra ve yeni hükümet kurma yolları tıkanmışsa erken seçim yapılır. Şimdi erkek seçim yapılacak. BSP / HÖH “Ataka” partisi hükümeti mali bunalıma dayanamadı ve çöktü.

 

Politik partileri hükümet kurmayla görevlendiren cumhurbaşkanıdır. Bizde meclisin her bileşimi Anayasayı değiştiremez. Bulgaristan’ın demokratik Anayasası 1990 Haziranında seçilen Büyük Millet Meclisinde (BMM) hazırlandı ve kabul edildi. BMM’nde 120 milletvekili vardır. Görevi yeni anayasa hazırlamak ve kabul etmekti. BMM’nin görev süresi 2 yıldır.

 

1990 – 1992’de  BMM Komünist Partisi’nin tek başına yönetimine son verdi ve demokratik, insan haklarını kabul eden ve sosyal Bulgaristan Cumhuriyetini yeni devlet biçimi olarak onayladı. Artık 24 yıldır Bulgaristan Cumhuriyeti sosyalist totaliter düzenden demokratik liberal sisteme geçişi tamamlıyor. Başka bir adı, devlet ve kooperatif üretim sisteminden pazar ekonomisine geçiş olan bu dönüşüm için ucunca bir süre gerektiği görüldü. Yeni süreç bizde topyekun demokratikleşme şeklinde yol alırken, tüm toplumsal süreçler gibi zorlana zorlana yol açmaya çalışıyor. Bizde komünist partisinin sosyal, ekonomik ve politik sistemden çıkarılması ve yerine demokratik kuruluşların yerleştirilmesi, sivil toplum örgütlerinin göreve çağrılması uzun zaman gerektirdi.

 

Demokratikleşme sürecinde tek partili sistemden çok partili sisteme geçildi. Çeyrek asır önce ülkede yalnız iki parti Komünist Partisi BKP ile Bulgaristan Halk Çiftçi Partisi (BZNS) vardı. Şimdi 150 politik parti tescilini yaptırdı. Ofis açtı. Görüldüğü üzere bunlardan 100’den fazlası inlerinden çıkıp halktan oy isteyemiyor. Sosyalizm yıllarında sağ ve sol politika yoktu. Komünist partisi devlet totaliter düzen partisiydi. BZNS ise aynı siyaseti köylüler arasında yürütüyordu.

 

Demokrasiye geçiş döneminin başında sağ kanatta kurulan Demokratik Güçler Birliği (SDS) ve vb. kitle partileri birkaç defa iktidar olsa bile, üretim öncelikli tabana dayanmadıklarından bir daha toplanamamak üzere kısa dönemde dağıldılar. II. Simyon Partisi de bunlardan biridir. Halen sağ kanat partisi olduğunu iddia eden ve 5 Ekim seçimlerine katılmaya hazırlanan “Reformcu Blok” da üretim güçlerine sırt çevirmiş, konjuktür partisidir.

 

Sol kanatta ise, komünist partisinden sosyalist partiye (BKP’den BSP’ye) ad değiştirerek kendini “reform” eden ve sosyal demokrat politika izleyeceğini ilan eden büyük güç parçalanıp dağılma rüzgârına artık göğüs geremiyor. Kabuk ya da tüy değiştiren hayvanlar gibi bir şeyler oluyor. Burada bir fidan 40 defa aşılanmaz sözünü hatırlatsak yerinde olur.

 

Bulgar halkı ilk politik seçimini yaparken taraf tuttuğunun farkına varamadı. Sosyalizm yıllarında tek partiye oy verdiği için halkta taraf tutma kültürü yerleşmemişti. Halkın maneviyatına bu zihniyet yerleşmemişti. Hala da bu anlayışın köklenmediğini söyleyebiliriz.

Çünkü taraf tutma, taraf değiştirme, yeni taraf tutma politik kültürün bir parçasıdır.

Olaylara taraf seçme açısından baktığımızda, Bulgaristan’da daha 1990’da taraf tutan ve sosyalizme ve komünist ideolojiye “soya dönüş” uygulamasından ötürü kesin yüz çeviren Türkler, Pomaklar, Çingeneler, tüm Müslümanlar ve öteki dil, din, etnik azınlıklar yüzde yüz haklıydı. Onlar bir asır süren hak ve adalet mücadelesinde hep devlete karşı olan tarafta kaldılar. Devlet onları zorlarken onlar da devlet zulmüne karşı mücadeleyi seçtiler.  Zülüm edenlerle ortak tarafta yer almaları asla beklenemezdi. Geçiş döneminin ilk yıllarında durum buydu.

 

Bir de seçme kültüründe birikimi ve derin kökleri olmadığından olacak, Bulgaristan Türkleri, öteki etnik ve dini azınlıklar TARAF SEÇME KÜLTÜRÜNÜN, böl ve yönet kültürünü, kendi kendine dayatma, dışarıdan dayatılsa bile kabullenme şeklinde düşünmedi.. Hak ve Özgürlükler Hareketi’ni (HÖH) seçenler, ki ilk dönemde bütün kitle ayrılmayı ve özgün kalmayı yeğlemişti,  bu politik hareketin, bir bütünden ayrılma ve kendi içine kapsülle nişi seçme olarak düşünmedi. HÖH’ü seçmenin bir komünist tuzağı olduğuna işaret eden de olmadı. Aslında HÖH’ün kurulması Bulgar toplumunda taraf seçme, içsel bölünme, bütünselden ayrılma, kültürel olarak içine kapanma olduğu çözülemedi. O yıllarda çok yara almış olan Bulgaristan Türkleri totalitarizmin yenilgisini kutlarken gafil avlandı. Gizli polis ajanlarının uzun zamandan beri hazırladıkları tuzağa düşürülecekleri akıllarında geçmedi. Yeni seçimin ön şartının “Bulgarlaştırmayı” zorlayan zihniyeti HÖH ile gizlice desteklemek olduğunu sökülemedi. Gizem çözülemedi. Bu işin ardında Bulgaristan oyununda HÖH kartı oynamayı planlayan Rusya’nın eli olduğunu anlayana kadar uzun zamana gerek duyuldu.

 

Bu arada, 2007’lerde Batıya yönelik (AB ve NATO)  büyük seçim yapılırken Bulgaristan Türk seçmenine “hakların özgürlüklerin ne durumda, doğal haklarını insan haklarını alabildiniz mi?” diye soran olmadı. Biz demokrasiyi seçmekle bir temsili demokrasiyi seçmiş olduk ve başkalarına bizim hakkımızda söz sahibi olma ve bizi temsil etme hakkını tanımıştık. Hepimizi hiçe sayarak bunu yapan artık HÖH lideri A. Doğandı. Halkımızın, senin benim, bizim hepimizin yerine tüm imzaları bir gizli polis ajanı olan A. Doğan attı. Her şeyi berbat etti, yaramıza tuz ekti, olup biteni kamuoyundan gizledi, basına bir şey açıklanmadı. Öyle oldu ki, dönüp dolaşıp işler gene en başa döndü. Biz HÖH partisini seçmekle kendimizi haklı gördük, ama aldandığımızı daha doğrusu aldatıldığımızı anlayamadık. Biz HÖH’ü seçmekle başkalarını mahkûm eden insanlar durumuna düştük.

 

Biz hepimiz hiçbir zaman bugünkü kadar çok seçim yapmadık. Başkalarını hiçbir zaman seçtikleri değerlere göre bugünkü kadar çok değerlendirmedik. Demokratik düzen seçme ve seçilme üzerine kurulmuştur. Demokrasinin ana ve değişmez ilkesi budur. Bizim hepimizde artık “Ben seçtim…” duygusunun güçlenmesi gerekiyor. Seçebilmek güçlü bir ilişkidir. Bilinçli bir tavır ister. İnsanı sürüye katar ya da sürüden ayırır. Hiç ya da adam eder. Seçmek takdir ve kabul görmek istemez!. Çünkü gizli ve anonim bir eylemdir. İnsan kimi seçtiğini yalnız kendisi bilir. Oyu anonim kullanma seçme özgürlüğünün temelidir. Seçime katılmamız ise en doğal demokratik hakkımızdır.  Demek istediğim, kendi seçimimizi yaparız, kimi seçtiğimizi ya da kime oy verdiğimizi yalnız kendimiz biliriz. Bu olay an işidir, ardı önü yoktur. Hiç kimse hiç kimseden hesap soramaz, hesap vermek zorunda değildir. Oy kullanıldı an, olur biter. Başka bir değişle, anonim seçim ile birey ve kurulu düzen arasındaki ilişki ayrım gözetmez. Yani istersen HÖH’ü seçersin istersen GERB’i, istersen Rafet’i, istersen Mehmet’i seçersin, seçim anonim olduğundan, sorumluluğa tabii değildir.

 

Devamlı aynı partiye oy vermek sağlıksız sonuçlar da doğurabilir. Örneğin parti çökmüştür ve dağılmıştır ama seçmenden durumunu gizlemiştir. Başka bir örnek: Kasım Dal “HÖH partisi 12. Mayıs 2013 seçimlerinde Stara Zagora’da oylara 1. 300.000 (bir milyon üç yüz bin) leva saydı” diyor. Yani HÖH partisi gerçek durumunu gizliyor. Parayla oy almak yasa dışıdır. Yasaktır.

 

Özellikle seçimden seçime taraf değiştiriyorsak, zor bir seçim yapıyorsak, bu bizi politik strese kadar götürebilir, çünkü biz taraf değiştirmenin kötü olduğuna, güçlü bir insanın verdiği kararda direnmesi gerektiğine inanırız. Bir de seçmek bir yere ait odlumuz demek anlamına geldiğinden, taraf değiştirmekte güçleniriz. Örneğin 5 Ekim seçimlerinde (Kurban Bayramına rastlıyor) BULTÜRK ve diğer göçmen dernekleri birlik olalım ve oyumuzu bu defa şu partiye verelim, şu isteklerimizi kabul ediyor, dediğinde topluluktan ayrılmak riski bir seçim olabilir. Çünkü soydaş dernekleri son yıllarda başarılı politika yürüttüklerinden yeni seçimlerinde taraf belirlerken yanılacaklarını sanmıyorum.

 

25 yıldan beri hiçbir çivi çakmayanlara, ekmeğimizi lokmamızı devamlı küçültmeye çalışanlara, halktan para tırnaklayanlara köle olmaya devam etmek zorunda değiliz. Artık yaşan dinlemek de istemiyoruz. Doğru yolu kendi aramızda danışarak, daha deyimli olanların kararına ve önerilerine kulak vererek seçmemiz isabetli olabilir.  Her oy bir kurtuluş oyudur. Biz de kurtuluş oyumuzu yeni seçeceğimiz tarafa, partiye, adaya, lidere vermeliyiz.  Özgür oyumuzla seçeceğimiz temsilcilerimizle, inandığımız kişilerle istediğimiz yönü belirlemek öz hakkımızdır. Doğru yönü seçmemize tam 40 gün vaktimiz var.

Share

Yeni Türkiye    

Dr.Halide AKINCI

Kimimiz tatilde, kimimiz gezideyken Türkiye’de çok köklü değişiklikler oldu.

İşin görünen tarafı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Ankara’da Kurultay yaptı. Prof. Doktor Ahmet Davutoğlu AK Parti Başkanı ve sonrasında Başbakan seçildi. Recep Tayyib Erdoğan da Halkın Başkanı sıfatıyla Çankaya Köşküne girdi.

2014 yılına Türkiye halkı “beklenen çağ” havasında başladı. Beklenen “Yeni Türkiye Çağına” başarılı geçildi.  2002’den beri Türkiye toplumunu içe dönük bir yapıdan dışa dönük bir yapılanmaya taşıyan AK Parti ağustos 2014 atılımıyla topulumu rahatlatan, kırgınlıkları saran ve partinin bütünlüğünü koruyarak, yeni bir performansla gerçekleştirebildi.

Biz soydaşlar olarak, BULTÜRK Kültür ve Hizmet Derneği ve BG Stratejik Araştırma Merkezi olarak AK Parti yeni Genel Bakanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Prof. Doktor Ahmet Davutoğulu’nu ve yine bu vesileyle Türkiye ve dünya Türklerinin yeni Başkanı Recep Tayip Erdoğan’ı yeni görevlerine başlama vesilesiyle sağlık, başarı ve halka yararlı, Türkiye devletini güçlendirici, Türklüğü dünya öncüsü yapma çalışmalarında devamlılık temennileriyle kalpten  kutluyoruz.

Bütün Türkiye halkı önünde, göz dolduran bir yeni sınav veren AK Parti’de, 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçim zaferinden sonra kurucu başkan, fikir ve hedef babası, halk önderi R. Tayyib Erdoğan’ın yerini dolduracak birinin bulunması gündem olmuştu. Yeni parti başkanın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la uyumlu, halkın gönlünü dolduran ve umut aşılayacak biri olması ön plana çıktı ve beklendi.

Başkan değişikliğinde partinin kabulü, halkın kabulü gibi özellikler ilk kez olmak üzere ince elendi sık dokundu. Parti başkanı seçilen Prof. Doktor Ahmet Dağutoğulu partinin politik omurgasından, kurucu köklerinden, siyasi mücadele saflarından ve 2009’danberi Dış İşleri Bakanlığı’ndan gelmesi kurultay delegeleriyle, tüm seçmeni, halkı ve dış Türkleri rahatlatı.

Bu olumlu gelişmeler Prof. Doktor A. Davutoğulu’nun Ankara Spor Salonunda 1300 delege önünde yaptığı ve bütün Türkiye ve dış Türkler tarafından TV’den izlenen konuşmasına, “Selam olsun, İnsana, Mekâna ve Zamana!” hitabıyla başlaması, dünyayı ve tüm Türkleri bir bütünsellik içinde görmesi, “Rodoplu kardeşlerim” deyip biz Bulgaristanlı Türklerini yüreklendirmesi, soydaşlarımızı çok etkiledi. Konuşmayı bize de direk hitap şeklinde kabullendik.

BULTÜRK Kültür ve Hizmet Derneği olarak, 2003’te kuruluşumuzdan bu günlere kadarki yoğun çalışmalarımızda, kendi kurultay, sempozyum, forum, toplantı ve görüşmelerimizde, tüm yayınlarımızda soydaşlarımıza değişen dünyayı, yenileşirken ekonomik sosyal ve politik öz olarak atılım yapan Türkiye’yi, dünya Türklüğünü anlatmak sürekli hedefimiz olmuştur. AK parti kurultayı ve Başkan Prof. Doktor A. Davutoğulu’nın esaslı konuşması, derneğimizin etkinliklerine katkı olacağı gibi, bilgilendirme, Bulgaristanlı soydaşların, Rumeli göçmenlerin ve Anadolu insanının, tüm Türklerin XXI. yüzyılda aynı ruhlu, özlü ve hedefli insanlar olduğu inancına yeni ve bol ışık verdi. Türkiye’nin Balkanlar ve Bulgaristan’ı da etki alanına alan dışa dönük politikası, Avrupa Birliği üyeliğini hedefleyen adımları, geleceğimize tutulan ışık soydaşlarımızı olduğu gibi, Bulgaristan’daki yakınlarımızı da sakinleştirdi.  Görev değişimiyle Türkiye politikasından devamlılığın kopmaması, eski Türkiye dönemi ve yeni Türkiye dönemi diye bir bölünme baş göstermeden, güvenin kuvvetlenerek devam etmesi büyük takdir kazandı. Bu bakıma, hiçbir ayırım yapmadan tüm Türklere yönelik politikada devamlılık ve güven dile getiren AK Parti Başkanı kurultay konuşmasıyla biz soydaşlarla direk iletişime geçti, tepkimiz duyduğumuz coşkudan kaynaklandı. Biz bugün artık AK Partinin önümüzdeki birkaç dönem daha iktidarda olacağına kesin inanmış bulunuyoruz. Dernek çalışmalarımızı da bu çizgide yoğunlaştırmaya kararlıyız. Kurultay’da çizilen Büyük Türklük Tablosunda daha güvenli, daha gönençli, daha mutlu bir gelecekte bizim, yanı soydaşların ve Bulgaristanlı kardeşlerimizin de yerinin olduğuna hepimiz inandık, bu yeni perspektif bizleri mutlu etti.

 

AK partinin yeni dönem politikasının insan odaklı, değer odaklı, farklılıkların bütünlüğünden güç alma odaklı olması hepimiz için memnuniyet vericidir. Biz soydaşlar da atılımlı süreklilik içinde değişim ve yenilenme yoluna girmeye kararlıyız. Çocuklarımızın bir refah toplumu içinde yaşayacağına inanıyoruz.

 

AK Parti Başkan Davutoğulu konuşmasında aidiyet bilinci konusuna açıklık getirmekle biz göçmenlere çok yararlı oldu. “Millet ait olma bilinciyle ayakta durur!” deyen Başbakan,  bu yüksek bilincin temelinde “tarihdaşlık ile vatandaşlık” olduğunu vurguladı. O, kaderdaşlığımızı, eşit vatandaş olduğumuzu, Türkiye devletinin asli unsurlarından olduğumuzu, düşünce ve inanç özgürlüğümüzün sınırsızlığını ön plana çıkardı. Bu sözler soydaşlarımızı, hepimizi bir başka rahatlattı. Anadolu’nun ve tüm Türkiye’nin bir “merhamet ve şefkat” yuvası olduğuna değinen Başkan Davutoğulu,  bu sözlerini sanki direk olarak biz Balkanlılara yöneltmişti.

 

Soydaşlarımızın ruhunun daha da sakinleşmesi için derneklerin AK Parti hareketinin öz ve yeni Türkiye hedeflerini her bireye, aileye indirme açısından yoğun bilgilendirici çalışmalara başlaması gerektiğine inanıyorum. Türkiye bu hafta yeni bir sayfa açtı. İkinci büyük sıçramadan söz ediyoruz.

 

Birinci sıçrama, Büyük önder Atatürk öncülüğünde Cumhuriyet devletimizin kurulması, istiklal ve egemenliğimizin tesisidir. 90 yıllık yeni tarihimizdir.

 

İkinci büyük sıçrama cumhuriyetimizin, istiklalimizin ve egemenliğimizin tam bağımsızlık yolunda yeni bir öz ve hedeflerle kesintisiz devamıdır. Daha da gelişmiş bir Türkiye ideali güncel hedef oldu. Soydaşlarımıza Türkiye’de kapanan ve açılan dönemlerin özünü iyi anlatmalıyız. Biz akılcı dünyaya açık yeni bir sayfa açmak derken,  büyük tabloda cumhuriyetle gelen parlamenter sistemden yarı başkanlık ve olası başkanlık sistemine geçişi, bir değişimimin aşamalarını, biçim ve özünü soydaşlarımıza açık olarak anlatmak zorundayız.

 

Çünkü bizin geldiğimiz Bulgaristan bu toplumsal yapısal gelişmelerin çok gerisinde olduğundan anlayabilmede güçlük çekenlerimiz olabilir. Bir de Atatürkçülüğün özündeki devrimci gelişerek yenilenme ve daha yüksek bir düzeyi devamlı arama yolunu iyi açıklamak gündem oluşturmaya başladı. Soydaş kitlelerimize eski Türkiye ile yeni Türkiye arasındaki tüm farklılık ve özellikleri doğru açıklarken kendilerini yeni yola açılmaya davet ediyoruz.

Bu konudaki yazılarımız devam edecektir.

 

Share

Hedef 10 Milletvekili

Dr.Nedim BİRİNCİ

Politik hedefimiz Bulgaristan seçimlerinde Sofya parlamentosuna 10 milletvekili göndermektir. Seçimler, 5 Ekim 2014 günü, hem bütün Bulgaristan’da, hem de Türkiye de aralarında olmak   üzere, dış ülkelerdeki Bulgar diplomatik temsilciklerimizde ve özel açılacak seçim bürolarında yapılacaktır. Seçimler, Kurban Bayramına rastladığından dolayı, bizler için o gün biraz Bayram telaşı olsa da,  hepimiz mutlaka katılmak zorundayız. Oyumuzu vermeliyiz. Bir önceki 2009 genel seçimleri göz önünde bulundurularak Türkiye Cumhuriyeti’nde şimdi de yine 126 seçim merkezinde oy kullanılması öngörüldü. Fakat bu geçici bir karar. Verilen dilekçelere göre değişecektir. Sandık sayısı artabilir. Bu konuda son karar 9 Eylül günü alınacaktır. Sandık sayısı yapılan müracaat ve kayıtlara göre, hiçbir kısıtlamaya tabii tutulmadan, bir daha hesaplanacak ve son tespit yapılacaktır.

Dikkat edilecek bir nokta:

2014 parlamento seçimlerine T.C.’deki soydaşlar arasında olağanüstü büyük bir ilgi gözleniyor. Her gün Konsoloslukların önü seçim kaydı yaptırmak isteyenlerle dolup taşıyor. Politik aktifliğin hele ilk kez oy kullanacak gençler arasında yüksek olması çok memnuniyet vericidir. 126 seçim bürosunun şöyle bir 30 sandıkla artması bekleniyor. Bulgar seçim yasalarına göre, önceden belirlenen merkezlerden uzakta bulunan, bir yerleşim yerinde 20 kişinin seçime katılmak için dilekçe vermesi, yeni bir seçim merkezi açılması için yeterli sayılır. Bulgar Seçim Merkezi kararına göre seçim günü 8 saat sürecektir. Bir günde bir sandığa en fazla 850 – 900 kişi ov atabilir. 2009’da bazı sandıklarda 1500 seçmen soydaşın oy kullanmıştı. Rakamın büyüklüğü dikkati çekti. Bulgar Yasa ve Adalet Partisi RZP) Başkanı Y. Yanev’in Yüksek Mahkemede itirazda bulundu. Bu nedenle, kimi sandıklardan alınan sonuçlar sayılmadı. Şimdi daha fazla seçim sandığı açılması istekleri İzmir, Bursa ve İstanbul gibi mega merkezlerde artarken, lütfen herkes seçim listelerinde isim ve adresinin doğru işlenip işlenmediğine dikkat etsin. Sandık başına kimlik veya pasaportla gidiniz.

İlk kez oy kullananlar ve yaşlılar.

18 yaşına basmış olan her Bulgaristanlı soydaş oy verip seçme hakkını kullanabilir. Daha önce seçime katılmamış gençler seçim büro ve komisyonlarında görev alamaz.

Bu seçimde soydaşlarımızın en az 130 bin oyla 10 milletvekilini Sofya parlamentosuna göndermesi bekleniyor. Oy kullanmanın üst sınırı yoktur.

Bizim oylarımızla kim milletvekili oluyor:

Bu seçimde 43. millet meclisini seçeceğiz. 2009’daki olağan seçimde Türkiye’den gelen oylarla 5 HÖH – DPS milletvekili ve 1 de GERB milletvekili seçildi. Oyların hepsi Sofya’da kullanıldı.. Şimdi soydaş oylarının hangi illerde ve nasıl kullanılacağı henüz açıklanmadı. 2009’da HÖH partisi Türkiye derneklerinden yükseltilen Türk milletvekili adaylarının Sofya meclisine girmesine engel oldu. Bu oylarla kendi listesinden 5 Bulgar milletvekili çıkardı.

Vatanlarındaki politik yaşama, ağır sosyal ve mali bunalım sorunlarının çözümüne ve iki ülke arasındaki işbirliği ve yardımlaşma kapılarını daha da geniş açmaya katkıda bulunmak isteyen adaylara bu defa şans tanınmalıdır.

Oylarımızla delege edeceğimiz milletvekillerinin başlıca ödevleri:

Bu seçimlerin hem soydaşlarımızın kendi sorunlarının çözümüne hem de Bulgar Türk ilişkilerinin yeni daha semereli ve herkese yararlı bir düzeye taşınması açısından büyük önem taşıdığı biliniyor. Soydaşlarımız Bulgaristan’da kalan evlerine ve diğer taşınmazlarına sahip çıkarken, aynı zamanda demokratikleşmeyi seçen Bulgar toplumuna hak ve adalet, özgürlük ve eşitlik temin etme davasında yararlı ve faydalı olmak istiyor.

HÖH listelerindeki durum:

2014 parlamento seçimlerinde, Hak ve Özgürlükler Partisi HÖH-DPS listeleri açıklandı.  Bütün ülkede liste başı yalnız 2 Türk var. Biri Lütfü Mestan diğeri de İsperihli Ahmet Ahmet. Bu partinin Türklük ve Müslümanlığa madden ve ruhen yüz çevirdiği bu seçimlerde de ortaya çıkıyor. Ülkemizde özgün Türk kültürünü, diğer etniklerin öz kültürlerini geliştirerek, İslam dinine bağlı yurttaşlara daha büyük saygı gösterilmesi sayfasını da kapatan HÖH partisi kadrolarının Türklerden, ne Müslümanlardan ne de soydaşlarımızdan oy istemeye yüzü yoktur. Bu parti çilekeş halkımızın sorunlarını, dertlerini, geleceğini unutmuş ve çizmiş bir partidir. Politikayı halkın menfaatlerini savunmak için değil, mafyotik-oligarşi-hırsızlarının çıkarları için yürütüyor. HÖH’te liste başları yerli ve yabancı oligarşi aracıları: Daniel Peevski,  general Simyon Simyonov,  Kostenbrotlu İliya İliev, Nikolay Tsonev v.s.v.s  HÖH-DPS liste başıdır. Bu insanlar sizin, senin benim oyumuzla meclise girmeye yalakalık yapıyorlar. Bizi bu kişiler temsil edemez. Onlar ne bizim iyi ne de kötü günümüzde yanı başımızdaydı. Arkamızdan hesap kitap yapılıp iş çevrilmesi yolunu birlikte keselim. Şartlarımızı kabul etmeyene bir oy yok. Bu partinin bu defa da Türklerden ve Pomaklardan dava uğruna oy alması değil, kalaycı ve burguculardan dalavereye devam etmesi için daha fazla oy satın alması bekleniyor. İşlerin iç yüzü budur.

Avrupa ülkelerinde HÖH-DPS partisine oy verip oligarşi temsilcilerini, mafya babalarını, hapis kaçaklarını, parlamentoyu otel sanıp 1 yıl uyuklayanları seçmek istemiyor. Bu oylarla son seçimde milletvekilli olanlar (5 kişi) hiç biri hiçbir defa soydaşlarımızı aramadı, sormadı, derneklere uğramadı, AB’de çalışan işçilerimizin problemini sormadı, hiçbir sorunumuzla ilgilenmedi.

Bulgaristan’daki ana sorun:

Bu seçimle çözülmek isteyen ana sorun mafyanın ve oligarşi kenelerinin devlette ve yürütmeden atmak olsa da mümkün olmayacaktır. Parti listelerini parti merkezleri belirledi. Halkın gösterdiği milletvekili yok. Liste başlarını kimse değiştiremez, onlar Ekim ayından sonra devam edecek olan politikaya atanmış gibiler. Liste başından indirilmelerine ve yerlerine yeni birisinin gösterilmesine % 51 ol gereklidir. Bunu da kimse bu günden sonra artık kimse toplayamaz, çünkü liste değişikliği için oy kullanan kişi, seçim günü oy kullanma hakkını yitirir. Kullandığı en çok seçim dalavereleriyle devlet içine en fazla asalak yerleştiren HÖH – DPS partisidir. Plamen Oreşarski hükümetinde Maliye Bakanı olan ve burnunun dibinden 3 milyar 700 milyon leva çaldıran Petır Çobanov HÖH-DPS’den liste başı gösterildi. Bizim oylarımızı kullanıp kendine uygun kişileri milletvekili gösteren HÖH-DPS, Bulgar dili profesörü Maryana Georgievayı yine soydaş oylarıyla Sofya’dan milletvekili göstermek için liste başı yapmıştır. Tüm derneklerin bu konuda uyanık olmaları zamanı gelmiştir. Soydaşlarımız Ahmet Doğan ile Lütfü Mestan tarafından kim ne hesaplarla hazırlanmış listelerden tanımadığımız kişilerin milletvekili seçilmesi için oy vermek istemiyor. Bu gidişle Bulgar devletini çökerten oligarşi hırsızlarını biz kendi oylarımızla iktidara ve politikaya taşımız oluyoruz ki, bu çok tehlikelidir. Satır döner sap döner ve oy kullanma hakkımızı, en yasal hakımız olsa bile kaybedebiliriz.

Bildiğimiz kişileri, öz temsilcilerimizi seçelim.

Bu seçimlerde de Türkiye Cumhuriyetinden gelecek olan oyların hangi seçim bölgesinden kimi parlamentoya götüreceği hala bilinmiyor. Biz bu oylarla seçilecek olan temsilcilerimizin Türk ve Müslüman etnik grubundan, aydın, halkımızın bildiği ve tanıdığı yüksek öğrenimli ve sosyal aktif kişiler olmasında ısrarlıyız. Adaylarımızın seçmenimizin göstereceği kadrolar olmasında kesin kararlıyız. HÖH-DPS partisinin bizim oylarımızla hiç tanımadığımız, görmediğimiz, adını işitmediğimiz ve bizim sorunlarımızı bilmeyen ve onlarla ilgilenmeye niyeti olmayan kişileri milletvekili yapmasını kabul edemeyiz. Bu çözüm bu defa bize dayatılamaz. Biz bu defa aday listelerimizi politik partilere kabul ettirmeliyiz.

Adaylarımızın başlıca ödevleri:

Soydaş seçmen,  karma bölgeler adıyla bilinen Türk ve Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı köy, kasaba ve şehirlerin sosyal ve ekonomik, sağlık ve eğitim sorunlarını yakından tanıyan ve bu alanlardaki sorunların çözülmesinde aktif rol oynayacak yüksek öğrenimli, uzman, nüfuslu genç kişiler olmasında ısrarlıdır. AB fonlarının karma bölgelere akması yollarını açmak uğruna çalışmalıdırlar. Bulgaristan Türk ve Pomaklarının üretim biçiminin yenilenmesi, daha verimli, daha uygun üretimler celbe dilmesi olanaklarını araştırmalıdır. Türkiye ile Bulgaristan arasında daha sıkı ve verimli işbirliği ve yardımlaşma projeleri geliştirme öncelikli vazifelerinden olmalıdır. Oyumuzu, parti listelerine alınmış,  işten anlamayan, hayat hedefleri bizimkilerle örtüşmeyen, tanımadığımız bilmediğimiz karanlık kişilere vermek istemiyoruz.

Derneklerimizin öncülüğüne güvenelim:

Soydaş problemlerini Bulgaristan’daki kardeşlerimizin sorunlarıyla bir bütün halinde BULTÜRK kültür ve hizmet derneği konularında işlenen ve geliştirilen güncel ve uzun vadeli konular seçim işlerinde, oy kullanmada, isabetli seçim yaparken dikkate alınmalıdır. Bize bizden başka yardım eden yoktur. 25 yıldan beri oylarımız boşa gitti. Reformcu Blok partisi liste başlarından aday gösterilmeleri için 100 bin, ikinci adaylık içinde 70 bin leva para istiyor. HÖH lideri A. Doğan bizim oylarımızı 25 yıldan beri sattı. Bu gidişe dur deyen, halkımızı bilinçli oy kullanmaya davet eden BULTÜRK derneğidir. Bizi düşünmeyenleri düşünmek zorunda değiliz. Saraylarda yaşayanların bizim sırtından yılda 3 milyon leva koruma parası ödemesine daha fazla tahammül edilemez.

BULTÜRK’ün Bulgar politikasına aktif katkıları:

Ortak çözüm yolu arayan, amaç tespitlerini sosyolojik araştırmalara dayandıran, hem Bulgar hükümetine hem de Türkiye’ye faydalı çözüm aramada öncü olan BULTÜRK kültür ve hizmet derneğinin özverili ve akılcı çaba ve önerileri aday gösterme, işbirliği yapılacak partiyi belirleme, öncelikli problem belirleme, hedef belirleme gibi işlerdeki deneyimleri ve öngörüsü dikkate almalıdır. BULTÜRK gibi sivil toplum örgütleri, 2013’de Sofya’da etkinliklerini yoğunlaştırarak ülke problemlerini kucaklayamayan BSP-HÖH-ATAKA ortaklığını iktidardan indirdiler. Bugün Bulgaristan’daki sosyal ve politik durum her zamankinden ağırdır. Politikayı hayat yolu yapanlar 5 Ekim 2014 seçimlerinin de ülkeyi içine düştüğü ve son kalelerini de çökmekten korumakta güçlük çeken ülkenin sorunlarını sıçramalı çözebileceğine inanmıyorlar. En emin sosyolojik ve politik analizler bu seçimleri hiçbir Bulgar partisinin kazanamayacağını, sosyalistler ve HÖH-DPS tarafından temsil edilen sol kanat içindeki çelişkilerin çok derinleştiğini ve artık birbirinin yüzüne bakamayacak duruma geldiklerini kanıtladı. BG stratejik araştırma merkezi yayınlarında bu tespit ve öngörüler her defasında zamanında sizlere iletilmiştir. Bulgaristan hakkında doğru karar vermek için, BULTÜRK yayınlarını mutlaka izleyiniz.

 

Geçiş Dönemi bir çöküş dönemi olarak sona ermek üzeredir.

Zamanını doldurmuş ve modern politika sahnesinden ve Bulgaristan politikasından hiçbir iz bırakmadan bir sis gibi kalkıp gitmeleri için çanların çalmasına karşın, ayak direyenlerle iş olmayacağını hayat gösterdi. 25 yılda 2 fabrika yapamayan politik parti ve güçlerden reform, dönüşüm, yenileşme ve ilerleme beklemek yalan olur. Halkın içinde bulunduğu sefillik çukurunun daha derini ve başka dibi yok. Köyler insansız, tarlalar sürülmeden, sürüler çobansız kaldı. Daha da kötüsü memleket insansız kalıyor.

 

Sağ kanattaki durum:

Avrupa Halk Partilerinin Bulgaristan’daki sağ kanat temsilciliğini yapan B. Borisov’un GERB partisi de bu seçimleri salt çoğunlukla kazanıp tek başına hükümet kuramayacaktır. 240 milletvekilli mecliste tek başına hükümet kurmak için 121 oy gerek. GERB partisinde bu kadar yüksek sıçrayabilecek potansiyel yoktur. Ona yamak olarak, birçok küçük ve yerel partinin birleşmesinden oluşan Fransa sağ kanat örneği dikkate alınarak düşünülen Bulgar Reformcu Blok – ortaklığı ile sağdaki ana güç olan GERB arasından kara kedi geçti. 5 küçük partiden oluşan Reformcu Blok, GERB tarafından yutulmaktan korkuyor.

 

 

Milliyetçi Cephe heveslileri:

Seçime bir ay kala ortada milliyetçilik kanı keskin bir cephenin sesi duyulmaya başladı. Türk düşmanı “Skat” TV sahibi tarafından yönetilen, Barekov’un “Sansürsüz Bulgaristan” ve Makedon milliyetçilerinin (VBRO) partisi voyvodalarını bir araya toplayan bu cephenin iki ana politik ilkesi var: 1) Türklerin Partisi olan HÖH –DPS yi iktidardan uzaklaştırmak. 2) Türkiye Cumhuriyetini Avrupa Birliği’ne girmesi yollarını kesmek. Bulgar devleti çökmüş, ama içindeki milliyetçi benciller, “ben olmazsam o da olmasın” inadından kurtulamıyorlar.

 

Bu bocalama Büyük Millet Meclisi ile noktalanabilir.

Bulgaristan’da 5 Ekim 2014 seçimleri’nin ülkede herhangi bir değişikliğe neden olacağına inanalar bir elin parmakları kadar azdır. Herkes daha şimdiden, Şubat 2015’te yeni genel seçim olur mu hesaplarına dalmış. Bazıları ise, işler birkaç seçimde daha tosların da BÜYÜK MİLLET MECLİSİ seçimi yapalım ve ANAYASAYI değiştirelim hayalini gerçekleştirme kurgularına dalmıştır.

 

Soydan vekilleri göreve çağırılıyor:

Biz Bulgaristan Türkleri, Müslümanlar, soydaşlarımız ve dış ülkelerde çalışan işçilerimiz için bu seçimler de çok önemlidir. Bu genel seçimde biz soydaş dernekleri 10 milletvekili üzerinde anlaşıp oylarımızı veriyoruz ama bizim oylarımızla işte bu listedeki vekillerimiz meclise girip bizi temsil edecekler derken çok ısrarlı olmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek biz ilk kez olmak üzere, Bulgar parlamentosunda ilk kez bir SOYDAŞ MİLLETVEKİLİ GRUBU oluşma imkânı belirecektir. Bu grup politik duruma göre hareket edecek ve hak ve özgürlüklerimizi savunmada ısrarlı olacaktır. Bu grup üyeleri Bulgaristan Türk ve Müslümanları arasında da çok aktif ve etkin rol oynayabilirler.

 

Türkiye politikasının etkileri:

            28 Ağustos günü R. Tayyib Erdoğan’ın T.C. Başkanı görevine başlaması ve Dış işleri Bakanı Ahmet Dağutoğulu’nun da Ak Parti Başkanı ve T.C. Başbakanı seçilmesi ve TENİ BİR TÜRKLİYE YARATMA MÜCADELESİNİN FİİLEN BAŞLAMASI Bulgaristan’ı da alabildiğine etkiledi. Soydaşlarımız ve Bulgaristanlı Türk ve Müslümanları Türkiye örneğinde toplumu değiştirme, uzlaşma, anlaşma, iş ekmek ve güven yolunun seçimden geçtiğini artık iyi öğrendi.  İnsanlarımız demokraside seçimin önemine inandı. Soydaşlar arasındaki aktiflik ve katılım azmi buradan güç aldı. Türkiye’nin olumlu örneklerini, birikimlerini Bulgaristan2a taşıyacak gücün kendileri olduğuna da inandılar. Bununla beraber, yeni Başbakan A. Davutoğulu Kurultay konuşmasında Rodopları anmakla, insanlarımıza selam göndermekle hepimizi yüreklendirdi ve arkamızda büyük Türkiye olduğu inancımıza güç kattı. Bu bakıma, Türkiye’yi istemeyen, Türkiye’yi görmezlikten gelen ve hiçe sayan HÖH lider ekibi, Türk milletinin ortak büyük atılımından kendini bir daha dışlamış oldu. Bu durumda, bizim 10 kişilik bir soydaşların seçilmiş temsilcilerinden oluşan milletvekili ekibi olarak, HÖH-DPS bağlılığımız kalktı, uygun bulduğumuz partinin içinde çalışmalarımızı sürdürebiliriz. Zaten kimseden bir beklediğimiz de yok.           

 

Son Sözler:

5 Ekim 2014 Kurban Bayramına rastladı. Hayırlara vesile olsun. Oyunuzu Türkiye’de yada Bulgaristan’da kullanırken, dereye çöp atar gibi atmayın lütfen, dernek başkanlarının, seçim komisyonlarının öğütlerine, tavsiyelerine kulak veriniz. Biz bu işlere birlikte başladık ve birlikte olmaya devam edelim. Mücadele ortaktı, seçim hepimizindir.

Başarı temennilerimle.

Share

Gözle Görülmez, Elle Tutulmaz!

Seyhan ÖZGÜR

Vatanımız Bulgaristan’da anadilimiz Türkçemizle özgür düşünce düzeyinin vardığı noktayı (yeri)  kimseye anlatamıyorum. Yıllardan beri aynı yerde duruyoruz. Dipsiz çukurda gibi…

Gözle görülür, elle tutulmaz!” – nedir o?

Duman!” ya da “Sis!” Bilebildik diye yerimizde sıçrardık.

Karbüratörü boğulmuş bir araba olsaydık, aksırır öksürür yerimizde sıçrar, hayat ışığı arardık…

Türkçemiz, sis ve çukurdaki araba arasında fark yok.

Birisi boşa sıçrıyor. Öteki yerinde sayıyor.

Totaliter dönemde  (1956–1989) Bulgaristan Türklerinin başına neler, neler geldi?

Bu bir soru değil, durum tespitidir. Soru olsa herkes kendine göre yanıtlar, ortak noktalar hemen göze çarpardı.

Yetmişli yıllarda Türkçe basına yasaklar kondu. Bir süre sonra da Türkçe konuşma kanun dışı ilan edildi. Bir süre daha sonra Türkçe konuşanlara ceza kesildi. Bir toplumun başlıca sözlü ve yazılı iletişim aracı dildir. Bir edebiyatın, bir kültürün, sanatın başlıca aracı dildir. Hayat dille dile gelir. Dilimiz gelişmeden bunlardan hiç biri gelişemez. Kendi arabamızda değil, belediye otobüsünde yolculuk ederiz. Dil öldüğünde yaşam göz yumar. Halkı körelir, yok olur. Bu dünyadan dillerini kaybettikleri için yok olan haklar çoktur. Her halk kendi öz diliyle yaşar. Bir dil başka dillerin var olmasına engel olmaz. Hindistan’da 656 dil var.

Basın yayın açısından 1877 – 78’den beri Bulgaristan Türklüğünün durumu hiçbir zaman bu kadar dibe vermemişti. Halen ele alacak bir gazete ve dergimiz, kapısı açık bir  Türk Kültür Merkezimiz yok.

Biz Türkçemizin köklerinin kaç bin yıl gerilere dayandığını bilmekte zorlansak da 27 asırlık edebiyatımız var. Bundan bin yıl önce bu topraklara kendi dilimizle ve kültürümüzle geldik. Bunu dedelerimizin dedelerine ve atalarımızın atalarına borçluyuz. Ve bugün Türkçemizin yaprakları solgundur ama can damarları çok derinlerdedir ve her an yeniden fışkırabilir.

1950’lerde köyde her haneden bir yumurta toplanır, Kırcaali’de satıp bir Türkçe gazete alalım diye köy gençleri nöbet tutardı. Gazete cani odasında Nüvvab’lı hoca tarafından sesle okunur ve haberler ek bilgilerle yorumlanırdı.  Biz bugün bu durumdan da kötüyüz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni seçilen Başkanı Recep Tayyib Erdoğan’ın geliştirdiği  “barış süreci” ülkede yaşayan tüm etniklerin, dil ve dinlerin, kültürel özelliklerin yaşama hakkına saygı ve teşvik verdi. Güney Doğu’da Kürt Enstitüsü açan Türkiye, Rom Kültür ve Dil Yüksek Araştırma Merkezleri etkinlikleri başlattı. Dünyanın en büyük kozmopolit kenti İstanbul yöre kültür geceleriyle yaşarken, hemşeri konağı düğün salonları dolup boşalırken, “Biz halk kültürü düzeyini aştık” edası savuranlar klasik sanat dallarında gönül coşturuyor. Piyanolar her gece kaval, flüt, bağlama, yaylı tambura, davul, zurnalı türkü ve şarkımıza renk katıyor. Ressam bayan sergileri göz kamaştırıyor, hayaller uyandırıyor.

Biz, Bulgaristanlılar eskiden olduğu gibi şimdi de sanat dallarında nazlılardan nazlıyız.  “Davulcuya kız verilmez!” “Zurnacı yuva kurmaz!” “Resim işi kız işi mi? gibi saplantılarımızdan bir türlü kopamadık. İnce işleri hep başkalarına iteledik. “Bizim şarkımız içimizdedir. Derin dünyamız gönlümüzdür! Bu deyimler bizimdir. Kına düğün gecelerinde bir kol belde, öteki omuz düzeyinde oynarız. Ne birine dokunur, ne el kaldırırız. Coşkumuzu yüksek sesle ifade ederken yere bakarız, biz basarken hep köklerimize basarız. Rumeli TV’ye gözüm kaydığı oluyor. Son dönem sanatçıların alt çeneleri dik, ünikleri fırlamış, sağ ellerinde sopa gibi mikrofon dimdik gökte….içten içe bu bizden değil, diyorum. Biz düşmanı el kaldırmadan yenen soylardan olduğumuzdan sesiz konuşur, söyleneni anlar, anladığımızı unutmayız.

Bu işlerde bizdeki faşizm ve demokrasi dönemlerinde değişen hiçbir şey olmadı.  Aslında değişiklik olsun diye bir şey yapmadık. Hayatın sunduğu yenilikleri uygun bulduğumuzda özümsedik, uymayanları ret ettik.

Liderlikten geçinen Ahmetlerin Lütfülerin halkın nabzına şerbet verdiğini göremedim. Ezilenlerin ve üsttekilerin yaşamı birbirinden koptu. Sürünenin halinden anlayan yok. Ana dilimize, halk kültürümüze, sanatımıza, yazılı ve sözlü edebiyatımıza, özgün kültürümüze karşı umursamaz, ilgisiz, vurdumduymaz tavırları sürüyor. Çeyrek asır bir şey değişmedi. Süreç kötüye gidiyor. Liderler özel seçilmiş, onlar anneler günü, babalar günü olmayan, Kurban ve Şeker Bayramı kutlamayan, ezan dinlemeyen, mevlit okutmayan, saza gitmeyen, konser dinlemeye vakit bulamayan, baleyi baldır bayram sanan, Noel Bayramı ile Yılbaşı kutlamaları arasında gönül eğleyen tipler olarak, kopyalanmış ve kavanozda korunan numunelerden seçmelerimizdir. Bir kişinin hafıza ambarında, duygu dünyasında kültüre, sanata susamışlık yoksa o kişi özürlü kopyadır. Bir kişinin beden hareketlerinde, coştukça parlayan ya da solup sönen bakışlarında kültür özü yoksa tohum örneği alamazsın. Bir yaprak, iki yaprak, bir başak iki başak vermesini bekleyemezsin, çünkü klonlu tipler doğrudan saplı, yapraklı ve başaklı doğuyor. Öyle ki, Ahmetler Lütfüler gibi bizim topluma bir yerlerden düşseler bile dibini kazıp sulayamazsın, kültür ve sanat eserleriyle eğitemezsin, çünkü kopyanın hafızasında kültür ve sanat zekâsı yoktur. Onun için konservatuarda bir Türk veya Müslüman öğrenci yok. Kültürel özürlüler kültürün gelişmesinden rahatsız olur. Kültür onlar için gereksizdir. Müspette insanın hayatı karanlıkta başlar ve karanlıkta geçer.  Kültürel karanlıkta geçen hayat yaşarlar. Etraf karanlık kafalar bulanıktır. Karanlıkta hiçbir şey gözle görülmez, gözle görülemeyen elle de tutulamaz! Karanlık bekleme yeridir. Beklenen şafaktır, umut edilen mutlaka gelecektir.

Ahmet ikide bir, şopar damarı tuttuğunda Apazı ya da Slivneli Dukiyi davet eder, biraz doğaçlama dinlerdi. Şimdi o da bitti. Vidin’de bir dansöz, Burgaz’da bir orkestra, şair istemez, yazar istemez, tiyatro oyunu istemez, filarmoni istemez, Türk kültürü istemez… çok sevdiği yalnız bir şey kaldı, Omar Arap Bankalarından dolarlar sayan makine orkestrasının ritmik sesi. Makineler saray karanlığında gece çalışıyor.

Bizi etnik kültür karanlığında tutuyorlar. Karanlıkta tutmalarının nedenini biliyor musunuz? Gece karanlığında devlet düzeni güçleri genelde uykudadır. Bürokrasi, gardiyanlar, polisler, okullar, kısacası hayatımızı düzenleyen güçler uykudadır. Askerler erken yatağa girer. Baskı ve terör elemanlarının uyku satı bellidir. Yatılı okullar, cezaevleri, toplama kampları, hastaneler …. Kişinin istediği saatte yatma hak ve özgürlüğü yatmamızı ve uyumamızı ister. Çiftler aynı saate yatağa girer. Avrupalı kent sakinleri feodal toplumda mumlarını aynı saatte söndürmek zorundaydı. Düzen ve baskı güçleri her zaman belirli bir uyku saatini zorunlu kılar. Bu belirli saatin erken bir saat olması ve uzadıkça uzaması yine uyuyan insanın düşünmediği gerçeğinden kaynaklanır.

Tüm kültürler bize karanlığın kötü güçlerle ilişkili olduğunu öğretir. Türk kültürü için olduğu kadar, Bulgar kültürü için geçerlidir. Masallarda gece karanlığından, gece yaşayanlardan korkmamız gerektiği anlatılmadı mı? Oysa hayatımız uyuklarken ya da uykuda geçtikçe gündüz hayatımız kısalır ve anlamsızlaşır. Ne var ki, gece ve gündüz hayatını yaşayan kişiler hep aynı kişilerdir. Yani biziz.

Kültürel bakıma uyumamıza özen gösterilen bir halk topluluğu olduğumuzdan, bize korkuyla bakmaya başladılar. Çünkü geceler gebedir, sosyal egemenlik kuralları ancak gece bozulur. Bir de gece düş görme zamanıdır. Emeller gözle görülmez, elle tutulmaz ortamlarda mayalanır ve gün doğarken gerçek olur!

Share