Category: Eğitim

Bulgaristan’ın 160 köyü tamamen boşalmış durumda

31 Aralık 2015 tarihli Ulusal İstatistik Enstitüsü’nün (NSİ) ulusal yerleşim yerleri sicil kayıtlarına göre ülkede toplam 571 köy tamamen boştur veya nüfusu 10 kişinin altındadır.

31 Aralık 2015 tarihli verilere göre ülkede toplam 5259 yerleşim yeri mevcut. Onlardan 257’si şehir, 5 bini köy, 2’si ise yerleşim yeri statüsü olan manastırdır.

Bulgaristan’da 5 bin köyden tam olarak 571 köyün nüfusuna kayıtlı insan yok veya 10’dan az insan kayıtlı bulunmaktadır.

Toplam 411 köyün nüfusu 10 kişinin altındadır, 160 köyde ise daimi ikamet adresi bulunan tek bir kişi bile yok. Ülkenin 69 köyünde 1’er kişi, 67 köyünde 2’er kişi, 44 köyünde ise 3’er kişi ikamet etmektedir.

Bulgaristan’da 46 köyde 4’er, 52 köyde 5’eri, 33 köyde ise 6’ar, 28 köyde 7’er, 34 köyde 8’er, 38 köyde ise 9’ar kişi ikamet etmektedir.

En çok sayıda boşalmış veya nüfusu 10 kişiden az olan köyler Gabrovo ilinde bulunuyor

Boşalmış köyler ülkenin 11 ilinde, nüfusu 10 kişiden az olan köyler ise 21 ilde bulunuyor. Tescil kayıtlarına göre en çok sayıda boşalmış köyler 61 ve nüfusu 10 kişiden az olan köyler 115 olmak üzere toplam 176 köy Gabrovo ilinde bulunuyor. Gabrovo ilinde toplam 349 yerleşim yeri mevcut ve bu rakamlar şunu gösteriyor ki, onların yarısından fazlası ya boşalmış, ya da nüfusu 10 kişiden az olan köylerdir.

Gabrovo ilinin ardından Veliko Tırnovo ili geliyor. Bu ilde toplam 336 yerleşim yerinden 54’ü boşalmış köydür ve 87’si nüfusu 10 kişiden az olan köydür. Boşalmış veya nüfusu 10 kişiden az olan köylerin yarısından fazlası bu iki ilde bulunuyor.

Kırcaali ilinde boşalmış köyler 10 tane ve nüfusu 10 kişiden az olanlar ise 23 tanedir. Smolyan (Paşmaklı) ilinde 7 köy boşalmıştır, başka 31 köy ise boşalmak üzeredir. Haskovo (Hasköy) ilinde boşalmış köyler 7 tanedir, nüfusu 10 kişiden az olanlar ise 18 tanedir.

Sofya ilinde bulunan 6 köy boşalmıştır

26 köyün nüfusu ise 10 kişiden azdır. Blagoevgrad (Yukarı Cuma) ve Stara Zagora (Eski Zağra) illerinde boşalmış köyler 4’er tanedir, nüfusu 10 kişiden az olan köyler ise birinci ilde 20, ikincisinde ise 7 tanedir. Köstendil ilinde boşalmış köyler 2, nüfusu 10 kişiden az olanlar ise 23 tanedir. Burgaz ve Tırgovişte (Eski Cuma) illerinde boşalmış köyler 2’er, boşalmakta olanlar ise sırasıyla 3 ve 13 tanedir.

Nüfusu 10 kişiden az olan köyler Pernik ilinde 16, Dobriç’te 12, Vidin’de 5, Varna’da 3, Montana, Pazarcık ve Filibe illerinde 2’er, Vratsa, Silistre ve Sliven (İslimye) illerinde ise 1’er tanedir.

Bulgaristan’ın en büyük köyü Lozen, 142 kasabadan daha büyük

Geçen yılın sonuna doğru Bulgaristan’ın en büyük köyü, 6250 kişilik nüfusa sahip olan Sofya Şehri iline bağlı Lozen köyü olmaya devam ediyor. İstatistik veriler, Lozen köyünün ülkenin 142 kasabasından veya ülkenin kasabalarından yarısından fazlasından daha büyük olduğunu gösteriyor.

Büyüklüğe göre ikinci köy 5727 kişilik nüfusa sahip Silistre iline bağlı Aydemir köyüdür. 10 büyük köy sıralamasında 4979 kişilik nüfusu ile Sofya Şehri iline bağlı Bistritsa köyü üçüncü sırada, 4737 kişilik nüfusu ile aynı ile bağlı Kaziçene köyü dördüncü, 4714 kişilik nüfusu ile Pazarcık iline bağlı Draginovo köyü beşinci, 4278 kişilik nüfusu ile Filibe iline bağlı Rozino köyü altıncı, 4145 kişilik nüfusu ile Pazarcık iline bağlı Malo Konare köyü yedinci, 4044 kişilik nüfusu ile Filibe iline bağlı Trud köyü sekizinci, 3938 kişilik nüfusu ile Silistre iline bağlı Kalipetrovo köyü dokuzuncu ve 3935 kişilik nüfusu ile Sliven iline bağlı Gradets köyü onuncu sırada bulunuyor.

İlginç olanı şu ki, tam 2391 köy ülkenin en küçük kasabası Melnik’ten daha büyüktür. Geçen yılın sonunda Melnik kasabasının nüfusu 208 kişidir. Başka 6 köyün nüfusu da Melnik kasabasının nüfusuna eşit sayıdadır.

Share

Naim Süleymanoğlu’ndan Hürriyet’e çarpıcı açıklamalar

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük haltercisi Naim Süleymanoğlu, kanayan yara dopingin her dönemde sporun içinde olduğunu söylerken, “Benim zamanımda da hep vardı. Doping yapanı gözünden anlardım. Ben ağırlığın altında eziliyordum, o hop diye kaldırıyordu” dedi.

Naim Süleymanoğlu’ndan Hürriyet’e çarpıcı açıklamalar

NAİM Süleymanoğlu, 1980’li yıllarda Türkiye’nin spordaki en büyük gururu, tüm dünyanın da gıpta ile baktığı isimdi… Kırılmayan rekorları, ulaşılamayacak kadar çok madalyaları ile bir spor devi Naim.. Ve Time Dergisi’ne kapak olan tek Türk sporcusu…

“Cep herkülü”, “Dünyayı kaldıran adam” ve “Kendi ağırlığının üç katını kaldırabilen ilk halterci” diye tarihe geçen Naim, bir dönem magazin basınına da epeyce konu olduktan sonra bir süredir gözlerden uzak bir yaşam sürüyor…
Naim uzun süren sessizliğini HÜRRİYET için bozdu. Biz sorduk, o anlattı… En çok üstünde durduğu da sporun zehiri doping oldu…

KOLAY YOLDAN ŞAMPİYONLUK…
“Yeni nesil gençler, laptop, cep telefonu, internete takılıp, çalışmadan kısa yoldan şampiyon olmayı istiyor. ‘Hangi ilaç yakalanmaz, hangi ilaçla dopingi silebiliriz’ diye düşünüp araştırıyorlar. Kardeşim ilaç alıyorsan bil ki mutlaka yakalanacaksın. Türkiye şampiyonasında filan belki yırtarsın ama Avrupa’da, dünyada kürsüye çıkan sporcunun doping kontrolünden asla kaçışı yok. Hem kendi sağlığını, hem sporcu ruhunu rezil etme.”

SIFIR ÇEKMEYİ GÖZE ALDIM…
“Bulgaristan’da da, başka ülkelerde de dopinge bulaşan çok sporcu tanıdım, onların ne hale düştüklerini de yakından gördüm. Ben 33 yaşında Siydney de podyuma çıktığımda sıfır çekmeyi göze aldım ama böyle çirkin yollara sapmayı hiç aklıma dahi getirmedim. Diyelim ki şeytana uydum, yanlış yaptım. Makine ne yıldız sporcu dinler ne şampiyon dinler. Hiç şaşmaz, hiç hata yapmaz. Beni de yakalardı. O zaman tüm kariyerim, geçmişim, madalyalarım lekelenirdi. Bilinçli ve ahlaklı sporcu kaybetmeyi göze alır, lekelenmeyi göze almaz.”

‘YAPARLAR DOPİNGİ İŞ BENİM ÜSTÜME KALIR’

Federasyon başkanı olup kendimi rezil etmem

“Başkan olsam, 3-5 sporcuda doping çıksa, ‘Demek ki Naim de doping yapıyordu’derler. Adımı leketmem.”

“TÜRK halteri hedefi olmayan, çalışmayan, disiplini olmayan bir rotada gidiyor. Lise takımı gibi günlük sporlarını yapıp, gelip gidiyorlar. Tekrar şanlı günlere dönmek için kökten temizlik şart. Federasyon başkanlığı gibi bir niyetim hiç yok. Başkan olsam, müsabakalarda 3-5 sporcuda doping çıkarsa ne derler?.. ‘Naim Süleymanoğlu Federasyonu dopinge bulaştı’ derler. Hatta ‘Ha… Demek ki o da kullanıyordu’ bile derler. Bizi de rezil ederler. Ben asla adımı lekelemem.”

HER ZAMAN DOPİNG YAPTILAR
“Dopingin olmadığı dönem yok. İsim verip kimseyi üzmeyeyim ama bizim dönemimizde de vardı. Ben ilaç kullanan sporcuyu hemen anlardım. Şöyle ki, onun ne kadar çalıştığını da görüyorum; kendimin ne kadar çalıştığını da biliyorum. Ben ağırlık altında eziliyorum o ise hop diye kaldırıyor.”

HAMALLARI GETİRİP ‘HALTERCİ YAP’ DEDİLER

“Hatırı sayılır kişiler defalarca sırtında 200 kilo taşıyan hamalları karşıma getirip ‘Halterci yap’ dediler. Ama 200 kiloyu sırtında taşıyan o dev adam, 50 kiloluk halteri kaldıramadı. Bazı şeyler göründüğü gibi değildir. Sadece Allah vergisi yetenekle de olmaz sadece çalışmakla da olmaz. İkisi de lazım. Bazı sporcular çok fazla çalışır olmaz, bazıları da çok yeteneklidir ama çalışmazlar. İkisi de zirveye çıkamaz. İyi sporcu hepsini bir araya koyan kişidir.”

‘Yıldız olmazsa halter izlenmez’

“ŞAMPİYON olan tüm halterciler benden etkilenmiş, benim dönemimde yetişmiştir. O altın yıllarda Halil Mutlu, Hafız Süleymanoğlu, Dursun Sevinç, Sunay Bulut, Erdinç Arslan, Taner Sağır gibi haltercileri ezbere sayardık. ‘Hafız gibi sıfır çekersin’ diye günlük espri dili bile oluşmuştu. Hafız; zaman zaman sıfır çekerdi ama yıldızdı. Şimdi en ünlü spor yazarları bile bir iki isim dahi sayamaz, hatta ben bile sayamam. Yıldız sporcular çıkartamazsan halteri seyrettiremezsin.”

Kısalığım halterden değil, annemden

“Halter kısa boylu, basketbol da fidan boylu yapmaz. Her basketbolcunun uzun boylu olmasının nedeni seçmelerde uzun boyluları ve uzamaya yatkın olanların tercih edilmesinden. Ben halter yüzünden kısa kalmadım anne tarafına çekmişim. Kardeşim 1.80 boyunda o da halterci. Ben anne tarafına, kardeşim baba tarafına çekmiş hepsi bu.”

Emre Belözoğlu şampiyon olurdu

“Emre Belözoğlu’nda halter milli takımı sporcularından bile çok kas var. Suratına maske taksın haltercilerin arasına girsin kimse ayıramaz. Allah Emre’ye sporcu adaleleri vermiş. O da çalışmış hakkını vermiş. Halter yapsa da kesin zirveye çıkardı.”

Büyükelçilik beni kabul etmedi

“Avustralya’da Bulgar takımından kaçıp elçiliğe gittim. Pasaportta Adım Naum Şhalamanov yazdığı için geri çevirdiler.”

‘Özal parayı verip transfer etti’, ‘Naim para için Türkiye’ye kaçtı’, ‘Özal iç politikada Naim Süleymaoğlu’nu kullanmak için getirdi’ gibi dedikodular hep oldu.

Ancak bilinsin ki ben Türkiye’ye kendi başıma iltica ettim. İsmim değiştirilmişti ve artık fırsat kolluyordum. Bulgar gizli makamları hep takibimdeydi. Şampiyonluk kokteyli sırasında kaçıp, Avustralya’da yaşayan Kırcaalili Bulgar Türkü bir arkadaşımla taksiyle Büyükelçiliğe gittik.”

YER YERİNDEN OYNADI
“Adım Naum Şhalamanov olduğu için ‘Sen Türk değilsin, kabul edemeyiz’ diyerek beni geri çevirdiler. Ancak kaybolduğum için yer yerinden oynuyor, bütün televizyonlar benden bahsediyordu. Çaresiz arkadaşımın evine gittim. Turgut Özal öğrenince hemen talimat verip ‘Getirin’ demiş. ‘Kendi rızamla gitmek istiyorum’ diye ifade verdim, Ankara’ya gelip toprağı öpüp ana vatanıma kavuştum.”

Jivkov’la baş başa görüşürdük

“BASKI gören 2 milyon soydaşımın sesini duyurmak için benim Bulgaristan’dan kaçmam lazımdı. Herhangi biri iltica etse yankı olmazdı. Oysa Bulgaristan’da çok rahattım. Milli takımın omurgası, değişmez sporcusuydum. Devlet Başkanı Todor Jivkov’la teke tek görüşürdük. Ondan ‘Dile benden ne dilersen’ sözünü işitmiş bir sporcuydum. Ama soydaşlarıma sırt çeviremezdim. Dünya benim sayemde Bulgaristan’da yaşayan insanlarımıza yapılanları duydu, ardından da 1989 göçü geldi.”

Ortadirekten biraz halliceyim

‘Kaç daire aldığımı hiç hatırlamıyorum. Kiracılarla uğraşamadığım için arsaya döndüm. Kendi yağımla kavruluyorum.”

“Evlerim otomobillerim çok konuşuldu. Spor yaparken ödül yönetmeliği vardı. Ben devletimden hiç bir şey istemedim ancak yönetmeliğe göre hakkım olan şeyleri devlet verdi. Şimdi sporcular bizim 10 katımızı alıyorlar. Kaç daire aldığımı hiç hatırlamıyorum, hesaplamadım da. Ancak kiracılarla uğraşmak çok zor olduğu için arsaya döndüm. Hakkımda ‘Battı’ şeklinde çıkan haberler beni çok üzdü. Ben topluma mâl olmuş biriyim bu haberleri bütün dünya basını kullandı. Bulgaristan’da gazetelerde manşet oldum, çok utandım ve kızdım. Ekonomik olarak bir sıkıntım yok. Orta direğin biraz üzerinde mütevazı bir hayatım var. Kendi yağımla kavruluyorum.”

Ben sporculuğumda sabah 08.30-13.30 öğleden sonra 16.00-20.00’a akşam da 22.00’ye kadar çalışırdım. Bu her gün böyleydi. Herkes evine gider ben gece yarısına kadar çalışırdım.

Evlerim otomobillerim çok konuşuldu. Spor yaparken ödül yönetmeliği vardı. Ben devletimden hiç bir şey istemedim ancak yönetmeliğe göre hakkım olan şeyleri devlet verdi. Şimdi sporcular bizim aldıklarımızın 10 katı fazlasını alıyorlar. Kaç daire aldığımı hiç bilmiyorum, hesaplamadım da. Ancak dairelerde kiracılarla uğraşmak çok zor olduğu için arsaya döndüm. Hakkımda ‘Battı’ şeklinde çıkan haberler beni çok üzdü. Ben topluma mâl olmuş biriyim bu haberleri bütün dünya basını kullandı. Bulgaristan’da gazetelerde manşet oldum, çok utandım ve kızdım. Ekonomik olarak bir sıkıntım yok. Orta direğin biraz üzerinde mütevazı bir hayatım var. Kendi yağımla kavruluyorum.

Alıntı: http://www.hurriyet.com.tr/sporarena/naim-suleymanoglundan-hurriyete-carpici-aciklamalar-40426831

Share

Meclisin ilk gününde Milletvekili maaşlarında rekor artış

44. Millet Meclisi’nin ilk çalışma günü bugün saat 10:00’da başlıdı. Milletvekili maaşları 3 bin 210 levaya çıkacak.

İktidar partisi GERB Milletvekili Dimitır Glavçev; 157 evet, 81 çekimser oyla meclis başkanı seçildi. Her partiden bir başkan yardımcısı seçildi. GERB’den Tsveta Karayançeva, BSP’den Valeri Jablyanov, Vatansever Cephe’den Yavor Notev, HÖH’ten Nigâr Cafet ve Volya’nın Genel Başkanı Veselin Mareşki; meclis başkan yardımcılığı görevini üstlenecek.

Share

“Bulgaristan’da Osmanlı Dönemi Vakıf Eserleri Envanteri” Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme

“BULGARİSTAN’DA OSMANLI DÖNEMİ VAKIF ESERLERİ ENVANTERİ”
Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme

Mehmet Emin Yılmaz
Yüksek Mîmar
Türk Mîmârîsi Araştırma Merkezi

Düşünce ve Tarih Dergisi, Sayı 30, s. 56-63, Mart-2017, Ankara.

bg_sayfa_1

bg_sayfa_2

bg_sayfa_3

bg_sayfa_4

bg_sayfa_5

bg_sayfa_6

bg_sayfa_7

bg_sayfa_8

 

Share

ATİLLA JORMA’YI TANIMAK AYRICALIKTIR

İsmail CİNGÖZ*

2017 Şubatının son haftasında Milli Düşünce Merkezi’nde “Kıpçak Bozkırından Karpat Havzasına Kumanlar” başlıklı bir konferans vardı ve daha önce ismini hiç duymadığım Atilla Jorma tarafından verilecekti bu konferans. Sayın Atilla beyle bu konferansta tesadüfen tanıştım.

Ne yalan söyleyeyim öncelikle soyismi dikkatimi çekmişti. Türk Dünyasına olan ilgim nedeniyle konferans başlığı da dikkatimi çeken diğer etken olmuştur. Kuman-Kıpçak Türkleri ve Karpat Bölgesi hakkında daha önce hiç duymadığım yeni bilgiler öğrendim. Konferans sonrasında kendisine kartımı verdim ve Ankara’dan gitmeden önce kendisiyle daha geniş bir zamanda görüşmek istediğimi belirttim.

Sonra Sayın Atilla Jorma hakkında internet üzerinden yaptığım araştırmada; Yrd.Doç.Dr. ünvanı ile Ardahan Üniversitesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi olarak ders verdiğini ve Türk Dünyası üzerine yapmış olduğu çalışmalar ve yayınları hayretimi celp etti. Zira bu bilim adamı Türkiye’de fazla tanınmıyor olduğu izlenimini vermiş olması beni üzmedi desem yalan olur. Ben bu araştırmaları yaparken birkaç gün sonra Sayın Sayın Jorma’dan gelen telefon ile yaşadığım mutluluk anlatılamaz. Bu telefon ile Jorma benin Bulgaristan ve Yurtdışı Türkler ile ilgili çalışmalarım olmasının dikkatini çektiğini beyan etmesi üzerine uygun bir zamanı ver ise görüşmek istediğimi söyledim ve beni kırmayarak kabul etti.

2 Mart 2017 günü Ankara Saman Pazarı semtinde buluştuk, sıcak bir sohbet ortamı buldum. Adeta yıllardır tanışıyormuşuz gibi… Çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Ben de kısa zamanda Balkanlar ve Türk Dünyası hakkında birçok bilgi edinme fırsatı buldum. Bu görüşmemizden birkaç gün sonra Ardahan’a dönen Sayın Jorma ile telefon görüşmelerimiz devam etti. Sorularıma telefon ile veya elektronik posta ile cevaplar verdi sağ olsun.

Böyle bir değerin kamuoyu tarafından daha fazla tanınması gerektiğini düşünerek Atilla Jorma ile 5 Nisan 2017 günü telefon ile mülakat yapmaya karar verdim. Ben Sayın Jorma’yı tanıma ayrıcalığına eriştim. Yapmış olduğum mülakatı Türk Dünyası ile ilgilenenlere arz ediyorum.

 

İsmail Cingöz: Sayın Hocam öncelikle Sizi tanımaktan onur duydum. Biz her ne kadar tanışmış olsak da okuyucularımıza Siz kendinizi tanıtır mısınız?

Atilla Jorma: Ardahan Üniversitesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesiyim. Kıpçak kökenli Finlandiya vatandaşı ve uyrukluyum.

Cingöz: Hocam yükseköğreniminizi nerede yaptınız?

Jorma: Lisans öğrenimimi 1976-1982 döneminde İstanbul Üniversitesinde Türkoloji üzerine okudum.

Cingöz: İlk akademik çalışmalarınızı nerelerde yaptınız?

Jorma: Finlandiya pasaportu taşıdığım için tatillerde rahatlıkla Kuzey Azerbaycan, İran Güney Azerbaycan ve Bulgaristan gezileri yaptım. O dönemler henüz “Soğuk Savaş” yıllarıydı. Oralarda Türk edebiyatı üzerine çalışmalar yaptım. O dönem bir şey dikkatimi çekmişti. Bulgaristan ve İran’da Türkçe eğitim yasaklanmıştı. Nesir edebiyatı dediğimiz roman ve hikâye türü eser vermekte zorlanan Türkler kendini şairlikte geliştirmişler, sözlü edebiyat oldukça yaygın durumdaydı. Ben de bu sözlü edebiyat eserlerini derleme fırsatı bulmuştum. Ama yayınlama fırsatı bulamadım maalesef.

Cingöz: Üniversite eğitimi sonrası çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Jorma: Üniversite eğitimi sonrası Macaristan, Finlandiya ve Hollanda’da araştırmalarıma serbest olarak devam ettim ama üniversitelerde yeterli düzeyde akademik bir çalışma ortamı bulamadım. Zaman zaman da Türkiye’ye kısa süreli gelmelerim oldu. İlk önemli akademik eserim 1999 yılında “Hazar Berisi-Karadeniz Kültür Çevresinde Türk Dili” ismi ile Türkistan ve Azerbaycan Araştırma merkezi tarafından Hollanda’da Türkçe olarak yayınladı. Bu eseri Karadeniz çevresi Türk lehçeleri üzerine çalışmalarımla devam ettirdim.

Cingöz: Balkanlarla ilgili çalışmalarınız da var. Onlardan da bahseder misiniz?

Jorma:Bulgaristan ve Türk Edebiyatı” isimli kitabım 2012’de İstanbul’da Doğu Kütüphanesi yayınlarından, “Bulgaristan’daki Türk Edebiyatına Bir Bakış” isimli kitabım ise 2013’de Bakü’de yayınlandı.

Cingöz: Türkiye’ye ne zaman geldiniz ve öğretim üyeliğiniz nasıl başladı?

Jorma: Çalışmalarım devam ederken Finlandiya Turku Üniversitesi’nde “Bulgaristan’da 60’lı Yılların Türkçe Romanı” isimli çalışmamla 2007’de doktora tezimi verdim. Bu çalışmam sonrası 2010 yılında Ardahan Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Dr. Ramazan Korkmaz tarafından verilen görev ile Ardahan Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev aldım. Halen Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü’nde bu görevime devam etmekteyim.

Cingöz: Balkanlar üzerine çalışmalarınız olduğuna göre; Balkan ülkelerindeki Türkler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Jorma: Balkan ülkelerinde tarihi geçmişlerinden dolayı bir birleri ile devam eden ülkesel sorunların bir kısmı halen devam ettiği görülmektedir. Mesela Makedonya ile Bulgaristan arasında tarihi yorumlama sorunu vardır. Türkler açısından hepsinde çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Yunanistan ve Bulgaristan’da yıllardır devam eden sorunları Türk kamuoyu genel hatlarıyla bilmektedir. Türkçe eğitim bu ülkelerde zaman zaman yasaklanmıştı ama Yugoslavya Devleti varlığını sürdürürken Türkçe resmi diller arasında yer almaktaydı. Kosova bağımsızlığını Yugoslavya’nın parçalanması ile ilk elde ettiğinde de Türkçe resmi dillerden birisi olmuştu ama Türkçe’nin resmi dil statüsü iç savaş döneminde NATO müdahalesi sonrası kaldırılmış ve yerine İngilizce konulmuştur. Tepkiler karşısında “isteyen Türkiye’ye gitsin” diyen gayri resmi açıklamaları görülmüştür.

Balkanlar devletlerinin kültürel hayat tarzlarının karşılaştırmaları üzerine çalışmalarım var. Yugoslavya ve Bulgaristan’ın Sovyet etkisi altında kaldığı 1945-1990 dönemlerinde kültürel hayat tarzlarında bazı değişiklikler olduğu görülmektedir. Yugoslavya’da fazla olumsuz etkiler olmamakla beraber, Bulgaristan’da olumsuzluklar yaşanmıştır. Komünizm sonrası Bulgaristan’da bile hala Türkler kendilerine gelememiştir diyebiliriz. Bu konular üzerine de bazı akademik çalışmalarım devam etmektedir.

Cingöz: Hocam, Balkan ulusları içerisinde yer alan Pomakların etnik kökenleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Slav kökenli olduklarını iddia edenler de var. Fakat Türk kaynaklarında Kuman-Kıpçak etnik kökenli olduğu bilgilerine rastlanılmaktadır. Benim de yaptığım araştırmalarda Kuman-Kıpçak ve Peçenek kökenli olduklarını, Osmanlı Devleti’nin Balkanları fetih döneminde I. Murat zamanından itibaren kendi istekleriyle İslam Dinine geçmeye başladıklarını yazan kaynaklara rastladım. Bu konuda sizin bir çalışmanız veya tespitiniz olmuş mudur?

Jorma: Balkanlar söz konusu olduğunda bölgenin adından başlayarak burasının kadim Türk yurdu olduğu görülür. Ne var ki bu bölgede özellikle etnik konularda belirli amaçlara yönelik bilimdışı çalışmalar ağırlıkta olduğundan Pomaklar gibi topluluklar çelişkiler içinde kalıp harcanmaktadır. Aitlik konusunda en doğrusu bence kendi görüşleridir; Pomaklar kendilerini Türk hissettikleri takdirde bunun böyle kabul edilmesi gerek.

Cingöz: Çalışmalarınız hangi alanda devam etmektedir, yeni kitaplarınız yayınlanacak mıdır, bahseder misiniz?

Jorma: Türkoloji genelde Türk tarihini, kültürünü ve edebiyatını, özellikle de Türk dil ve lehçelerini inceleyen bir bilim dalıdır. Bu bağlamdaki çalışmalarım edebiyat ağırlıklı; Bulgaristan’daki Türk edebiyatı ile Makedonya’daki Türk edebiyatını karşılaştırmalı olarak araştırmaktayım. Tunaboyu Turanlıları adını koyduğum çalışmam tarihi arkaplanı anlatır; Karadeniz çevresindeki Türk lehçeleri üzerine de yeni çalışmam var. Bütün bu çalışmalarım için ise halen yayıncı aramaktayım.

Cingöz: Sayın Hocam dilerim yayıncılar-yayınevleri sizin bu sözünüzü duyarlar ve buradan okurlar. Biz de yayınevlerine buradan duyurmuş olalım.

Zaman ayırıp bizimle görüşme yaptığınız için teşekkür ederim. Sizi tanımış olmaktan onur duyduğumu bir kez daha beyan etmek isterim. Türk Dünyası’na verdiğiniz kültür hizmetleri için sağ olun, var olun. Sonraki çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

* Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc., BULTÜRK Derneği Ankara Temsilcisi, BAŞKON Yurtdışı Türkler ve Göçmenler Platformu Başkanı, cingozismail01@gmail.com

Share