Rafet ULUTÜRK
1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nde güzel sözler söylemek, çiçek vermek, ziyaretlerde bulunmak elbette değerlidir.
Fakat ertesi gün yaşlı insan yeniden yalnızlığına dönüyorsa, hastaneye giderken yanında kimse yoksa, teknolojiyi kullanamadığı için devlet hizmetlerine ulaşamıyorsa, yılların tecrübesi toplum tarafından değerlendirilmiyorsa sadece kutlama yapmak yeterli değildir.
Yaşlılara verilen değer, bir günlük törenlerle değil, yılın 365 günü işleyen sistemlerle ölçülmelidir.
Bunun için artık somut adımlar konuşmalıyız.
1. HER BELEDİYEDE “YAŞLI DESTEK BİRİMİ” KURULMALI
Yaşlı vatandaşın onlarca farklı kapıyı dolaşmasına gerek kalmamalıdır.
Belediyelerde tek merkezden çalışan yaşlı destek birimleri oluşturulabilir.
Bu birimler; ihtiyaç sahibi yaşlıların evde temel destek hizmetlerine erişmesine, sağlık ve sosyal hizmetlere yönlendirilmesine, dijital işlemlerde yardım almasına ve gerektiğinde ilgili kurumlarla bağlantı kurulmasına yardımcı olabilir.
Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarımız için düzenli iletişim mekanizması kurulmalıdır.
Çünkü bazen bir yaşlının ihtiyacı büyük bir yardım değil:
“Nasılsınız, bir ihtiyacınız var mı?” diye soran bir sestir.
2. “BİR YAŞLI – BİR GENÇ” PROGRAMI BAŞLATILMALI
Kuşaklar birbirinden uzaklaştıkça önyargılar artıyor. Bunu tersine çevirmeliyiz.
Üniversite öğrencileri, lise öğrencileri ve gönüllü gençlerle yaşlılarımızı bir araya getiren programlar kurulabilir.
Genç, yaşlıya telefon ve bilgisayar kullanmayı öğretebilir.
Yaşlı da gence mesleğini, hayat tecrübesini, aile ve şehir hafızasını anlatabilir.
Böylece yardım tek yönlü olmaktan çıkar.
Genç teknoloji verir, yaşlı tecrübe verir.
İki taraf da kazanır.
3. “TECRÜBE BANKASI” KURULMALI
Emekli olmak, insanın bilgisinin de emekliye ayrılması anlamına gelmemelidir.
Yıllarca öğretmenlik, mühendislik, doktorluk, esnaflık, çiftçilik, yöneticilik veya zanaatkârlık yapmış insanların tecrübeleri kayıt altına alınabilir.
Yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları gönüllülük esasına dayanan bir Tecrübe Bankası oluşturabilir.
Genç girişimci, tecrübeli iş insanıyla;
genç öğretmen, emekli öğretmenle;
çırak, eski ustayla;
genç yönetici, tecrübeli yöneticiyle buluşturulabilir.
Bir toplumun yıllarca biriktirdiği insan sermayesini emeklilik günü çöpe atması büyük bir kayıptır.
4. YAŞLILARIN HATIRALARI KAYIT ALTINA ALINMALI
Her yaşlı insan aynı zamanda sözlü tarih kaynağıdır.
Özellikle Balkanlar’da ve Anadolu’da göçleri, savaşları, toplumsal dönüşümleri, eski meslekleri ve gelenekleri yaşamış son kuşakların hatıraları hızla kayıt altına alınmalıdır.
Belediyeler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ortak bir “Yaşayan Hafıza Arşivi” kurabilir.
Gençler kameralarını alıp dedelerinin ve ninelerinin karşısına oturmalı:
“Nerede doğdun?”
“Çocukluğun nasıldı?”
“Göçü nasıl yaşadınız?”
“Köyünüzde hayat nasıldı?”
“Bize bırakmak istediğin en önemli öğüt nedir?”
diye sormalıdır.
Bugün kaydetmediğimiz bir hatırayı yarın hiçbir arşivden bulamayabiliriz.
Bir yaşlıyı kaybetmeden önce onun hafızasını gelecek nesillere emanet etmeliyiz.
5. YALNIZ YAŞAYAN YAŞLILAR İÇİN “GÜVEN ÇEMBERİ” OLUŞTURULMALI
Özellikle yalnız yaşayan yaşlıların yakınları, komşuları ve ilgili sosyal destek birimleri arasında gönüllülük ve mahremiyet esasına dayanan bir iletişim ağı kurulabilir.
Uzun süre kendisinden haber alınmaması, temel ihtiyaçlarının karşılanamaması veya acil bir durumda yardım isteyememesi gibi risklere karşı önceden belirlenmiş iletişim zincirleri oluşturulmalıdır.
Burada teknoloji insanın yerine geçmemeli; insana ulaşmayı kolaylaştırmalıdır.
Çünkü yaşlılıkta en büyük güven duygularından biri şudur:
“Bir şey olursa beni merak edecek biri var.”
6. DİJİTAL DÜNYADA YAŞLILARI YALNIZ BIRAKMAYALIM
Bankacılık, hastane randevuları, ulaşım ve birçok kamu hizmeti giderek dijitalleşiyor.
Gençler için birkaç saniyelik işlem, yaşlı bir insan için ciddi bir engel hâline gelebiliyor.
Her ilçede ücretsiz Dijital Destek Noktaları oluşturulabilir.
Fakat burada yalnızca teknoloji öğretmek yetmez.
Yaşlılarımız dijital dolandırıcılığa karşı da bilinçlendirilmelidir.
Şüpheli telefon aramaları, sahte mesajlar, banka bilgisi isteyen kişiler ve internet dolandırıcılığı konusunda düzenli eğitim verilmelidir.
Dijitalleşme yaşlı insanı toplumun dışına itmemeli.
Teknoloji hayatı kolaylaştırıyorsa gerçekten ilerlemedir.
7. EVDE YAŞLANABİLME İMKÂNLARI GÜÇLENDİRİLMELİ
Birçok insan ömrünün son dönemini yıllarca yaşadığı evinde, mahallesinde ve tanıdığı insanların arasında geçirmek ister.
Bu nedenle yaşlılık politikalarının önemli hedeflerinden biri mümkün olduğu ölçüde güvenli ve bağımsız yaşamı desteklemek olmalıdır.
Evlerin düşme riskini azaltacak biçimde düzenlenmesi, tutunma aparatları, uygun aydınlatma ve erişilebilirlik gibi küçük tedbirler bile büyük fark oluşturabilir.
Evde bakım ve sosyal destek hizmetleri de ihtiyaç düzeyine göre güçlendirilmelidir.
Çünkü bazen insanı hayata bağlayan şey yalnızca dört duvar değildir.
O duvarların arasındaki hatıralardır.
8. “YAŞLI DOSTU MAHALLELER” TASARLANMALI
Şehirler yalnızca genç ve sağlıklı insanların hızına göre tasarlanmamalıdır.
Kaldırımlar, yaya geçitleri, parklar, toplu taşıma durakları ve kamu binaları yaşlıların hareket kabiliyeti düşünülerek düzenlenmelidir.
Dinlenme bankları, gölgelikli alanlar, erişilebilir tuvaletler, güvenli kaldırımlar ve yeterli geçiş süresi bulunan yaya ışıkları küçük gibi görünen fakat günlük hayatı doğrudan etkileyen uygulamalardır.
Bir şehrin medeniyet seviyesi, en hızlı yürüyenin ne kadar rahat olduğuyla değil, en yavaş yürüyenin ne kadar güvenli yaşayabildiğiyle de ölçülmelidir.
9. “AKSAKALLAR VE TECRÜBE MECLİSLERİ” OLUŞTURULABİLİR
Yaşlılarımızı yalnızca yardım alan insanlar olarak görme anlayışından vazgeçmeliyiz.
Onlar aynı zamanda topluma katkı sağlayabilecek insanlardır.
Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları gönüllü Tecrübe Meclisleri oluşturabilir.
Mahallenin eski öğretmeni, esnafı, sanatkârı, yöneticisi, çiftçisi ve kanaat önderi belirli dönemlerde gençlerle bir araya getirilebilir.
Bu meclislerin görevi gençlerin yerine karar vermek değil, geçmiş deneyimleri aktarmak ve danışmanlık sunmak olmalıdır.
Böylece tecrübe otoriteye değil, rehberliğe dönüşür.
10. TORUN İLE DEDE-NİNE ARASINDAKİ BAĞI KORUMALIYIZ
Mesele yalnızca devletin veya belediyenin meselesi değildir.
En büyük görev aileye düşmektedir.
Çocuklarımızı dedelerinden ve ninelerinden uzaklaştırmamalıyız.
Bayramdan bayrama yapılan ziyaret yeterli değildir.
Çocuk, dedesinin hikâyesini bilmeli.
Ninesinin yaptığı yemeği öğrenmeli.
Ailesinin nereden geldiğini dinlemeli.
Eski fotoğrafların arkasındaki insanların kim olduğunu sormalıdır.
Çünkü aile hafızası, kimliğin ilk okuludur.
YAŞLILIK POLİTİKASINI ÜÇ KELİMEYLE YENİDEN KURALIM
Geleceğin yaşlılık politikasının üç temel ayağı olmalıdır:
Koruma – Katılım – Aktarım.
Koruma: Sağlık, güvenlik, barınma ve temel ihtiyaçlarda kimse yalnız bırakılmamalıdır.
Katılım: Yaşlı insan sosyal hayattan koparılmamalı; üretmeye, öğrenmeye, öğretmeye ve topluma katkı vermeye devam edebilmelidir.
Aktarım: On yıllar boyunca biriktirilen tecrübe genç kuşaklara aktarılmalıdır.
İşte o zaman yaşlılık yalnızca hayatın bekleme odası olmaktan çıkar.
Hayatın başka bir üretken dönemine dönüşür.
YAŞLILARIMIZA NASIL BİR DÜNYA KURUYORSAK KENDİ GELECEĞİMİZİ KURUYORUZ
Bugün yaşlılarımız için istediğimiz şey aslında yarın kendimiz için istediğimiz hayattır.
Bir gün bizim de adımlarımız yavaşlayacak.
Bir gün biz de bir bankta biraz daha uzun oturacağız.
Bir gün biz de:
“Evladım, sana bir şey anlatacağım…”
diyeceğiz.
O gün karşımızdaki gencin telefonu bırakıp gözlerimizin içine bakmasını isteyeceğiz.
Öyleyse bugünden başlayalım.
Yaşlılarımızı yalnızca korumayalım.
Dinleyelim.
Yalnızca yardım etmeyelim.
Toplumun içinde tutalım.
Yalnızca geçmişin insanları olarak görmeyelim.
Geleceğin inşasına ortak edelim.
Çünkü gençler geleceğe koşarken yaşlılar nereden geldiğimizi hatırlatır.
Biri güçtür.
Diğeri tecrübedir.
Biri yarındır.
Diğeri hafızadır.
Ve güçlü toplum, bunlardan birini seçen değil, ikisini aynı masada buluşturabilen toplumdur.
Bu dünyadan yalnızca gelip geçmeyelim.
Yaşarken birbirimizin kıymetini bilelim.
Giderken eser bırakalım.
Ve arkamızdan şu sözün söylenebileceği bir hayat yaşayalım:
“Yaşlandı ama hayattan çekilmedi.
Tecrübesini saklamadı.
Gençlerin önünü kapatmadı.
Onlara yol gösterdi.
İnsan yetiştirdi.
Ve bu dünyadan geçerken güzel izler bıraktı.”
1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü kutlu olsun.
Yaşlılarımız geçmişimizin yükü değil, yaşayan hafızamızdır.
Onlara sahip çıkmak yalnızca vefa değil; kendi geleceğimize sahip çıkmaktır.
