Rafet ULUTÜRK
Çanakkale’den Türk Dünyasının Geleceğine Uzanan Büyük Ülkü
Bir milletin büyüklüğü yalnızca nüfusuyla, ordusuyla veya ekonomik gücüyle ölçülmez.
Asıl büyüklük; zor zamanlarda birbirine sarılabilmekte, farklılıkları ortak bir ideal etrafında birleştirebilmekte ve gelecek nesillere ortak bir istikamet gösterebilmekte ortaya çıkar.
İşte ülkücülüğü de bugün yeniden bu çerçevede düşünmek gerekir.
Ülkücülük, insanları birbirinden ayıran dar bir siyasi kimlik olmamalıdır.
Ülkücülük; milleti birleştiren, devleti güçlendiren, gençlere hedef gösteren ve Türk dünyasını ortak bir gelecek ülküsünde buluşturan büyük bir düşünce olmalıdır.
Çünkü ülkü dediğimiz şey bir grubun diğerine üstün gelmesi değildir.
Ülkü, milletin tamamının yükselmesidir.
Ve bu gerçeğin en büyük tarihî örneklerinden biri Çanakkale’dir.
ÇANAKKALE’DE SADECE ANADOLU YOKTU
Çanakkale şehitliklerinde yürüdüğünüzde yalnızca Anadolu’nun şehirlerini görmezsiniz.
Rumeli’nin izlerini görürsünüz.
Balkanların sesini duyarsınız.
Kafkasya’nın hatırasını hissedersiniz.
Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerinden gelen insanların aynı cephede buluştuğunu görürsünüz.
O cephelerde farklı şehirlerden, farklı bölgelerden, farklı sosyal çevrelerden insanlar vardı.
Fakat hepsinin üzerinde tek bir kimlik yükseliyordu:
Vatan evladı olmak.
İşte Çanakkale’nin asıl büyüklüğü burada yatmaktadır.
Çanakkale yalnızca askerî bir zafer değildir.
Çanakkale aynı zamanda büyük bir birlik manifestosudur.
O gün insanların birbirlerine hangi şehirden geldiklerini, hangi görüşü savunduklarını veya hangi sosyal çevreden olduklarını sormaya vakitleri yoktu.
Çünkü önlerinde çok daha büyük bir mesele vardı:
Vatanın geleceği.
Bugün de aynı soruyu sormak zorundayız.
Bizim için asıl mesele birbirimizi yenmek mi olmalıdır?
Yoksa Türkiye’yi geleceğe taşımak mı?
ÇANAKKALE TOPRAĞININ ALTINDA PARTİ ROZETİ YOKTUR
Çanakkale şehitliklerinde siyasi parti rozeti göremezsiniz.
Orada makam yoktur.
Unvan yoktur.
Zengin-fakir ayrımı yoktur.
Orada yalnızca vatan için can vermiş insanlar vardır.
İşte bugün siyaset yüzünden birbirine sırt dönen insanların dönüp bakması gereken yer burasıdır.
Aynı bayrağın altında yaşayan insanların birbirlerini siyasi tercihlerinden dolayı düşmanlaştırması millet olma bilincine zarar verir.
Elbette siyaset olacaktır.
Fikir ayrılıkları olacaktır.
Eleştiri olacaktır.
Demokrasi zaten farklı fikirlerin yarışmasıdır.
Fakat siyasi rekabet düşmanlığa dönüşmemelidir.
Çünkü seçimler geçer.
Partiler değişir.
Liderler değişir.
Ama Türkiye kalır.
ÜLKÜCÜLÜK “SEN BİZDEN DEĞİLSİN” DEMEK DEĞİLDİR
Ülkücülüğün gelecekteki en büyük sınavlarından biri budur.
Bir insanın vatan sevgisini hangi partiye oy verdiğiyle ölçemeyiz.
Bir insan başka bir siyasi görüşe sahip olabilir ama Türkiye’nin bağımsızlığını savunabilir.
Başka bir hayat tarzından gelebilir ama bayrağına bağlı olabilir.
Türkiye’nin bazı meselelerine farklı çözümler önerebilir ama milletinin geleceğini önemseyebilir.
İşte büyük ülkücü düşüncenin görevi insanları dışlamak değil, ortak hedeflerde buluşturmaktır.
“Sen bizden değilsin.”
demek kolaydır.
Asıl büyüklük şunu diyebilmektir:
“Sen de bu milletin evladısın. Gel, Türkiye’nin geleceğini birlikte kuralım.”
Çünkü büyük fikirler insan kaybetmez.
İnsan kazanır.
ÜLKÜCÜLÜĞÜ PARTİ SINIRLARINDAN ÇIKARMAK GEREKİR
Devlet partiden büyüktür.
Millet partiden büyüktür.
Vatan partiden büyüktür.
Dolayısıyla ülkü de günlük siyasi hesapların üzerinde olmalıdır.
Ülkücülük yalnızca belirli bir siyasi çevrenin kendisini tanımlama biçimine dönüşürse küçülür.
Fakat milletin tamamına hitap eden bir gelecek düşüncesine dönüşürse büyür.
Bir öğretmen ülkesine hizmet ediyorsa ülküsü vardır.
Bir mühendis Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığı için çalışıyorsa ülküsü vardır.
Bir asker sınırda nöbet tutuyorsa ülküsü vardır.
Bir bilim insanı dünyayla rekabet edecek araştırmalar yapıyorsa ülküsü vardır.
Bir çiftçi toprağını üretimde tutuyorsa ülküsü vardır.
Bir girişimci yeni fabrikalar kuruyorsa ülküsü vardır.
Bir anne çocuklarını vatanına ve milletine faydalı insanlar olarak yetiştiriyorsa onun da ülküsü vardır.
İşte yeni yüzyılın ülkücülüğü bu genişliği taşımalıdır.
ÜLKÜCÜLÜK ÖNCE AHLAK DAVASIDIR
Fakat bir millet yalnızca güçlü ordularla veya büyük ekonomilerle yükselmez.
Ahlak gerekir.
Adalet gerekir.
Vicdan gerekir.
Liyakat gerekir.
Bir insan meydanlarda ne kadar büyük sözler söylerse söylesin, eğer kul hakkı yiyorsa onun milliyetçiliği eksiktir.
Devlet malına el uzatıyorsa eksiktir.
Yetimin hakkını korumuyorsa eksiktir.
Makam sahibi olduğunda kibirleniyorsa eksiktir.
Liyakatsizi sadece kendisine yakın olduğu için yükseltiyorsa eksiktir.
Çünkü millet sevgisi insan sevgisinden ayrı değildir.
Milleti seviyorsanız milletin insanına da adaletle davranacaksınız.
Bir ülkücünün en büyük sınavı, gücü eline geçirdiğinde nasıl davrandığıdır.
CESARET KADAR MERHAMET DE GEREKİR
Ülkücü gelenekte cesaret önemli bir değerdir.
Fedakârlık önemlidir.
Mücadele önemlidir.
Fakat bunların yanına güçlü bir kelime daha koymak gerekir:
Merhamet.
Çünkü millet bir ailedir.
Aile yalnızca güçle ayakta kalmaz.
Sevgiyle ayakta kalır.
Vefayla ayakta kalır.
Bir ülkücünün görevi yalnızca rakibine karşı mücadele etmek değildir.
Bazen asıl görev, kaybolmak üzere olan bir genci yeniden kazanmaktır.
Bir fakirin kapısını çalmaktır.
Bir öğrencinin eğitimine destek olmaktır.
Bir yaşlının yalnızlığını paylaşmaktır.
Bir haksızlığa uğrayan insanın kimliğine bakmadan yanında durmaktır.
İşte gerçek millet sevgisi budur.
TÜRK DÜNYASINI SADECE DUYGULARLA KONUŞAMAYIZ
Ülkücülüğün en büyük ideallerinden biri Türk dünyasıdır.
Fakat artık yalnızca kardeşlik sözleri söylemek yeterli değildir.
Dünya değişiyor.
Jeopolitik merkezler değişiyor.
Enerji hatları değişiyor.
Ticaret yolları değişiyor.
Avrasya yeniden önem kazanıyor.
Türk dünyası da bu yeni dönemin önemli aktörlerinden biri haline geliyor.
Ankara’dan Bakü’ye,
Astana’dan Taşkent’e,
Bişkek’ten Aşkabat’a,
Lefkoşa’dan Balkanlar’a,
Kafkasya’dan Avrupa’daki Türk diasporasına kadar geniş bir coğrafya vardır.
Bu coğrafyayı yalnızca duygusal kardeşlik üzerinden konuşmak yeterli değildir.
Kardeşlik stratejiye dönüşmelidir.
TURAN BİR SLOGAN DEĞİL, GELECEK PROJESİ OLMALIDIR
Eğer Turan diyorsak bunun içini doldurmalıyız.
Ortak üniversiteler kurmalıyız.
Öğrenci değişimlerini artırmalıyız.
Türk devletleri arasındaki ticareti büyütmeliyiz.
Ortak lojistik hatları geliştirmeliyiz.
Orta Koridor’u güçlendirmeliyiz.
Savunma sanayisinde işbirliği yapmalıyız.
Enerji alanında ortak projeler üretmeliyiz.
Dijital dünyada ortak platformlar kurmalıyız.
Ortak kültür politikaları geliştirmeliyiz.
Gençlerimizi birbirleriyle tanıştırmalıyız.
Çünkü 21. yüzyılda birlik yalnızca aynı kökten geldiğimizi söylemek değildir.
Birlik, aynı geleceği birlikte kurabilmektir.
İşte gerçek stratejik ülkücülük budur.
ÇANAKKALE RUHUNU BARIŞ ZAMANINDA DA KURABİLMEK
Çanakkale’de ortak tehdit insanları birleştirdi.
Fakat büyük milletlerin yalnızca savaş geldiğinde birleşmesi yetmez.
Asıl medeniyet, barış zamanında ortak gelecek kurabilmektir.
Çanakkale ruhunu sadece 18 Mart törenlerine hapsetmemeliyiz.
O ruhu üniversitelere taşımalıyız.
Fabrikalara taşımalıyız.
Laboratuvarlara taşımalıyız.
Savunma sanayisine taşımalıyız.
Diplomasiye taşımalıyız.
Türk dünyası işbirliğine taşımalıyız.
Çünkü bugün vatan savunması yalnızca cephede yapılmıyor.
Teknolojide yapılıyor.
Ekonomide yapılıyor.
Enerjide yapılıyor.
Bilimde yapılıyor.
Medya alanında yapılıyor.
Siber güvenlikte yapılıyor.
Diplomaside yapılıyor.
Yeni yüzyılın ülkücülüğü bu mücadele alanlarını anlamak zorundadır.
GENÇLERE KAVGALARIMIZI DEĞİL, HEDEFLERİMİZİ BIRAKALIM
Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken mesele gençliktir.
Gençler eski siyasi kavgaların devamını istemiyor.
Onlar gelecek istiyor.
İş istiyor.
Adalet istiyor.
Liyakat istiyor.
Dünyayla rekabet edebilen bir Türkiye istiyor.
Biz gençlere sürekli geçmişte kim kiminle kavga ettiğini anlatırsak onları kaybederiz.
Ama onlara büyük hedefler gösterirsek kazanırız.
Bir gence yalnızca:
“Geçmişinle gurur duy.”
demek yetmez.
Aynı gence şunu da söylemeliyiz:
“Geleceği sen kuracaksın.”
Türk gençliği dünyanın en iyi mühendislerini yetiştirmelidir.
En iyi doktorlarını yetiştirmelidir.
En iyi diplomatlarını yetiştirmelidir.
En iyi bilim insanlarını yetiştirmelidir.
En iyi girişimcilerini yetiştirmelidir.
Çünkü yeni yüzyılın mücadelesi bilgi mücadelesidir.
ADALET OLMADAN MİLLİ BİRLİK OLMAZ
Ülkücülüğün en önemli meselelerinden biri adalet olmalıdır.
Vatandaş devletine güvenmelidir.
Genç liyakate güvenmelidir.
Esnaf hukuka güvenmelidir.
İş insanı kurallara güvenmelidir.
Devlet memuru hakkaniyete güvenmelidir.
Çünkü vatandaşın devlete olan bağı yalnızca kanunlarla kurulmaz.
Güvenle kurulur.
Bir ülkede adalet duygusu zayıflarsa milli birlik de zayıflar.
Bu nedenle güçlü devlet isteyen herkes güçlü hukuk da istemelidir.
Adalet, milli birliğin görünmeyen temelidir.
TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ BİRLİĞİDİR
Türkiye’nin güçlü ordusu vardır.
Savunma sanayisi gelişmektedir.
Stratejik coğrafyası vardır.
Genç nüfusu vardır.
Büyük bir tarihî mirası vardır.
Fakat bütün bunların üzerinde bir güç daha vardır:
Milli birlik.
Bir millet birbirine güveniyorsa dışarıdan kolay kolay yıkılamaz.
Ama içeride sürekli kavga ediyorsa en büyük imkânlarını bile kullanamaz.
Bu nedenle yeni yüzyılın ülkücülüğü Türkiye’de yeni fay hatları üretmemelidir.
Mevcut fay hatlarını azaltmalıdır.
Türk ile Kürt’ü,
Sünni ile Alevi’yi,
sağcı ile solcuyu,
muhafazakâr ile seküleri,
Anadolu’daki vatandaşımızla Avrupa’daki gurbetçimizi,
Balkanlar’daki soydaşımızla Türkistan’daki kardeşimizi
ortak bir gelecek düşüncesinde buluşturabilmelidir.
Bu teslimiyet değildir.
Bu, devlet aklıdır.
Bu, milli birliktir.
BİZİM MESELEMİZ BİRBİRİMİZİ YENMEK DEĞİLDİR
Türkiye’nin enerjisini küçük kavgalarda tüketme lüksü yoktur.
Dünya büyük bir dönüşümden geçiyor.
Yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor.
Enerji dengeleri değişiyor.
Teknoloji ülkelerin kaderini belirliyor.
Bizim asıl sorumuz şu olmalıdır:
Türkiye 2050’de nerede olacak?
Türk dünyası küresel sistemde hangi ağırlığa sahip olacak?
Çocuklarımız hangi teknolojileri üretecek?
Türkçe bilim dili olacak mı?
Türkiye kendi enerjisini, teknolojisini ve savunmasını ne ölçüde üretecek?
İşte yeni ülkücülüğün tartışması gereken büyük meseleler bunlardır.
Bizim meselemiz sağcının solcuyu yenmesi değildir.
Bir partinin başka bir partiyi yenmesi değildir.
Bizim meselemiz:
Türkiye’nin yenilmemesidir.
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE BORCUMUZ VAR
Çanakkale’de yatan insanların bize bıraktığı şey yalnızca toprak değildir.
Bir emanettir.
O emaneti korumanın yolu yılda bir kez şehitlikleri ziyaret etmek değildir.
Asıl borcumuz onların bize bıraktığı ülkeyi daha güçlü, daha adaletli ve daha müreffeh hale getirmektir.
Onlar farklı şehirlerden geldiler.
Farklı bölgelerden geldiler.
Farklı hayatlara sahiptiler.
Ama aynı yerde şehit oldular.
Çünkü onları birleştiren ortak bir ülkü vardı.
Biz bugün neden ortak bir gelecek ülküsünde birleşemeyelim?
SON SÖZ: ÜLKÜCÜLÜK KARDEŞİNİ KAYBETMEME İRADESİDİR
Ben ülkücülüğü böyle anlıyorum.
Ülkücülük insan dışlamak değildir.
İnsan kazanmaktır.
Kardeş kaybetmek değildir.
Kardeş kazanmaktır.
Milleti bölmek değildir.
Milleti toplamaktır.
Devleti küçültmek değildir.
Devleti güçlendirmektir.
Gençleri kavgaya sürüklemek değildir.
Onlara gelecek vermektir.
Türk dünyasını yalnızca sloganlarda sevmek değildir.
Onun geleceğini planlamaktır.
Ülkücülük sadece geçmişe bakmak değildir.
Gelecek yüzyılı düşünmektir.
Ve gerektiğinde insanın kendi öfkesini susturup milletinin birliğini öne koyabilmesidir.
Çanakkale bize hâlâ aynı şeyi söylüyor:
Bayrak hepimizin.
Vatan hepimizin.
Acımız hepimizin.
Tarih hepimizin.
Gelecek hepimizin.
Öyleyse ülkümüz de hepimizin olmalıdır.
Ülkücülük kardeş aramalıdır, düşman değil.
Köprü kurmalıdır, duvar değil.
Gönül kazanmalıdır, nefret değil.
Çünkü bizim ülkümüz bir grubun büyümesi değildir.
Bizim ülkümüz Türk milletinin yükselmesidir.
Bizim davamız birbirimizi yenmek değildir.
Bizim davamız Türkiye’nin yenilmemesidir.
Ve bizim en büyük hedefimiz; Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Türkistan’a, Avrupa’daki Türk diasporasından dünyanın dört bir yanındaki gönül coğrafyamıza kadar uzanan büyük bir medeniyet alanını yeniden bilgiyle, ekonomiyle, kültürle, adaletle ve kardeşlikle birbirine bağlayabilmektir.
Çünkü Çanakkale’de omuz omuza duranların torunlarına düşen görev de budur:
Ayrışmak değil birleşmek.
Kavga etmek değil üretmek.
Geçmişle övünmekle yetinmeyip geleceği kurmak.
İşte gerçek ülkü budur.
İşte gerçek ülkücülük budur.
Bir milletin bütün evlatlarını aynı bayrağın altında, aynı büyük gelecek idealinde buluşturabilmek.
