1

İsmi yüzünden Başkan yardımcısını d...

Btv’ye konuk olan Savunma Bakanı Nikolay Nençev “Sadece ismi yüzünden Sayın İsmailov’un adaylığını çekmeyeceğim. Onu ben teklif ettim” dedi. Orhan ...

1 sayfa

Bulgaristan’daEtnik Temizliği...

Balkanlar’da Adalet, Haklar, Kültür  ve Dayanışma Derneği (BAHAD) Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet  Derneği, İstanbul Üniversitesi, Bulgaristan...

1

Bulgaristan’da Etnik Temizliğin ve ...

BAHAD Başkanı Şükrü Süleyman BAF ile BULTÜRK'ün, İstanbul’da düzenleyeceği Bulgaristan’da Etnik Temizliğin ve Kültüren Soykırımın 30. Yılı forumuna...

1

G-20 Zirvesi

Bu yıl Avustralya’nın Brisbane kentinde bulunan Brisbane Kongre ve Sergi Merkezi’nde düzenlenen G20 liderler zirvesinde, “ Dünyaiki kutuplu düzene ger...

Yaşam

deniz dalga

Yedi il için turuncu alarm ilan edildi

Çevre ve Sular Bakanlığı, sağanak yağışlı havadan dolayı yedi ilde geçerli olmak üzere turuncu alarm ilan etti. Ulusal Hidroloji ve Meteorol...

Kültür-Sanat

18-balkan-ve-turk-orduları

Türk Kadın Girişimciye Balkanlar’dan İnovasyon Ödülü

Hava ambulansı alanında faaliyet gösteren kadın girişimci Nuray Karalar, "Balkan Koali...

Eğitim

250317_738537612868686_810980752719131138_n

Bulgaristan’da Türkçe yayına şantaj

Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan'da, devlet televizyonu BNT1'deki sembolik anlamı olan 10 dakikalık Türkçe haber bülteninin kaldırılması tal...

Ekonomi

thy

Bulgaristan’da eğitim gören öğrenciler için THY’nin indirimli bilet

THY, Sofya-İstanbul gidiş dönüş bilet ücretinde öğrencilere 217 Avrodan 122 Avroya indirime gitti. İndirimli tarife deneme amacıyla bu aşama...

Sağlık-Spor

1

Bulgaristan’da ilk Galatasaray taraftar kulübü kuruluyor

Galatasaray'ın Sofya'da taraftar kulübü kuruluyor.Bulgaristanlı taraftarlar, başkent Sofya'nın Studentski Grad semtinde kulüb merkezi kirala...

Gel Yanıma, Gir Koynuma!

Nafiye YILMAZ

 

Sofya’da 80–81 ortaokuldayız. Okul inliyor. Öğrencilerin hepsinin ağzında:

Gel yanıma, Gir koynuma!”  Birkaç yıl önce Tarkan’ın “Şıkıdım, şıkıdım’ı” da Sofya’da aydı etkiyi yapmıştı. Ulusal Kültür Sarayı’nda 5 bin kişiyi ayağa kaldıran ünlü sanatçı seyircilerinde heyecan doruğu yaratıp hepsini “şıkıdım şıkıdımla” uğurlarken başkent bütün gece şıkıdımlamıştı. Ardından radyolar da istek olarak çalmaya alıştı. Bir dinleyen bir daha dinliyor ve Türkçeyi bilenlerden “şu şıkıdım şıkıdımın” ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorlardı.

 

Bu defaki olay zaman ayarlaması olarak biraz farklı…  “Gel yanıma, Gir koynuma!” aslında 7. sınıf edebiyat kitabının Balkan Ülkeleri Folkloru bölümünde, Türk halk yaratıcılığından bir örnek olarak 7 yıldan beri 45. sayfada hem orijinal dilinde hem de Bulgarca çeviri olarak duruyor. Ama şimdiye kadar kimse bu türküyü okulun iç hoparlör sisteminde çalıp öğrencileri  ayağı kaldırıp köçek oynatmamıştı. Diğer sınıflardan öğrenciler bu türküyü Türkçe söylendiği için bir “çalga” parça sanmış ve hemen takıldılar. Sözleri kitaplarında olduğundan ezberlemek kolay olurken, çevirideki anlam da gönüllerini okşamıştı. Elektronik haberleşmeye düşen Türkçe parça medya ortamına hakim olunca son günlerde burunları çok kızarmış olan anti-Türk aşırı milliyetçi çevrenin kafatası iyice attı. Olay medya ortamına yerleşince milliyetçiler TV’den kitabın toplatılmasını, Balkan folkloru bölümünden Türkçe türkü sözlerinin çıkartılmasını istediler. Zaten Makedonlarla kavgalıklı, Sırplarla mır mırlı, Bosnalılarla küs, Karadağlılarla uzak olduklarından, ikinci örnek olarak da bir Yahudi şarkısı basılmıştı. Bundan böyle Balkan Folkloru olmayabilir. Zaten ne me lazım!….

 

Bu hafta Sofya’ya Goranb Bregoviç geliyor. Onunla repertuar konusunda tam mutabık kalınmış: Nefesli çalgılarla düğün ve cenaze merasimi eserleri çalacak. Öyle nihavent makamı, “çalgavari” melodiler falan ve milleti coşturmak yok. İsteyen dinlesin istemeyen dinlemesin. Olay bu…

 

Gelişmeler bu mihver dolayında dönüp dururken, aksini düşünmek de olası kuşkusuz, çünkü iki haftasını dolduran Sofya hükümeti, ilk arızayı yaptı. Başbakan Boyko Borisov birinci vitesten ikinciye geçmek üzereyken el frenini çekmek zorunda kaldı. Otomobilden indi ve ön kapağı açtı. Arızanın boyutunu görünce, bir hafta zaman istedi. Hemen aracı servise çekti. Araç dediğim kabine. Bu benzetmenin politik anlatımı şöyledir, Halkın Şeref ve Hürriyet Partisi’nin adayı olarak bağımsız milletvekili adayı, bilinen askeri hukukçu Orhan İsmailov’un BG Savunma Bakanı Yardımcılığına atanmasına (PF) kısaltılmış adıyla bilinen ve hükümeti kabine dışından program bazından destekleyen aşırı milliyetçi akım “Olmaz! İtiraz ediyoruz! Adı Türk adıdır!  Savunma Bakan Yardımcısı olamaz! dedi.

Bu olayın tıp dilindeki tanımı: “Çocuk kalp yetersizliği ile doğdu.” Evet, bizim hükümetin kalbinden zoru var. Olay vahimdir…

 

Bilim doktoru Orhan İsmailov, Tırgovişte ilinden olup, önce Tırgovişte şehrinde Mekanik Teknik Okulu, sonra da Veliko Tırnovo şehrinde Yüksek Askeri Akademi bitirdi. Bir hukukçu olarak mezun oldu. Yüksek yetkinlik ve doktora tezi savundu. Bulgar devletinin en güvenilir kişileri atadığı bölümlerde yıllarca çalıştı, denendi, denetlendi. Hak ve Özgürlükler Partisi’nde kendine yer bulamamış, partiden atılmıştır. 5 Ekim 2014 seçimlerinde Korman İsmailov’un yönettiği Halkın Şeref ve Hürriyet Partisi tarafından Tırgovişte milletvekili adayı gösterilmişti.

 

Aday olduğu bölgede HÖH-DPS oylarından büyük kısmını aldığı için kendisine karşı “kin beslense” de, mecliste parti onun Savunma Bakanı Yardımcılığına atanmasını destekledi. Fakat, “PF” milliyetçilerinin ya Orhan ya bir 23 kişi hükümete olan desteğimizi geri çekiyoruz, deyince, akan sular durdu. B. Borisov arabanın arızasının motorda olduğunun farkına vardı ve aracı servise çekti. Bugün )21. Kasım 2014) yapılan görüşmelerde mutabakat sağlanamadı. (PF) inat keçi gibi yerinde duruyor, ne ileri ne geri. 1944’ten beri iktidar olamayan bu faşizan akım şimdi iktidar kokusu aldı ve “dediğim dedik” diye dayatıyor.

 

Şu anda Başbakan B. Borisov’un milliyetçileri elinin tersiyle itelemesi de söz konusu değildir, çünkü 23 milletvekili eksildiğinde, parlamentodaki 121 çoğunluk bozuluyor ve hükümetin düşmesi gündem olabilir. Durumun görünümü ise hiç de yüz güldürücü değil. Kabine dengesi olağanüstü gevrek, ülke ağır bir ekonomik ve mali bunalım içindedir. Şu an 13.5 milyar leva (6.5 milyar Euro) dış borç aranıyor. AB programları gerçekleştirilemediğinden ülke sürekli kan kaybediyor. Gerçekleştirilmesi çok acil olan sosyal ve ekonomik reformlarsa ertelendikçe erteleniyor.

 

Bu işin öz suyunda şöyle bir şey de var. Yine geçen hafta Ukraynalı ağır sıklet boks şampiyonu Kliçko, Bulgar rakibi Pulev ile Hamburg’ da karşılaştı. Kliçko, birinci raundun başında ilk yumruğumla yere sereceğim ve kalkamayacak! İddiasında bulunmuş. Birinci yumrukta değil de 5. raunda 6. yumrukla dediğini yaptı. Şimdi bizim Başbakan da siyah kemerli ve sırtı yere gelmesini istemeyen hırslı biri. Şu milliyetçilerin gevezeliğine nasıl bir tepki gösterecek heyecan uyandırdı. Halkın dilinde dolaşan “Gerilediği gün, bittiği gündür!”

Bir Türk bütün dünyaya bedeldir deyenler belki bu sözleri bu gün için söylemişlerdir.

 

Bu yüzden, “Gel yanıma, Gir koynuma!” plağının çevrilmeye başlamasında amaç özeldi. Hedef anti-Türk histeride hiç beklemedikleri bir şekilde tamamen tosladıkları Orhan İsmailov gündemini değiştirmekti. Bir yüksek öğrenimli ve sabıkası olmayan, defalarca denetlenmişti. Görevini başarıyla yerine getirebilecek niteliklere sahip bir uzmandı. Hiçbir kusuru bulunamamıştı. 35 yaşında, eşi Türk, iki çocuk babası genci “etnik mensubiyetinden, dininden, adından ve soy isminden dolayı” bakan yardımcılından alınmasını istemek yürürlükte olan Bulgar yasalarına baştanbaşa aykırıdır. Bulgaristan’ın Avrupa Birliği üyeliğini askıya alacak düzeyde bir yanılgı olduğu gibi, Bulgar devletinin Anayasa ve yasalarını ve mecliste onaylanan tüm uluslar arası yasa yükümlerini sorgulayacak durumdadır. Ülkenin insan haklarına dayanan demokratik çabalarının hepsini suya düşürecek ve askıya alacak özelliklerle yüklüdür. Orhan İsmailov’ın Bakan Yardımcılığından alınması, Bulgaristan’da insan haklarını, etnik hakları, din haklarını, demokratik özgürlükleri ve eşitlik anlayışını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine hemen taşıyabilir.

 

  1. Borisov hükümeti “PF” milliyetçilerinin etkisi altında kalarak daha ilk adımını atarken 10 dakikalık Türkçe TV haber bültenini kapatmayı gündeme getirdi. Cumhurbaşkanından ve Hak ve Özgürlükler Partisinden, Reformcu Blok Grubundan ve demokratik kamuoyundan sert tepki aldı.

 

Seçim kampanyasında Türk ve Müslüman seçmenle konuşurken 10 Türk ve Müslüman Bakan Yardımcısı atamaya söz veren B. Borisov’un Orhan İsmailov atamasında geri adım atacak duruma gelmesi, bir yandan GERB partisinin aşırı milliyetçilere borçlu olduğunu kanıtlayacağı gibi, öte yandan hükümetin yıkılmasına neden olabilir. Olayı aynı zamanda GERB partisinin de sonu olabilir. Unutmayalım GERB partisine desteğin % 9’u Müslümanlardan geldi. T.C.deki soydaşlar arasından da GERB’e oy verenler oldu.

 

Şöyle ki, ikinci defa hükümet kuran bir ulusal partinin daha ilk adımlarında sek telemesi; İkinci adımı ise geri atacak duruma gelmesi, (şu anda bekletiyor); Bir yıllık ömrünü henüz dolduran aslında faşizan özlü olduğundan dolayı Anayasa dışı olan Türk ve İslam düşmanı, “öteki” düşmanı (ksenefob) derme çatma bir gruplaşma olan bu parti karşısında pes edecek duruma düşmek fazlasıyla manidardır. Üstüne üstelik Avrupa Halk Partisi Başkanı Dol, (PF) milliyetçilerinin iktidar ortaklığından uzak tutulmaları ikazında bulunmuştu. İki, Avrupa Birliği Konseyi de “milliyetçilerin kabineden uzak tutulması” uyarısında bulunmuştu.

 

GERB partisini bitirecek nitelikteki bu gelişmeler ve demokratikleşmeyi baltalamayı, toplumu parçalamayı, “üstün ırk” fikirlerini uygulamayı hedefleyen bu olaylar Bulgaristan’da bugünümüze olduğu gibi yarınlarımıza da gölge düşürebilir. Bu defa son söz Başbakan Borisov’tadır. Kamuoyu gelişme sonuçlarını sabırsızlıkla bekliyor. Hükümet ortağı ve Orhan İsmailov’un Bakan Yardımcılığını tamamen destekleyen Reformcu Blok Koalisyonu’nda sözü sayılan milletvekili Radan Kınev, “işe memorandumla başladık, bu iş artık böyle gider, alışmak zorundayız,” dedi.

   

 

Saldırı ateşine devamlı benzin dökenler hükümet programı maddelerini öne sürüyor.  “Tamamen haksız olsalar da” göz yumup ağız açıp içlerindeki zehri kusmaya devam ediyorlar. Anti-Türk olaylar birbirini izliyor.

Yukarıda dediğimiz gibi, şimdi ansızın plak değişti, Cuma (21.11.2014) sabahı Orhan İsmailov’un adı sanki unutuldu. Yeni bir plak daha çalmaya başladı. Bu defa anti-Türk kükreme Sumen’de hortladı.

 

Bizde çekememezlik, kıskançlık, egoizm, kin ve nefret tonlarla!

Hele şu Kaolinovo doğumlu artık çok meşhur genç piyanistler Hasan ile İbrahim’in Malta’da geçen hafta yapılan uluslar arası çocuk müzik festivali  “Evrovizyon”da Tüm Avrupa’yı ayağa kaldırıp ikincilik kazanmaları okudukları Sumen şehrinde milleti birbirine kattı. “Sava Dobroplodni” müzik sanat okulunda öğrenci olan bizim şanlı ikizler ve onlar kadar başarılı olan yine ikiz kız kardeşleri hiçbir sebep gösterilmeden okuldan atıldılar. Müzik okulu piyano odasını kilitledi. Okulda müzik çalınmasına yasak geldi. Öğretmenler iki kampa ayrıldı. Kıskanç milliyetçi ve ulusal konuda dengesiz davranan öğrenciler Hasan ile İbrahim’e karşı cephe oluşturdu.  Öğretmenlerin arasındaki kıskançlık kıvılcımları büyün okulu felç etti.

 

Öte yandan ikiz piyanistlerin uluslar arası başarıyla kıvanç duyan Sumen Belediyesi ve Kaymakamlığı Hasan ile İbrahim’i takdir etti. Onları “ŞUMEN ALTIN YILDIZI” ile ödüllendirdi. Şehrin en yüksek ödülü olan “ONUR SAKİNİ” ödülü onlara henüz olgunluk yaşında olmadıklarından dolayı verilemedi. Bu şehirde ve bölge kasaba ve köylerinde yaşayan Türkler ve Müslümanlar Hasan ile İbrahim’i büyük bir sevinçler bağrına bastı. Halk coşku içinde! Mevlit okunuyor, onlar için dualar ediliyor, herkes seviniyor.

 

Olaya el atan yerli ve ulusal gazeteler ülkede katmerleşmeye başlayan kin ve nefretin ancak Krisiya, Hasan ve İbrahim örneği etkinlik ve büyük başarılarla aşılabileceğine, başarıların milliyetçilik zehrine panzehir olacağını yazıyorlar. Bulgaristan tarihinde yeni kuşan Türk ve Bulgar çocukların ortak çabalarıyla elde edilen Evrovizyon ikinciliği, toplumu parçalayacağına, egoizmlerini yenemeyenleri harekete geçireceğine,  birçok yeni çok daha büyük başarılara basamak olmalı ve kapısı açmalıdır. Biz Krisiya, Hasan ve İbrahim üçlüsünü kutluyoruz ve çağdaş Bulgaristan gençliğine umut yıldızı olmasını diliyoruz.

Share

Amerika’yı Yeniden Keşfetmeye Gerek Var Mı?

Alptekin CEVHERLİ

++++++++++++

(Sayın Cumhurbaşkanı’nın Amerika kıtasını 12’nci yüzyılda Müslümanlar keşfetmişti demesi ardından, bazı cahiller ve aşağılık kompleksinde olan zevat, ‘mal bulmuş yağmacı gibi’ bu sözün üzerine atlayıp akıllarınca Cumhurbaşkanıyla alay etmeye kalktılar. Bu arada ne yazık ki, kendi entelektüel birikim seviyelerini gözler önüne serdiler. Bir insanı sevmeyebilirsiniz. Ama her sözüne karşı çıkmak ve “yanlış” demek bağnazlıktır. Bundan yaklaşık 5 yıl önce yayınlanmış olan; “Amerika kıtasını kim keşfetti?” yazımızı gündem olmasına ve önemine binaen özetleyerek sizlerle yeniden paylaşıyoruz. Sürekli okurlarımızın bu tekrar nedeniyle affına sığınırım. A.C.)

* * *

Genel olarak sonucundan emin olmadığınız ancak test ederek ikna olacağınız bir konu gündeme geldiğinde çoğunlukla aklı evvelin biri çıkar ve “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” diye buyurur. Ve sizin o konuda araştırma yapmanıza kalbinizin mutmain olmasına böylece engel olunur.

Bunu hepimiz hayatımız boyunca defalarca yaşamışızdır.

Ama bugün, bu saçma ön yargıyı ortadan kaldırıyoruz!

+++++++++

OSMANLI UYUYOR MUYDU?

Şimdi bir devlet düşünün…

Dört kıtada at koşturan (Asya, Avrupa, Afrika ve Avustralya –Açe Sultanlığı vs.-), donanması dünyanın en güçlü deniz filosu olan (Akdeniz, Karadeniz, Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusu egemenliğinde), parası altından, ordusu yenilmez, istihbaratı süper, inancı sağlam, sözü dinlenen (hatta adamların kendi aralarındaki danslarını bile ahlâka mugayir diye yasaklatabilen), teknolojide ileri bir devlet…

Osmanlı İmparatorluğu!

Bütün bu imkânlara sahipken, Avrupa’nın küçük sayılan yeni bir devleti (İspanya) dünyanın başka bir köşesinde yeni bir kıta keşfeder ve koca kıtayı sömürgesi haline getirir.

Ve bu bizim süper ötesi güç, sadece seyreder…

(Düşünün Ay’da Türkiye bir üs kuracak ve ABD’nin bundan haberi olmayacak; mümkün mü?)

Sizce ne kadar mantıklı?

Yoksa bize tarih diye başka şeyler mi yutturuyorlar?

Kendimizi, geçmişimizi anlatmayıp; zihnimize, kendi tasarladıkları geleceğe göre şekil mi veriyorlar?

Uzun lafın kısası; onlar Amerika’yı bir daha, bir daha keşfederken, bize şartlandırdıkları tabulara bağlı kalmamızı ve bir lokma bir hırkayla uyumamızı mı öğütlüyorlar?

Her dediklerine kayıtsız şartsız inanmamızı mı ve ‘he’ dememizi mi istiyorlar?

Şimdi hep beraber, şimdiye kadar bütün bildikleriniz sarsacak, tarih diye yutturulan afyonu çıkartacak, geçmişin en büyük dinsel soykırımının yaşandığı gerçeklere uzanıyoruz…

* * *

Amerika Kıtası 1492’de Avrupalılarca keşfedildikten sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, buradaki yerli halkları ortadan kaldırarak toprak sahibi oldular.

Peki, madem orada insanlar yaşıyordu, bu bir keşif sayılır mı?

Keşif olması için, insanlar tarafından ilk kez bulunması gerekmez mi?

Bu soruyu aklınızın bir köşesine yazın…

+++++++++++

MEÇHUL TOPRAKLAR

27 Kasım 2007’de Profesör Barry Fell’in yayınlanan “İslâm Amerika’da her yerde” adlı makalesinde bakın neler anlatılıyor…

“İslam Amerika’da her yerdedir. Biz, sadece bakmak zorundayız. Ülke üzerinde müthiş etkisi vardır” diyor. Ardından da Kızılderili dillerinden geçen ve bugün de aynen kullanılan eski yerleşim birimlerinin adlarından örnekleri sıralıyor. Meselâ Tallah-Hasse (Tallahassee), Allah-Bumya (Alabama), Halife –Caliph- Haronia (California), Islamorda Florida isimlerinin aslında Arapça kökenli etimolojik temellere dayanarak oluştuğunu öne sürüyor.

Hatta Kristof Kolomb’un gemisinde kullandığı haritaların El İdrisi’ye ve El Mesudiye’ye ait olduğunu hatırlatıyor. Hatta El Mesudî’nin 950’lere ait haritasında aşağıda gördüğünüz gibi Amerika kıtası çizili olup ‘El Meçhul’ diye bahsedildiğini ispatlıyor.

(El Mesudi: Ebu el-Hasan Ali bin el-Hüseyn bin Ali el-Mesûdî; kısaca El Mesudi olarak bilinen Bağdatlı bir Türk olan bu coğrafya ve metalürji uzmanı 896 ile 956 yılları arasında yaşamıştır.

El İdrisi: El-İdrisi el-Kurtubi el-Hasani el-Sebti; Kısaca El İdrisi olarak bilinen Endülüslü Hazar Türkleri’nden bu coğrafya bilgini 1099 ile 1165 yılları arasında yaşamıştır.)

++++++++++

ÇAĞATAY HANLIĞI’NIN DONANMASI

Malezya kaynakları ise bize daha da ilginç bir bilgi sunuyor.

Bugünkü Çin’den (Yani o dönemin Çağatay Türk-Moğol Hanlığı’ndan) gelen Avar Türklerinden Bayan Kağan’ın akrabası Müslüman Amiral Zengi Hacı Mahmud, binlerce kişi alabilen büyük gemilerle okyanus ötesi ticaretle uğraşmakta Malezya, Singapur, Filipinler ve Endonezya, Havai gibi ülkelere hem İslâm’ı öğretmekte hem de karşılıklı ticari ilişkileri geliştirmektedir. Amiral Mahmut aynı zamanda Afrika, Arabistan ve Hindistan’a da gitmiştir.

Aşağıdaki fotoğrafta Dubai’de gösterilen Kristof Kolomb’un 1492 yılındaki minik Santa Maria adlı gemisiyle, Zengi Hacı Mahmud’un 1420 yılındaki gemilerinin eşit oranda küçültülmüş maketi görülmektedir. Mahmud’un gemilerinin bu devasa boyutuna Hem İbn-i Batuta hem de Marko Polo seyahatnamelerinde de ayrı ayrı değinilmiştir.

Şimdi ise bu fotoğrafa bakarak, hangisinin Amerika kıtasına daha rahat ulaştığına kendiniz karar verin…

* * *

Bütün bunlar bir yana Engizisyon tarafından işgal edilen ancak henüz hâlâ Müslüman olan İspanya’dan (Endülüs) Amerika’ya doğru yola çıkan iki gemideki kılavuz kaptanları değinerek Profesör Barry Fell’e dönmek istiyorum.

Kristof Kolomb’un kılavuz kaptanları aslında iki Müslüman kardeştir. Yolculuktan Vicente Yáñez Pinzonvas ile Martin Alonso Pinzon Pinta adlı Müslüman kılavuz kaptanlar sorumluydular. Fas’taki Marinid Hanedanlığına bağlı Sultan soyundan gelen 3’ncü Ebu Ziyan Muhammed (1362-1366) ile bu iki kardeş Amerika’ya defalarca ticaret yolculuğu yapmışlardı. Kolomb onlarla bu nedenle kılavuz kaptan olarak anlaşmıştı.

++++++++++++

NEVADA’DAKİ MEDRESELER

Harvard Üniversitesi’nden emekli öğretim üyesi Profesör Barry Fell, aynı zamanda pek çok bilimsel kuruluşun da üyesidir. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi, Royal Society ile Epigrafi Toplum ve Toplum Bilimsel ve Arkeolojik Keşifler Kurumu bunlardan bazılarıdır.

O, Amerika’ya İslam’ın gelişini 650 yılına kadar götürür. Yaptığı kazılarda o döneme ait üzerinde Kufi yazılı argüman bulunan nesneleri Amerika çapında çeşitli kazılarda bulur. Profesör Fell, sonra Müslümanların Amerika’da Hz. Osman, ya da en azından 4’ncü Halife Hz. Ali zamanında geldiğini ifade eder. (Ancak bizim arşivlerimizde o bölümler ne yazık ki kalmamıştır.)

Profesör Fell yine çeşitli arkeolojik kazı sonuçlarını birçok bölge genelinde meselâ Colorado eyaletinde, New Mexico’da ve Indiana’da 700-800 yıllarına ait Müslüman okulların (Medreselerin) inşa edildiğini söyler. Kalıntılarını fotoğraflarla belgeler. ABD ise bugün o bölgelerde askeri ve nükleer denemeler yapmaktadır… (Bu nedenle ABD’deki 1’inci derece askeri bölgeden Türkiye’nin belge sunması mümkün değildir.)

Bu konuda çok sayıda yazılar, çizimler ve grafiklerin kayalar üzerinde batı Amerika’da en uzak ve bozulmamış arazilerde keşfedildiğini dile getirir. Üzerinde kufi harflerle Arapça ve Türkçe yazılar bulunan yazılı belgelerde Müslüman eğitim sistemi tarafından verilen ödüller (takdirnameler) vardır. Bu belgelerde Kuzey Afrika Arapçasında eski kufi harflerle okuma-yazma gibi konuları kapsayan, aritmetik, din, tarih, coğrafya, matematik, astronomi ve yön bilimleri yazılmıştır. Bu göçmenlerin torunlarının Iroquois, Algonquin, Anasazi, Hohokam ve Olmec gibi mevcut yerli kabileleri olduğu düşünülmektedir.,.

Evet, bugün için artık iş işten geçmiş diyebilirsiniz.

Ama unutmayın ki, bundan 500 yıl önce yıkıcılar da öyle deseydi; ve Amerika’yı yeniden keşfetmeseydi bugünkü dünya çok daha farklı olurdu!…

* * *

Kaliforniya eyaletine yakın olan sayfiye yeri Havasu Gölü (orijinal adı Havasu Lake) havzasında çok sayıda tarihi bina kalıntısı mevcuttur.

Bunların bir kısmı Kolomb öncesi Kızılderililere ait denilirken, bir kısmının ise kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Daha doğrusu söylenmemektedir. Yapılan incelemeler, söz konusu kesme taştan inşa edilmiş bina kalıntılarının 7 ve 8’nci yüzyıla ait olduğunu göstermektedir.

Hatta bazı Amerikalı hayalperestler, bu binaların Orion gezegeninden gelmiş uzaylılar tarafından yapıldığına dahi inanmaktadır. Havasu Gölü civarında bu maksatlı toplantılar yapmaktadırlar. Hatta ve hatta bu konuyla ilgili dernekler kurmuşlardır.

Oysa orijinal adından da anlaşılabileceği gibi, etrafı dağlar ve çöllerle kaplı bir arazide; havası temiz ve suyu bol olan bugün için bir turistik bölgedir Havasu Gölü. Kızılderili adlarının bir çoğunda olduğu gibi ‘Havasu’ da Türkçe’den alındığı orijinal haliyle kullanılagelmiştir.

Şimdi ise konuyla ilgili araştırmacı Profesör Doktor Barry Fell’in Nevada çölünde yaptığı araştırmalara bir bakalım isterseniz…

Profesör Bell Nevada’da kayaların üzerine kufi harflerle kazınmış olan “Allah’ın adıyla başlarım” yani besmelelere dikkat çeker. Ayrıca Bell 7’nci yüzyıla ait bu yazılarda henüz “hareke” sisteminin Arapça’da tam olarak oturmadığı için Ortadoğu’daki eş tarihli yazılarda da harflerin üzerinde bu işaretlemenin tam olarak kullanılamadığını belirtir.

Bu ayrıntı dahi İslâm’ın 7’nci yüzyılda Amerika kıtasında olduğunu ispat etmeye kâfidir.

Ayrıca bir taş yazıtta yine kufi harf metoduyla Kelime-i Tevhid’in yazılı olması bölgenin ciddi bir İslâm beldesi olduğunu gösterir.

Kaliforniya Üniversitesi’nden diğer iki Amerikalı tarihçi profesörler Heizer ve Baumhoff da Nevada’da yaptıkları arkeolojik kazılarda bölgede bir medrese olduğuna dair bilgilere ulaşmış ve yine kufi yazılara ve Türk-İslâm nakışlarına ve motiflerine rastlamışlardır.

Yine aynı profesörler aynı dönemin Berberi Kuzey Afrika’sında kullanılan beşgenin iç açılarını elif kullanarak hesaplama aritmetik tekniğinin bu medresede de öğretildiğini yazmaktadırlar.

Doğuya akan Nehir (East Walker River) civarında yapılan kazılarda da Peygamberimizin adının yazılı olduğu sikkeler bulunmuştur. Şu anda bu sikkeler Churchill İlçesi müzesinde ve Kaliforniya Üniversitesi’nde saklanmaktadır.

Cottonwood Vadisi’nde yapılan kazılarda elde edilen seramik üzerine işlenmiş aritmetik notlarının ise 8’nci yüzyıl Libya ve Fas’ında rastlananlarla aynı olması, o dönemde Kuzey Afrika’dan Kuzey Amerika’ya ciddi bir göç olduğunun kesin kanıtıdır.

Kolorado, Nev Meksiko, Arizona’da ise yapılan kazılarda 9’ncu yüzyılda yerlilerin kesme taş evlerinin Endülüs, Kuzey Afrika evleriyle aynı plânda olduğu görülmüştür. (Haremlik-selâmlık, kiler, tuvaletler vs.)

12’nci yüzyılda ise henüz Müslüman olmamış yerlilerle,  bölgede ciddi bir mücadele yaşandığı ve Güney’e göç edildiği anlaşılmıştır.

Daha ilginci ise 1951 yılında Beyaz Dağlarda (White Mountain) bulunan Benton Kasabası yakınlarında bulunan 8’nci yüzyıla ait kufi yazılarda “Şeytan bütün yalanların kaynağıdır” yazısına rastlanmıştır. Yine Nevada’daki Ateş Vadisi’nde ve Atalanta’da da benzer taş yazıtlara ulaşılmıştır.

Ama en enteresanı ise ilginçtir, bir papaz tarafından bulunmuştur.

Cambridge Massachusetts eyaletinde 1787 yılında yapılan yol kazısı esnasında işçiler topraktan çıkardıkları bir avuç madeni parayı ne olduğunu anlamak için Papaz Thaddeus Mason Harris’e götürürler.

Papaz Harris gördüklerine inanamaz çünkü paraların üzerinde Arap harfleriyle açıkça “La ilahe illallah  Muhammeden Resulullah” yazmaktadır.

Paraların incelenmesi için Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’ne gönderir. Yapılan incelemede paraların 8 ve 9’ncu yüzyıla ait Semerkand Türk sikkeleri olduğu ve ön yüzlerinde ise Besmele yazılı olduğu ortaya çıkar.

El Salvador’dan Corinta bölgesine, Küba’dan Teksas’a ve daha yüzlerce bölgeden örnek vererek siz değerli okurlarımızı yormak istemiyorum.

İsteyen okurlarımız araştırıp çok daha fazla bilgiye ulaşabilir…

Kolomb’un seyir defterinin kısaltılmamış birebir baskısını bulabilirseniz (ki bulmanız mümkün değil) orada çok daha şaşırtıcı bilgiler vardır.

Profesör Bell’in notlarında Kolomb’un seyir defteriyle ilgili kısaltarak aktardığım şu notlar insanda şok etkisi yaratmaktadır. Kolomb şöyle diyor:

“Karaya çıktığımızda kadınlar bizi görünce yüzlerini aynen Endülüslüler gibi peçe ile örtüyorlardı. Başları örtülüydü. Elbiseleri ve etekleri uzundu, omuzlarında Endülüs tarzı şal örtülüydü.

Aynen Gırnatalı Müslümanlar gibi giyiniyorlardı.

Bu (Kızılderili) kadınların iffet ve namus anlayışları aynen Endülüslü Müslümanlar gibiydi…” (İşgalci Avrupalıların her zaman yaptıkları gibi, yerli kadınların namusuna göz diktikleri bu notlardan hemen anlaşılıyor.)

21 Ekim 1492 tarihinde Küba kıyılarına ulaşan Kristof Kolomb seyir defterine bu kez şu notu düşer:

“(Küba kıyısında) Cibara civarında denize yakın bir tepenin üzerinde cami var.”

Kolomb seyir defterine devamla bölgedeki gemilerin yelkenlerinde ve cami minarelerinde Kur’an ayetleri işlenmiş olduğunu belirtir.

++++

AMERİKA’DAKİ İSİMLER

Profesör Bell araştırmasında halen Kuzey Amerika’da pek çok yerde Arapça yer adı olduğunu dile getirmiştir. 565 yerleşim yerinin adı Arapça kökenli İslâm adıdır. (Bunların 484’ü ABD’de, 81’i de Kanada’dadır.)

Yerli kabile isimlerinin ise neredeyse tamamına yakını Türkçe ve Arapça kökenlidir. (Anasazi, Apache, Aravak, Arikana, Chavin, Cherokee, Cree, Hohokam, Hupa, Hopi, Mekke, Mohician, Mohawk, Nazca, Naz Pençe, Zulu ve Zuni bunlardan sadece birkaçıdır…)

Sequuouya (Sekuuya) yerli dilinde Arapça harfler, üstelik de kendi sesleriyle dikkat çeker. (Arapça’nın 7’nci yüzyıldan itibaren Müslüman milletlerin dillerini önemli ölçüde etkilediği bilinmektedir. Türkçe ve Farsça’daki durum bunun en açık örneğidir.)

++++

MÜSLÜMAN REİS

Amerika Birleşik Devletleri kurulurken Kızılderililerle yapılan antlaşmalarda Kızılderili kabilelerinin ve reislerinin (Melik) adları taraf olarak geçmektedir. 1600 – 1800 yıllarını içeren bu antlaşmalar incelendiğinde bölgede hangi milletlerin yaşadığı çok net olarak anlaşılmaktadır. Meselâ 1787 yılında Delavare Nehri kıyısında yapılan Barış ve Dostluk Antlaşması’nı genç Amerikan Hükümetiyle yerlileri temsilen (Reis) Abdül-Hak Muhammed İbn Abdullah imzalamışlardı.

Bütün bu belgeler halen ABD Kongre Kütüphanesi’nde Ulusal Arşiv de, bulunmaktadır.

Güney Karolina eyaleti 1790 kayıtlarında bu bilgiler açıkça mevcuttur.

Söz konusu bu antlaşmalarda Arapça, Farsça ve İbranice kelimeler kullanılmıştır.

Hemen hemen bütün kabilelerin antlaşmalarında orijinal haliyle “Allah” kelimesi geçer.

Cherokee kabilesi ise (o dönem) tamamen Müslüman’dır. Bilinen son Cherokee Reisi 1806-1871 yılında yaşamış bulunan Ramazan İbn Vati’ydi. Oğlu Selahaddin Eyyubi Vatieserved ise Amerikan iç Savaşı döneminde ABD hükümetini sıkıştırmış tam bir antlaşma imzalamak üzereyken 21 yaşında esrarengiz bir şekilde ölmüştür. Eşi Nine –Minnehaha- (sonra Josephine) Vatie derhal Hıristiyan olduğu ve John Martin Daniel adlı ABD askeriyle evlendiği için kabileye bir daha Müslüman Reis gelememiştir. (Bugün için hâlâ Müslüman Cherokee’lerin varlığı devam etmekle beraber, zorla Hıristiyanlaştırılanların arasında da İslâm’a dönüş hızla devam etmektedir.)

1832 tarihinde Amerikalılar tarafından yazılan kitaplarda ve gravürlerde Cherokee erkeklerinin başlarına türban denilen bir sarık sardıkları ve Asyalılar gibi (Osmanlılar gibi) giyindikleri yazmaktadır.

1840’tan itibaren 40 bin milkare alana Kızılderililer sıkıştırılmıştı. Güney Karoline, Tenesse, Kuzey Georgia ve Kuzeydoğu Alabama’ya sıkışmışlardı. Bu bölgelerin hemen yanına Meluncanlar yerleştirildi. (Meluncanlar, başlı başına bir ayrı dal olduğu için bu yazıda değinilmemiştir)

Charles Bird King tarafından 1828 yılında Washington’da yapılan bir portrede Kızılderili reisinin elinde Sekuuya diliyle latin alfabesiyle yazılı bir metin bulunmaktadır. Reisin ise yine türbanlı oluşu dikkat çeker.

Ayrıca 1835 – 1870 yılları arasında yapılan diğer Kızılderili portrelerinde de sarık, türban, kaftan ve dönemin benzer Türk-İslâm kıyafetleri çok belirgindir. Örneğin; Chippeva, Creek, Iowa, Kansas, Miami, Potavatomi, Sauk ve Fox, Seminole, Shavnee, Siu, Vinnebago, Yuchi kabile reisleri de bu tarz kıyafetlerle resmedilmişlerdir. (O sizin bildiğiniz kafalarında tüy takılı yarı çıplak adamlar Kızılderililerin sadece bir kısmıdır. Onlar da Sibirya’dan bölgeye göç etmiş olan TUVA’lardır ki bu da ayrı bir konu başlığıdır.)

Sözlerime burada son verirken, her anın kadrini bilmemiz dileklerimle…

Share

Bulgaristan’da eğitim gören öğrenciler için THY’nin indirimli bilet

THY, Sofya-İstanbul gidiş dönüş bilet ücretinde öğrencilere 217 Avrodan 122 Avroya indirime gitti. İndirimli tarife deneme amacıyla bu aşamada 31 Aralık 2014 tarihine kadar, biletlerin kullanım süresi ise 31 Mart 2015 tarihine kadar geçerli olacak. Ayrıntılı bilgiye THY bürolarından alınabilir.

Share

Bulgaristan’da ilk Galatasaray taraftar kulübü kuruluyor

Galatasaray’ın Sofya’da taraftar kulübü kuruluyor.Bulgaristanlı taraftarlar, başkent Sofya’nın Studentski Grad semtinde kulüb merkezi kiralayarak başkanlık seçimine geçti ancak Facebook üzerinden yapılan seçim soru işaretleri doğurdu. ‘Galatasaray Fan Group Sofia Bulgaria’ adında Facebook’ta kapalı grup oluşturan kurucular, kendi aralarında taraftar kulübünün başkanlığı için anket düzenledi.
KAPALI GRUPTA BAŞKAN SEÇİMİ 
Grubun kapalı olması nedeniyle anketin sağlıklı sonuç vermesi beklenmiyor. 176 üyesi bulunan söz konusu Facebook grubuna kim daha çok tanıdığını ve arkadaşını eklediyse anketin kazananı olarak çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Share

Türk Kadın Girişimciye Balkanlar’dan İnovasyon Ödülü

Hava ambulansı alanında faaliyet gösteren kadın girişimci Nuray Karalar, “Balkan Koalisyonu-Mobility Project” kapsamından düzenlenen uluslararası yarışmada “İnovasyonda Kadın Girişimciler” kategorisinde birincilik ödülü aldı.

Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, yarışmaya Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan,Hırvatistan, Romanya, Makedonya, Arnavutluk ve Sırbistan‘dan aday gösterilen kadın girişimciler katıldı.

Yarışmada, Kadın Girişimciler Derneği tarafından aday gösterilen Nuray Karalar, “İnovasyonda Kadın Girişimciler” kategorisinde birinciliğe layık görüldü.

Karalar, yaptıkları işin bilgi birikimi ve tecrübe gerektirdiğini belirterek, hava ambulansı alanında elde ettikleri know-how ile artık dünyaya açılmaya hazır olduklarını ifade etti.

Ödülün motivasyonlarını daha da artırdığını kaydeden Karalar, firma olarak filolarına yakın zamanda ekleyecekleri yeni uçaklar ile operasyon alanlarını genişletmeyi planladıklarını sözlerine ekledi.

 

Share