25 Ekim Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Üzerine Tarihî Hafıza, İnsanlık, Eşit Vatandaşlık ve Balkanların Geleceğine Stratejik Bir Bakış

Rafet ULUTÜRK

Bir Ülkenin Geleceği Yalnızca Sandıkta Değil, İnsanların Vicdanında Belirlenir

Tarih bazen milletlerin önüne öyle dönemler çıkarır ki, verilen kararlar yalnızca o günü değil, gelecek nesillerin hayatını da etkiler. Bulgaristan, işte böyle bir dönemin eşiğindedir. 25 Ekim 2026 tarihinde yapılması öngörülen cumhurbaşkanlığı seçimleri, sıradan bir siyasi yarışın ötesinde değerlendirilmelidir. Çünkü dünya değişiyor, Avrupa yeni güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor, Balkanlar ise tarih boyunca olduğu gibi büyük güçlerin rekabetinden etkilenmeye devam ediyor. Bir tarafta savaşlar, diğer tarafta ekonomik sıkıntılar…

Bir tarafta ülkelerini terk etmek zorunda kalan insanlar, diğer tarafta geleceklerini kendi topraklarında kurmak isteyen gençler… Bir tarafta siyasi hesaplar, diğer tarafta evlatlarının geleceğinden endişe eden anneler… Bütün bunların ortasında Bulgaristan halkının önünde önemli bir soru bulunmaktadır: Biz nasıl bir Bulgaristan istiyoruz?

Savaşların gölgesinde yaşayan, gençlerini kaybeden, toplumun farklı kesimleri arasında güvensizlik bulunan bir ülke mi?

Yoksa barışın, adaletin, eşit vatandaşlığın ve ekonomik kalkınmanın güçlendiği bir Bulgaristan mı?

Benim için asıl mesele budur. Çünkü seçimler gelir geçer. Siyasetçiler değişir. Makamlar el değiştirir.

Ama milletlerin kaderi, alınan kararların sonuçlarıyla şekillenir.

Bir Annenin Gözyaşının Ne Milliyeti Vardır Ne de Siyasi Görüşü

Bugün dünyanın birçok yerinde savaşlar devam ediyor.

Ukrayna’da bir anne oğlunun yolunu gözlüyor.

Rusya’da başka bir anne aynı korkuyla sabahlıyor.

İki farklı ülke, iki farklı bayrak, iki farklı dil…

Ama aynı acı.

Aynı bekleyiş.

Aynı gözyaşı.

Bir düşünün…

Savaş meydanında hayatını kaybeden gençlerin anneleri, çocuklarını büyütürken onların bir gün birbirleriyle savaşacağını mı hayal etmişti?

Elbette hayır.

Her anne çocuğunun okumasını, meslek sahibi olmasını, ailesini kurmasını ve huzur içinde yaşamasını ister.

Hiçbir anne evladını savaş meydanlarında kaybetmek için büyütmez.

İşte bu nedenle barış, yalnızca diplomatların masasında konuşulan bir mesele değildir.

Barış, insan hayatının en temel ihtiyacıdır.

Bir annenin duasıdır.

Bir çocuğun geleceğidir.

Bir milletin huzurudur.

Bir devletin gerçek büyüklüğü, savaşın ne kadar yakınında durduğuyla değil, barışı korumak için ne kadar sorumluluk üstlendiğiyle de ölçülmelidir.

Ancak barış, yalnızca savaşın sona ermesi değildir. Kalıcı bir barışın adalete, uluslararası hukuka, ülkelerin egemenlik haklarına ve güvenilir güvenlik düzenlemelerine dayanması gerekir.

İliyana Yotova’nın Mesajı: Avrupa Barış İçin Kendi Sözünü Söyleyebilmeli

Bulgaristan Cumhurbaşkanı adayı İliyana Yotova’nın kamuoyuyla paylaşılan açıklaması, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir yaklaşımı gündeme getirmektedir.

Yotova, savaşlarda her iki taraftan binlerce insanın hayatını kaybettiğini, gelecek nesillerin zarar gördüğünü ve Avrupa’nın barış konusunda kendi önerisini ortaya koyması gerektiğini ifade etmektedir.

Açıklamasının temelinde şu düşünce bulunmaktadır:

Avrupa, yalnızca başkalarının aldığı kararları izleyen bir coğrafya olmamalı; barışın kurulmasında kendi diplomatik iradesini ortaya koymalıdır.

Bulgaristan da bu süreçte edilgen bir ülke değil, aktif bir diplomatik ses olmalıdır.

Bu yaklaşım, Balkanların geleceği bakımından da tartışılmaya değerdir.

Çünkü Bulgaristan sıradan bir coğrafi konuma sahip değildir.

Karadeniz’e kıyısı vardır.

Türkiye ile komşudur.

Avrupa Birliği ve NATO üyesidir.

Balkanların siyasi, ekonomik ve güvenlik dengelerinde önemli bir konumdadır.

Bütün bu özellikler Bulgaristan’a hem fırsatlar hem de sorumluluklar yüklemektedir.

Bulgaristan’ın stratejik hedefi, büyük güçler arasında bir çatışma alanına dönüşmek değil, güvenliğini koruyarak diplomatik çözüm arayışlarına katkıda bulunmak olmalıdır.

Bu noktada cumhurbaşkanlığı makamının taşıdığı sembolik ve diplomatik önem büyüktür.

Cumhurbaşkanı, yürütmenin bütün kararlarını tek başına belirlemese de devletin uluslararası temsilinde, anayasal düzenin korunmasında ve toplumsal birliğin güçlendirilmesinde önemli bir role sahiptir.

Bulgaristan Bizim İçin Yalnızca Bir Devletin Adı Değildir

Biz Bulgaristan’a yalnızca siyasi haritalar üzerinden bakamayız.

Çünkü Bulgaristan bizim için sadece Sofya’dan ibaret değildir.

Bizim Bulgaristan’ımızda Rodopların dağları vardır.

Kırcaali’nin sokakları vardır.

Deliorman’ın bereketli toprakları vardır.

Şumnu’nun tarihî hafızası, Razgrad’ın köyleri, Mestanlı’nın insanları vardır.

Bir köy çeşmesinin başında yapılan sohbetler vardır.

Bayram sabahlarında çocuklarını bekleyen analar vardır.

Toprağa emanet edilmiş dedelerimizin mezarları vardır.

Bir daha dönemeyeceğini düşünerek evinin kapısını kapatan insanların gözyaşları vardır.

Bulgaristan denildiğinde bizim yüreğimizde yalnızca bir ülkenin adı canlanmaz.

Bir geçmiş canlanır.

Bir çocukluk canlanır.

Bir özlem canlanır.

Ve bazen hiç dinmeyen bir hasret yeniden kendisini hissettirir.

Bu nedenle Bulgaristan’ın huzuru bizim için önemlidir.

Bulgaristan’ın ekonomik gelişmesi bizim için önemlidir.

Bulgaristan’daki insanların özgür, güvenli ve eşit vatandaşlar olarak yaşayabilmesi bizim için önemlidir.

Çünkü bir insan doğduğu topraklardan ayrılabilir ama o toprakların hatırasını yüreğinden kolay kolay çıkaramaz.

Tarihin Acılarını Unutmayacağız, Ama Geleceği Acıların Üzerine Kurmayacağız

Bulgaristan Türklerinin hafızasında unutulmaması gereken çok ağır dönemler vardır.

Kimliklerin baskı altına alındığı yıllar…

İnsanların isimlerinin zorla değiştirildiği dönemler…

Ana dilin ve kültürel kimliğin hedef alındığı uygulamalar…

Ailelerin birbirinden ayrıldığı, insanların doğdukları topraklardan göç etmek zorunda kaldığı günler…

Özellikle 1984–1989 dönemindeki asimilasyon politikaları ve 1989 zorunlu göçü, Bulgaristan Türklerinin toplumsal hafızasında derin izler bırakmıştır.

O yılların acısını yaşayan insanların bir kısmı bugün hâlâ hayattadır.

Bazıları yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarını tutamaz.

Bazıları ise konuşmaz.

Çünkü bazı acılar kelimelerle anlatılamayacak kadar derindir.

Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız.

Geçmişi hatırlamak başka şeydir, geçmişin acılarıyla yeni düşmanlıklar üretmek başka şeydir.

Biz geçmişi unutmayacağız.

Çocuklarımıza anlatacağız.

Tarih kitaplarında yer almasını isteyeceğiz.

İnsan hakları ihlallerinin belgelenmesini savunacağız.

Ama bütün bunları yaparken gelecek nesillerin birbirine düşman olmasını istemeyeceğiz.

Çünkü bizim tarihî hafızamızın amacı intikam değil, adalet olmalıdır.

Geçmişi unutan milletler aynı acıları yeniden yaşayabilir. Fakat geçmişin acılarını sürekli düşmanlığa dönüştüren toplumlar da ortak geleceklerini kaybedebilir.

Bizim görevimiz, tarihî gerçekleri korurken barış içinde bir gelecek kurmaktır.

Bulgaristan Türkleri Ayrıcalık Değil, Eşit Vatandaşlık İstiyor

Bugün Bulgaristan’daki Türk toplumunun temel beklentileri son derece açıktır.

İnsanlar kimliklerine saygı gösterilmesini istiyor.

Ana dillerini ve kültürlerini gelecek nesillere aktarabilmek istiyor.

Çocuklarının iyi eğitim almasını istiyor.

Gençlerinin iş bulmasını istiyor.

Köylerinin boşalmamasını istiyor.

Devlet kurumlarında liyakatin ve adaletin hâkim olmasını istiyor.

En önemlisi de kendilerini yaşadıkları ülkenin eşit ve saygın vatandaşları olarak görmek istiyor.

Bunlar herhangi bir siyasi partinin vereceği ayrıcalıklar değildir.

Bunlar demokratik bir hukuk devletinin bütün vatandaşlarına sağlaması gereken temel haklardır.

Ben yıllardır şu düşünceyi savunuyorum:

Bulgaristan Türklerinin geleceği yalnızca bir siyasi partinin geleceğine bağlanmamalıdır.

Türk toplumu, Bulgaristan’ın bütün demokratik kurumlarında, siyasi partilerinde, üniversitelerinde, belediyelerinde ve ekonomik hayatında etkin biçimde temsil edilebilmelidir.

Çünkü bir toplumun gücü, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan oylarından değil, devletin ve toplumun her alanında ortaya koyduğu bilgi, emek ve liyakatten doğar.

Burada önemli olan siyasi aidiyetlerden önce ortak vatandaşlık hukukudur.

Türk ile Bulgar’ın kaderi birbirinden kopuk değildir. Bulgaristan’da bir topluluk huzursuzsa ülkenin tamamı bundan etkilenir.

Bu nedenle cumhurbaşkanlığı makamının en önemli sorumluluklarından biri, bütün vatandaşlara eşit mesafede durabilmesidir.

Stratejik Gerçek: Bulgaristan’ın En Büyük Güvenlik Sorunlarından Biri Gençlerini Kaybetmesidir

Savaşlar ve dış tehditler elbette önemlidir.

Fakat bir ülkenin geleceğini tehdit eden sorunlar yalnızca sınırlarının dışında ortaya çıkmaz.

Bazen en büyük tehlike sessizce büyür.

Köyler boşalır.

Okullar kapanır.

Gençler başka ülkelere gider.

Üretim azalır.

Yaşlılar yalnız kalır.

Ve bir gün geriye dönüp baktığınızda, ülkenin geleceğini taşıyacak insan gücünün zayıfladığını görürsünüz.

Bulgaristan’ın uzun yıllardır karşı karşıya bulunduğu nüfus azalması, yaşlanma ve göç sorunları, yalnızca ekonomik değil, stratejik meselelerdir.

Çünkü nüfusunu ve yetişmiş insan gücünü kaybeden bir ülkenin uzun vadeli kalkınma kapasitesi de zarar görür.

Bugün Bulgaristan’ın en büyük ihtiyaçlarından biri, gençlerine yeniden umut verebilmektir.

Kırcaali’deki bir genç neden geleceğini başka bir ülkede aramak zorunda hissetsin?

Razgrad’daki bir çiftçi neden toprağını işlemekte zorlanıyor?

Şumnu’daki bir aile neden çocuklarının ülkesinde kalacağından emin olamıyor?

Rodopların köylerinde neden birçok evin kapısı yılın büyük bölümünde kapalı?

Bu soruların cevapları yalnızca seçim meydanlarında verilen sözlerle bulunamaz.

Uzun vadeli ekonomik programlar, nitelikli eğitim, bölgesel yatırımlar, tarımsal destekler ve güvenilir kurumlar gereklidir.

Ben Bulgaristan’ın geleceğinde daha fazla savaş söylemi değil, daha fazla okul görmek istiyorum.

Daha fazla silahlanma tartışması değil, daha fazla bilimsel başarı duymak istiyorum.

Daha fazla göç hikâyesi değil, doğduğu topraklara yatırım yapan gençlerin başarı hikâyelerini okumak istiyorum.

Çünkü bir ülkenin gerçek gücü yalnızca askerî kapasitesiyle değil, yetiştirdiği insanlarla, ürettiği bilgiyle ve vatandaşlarına sunduğu hayat kalitesiyle de ölçülür.

Türkiye ile Bulgaristan Arasındaki Dostluk Balkanların Geleceği İçin Stratejik Bir Değerdir

Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkiler yalnızca iki komşu devletin diplomatik ilişkileri değildir.

Bu ilişkilerin derin bir tarihî, kültürel, ekonomik ve insani boyutu vardır.

İki ülke arasında ticaret vardır.

Ulaşım koridorları vardır.

Enerji iş birliği imkânları vardır.

Ortak güvenlik meseleleri vardır.

Ve en önemlisi, iki ülke arasında güçlü aile ve akrabalık bağları bulunmaktadır.

Türkiye’de yaşayan Bulgaristan kökenli insanların önemli bir bölümü, doğdukları topraklarla bağlarını sürdürmektedir.

Bu bağlar, iki ülke arasında bir sorun değil, doğru değerlendirildiğinde büyük bir dostluk köprüsüdür.

Bulgaristan’ın Türkiye ile geliştireceği yapıcı ilişkiler, Balkanların ekonomik kalkınmasına ve bölgesel istikrarına katkı sağlayabilir.

Özellikle ulaştırma, lojistik, sınır geçişleri, tarım, enerji, turizm ve kültürel iş birliği alanlarında önemli fırsatlar bulunmaktadır.

Bu nedenle Bulgaristan’ın geleceğini düşünen her siyasi lider, Türkiye ile ilişkileri kısa vadeli siyasi tartışmaların ötesinde, uzun vadeli stratejik bir perspektifle değerlendirmelidir.

İyi komşuluk yalnızca iki devletin çıkarına değil, sınırların her iki tarafında yaşayan milyonlarca insanın huzuruna hizmet eder.

Cumhurbaşkanlığı Bir Partinin Değil, Bütün Milletin Makamıdır

Seçim dönemlerinde adaylar farklı siyasi çevrelerin desteğini alabilir.

Farklı görüşleri savunabilir.

Birbirlerini eleştirebilir.

Bu demokrasinin doğal bir parçasıdır.

Ancak seçim sona erdiğinde cumhurbaşkanı yalnızca kendisine oy verenlerin değil, bütün ülkenin cumhurbaşkanı olmalıdır.

Kendisine oy vermeyen vatandaşın da hakkını korumalıdır.

Azınlıkların da sesini duymalıdır.

Gençlerin de sorunlarıyla ilgilenmelidir.

Yaşlıların da endişelerini anlamalıdır.

Köylünün, çiftçinin, işçinin, öğretmenin, doktorun ve girişimcinin de geleceğini önemsemelidir.

Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığı, siyasi rakipleri dışlamakla değil, farklı kesimler arasında güven oluşturmakla yükselir.

Bu açıdan İliyana Yotova’nın ve diğer adayların ortaya koyacakları siyasi yaklaşımlar değerlendirilirken yalnızca uluslararası açıklamalarına değil, toplumsal birlik, demokratik kurumlar ve vatandaşlık hakları konusundaki somut tutumlarına da bakılmalıdır.

Bir ülkenin cumhurbaşkanı güçlü bir siyasi geçmişe sahip olabilir.

Fakat onu tarihte saygın kılacak olan, makamını bütün vatandaşların ortak geleceği için nasıl kullandığıdır.

25 Ekim: Sandıkta Yalnızca İsimler Değil, Geleceğe İlişkin Beklentiler de Olacak

25 Ekim seçimleri yaklaşırken Bulgaristan toplumunun farklı beklentiler taşıması doğaldır.

Kimi ekonomik istikrarı önceleyecektir.

Kimi ulusal güvenliği önemseyecektir.

Kimi Avrupa Birliği içindeki konumu değerlendirecektir.

Kimi toplumsal adalet ve eşit vatandaşlık meselesini öne çıkaracaktır.

Kimi de barışçı diplomasiyi daha önemli görecektir.

Bütün bu beklentiler demokratik hayatın meşru parçalarıdır.

Görselde İliyana Yotova’nın adaylığı ve 25 numara öne çıkarılmaktadır. Bu seçimde Yotova’nın barış vurgusu da siyasi tartışmanın önemli başlıklarından biri olarak değerlendirilebilir.

Ancak demokratik sorumluluk, yalnızca bir adayın sözlerini benimsemek değil, bütün adayların vaatlerini, yetkinliklerini ve uygulama imkânlarını sorgulayabilmektir.

Seçmenler, siyasi tercihlerini özgür iradeleriyle yapmalıdır.

Çünkü bir ülkenin geleceği için en büyük güvence, bilinçli vatandaşların varlığıdır.

Barışın Olmadığı Yerde Kalkınma da Eksik Kalır

Savaş yalnızca cephede yaşanmaz.

Savaşın etkisi sofralara kadar ulaşır.

Enerji fiyatları yükselir.

Ticaret yolları zarar görür.

Yatırımlar ertelenir.

İnsanlar geleceklerinden endişe etmeye başlar.

Bu nedenle Balkanlarda istikrar, ekonomik kalkınmanın da temel şartlarından biridir.

Bulgaristan’ın ihtiyacı, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirirken kendi toplumunun refahını güçlendiren dengeli bir devlet anlayışıdır.

Avrupa’nın barış girişimlerinde daha etkin olması düşüncesi de bu çerçevede ele alınmalıdır.

Diplomasi yalnızca konuşmak değildir.

Diplomasi, farklı tarafların güvenlik kaygılarını ve uluslararası hukuk ilkelerini dikkate alarak uygulanabilir çözümler üretebilmektir.

Barış istemek kolaydır.

Kalıcı, adil ve güvenilir bir barış düzeni oluşturmak ise çok daha büyük sorumluluk gerektirir.

Bulgaristan’ın böyle bir süreçte yapıcı rol üstlenmesi, hem kendi güvenliği hem de Balkanların geleceği açısından önemlidir.

Anneler Ağlamasın, Çocuklar Göç Etmesin, Köyler Yeniden Hayat Bulsun

Ben bir gün Bulgaristan’ın köylerini yeniden dolaştığımda başka manzaralar görmek istiyorum.

Kapıları kilitli evler yerine ışıkları yanan yuvalar…

Terk edilmiş bahçeler yerine işlenen tarlalar…

Sessiz okul bahçeleri yerine çocuk sesleri…

Yalnız yaşayan yaşlılar yerine bayramlarda bir araya gelen kalabalık aileler…

Ve en önemlisi, geleceğinden korkmayan insanlar görmek istiyorum.

Benim hayalimdeki Bulgaristan budur.

Bir Türk çocuğunun kendi kimliğiyle gurur duyabildiği…

Bir Bulgar çocuğunun geleceğe güvenle bakabildiği…

Bir Roman çocuğunun eğitimde fırsat eşitliğine sahip olduğu…

Herkesin aynı hukuk düzeninin eşit koruması altında yaşadığı bir ülke…

Bu hayal ulaşılmaz değildir.

Ama bunun için siyasi irade, toplumsal uzlaşma ve uzun vadeli devlet politikaları gerekir.

Çünkü bir ülkeyi gerçekten güçlü yapan şey, vatandaşlarının birbirine güvenebilmesidir.

İnsanların birbirine güvenmediği bir yerde en güçlü kurumlar bile zamanla zayıflar. Fakat adaletin ve güvenin bulunduğu bir toplum, en zor dönemleri birlikte aşabilir.

Son Söz: Bir Gün Hepimiz Gideceğiz, Peki Geriye Nasıl Bir Bulgaristan Bırakacağız?

Bugün siyaset yapanlar da bir gün görevlerinden ayrılacak.

Bugün meydanlarda konuşanlar da bir gün susacak.

Bugün güçlü görünen makamlar da başka insanlara devredilecek.

Ama tarihin sorduğu sorular değişmeyecek.

Halkınız için ne yaptınız?

Gençlere nasıl bir gelecek bıraktınız?

İnsanların arasındaki duvarları mı yükselttiniz, yoksa köprüler mi kurdunuz?

Savaşın sesini mi büyüttünüz, barışın sesini mi?

İnsanların korkularını mı kullandınız, umutlarını mı güçlendirdiniz?

Ben siyasete ve devlet yönetimine bu sorular üzerinden bakılması gerektiğine inanıyorum.

Çünkü hayat kısa, milletlerin hafızası uzundur.

Makamlar geçicidir, insanlığa yapılan hizmetler kalıcıdır.

Biz Bulgaristan’ın geçmişinde yeterince acı gördük.

Ayrılık gördük.

Göç gördük.

Gözyaşı gördük.

Şimdi gelecek nesillere başka bir miras bırakma zamanıdır.

Birlikte yaşama kültürünü güçlendirme zamanıdır.

Çocukların geleceğine yatırım yapma zamanıdır.

İnsanların kimliklerinden dolayı değil, emekleri ve başarılarıyla değerlendirildiği bir ülke inşa etme zamanıdır.

Bulgaristan’ın geleceği için barış gereklidir.

Adalet gereklidir.

Eşit vatandaşlık gereklidir.

Güçlü demokrasi gereklidir.

Ve bütün bunların üzerinde, insan hayatına saygı gereklidir.

Unutmayalım: Bir seçim birkaç yılın siyasi yönetimini etkileyebilir. Ancak o dönemde alınan kararlar, bazen birkaç neslin kaderini belirler.

25 Ekim’de sandığa gidecek vatandaşların önünde farklı adaylar ve farklı siyasi tercihler olacaktır. Bu tercihlerden hangisi yapılırsa yapılsın, asıl hedef ortak olmalıdır:

Barış içinde yaşayan, hukukuna güvenen, gençlerine gelecek sunan ve bütün vatandaşlarını eşit gören bir Bulgaristan.

Benim arzum, çocukların korkuyla değil umutla büyüdüğü bir Balkan coğrafyasıdır.

Benim arzum, anaların evlatlarına kavuştuğu bir dünyadır.

Benim arzum, Türkiye ile Bulgaristan’ın dostluğunun güçlendiği, iki ülke insanlarının birbirine daha fazla yaklaştığı bir gelecektir.

Ve benim arzum, Bulgaristan’ın bütün vatandaşlarının kendisini bu ülkenin eşit sahibi olarak gördüğü demokratik bir düzendir.

Çünkü vatan yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değildir. Vatan, insanın kendisini güvende hissettiği, kimliğini özgürce yaşadığı ve çocuklarının geleceğine umutla bakabildiği yerdir.

Gelin, geçmişin acılarını unutmayalım ama geleceği o acıların esiri de yapmayalım.

Gelin, çocuklarımıza düşmanlık değil dostluk bırakalım.

Gelin, Balkanların yeniden savaşlarla değil; bilimle, kültürle, üretimle ve barışla anılacağı bir gelecek kuralım.

Ve ne olursa olsun şu gerçeği aklımızdan çıkarmayalım:

Bir annenin gözyaşından daha ağır bir siyasi bedel, bir çocuğun kaybolan geleceğinden daha büyük bir millî kayıp yoktur.

Yaşasın barış! Yaşasın insanlık! Yaşasın bütün vatandaşlarının eşit, özgür ve huzurlu olduğu demokratik Bulgaristan!

Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK
Genel Başkanı Bulgaristan Türklerinin tarihî hafızası, Balkanlarda barış ve ortak gelecek üzerine