Category: Eğitim

NASREDDİN HOCA

 Yalnız Anadolu insanın değil, bütün dünyanın gönlünde taht kurmuş halk bilgemiz Nasreddin Hoca, tarih boyunca Türk-İslam dünyasının gülen yüzü olmuştur. Barış ve kardeşlik önermeleriyle dolu mesajları, insanlık tarafından kuşaktan kuşağa, dilden dile aktarılarak yaygınlaşmış, her çağda güncelliğini koruyabilmiştir. Nasreddin Hoca’nın fıkralarında Onun yol gösterici kimliği, hazırcevaplığı, ince mizah anlayışı her zaman ön planda yer almaktadır.

NASREDDİN HOCA ile ilgili görsel sonucuNasreddin hoca 1208 yılında Sivrihisar’ın Horto köyünde dünyaya gelmiştir. İlk öğrenimini köyün imamı olan babası Abdullah Efendi’den almış Arapça ve dini bilgiler öğrenmenin yanında Kur’an’ı ezberleyerek hafız olmuştur. Konya’ya giderek öğrenimini sürdürdü.

        Öğrenimini tamamladıktan sonra Sivrihisar’da başladığı imamlık görevini Akşehir’de sürdürdü. Yerleştiği Akşehir’de zamanla müderris oldu. Burada evlendi ve kesin olmamakla beraber 1284 veya 1295 yılında orada vefat etti.

Yıllardan beri anlatıla gelen fıkralar ve hikayeler ilk defa 1837’de İstanbul’da Matbaa i Amire’de Mısır’da ise Bulak Basımevi’nde yapılmıştır.

Nasreddin Hoca yüzyıllardan beri tüm Türk Dünyasında güldüren ve düşündüren hikaye ve fıkralarıyla bilinmektedir.Türbesi Akşehir””de olmasına rağmen bütün Türbesi Akşehir’de olmasına rağmen bütün Türk Dünyasında kendisinin makamları vardır.Türk milletinin zeka inceliğini nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan kişi olarak Türk Kültür Tarihinde layık olduğu seçkin yerini almıştır.

Nasreddin Hoca tüm hayatını insanlara doğru yolu göstermeye insanların zaaflarnı nükteli bir dille vurgulayarak onları kötülüklerden sakındırmaya harcamıştır. Onun hikayeleri hikmet ve ibret dolu olup zamanla atasözü haline gelmiştir.Her biri keskin bir zeka doğru işleyen bir aklının ürünüdür.

1208 – 2008 Hoca’nın 800 yıl önce başlayan dünya yolculuğu fıkra ve nükteleri aracılığıyla hâlâ devam ediyor. Çok az faniye nasip olan bu “uzun ömür”ün semeresi nükte ve fıkralarıyla Hoca; çözümsüz meselelere, çarpık durumlara, hayatın her alanında karşımıza çıkan yozlaşmaya parmak basmaya, güldürürken düşündürmeye ve ders vermeye devam ediyor.

Nasreddin Hoca ’nın yasamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır.

Nasreddin Hoca 'nın türbesi Nasreddin Hoca heykeli Nasrettin Hoca'nın kabri


                NASREDDİN HOCA’NIN KİŞİLİĞİ 

Nasreddin Hoca, ömrünü insanlara doğru yolu göstermeye hasreden, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir.

Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır.

Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir. Ayrıca, Nasreddin Hocan´ın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir.     NASREDDİN HOCA ile ilgili görsel sonucuAyrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü Teala’nın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir.

Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı,onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum:

”İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye” şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Letaif-i Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.

               Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca, et ses Histoires Turques adlı eserleri sayılabilir.

NASREDDİN HOCA ile ilgili görsel sonucu
                    NASRETTİN HOCA 800 YAŞINDA! 

Mevlana Yılı olarak kutlanan 2007´nin ardından, 2008´de de Nasreddin Hoca´nın 800. doğum yıldönümü kutlanacak.

Nasreddin Hoca ve Turizm Derneği Başkanı Taner Serin, türbesi Konya’nın Akşehir ilçesinde bulunan Nasreddin Hoca’nın, büyük bilgin ve düşünürler yetiştiren 13. yüzyılın, Türk-İslam dünyasına hediye ettiği Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi kültürel değerlerden biri olduğunu belirtti.

UNESCO’nun Mevlana Yılı ilan ettiği 2007’de Mevlana’nın, mesajları, hayatı ve eserlerinin tüm dünyaya yoğun şekilde tanıtılmakta olduğunu anımsatan Serin,

”Mevlana’dan bir yıl sonra, 1208 yılında dünyaya gelen Nasreddin Hoca’nın 800. doğum yıl dönümünü 2008 yılında kutlamaya hazırlanıyoruz. Benzer tanıtım çalışmalarının Nasreddin Hoca için de yapılmasını arzu ediyoruz” dedi.

Bu tanıtım çalışmalarının, Akşehir ve Türkiye’nin tanıtımı şeklinde yapılmasını düşündüklerini belirten Serin, Nasreddin Hoca’nın tanıtımının Akşehir’in yerli ve yabancı turizm potansiyelini artıracağını ifade etti.

HOCA, ACIYI BAL ŞEKLİNDE SUNARDI

Aynı dönemde Konya’da yaşayan Mevlana ile Nasreddin Hoca ile ilgili bilinen kesine en yakın ortak bilginin, ikisinin de, halen mezarı Akşehir’de bulunan dönemin din alimi Seyit Mahmut Hayrani’den ders almış olmaları olduğunu anlatan Serin, şunları kaydetti:

”Mevlana kadar bilinmese de Nasreddin Hoca, dünya çapında pek çok bilim adamının üzerinde araştırma yaptığı, eser yayınladığı çok büyük bir değer.

Ülkemizde en az bir Nasreddin Hoca fıkrası bilmeyen yok gibidir. Her yıl ilçemizde düzenlenen uluslararası şenlikle andığımız Nasredin Hoca, her şeyden önce çok iyi bir gözlemci. Çevresinde olan biteni çok iyi analiz edip, yanlışları belirleyip, çok ince bir mizahi üslupla insanlarla, toplumla hatta kendisiyle alay ediyor, yanlışı halkın yüzüne vurup bunlardan ders çıkarılmasını amaçlıyor.

 Nasreddin Hoca’dan birkaç fıkra:  


Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
— İnsanlar ne zamana kadar doğup yaşayıp ölecekler?
— Cennetle cehennem doluncaya kadar! demiş

ADAM OLMAK

Bir gün Hoca’nın bulunduğu bir sohbette sormuşlar:”Hocam, adam olmanın yolu nedir?”
Hoca düşünceli düşünceli, başını bir o yana bir bu yana sallayarak “Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen olursa söylemeli” demiş

NASREDDİN HOCA ile ilgili görsel sonucuBAL İLE SİRKE

Bir gün Nasrettin Hoca’ya
– Hocam bal ile sirke uyuşmaz derler, derler.
– Nasıl uyumasın der? der ve gider yarım okka bal yer yarım okkada sirke içer. Yüzünün yemyeşil olduğunu görenler sorar.
– Bal ile sirke birbiri ile anlaşamadı değil mi?
Hoca hiç mertliği elden bırakmaz.
– Yoo, onlar anlaştılar anlaşmasına da şimdi beni aradan çıkarmaya çalışıyorlar.

ALLAH’IN RAHMETİ    
  
Yağmurlu bir günde Nasrettin Hoca pencereden dışarı bakarken komşusunun koşa koşa yağmurdan kaçtığını görür pencereyi açar :
-Hey Ahmet Efendi, birde hacı olacaksın rahmetten kaçılır mı?, der.
Zavallı adam eli mahkum sırılsıklam olur. Ertesi gün hocanın komşusu hocayı yağmurdan kaçarken görür ve hocaya bir ders vermek ister :
-Hoca Hoca dün bana diyordun bugün sen neden rahmetten kaçıyorsun, der.
Hoca hiç durmadan yoluna devam eder ve komşusuna şöyle der :
-Ben rahmetten kaçmıyorum sadece Allah’ın rahmetine basmamak için çabalıyorum. 

ALLAH BİLİYOR

Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış.Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini yakar, demiş.
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
-Kimin içinin  yandığını Allah biliyor, demiş.

DEVENİN BAŞI

Hoca, karısının evde eğirdiği iplikleri pazara götürüp satarmış. İplikçiler yok pahasına alırlarmış hep.

So­nunda Hoca dayanamamış:

— Size bir oyun edeyim de görün! demiş kendi kendine.

Bir gün bulduğu bir deve başını evine götürmüş, ip­likleri bunun üzerine sarmış. Kocaman yumağı gören iplikçi kuşkulanmış:

— Bunun içinde başka bir şey olmasın?

— Yok devenin başı! demiş Hoca.

İplikçi inanmış, akçeleri verip yumağı satın almış. İçinden deve başı çıktığını görünce, ertesi gün Hoca’ya:

— Hile yapıp yalan söylemeye utanmaz mısın? demiş.

Hoca diklenmiş:

— Sorduğun zaman “devenin başı” demedim mi?

NASREDDİN HOCA ne dediler ile ilgili görsel sonucuNASREDDİN HOCA HAKKINDA NE DEDİLER? 

      “Nasreddin Hoca, adı, zekası ve fıkralarıyla dünyaca tanınmış bir halk filozofudur. Hoca’nın hayat, tabiat ve cemiyet içindeki insanı, keskin görüşler ve zeki söyleyişlerle karikatürize eden nükteleri yalnız bir milleti değil, bütün insanlığı tatmin edecek değerde olduğundan bu Türk zekası, başka milletler arasında da tanınmış ve sevilmiştir.” (Nihat Sami Banarlı-Resimli Türk Edebiyatı Tarihi C. 1)

      “Hocamız, bir fıkra anlatıcısı değildir. O, yaşardığı olaylara gülerek yaklaşan, olayları nükte adını verdiğimiz bir gülücük düğümünü atan kimsedir. Bunun sonucu olarak da o, oturduğu yerden fıkra uyduran veya kendi dönemine kadar gelen fıkraları anlatıp insanları güldüren bir insan değildir. Onun yaptığı, olaylara bize göre farklı bir açıdan bakması, bizlere gülücük dağıtacak, bazen de ders verecek cümlelerle seslenmesidir.” (Saim Sakaoğlu, Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler)

      “Nasreddin Hoca’nın fıkraları, insanları kahkahalara boğan ve sırf güldürmek maksadıyla söylenmiş sözler değildir. Aksine dinleyen ve gülen kişileri bir süre sonra düşündürmeye sevkeden birer hikmet pırıltısıdır.”(Selami Şimşek, Nasreddin Hoca ve Tasasavvuf)

      “Dünya durdukça duracak o. Hoca’yı bu ölmezliğe eriştiren güler yüzü, tatlı dilidir. “Eflatun Cem Güney, Nasreddin Hoca Fıkraları)

      “Millî ve dinî kültürümüzü tam bilmeyen ehliyetsiz araştırmacıların kaleminde sanki bir “komedyen”miş gibi gösterilen Hoca, esasen büyük bir mürşid, büyük bir ahlâkçı idi….” Mustafa Tatçı, Türk Edebiyatı Dergisi, Nasreddin Hoca Özel sayısı)

      “Ünü asırlardır sınırlarımızı aşmış, bütün dünyada tanınır ve sevilir hale gelmiş Nasreddin Hocamız adı üstünde Hoca’dır, bir gönül ehlidir, bir bilgi, hikmet ve nükte dehasıdır, Türk-İslâm medeniyetinin “gülen yüzü”dür. Güldürürken düşündüren bir halk bilgesidir.”(Mustafa Özçelik, Nasreddin Hoca)

      “Hoca, çok yönlü bir halk filozofudur. O aynı zamanda İslam eğitim felsefesi ve Türk karakterinin birçok inceliklerini yansıtmaktadır.”Abdullah Özbek, Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca)

      “Hoca, her şeyden önce bir Müslüman_Türk düşünürüdür. Fıkraları da komiklik, gülmece, güldürmece, eğlence basitliğine indirgenemeyecek ölçüde yavanlıktan uzak, derinlikli, hikmetli, eğitici ve irşad edicidir.” (Osman Arslan, Çınar Dergisi Nasreddin Hoca Özel Sayısı

      “Nasreddin Hoca, uyarıcı reflekstir, uyarıcı ve düşündürücü refleks. Hayatın doğal gerçeğidir. Hayatın olabildiğince acımasız olan yanını esnetiyor, sevecenleştiriyor, çekici kılıyor.” (A. Haydar Haksal, Yedi İklim N. Hoca Özel sayısı)

      “Hoşgörülü, hazır cevap, dindar, güldürürken düşündüren, kıvrak bir zeka ve espri kabiliyetine sahip olan Nasreddin Hoca,. 700 yıldır herkesin sevgisini kazanmış bir halk adamıdır. Kültür tarihimizin fıkra kişileri arasında Nasreddin Hoca kadar bütün dünyada ün yapmış bir başka kişiliğe sahip değiliz.” (Selçuk Çıkla, Yedi İklim Dergisi N. Hoca Özel Sayısı)

      “Mert, güleryüzlü, gerçekçi, sabırlı, hafife alıcı yanlarıyla Hocamız, yüksek mizahını temsil etmekte olduğu Türk halkının kendisidir. O halkın ideal adamı yani “Al—eren” dediğimiz olgun insandır.” (Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı Dergisi, N. Hoca Özel Sayısı)

      “Fıkralarında ârif, nüktedan Türk halk adamının iyimser dünya, çeşitli hayat olayları karşısındaki davranışını özlü, kısa yorum ve cevaplarla yansıtan Nasreddin Hoca, kalender, rind bir halk filozofudur. Gündelik kaygılara, sıkıntılı durumlarla tatlı bir çözüm yolu bularak, hayatı sert yergilerden uzak bir hoşgörü açısından değerlendirir.”(Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü)

      “Nasreddin Hoca fıkralarında alay yoktur, hiciv yoktur. Basit, mütevazı, halkın günlük normal işleri, yaptıkları, sevinçleri, üzüntüleri, tuhaflıkları, anlaşmazlıkları, kavgaları Nasreddin Hoca hikâyelerini oluşturur.”(Nejat Muallimoğlu, Nasreddin Hoca)

Share

Filibeli Hüseyin Sıdkı Dede (1239/1824-H 1352/1933)

Filibeli Hüseyin Sıdkı Dede

Aslen Filibeli olan Sıtkı Dede, 1824 yılında Filibe’de doğdu. İlk tahsili ile medrese tahsilini memleleketinde tamamladıktan sonra, yirmi beş yaşlarında iken Filibe’den çıkarak İstanbul’a geldi. İstanbul’da ders vekili Kazasker Büyük Filibeli Halil Feyzi Efendi’den “Feridiye Haşiyesi” okudu ve ondan icazet aldı. Ayrıca Farsça öğrendi.

Bundan sonra tekrar Filibe’ye dönen Sıdkı Dede, rivayete göre orada Biberiye Tarikatı’na intisap eder. Bir gün şeyhi, “Oğlum senin nasibin Hz. Mevlâna’dadır” deyince yollara düşer. Önce Üsküdar Mevlevihanesi’ne, sonra Afyon Mevlevihanesi’ne gider. Her ikisinde de yerimiz yok diye kabul edilmez. Kalkıp Konya’ya gelen Sıdkı Dede Dergâh’a yerleşir. Dergâh’ta hiçbir şey bilmeyen bir insan gibi tanıtır kendisini. Temizlik işlerinde çalışır. Çileye soyunarak dede olur. 1882 yılında Tarikatçı Eyüp Dede’nin vefatından sonra, postnişin tarafından İstanbul’dan birmesnevihan istenince cevaben kendilerine, “Sıdkı Dede var ya…” denilince Sıdkı Dede mesnevihanlığa getirilir.

İlmi, ahlakı ve Hazret-i Pir’e olan muhabbeti dolayısıyla çevresinde kısa sürede sevilip sayılan bir insan olur. Sıdkı Dede, çok yönlü bir insandır. O Mesnevihandır, hattat ve hakkaktı. Arapça ve Farsça’yı ana dili gibi bilir. Nesih, sülüs ve bilhassa ta’lik yazısı mükemmeldir. Şairdir, güzel şiirleri vardır. Şiirlerinde “Sıdkî” mahlasını kullanır. Hepsinden öte fazilet ve irfan sahibi, gerçek bir velî ve gönül adamıdır. Sultan Selim Camii’nde hatipliği vardır. Nurani bir simaya maliktir. Güçlü bir hitabeti olan Sıdkı Dede, konuşurken, âdeta dinleyicileri büyüler, cemaat vaktin nasıl geçtiğini anlayamazlarmış. Pek çok Konyalı meşhurun da hat hocası idi.

Evlendikten sonra, eşinin evine yerleşti ve dışarıya cumadan cumaya çıkardı. Züht ve takva sahibi idi. Vaktini ibadet ve zikirle, misafirlerini kabulle geçirir, eline geçeni hayra sarfe-der, hatiplik görevinden almış olduğu maaşla geçinmeye çalışırdı. Zaman zaman da darlığa düştüğü olurdu.

Böyle elinin daraldığı bir zamanda, hanımı yokluktan şikayet eder. Sıdkı Dede ses etmez, fakat içini de ince bir sızı kaplar. O, varlıktan çok yokluğa meyyaldir. Çok geçmez bir ziyaretçisi gelir ve edeple minderin altına bir miktar para bırakır.

Ziyaretçisi gittikten sonra Sıdkı Dede, hanımına seslenir:

“Gel hanım gel! Seni benden; beni Hak’dan eden şu dünyalığı al..!” der.

Berg-i sebz-i Mevlevî adlı Farsça gramer kitabı, Farsça’dan Türkçe’ye 30-40 defter tutan sözlüğü, Selimiye Camii Hatibi olarak verdiği hutbelerin metinlerini ihtiva eden eserleri bası-lamamıştır. Bazı yazıları Mevlâna Müzesi’ndedir. Konya’da birçok eser için de tarih düşürmüştür.

Mevlevîlerce “Kutup” olarak tanınan Sıdkı Dede, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar Mesnevihanlığı devam etti. 1352/1933 yılında vefat etti ve Üçler Kabristanı’nda toprağa verildi.

Kabir taşı üzerindeki şiir, ileride hayatından bahsedeceğimiz ve iyi bir şair olan, Fahri Kulu Hoca tarafından yazılmıştır. Güzel bir ta’lik yazı ile yazılan kabir taşı kitabesi şöyledir:

Filibeli Hüseyin Sıdkı Dede Kabir Taşı

Filibeli Hüseyin Sıdkı Dede Kabir Taşı


El-Hayyü’l-Bakî
Ölmez diridir ölmezden evvel ölenler
İşte biridir sırca bilir anı bilenler
Bilmezsen eğer öğrengel merd-i hakikat
Dergâh-ı Hünkârı’de yetişmiş mürşid-i tarikat
Tahsil-i meârife ömrünü kısmen sürmüş
Ta’lim-i edeble yaşayıp yüz ona girmiş
Hitabetle imamet gibi dini menâsıb
Mesnevîhanlıkla meşhur sâhib-i menâkıb
Filibe’li Mevlevi Hüseyin Sıdkı Dede
Vuslat-yâb-ı Cemâl olmuş 1352 Hicri’de
Ruhuna Fatiha…

KAYNAKLAR

Hasan Özender, a.g.e. s. 259-260;
Ali Haydar Bayat, “Mevlevî Hattatlar”, Konya’dan Dünya’ ya Mevlâna ve Mevlevilik, İstanbul 2002, s. 220;
Uyar, Hattatlar, S.135-136, s. 13;
Sural, a.g.dizi yazı, Yeni Konya 2 Kasım 1975.

Share

Hukukta istinaf usulü

Av.Bülent TURAN

Değerli dostlar;

Hukukta istinaf usulü, geçtiğimiz yıl Temmuz ayında bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle uygulanmaya başlandı.

Uygulamada yaşanan aksaklık ve sıkıntıları gidermek amacıyla hükümetin hazırladığı kanun tasarısı Meclis Genel Kurulunda süren yoğun mesai sonrasında kabul edilerek kanunlaştı.

Yargı ve hukuk camiasını yakından ilgilendiren bu kanunun ülkemize, milletimize, hukuk camiasına hayırlı olmasını dilerim.

Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun özetle aşağıdaki değişiklikleri sağlıyor:

 

1) Bölge adliye mahkeme başkanı, kendisine doğrudan bağlı olarak görev yapan personele disiplin cezası verebilecek.

2) Bölge idare mahkemesi başkanlar kurulunun görevleri arasında sayılan, hukuki veya fiili nedenlerle bir dairenin kendi üyeleri ile toplanamadığı hallerde ilgisine göre diğer dairelerden kıdem ve sıraya göre üye görevlendirme görevi Bölge İdare Mahkemesi Başkanına verilecek.

3) Bölge idare mahkemesi başkanı, bir dairenin başkanı, aynı zamanda adalet komisyonunun da başkanı olacak.

4) Bölge idare mahkemesi başkanının yokluğunda, kıdemli daire başkanı, mahkeme başkanına vekâlet edecek.

5) Kanunla, bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin daireleri arasındaki iş bölümünü belirleme görevi Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) verilmesi nedeniyle, bu görev bölge idare mahkemesi başkanlar kurulunun görevleri arasından çıkarılıyor. Ancak başkanlar kurulu, daireler arasında çıkan iş bölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamaya devam edecek.
Bir dairenin kendi üyeleri ile toplanamadığı hallerde, ilgisine göre diğer dairelerden üye görevlendirme görevi mahkeme başkanına verildiğinden, başkanlar kurulunun görevleri arasından çıkarılıyor.

6) Danıştay’da olduğu gibi, uyuşmazlık konusunun iki dairenin görevine girmesi halinde dava, ilgili dairenin isteği üzerine bu dairelerin birlikte yapacağı toplantıda karara bağlanabilecek. Bu durumda daire başkanlarından sadece kıdemli olan toplantıya katılacak ve toplantıya başkanlık edecek.

7) Bölge idare mahkemesi daireleri arasındaki iş bölümünü belirleme görevi HSK’ya verilecek. HSK, ilk derece mahkemelerinde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, iş dağılımını belirleyebilmesinin yanı sıra bölge idare mahkemelerinde daireler arasındaki iş bölümünü de belirleyecek.

8) Davaların daha kısa sürede çözümlenmesi amacıyla ara kararların, bölge idare mahkemesi daire başkanı veya dosyanın havale edildiği üye tarafından verilebilmesi imkânı getiriliyor.

9) Verilen kararın kesin olmadığı uyuşmazlıklar bakımından istinaf yoluna başvurulabilmesi amacıyla İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinde yer alan “aksine hüküm bulunsa” ibaresi, “farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa” şeklinde değiştiriliyor.

10) Bölge idare mahkemelerinin kesin olan kararları dosyayla birlikte kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilecek.

11) Danıştay’ın, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen onama, gerekçe değiştirerek onama ve düzelterek onama kararı verdiği dosyalar doğrudan ilk derece mahkemesine gönderilecek. Ancak bozma ve kısmen bozma kararları, bölge idare mahkemesince yeniden bir karar verilmesini gerektirdiğinden, bu kararlar mevcut düzenlemede olduğu gibi bölge idare mahkemesine gönderilecek.

12) İstinaf ve temyiz incelemesi sırasında yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar kesin olacak.

13) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren 7 gün içinde değil, 15 gün içinde, hükmü veren mahkemeye bir dilekçe sunulması veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle gerçekleştirilecek.

14) Bölge adliye mahkemesi ceza dairesinde duruşma açıldığında, görevlendirilen üyenin inceleme raporu, ilk derece mahkemesinin gerekçeli hükmü ve ilk derece mahkemesinde dinlenilen tanıkların ifadelerini içeren tutanaklar ile keşif tutanakları ve bilirkişi raporu okunmayacak, anlatılacak. Böylece kapsamlı dosyalarda bu belgelerin bütünüyle okunmasının yargılamayı uzatmasının önüne geçilmesi amaçlanacak.

15) İstinaf kanun yoluna yalnız sanık lehine başvurulması halinde yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenen cezadan daha ağır olamayacak.

16) Olası hukuka aykırılıkların giderilebilmesi amacıyla bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararları aleyhine, bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığının kararı veren ceza dairesine 30 gün içinde itiraz edilebilecek.

17) Sanık lehine yapılan itirazlarda süre koşulu aranmayacak. Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceleyerek yerinde görürse kararını düzeltecek, aksi halde itirazı kesin olarak reddedecek.

18) Cezaların toplanması gerektiğinde bu hususta hüküm verme yetkisi, en fazla cezaya hükmetmiş mahkemeye, bu durumda birden çok mahkeme yetkili ise son hükmü veren mahkemeye ait olacak.

 

Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim,

Selam ve saygılarımla…

Daha detaylı bilgi için: https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem26/yil01/ss490.pdf ​
Av.Bülent TURAN
Çanakkale Milletvekili
AK Parti Grup Başkanvekili
Share

İstanbul Bulgaristan konsolosluğunda değişiklikler

DUYURU – 14.07.2017

İstanbul Bulgaristan konsolosluğu kabul saatleri değişiklik

İstanbul Bulgaristan konsolosluğu kabul saatleri değişiklk 17.07.17
17.07.2017 den itibaren Bulgaristan konsolosluğu kabul saatleri değişiklileri
Sabah saat 08:00 – 11:00 Bulgar kimlik kartı (liçna karta) ve Pasapot,Geçici Pasaport(Pasavan),Tasdik,Doğum kağdı Legalize,Sivil statü işlemleri ve istişareleri kabul edilecektir.
10:00-11:00 Bulgar vatandaşlığı için görüşmeler kabul edilecek
11:00-12:30 Vize başvuruları C,D ayrıca D vizesi istişareleri kabul edilecektir

ПРИЕМНО ВРЕМЕ НА КОНСУЛСКА СЛУЖБА В ГЕНЕРАЛНО КОНСУЛСТВО ГР. ИСТАНБУЛ
Считано от 17.07.2017 приемното време ще бъде променено както следва:
· От 8:00 до 11:00 ще се приемат Български лични документи, временни паспорти,заверки и легализации, актове за гражданско състояние и консултации по консулски въпроси
· От 10:00 до 12:00 ще се провеждат интервюта за българско гражданство
· От 11:00 до 12:30 ще се приемат Визи тип С – бизнес и визи тип Д и ще се провеждат интервюта за визи Д

CONSULATE GENERAL OF BULGARİA ISTANBUL / ГЕНЕРАЛНО КОНСУЛСТВО ИСТАНБУЛ

Share

Bulgaristan’da Camiler Bilinmeyen Yönleriyle Kitaplaştırıldı

Araştırmacı Prof. Mikov ülkede Osmanlı döneminden kalma 88 cami ve mescidin, geleneksel Osmanlı mimarisinden ayrılan, bilinmeyen yönlerini analiz ederek kitap haline getirdi.

Bulgaristan’da İslam kültür ve mirasının önde gelen araştırmacılarından Bilimler Akademisi (BAN) Üyesi Prof. Lübomir Mikov, Osmanlı döneminden kalma 88 cami ve mescidin ilginç mimarisini analiz ederek kitaplaştırdı.

Mikov, Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğünün maddi desteğiyle yayınlanan 344 sayfalık “Bulgaristan’da Cami ve Mescitler” isimli kitabı hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

“35 yıllık hazırlık aşamasıyla, cami ve mescitlerin dış mekan ve süslemelerini analiz ettim. Bu eserleri merak eden okuyucular bir şeyden değil, her şeyden etkilenecek.” ifadesini kullanan Mikov, yaklaşık 2 yıl süren çalışmasında ülkede 500 yıl hüküm süren Osmanlı döneminde yapılan ilginç özelliklere sahip cami ve mescitlere yer verdiğini söyledi.

Geleneksel mimarinin dışında eserler

Mikov, söz konusu eserlerin, Osmanlı’nın mimari geleneğinden farklı olduğunu belirterek, buna Şumnu’daki Tombul Cami’de şark mimarisinin barok ve rokoko mimari tarzıyla harmanlandığını örnek gösterdi.

Tombul Cami’de Türk Barok ve Türk Rokoko tarzının görüldüğünü dile getiren Mikov, caminin mihrabındaki metin örneklerine de dünyada yalnızca 36 yerde rastlanabildiğine dikkati çekti.

“Camilerimizde gözden kaçırdıklarımızı görmeye başladık”

Bulgaristan Müslümanları Yüksek Dini Şura Başkanı Vedat Ahmed de “Bu kitap sayesinde Bulgaristan’daki camilerimizde gözden kaçırdıklarımızı görmeye başladık.” dedi.

Müslümanlara ait mabetlerin Bulgaristan kültürünü ne kadar çok yönlü zenginleştirdiklerine tanık olduklarını belirten Ahmed, şunları kaydetti:
“Bu eser Müslüman olmayanlara, caminin ne kadar çok yönlü bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Kitap, camileri ilim, irfan, medeniyet ve sanat merkezi olarak gösteriyor. Bu da Bulgaristan’daki camiler açısından son derece önemli.

Share