Tarih: 22 12 2018
Yazan: Rafet Ulutürk
Konu:NATO üyesi Türkiye’nin bağımsız dış politikası ve Balkanlarda yeni perspektif.

2018 yılının bu son günlerinde dünyayı adeta şaşkına çeviren Amerika’nın Suriye’den çekilmesi kararından da anlaşılacağı gibi, Türkiye Cumhuriyetinin izlediği milli dış siyaset başarıdan başarıya koşmaktadır ve bu yeni politik hareket dünyada da ilgi ile takip edilmektedir. Türk milli siyaset gemisinin dümeninde dünya politika sahnesinin en tecrübeli aktörlerinden biri olan Başkan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN bulunuyor.

Atılan her adımda sahaya başarı olarak yansıyan önü açık bu yeni siyasi çizginin mücadele alanı Yakın Doğu, siyaset alanı ise bütün dünyadır.

Yakın Doğu’nun dünya güç çekişmesinin ana merkezi haline dönüşmesi, 1990 “Körfez Savaşından” sonrasında oldu.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip Irak’ın ABD emperyalizminin hedefi haline gelmesi ve buranın işgal edilmesi son 40 yılın siyasi gündeminde belirleyici olmuştur.

İkinci Dünya Savaşından sonra Vietnam ve Kamboçya’da yenilen, Afganistan’da çamura saplanan Amerika, Irak’ı ezerek ve bir milyon civarında çocuğu öksüz bırakarak zafer bayrağını dikmişti.

21.yüzyılın hemen başında, emperyalist yayılmacı siyasete dur diyen, 1 Mart (2003) teskeresini meclisinde onaylamayan Türkiye’de henüz iktidara yeni gelmiş AK parti iradesi ortaya çıkıyordu. Orta Doğuda yayılmacılığına gerekçe yaratan ABD İslami kardeşler, DEAŞ, PKK ve PYD ve daha elliden fazla terör örgütü kurup silahlandırmıştır.

ABD ve diğer emperyalistlerin Irak’tan sonraki hedefi Türkiye’nin diğer komşusu Suriye olmuştur. Emperyalistler terör kartını yine sahaya sürdüler ve terör güçlerini Suriye’de topladılar. Ülke, demokrasi ve insan hakları adına işgal edildi.

Emperyalist güçler 2010’da Arap Baharı ateşini yaktılar. Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’da hükumetler devirdiler. Tarihte görülmedik bir göç dalgasını kışkırttılar.

Bu gelişmeler 1920’lerde başlayarak 20. Asır boyunca emperyalizm sömürgeciliğinden kurtulan bölge ülkelerinin yeniden sömürgeleşeceği anlamına geliyordu.

Bütün bunlar yaşanırken anti-emperyalist güçlerin kalesi haline gelen Türkiye Cumhuriyetini dize getirme planları da hazırlanmıştı. Nitekim 35 yıldan beri saldırıları kesilmeyen PKK teröristlerine, DEAŞ ve PYD kundakçıları da eklendi.

Türkiye’ye karşı en sistematik ve sinsi saldırı ise, din maskesi altında örgütlenen NATO destekli FETÖ terör yapılanması tarafından 15 Temmuz 2016’da silahlı darbe girişimi başlatılması oldu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrılarına uyan Türkiye halkı, sokakları, meydanları, köprüleri, liman ve hava-alanlarına sahip çıkarak, darbecileri durdurdu, egemenlik, demokrasi ve Cumhuriyete sahip çıktı.

Birinci istiklal savaşını Gazi Mustafa Kemal Atatürk komutasında kazanan Türk milleti, ikinci istiklal mücadelesini de Türkiye Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde kazandı.

Türkiye Devleti, halkı ile birlikte Yakın Doğu’da ve Arap Dünyasında başarılı olan yıkıma dur dedi ve çöküşü önledi. Bir süre sonra hainler su yüzüne çıktıkça, bütün bu silahlı darbelerin emperyalist devletler tarafından kışkırtıldığı ve desteklendiği aşikar oldu.

2016’da yaşanan FETÖ-NATO’cu darbe teşebbüsünden sonra, Türkiye’nin Yakın Doğu siyaseti daha kararlı oldu ve kesinleşti. Emperyalist finans çevrelerinin Gezi olayları düzenleyerek, döviz kuruyla oynayarak, dost Rusya ile arasını açmak için CU-24 savaş uçağını düşürüp Rus Büyükelçisi Karpov’u Türkiye’de öldürtmesi de beklenen sonuçları vermedi. İran’la iyi komşuluk ve işbirliği ilişkilerinin de bozulmaması başarısızlıklar zincirini biraz daha uzattı.

ABD Başkanı Tramp tarafından yönlendirilen ABD’nin dünya siyaseti, halkların yükselttiği çıtayı atlayamaz oldu. Türkiye’de, devleti yıkmayı ve ülkeyi parçalamayı deneyen FETÖ-NATO darbe girişiminin akamete uğratılmasıyla, ava giderken avlandılar. Bu muhteşem başarı, son 15 yılda Yakın Doğu’da egemen olan TEK KUTUPLU – ABD merkezli – terör siyasetine büyük darbe vurmuş oldu.

Uluslararası teröre karşı mücadelede müttefik olan Türkiye, Rusya ve İran’ın Kazakistan-Astana süreciyle attıkları kararlı adımlar, bu tek kutuplu dünya siyasetini ortadan çatlatmış oldu ve dünyada güçler dengesine yeni bir fırsat doğurdu.

Amerika’nın dış ülkelerdeki 160 askeri üssü – bunlardan üçü Bulgaristan’da bulunuyor – kapsamında Suriye’ye 5 bin TIR ve 3 bin uçak yükü silah ve mühimmat yığması, Suudi Arabistan’a 400 milyar Dolarlık ağır silah, radar sistemleri, uçak ve füze vermeyi taahhüt etmesi,  tek kutuplu dünya siyasetini ayakta tutmaya yetmedi.

  1. Yüzyılın ilk 20 yılında meydana gelen en büyük olay budur. Yeni dünyanın yeni kutbunda Türkiye, Rusya ve İran yer aldı. Bu, çok büyük bir zafer ve emperyalizmin sahada geriletilmesidir. ABD askerlerinin – 5 bin kişi – Suriye’den geri çekilmesi ve yığılan silahların geri toplanması kararı, bu zaferin önemli bir parçası oldu.

Dünya politikasında yaşanan bu yeni dengede Türkiye Cumhuriyeti’nin, TSK’nin ve büyük lider Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın etkisini belirtmek vicdani bir borçtur.

NATO içinde 2. büyük güç olan Türkiye’nin Yakın Doğu konusunda bağımsız-tarafsız, yalnız milli menfaatlerini savunan barışçıl ve oyun kurucu bir siyaset izlemesi, düşmanların tuzak ve planlarını bozmuş, kundakçı-terörist unsurları dehşete düşürmüştür.

Mısır’daki Firavun mezarlarından daha derin hendekler kazan PKK, DAYEŞ, PYD ve diğer teröristlerin kurtuluşu olmadığını dünya görmüş ve bölgede teröristlerden zulüm gören masum yerli halk Türk ordusunun yolunu bekler olmuştur. Türk askerlerinin “Barış Harekâtı”, “Zeytin Dalı”,” Kandil” ve son olarak “Fıratın doğusuna” yönelik barış operasyonlarından ders almayan barış düşmanları, derin derin düşünmeye başlamışlardır. 2018’den ders almayanların geleceği karanlıktır. Kazdıkları hendeklerin mezarları olacağı açıktır.

Amerika, Yakın Doğu’da yenilgisini 40 yıl sonra kabul etti.

Saldırı siyasetinin mimarı Pentagon şefi Mattis görevinden alındı. Amerika böylece Türkiye Suriye sınırında boydan boya geniş bir güvenlik bölge planına onay vermiş olurken, teröristlerle hesaplaşmaya, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına da olumlu baktı. PKK ve diğer terör örgütleri de “Amerika sattın bizi “çığlıkları atmaya başladılar.

ABD emperyalistlerinin Büyük Orta Doğu Projesinin çöküşü de doğrulanmış oldu.

Bu son çeklime ile Yakın Doğu’da yeni bir sayfa açılmıştır. Türk Silahlı Küvetlerinin terör güçleri ile savaşırken sahada ABD gücü olmayacak, kurtarılan bölgelerde barış ve huzur tesis edilecektir. Bu aynı zamanda Türkiye Başkanı Sayın Erdoğan’ın büyük bir diplomatik başarısıdır. Diplomaside yeni adımlar ise dünya dengesini değiştiren 3 müttefikin Moskova zirvesinde atılacaktır.

Türkiye terör ve terörist ile savaşırken Bulgaristan kimin yanında?

Bu yeni küresel bölünmede Bulgaristan diplomasisi ne yazık ki İsrail ve Suudi Arabistan yanında yer almayı seçmiştir. Bulgar siyasiler, Türkiye’nin sınırlarında durdurduğu ve Bulgaristan’a, dolayısıyla Avrupa Birliği ülkelerine geçmek isteyenleri engellediği sığınmacı, savaş kaçağı, göçmen kafilelerinin durdurulmasına sağlanan yardımlara nasıl teşekkür edeceğini bu defa da bilemedi.

Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığını dünya gördü. Dünya, Yakın Doğu’da terörist düşmanı kendi silah ve mühimmatıyla yok edebilen bir TSK gücünden söz ediyor. Fırat’ın Kuzeyi ve Membiç zaferlerini müjdelemek isteyenler çoğalıyor. Terörist çiftliklerinin Türkiye’de değil, Suudi Arabistan gibi terörü destekleyen Arap ülkelerinde ve Batı Avrupa merkezlerinde bulunduğunu görmeyen kalmadı. Türkiye Müslümanlarının hoşgörü, barış ve güvenlik kararlılığı büyük bir Türkiye özlemini oraya çıkarıyor.

Çok yakın bir gelecekte ve belki daha 2019’da Türkiye vatandaşlarına Avrupa Birliği ülkelerini istedikleri zaman vizesiz seyahat olanakları sunulacağına, Türkiye’nin AB tam üyeliği ile daha fazla gümrük kolaylıklarına, Bulgar sınır kapılarındaki 20 km uzun TIR kuyruklarının tamamen kalkacağına inanılıyor. Artık Türkiye’nin değil AB’nin öneride bulunacağı görünüyor.

Dünya’ya ilahi adaletin geleceğine inanıyor. 21. Yüzyılda dünya tamamen değişecektir. Bu değişimin Balkan coğrafyasına yansıması kaçınılmazdır. Tarihte üç asır huzur ortamını yaşayan, barışın üstünlüğü, hoşgörü ve iyi komşuluk destanları yazılan Balkanlarda yepyeni rüzgârlar eseceğine inanıyorum. Osmanlı’nın derin izleri boş kalamaz, Türkiye Cumhuriyeti Yakın Doğu’da barış sağladığı gibi,bunu Balkanlarda da yapmak zorundadır. Yapacaktır da…

Yeni yıl kutlamalarında dostça kadeh kaldıran insanlar, ertesi gün birbirlerine kıymak için yaşamak istemiyor. Bölgesel büyük devletlerin gölgesinde herkese yer olacağına inanıyorum. Artık herkes bir diğer halklarla birlikte yaşamasını öğrenmesi gerektiğini anlamalıdır.

Bulgaristan’da 24 Aralık şehitlerimizi anma törenlerine katılanları selamlıyorum. Gelecek bizimdir. İlahi adalet Türkiye’nin tarafındadır. Feci olayların tekrar etmesine bir daha fırsat verilmeyeceğini herkes anlamış durumdadır. Gelecek, birlikte yaşamayı bilenlerindir. Gelecek, dostları ile birlikte Türklerindir.

Yeni yılda dava arkadaşlarıma, tüm soydaşlara ve Bulgaristan’daki kardeşlerime sağlıklı, mutlu ve barış içinde bir dünya temenni ederken, bunların gerçekleşmesi için herkesin çalışması gerektiğinin bilinmesini arzu etmekteyiz.

Dünya gücü bilinen bir ülkede yaşamanın mutluluğu hepimizi mutlu edecektir.

En iyi dileklerimi kabul edin ve

Lütfen dostlarınızla paylaşınız.

Reklamlar