Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı
Bazı toplumlar yalnızca ekonomik destek beklemez.
Bazıları yalnızca siyasi temsil istemez.
Bazıları sadece geçmişte yaşadıkları acıların tanınmasını da beklemez.
Bazen bir toplumun beklediği şey çok daha derindir:
Kendisini gerçekten gören bir irade.
Sesini gerçekten duyan bir devlet anlayışı.
Geleceğine dair güven veren bir ışık.
Bugün Bulgaristan Türklerinin büyük bir bölümünde tam da böyle bir beklenti vardır.
Bu beklenti yeni değildir.
On yılların biriktirdiği siyasi hayal kırıklıklarının, göçlerin, kimlik mücadelelerinin, ekonomik sıkıntıların ve temsil sorunlarının sonucudur.
Bulgaristan Türkleri bugün bir mucize beklemiyor.
Bir ayrıcalık da istemiyor.
İstedikleri şey son derece açıktır:
Eşit vatandaşlık, gerçek temsil, saygı ve gelecek güvencesi.
BU HİKÂYE 1989’DA BAŞLAMADI
Bulgaristan Türklerinin yaşadığı tarihî süreç yalnızca 1989 göçünden ibaret değildir.
1989 elbette büyük bir kırılmadır.
Yüz binlerce insanın evini, toprağını, köyünü, mezarlığını, çocukluğunu ve hatıralarını geride bırakmak zorunda kaldığı büyük bir insanlık dramıdır.
Fakat mesele bundan daha eskidir.
Kimlik mücadelesi vardır.
Dil mücadelesi vardır.
İsimlerin değiştirilmesi vardır.
İnanç alanlarının daraltılması vardır.
Kültürel hafızanın baskı altına alınması vardır.
Siyasi temsil sorunları vardır.
Ekonomik olarak geri bırakılmış bölgeler vardır.
Ve bütün bunların sonunda ortaya çıkan büyük bir güvensizlik vardır.
Bu yüzden bugün Bulgaristan Türklerinin yaşadığı meseleye sadece “geçmişte yaşanmış olaylar” olarak bakılamaz.
Çünkü geçmişin çözülemeyen meseleleri bugünün siyasetinde hâlâ yaşamaktadır.
1989 GÖÇÜNÜN ÇOCUKLARI BUGÜN İKİ ÜLKE ARASINDA KÖPRÜDÜR
1989’da Türkiye’ye gelenlerin önemli bir bölümü hayatlarını burada yeniden kurdu.
Çocuklarını yetiştirdi.
İş kurdu.
Üniversite okuttu.
Siyasete girdi.
Sivil toplumda görev aldı.
Türkiye’nin ekonomik, kültürel ve toplumsal hayatına büyük katkılar sundu.
Ancak Bulgaristan ile bağ tamamen kopmadı.
Köyler unutulmadı.
Akrabalar unutulmadı.
Mezarlar unutulmadı.
Hatıralar unutulmadı.
Bugün Türkiye’de yaşayan Bulgaristan kökenli yüz binlerce insan, aslında iki ülke arasında benzersiz bir insan ağı oluşturmaktadır.
Bu insanlar yalnızca “göçmen” değildir.
Onlar aynı zamanda Türkiye ile Bulgaristan arasında yaşayan bir diplomasi hattıdır.
ÇİFTE VATANDAŞLARIN GÜCÜ HÂLÂ TAM ANLAMIYLA ANLAŞILMADI
Türkiye’de yaşayan çifte vatandaşların taşıdığı potansiyel olağanüstüdür.
Bu insanlar iki ülkeyi tanıyor.
İki toplumu biliyor.
İki kültürü yaşıyor.
Ticaret yapabiliyor.
Yatırım yapabiliyor.
Siyasi süreçlere katılabiliyor.
Gençleri iki ülke arasında buluşturabiliyor.
Üniversiteler arasında köprü kurabiliyor.
Sivil toplum üzerinden diplomatik ilişkilerin ulaşamadığı alanlara ulaşabiliyor.
Bir ülkenin böyle bir diasporaya sahip olması aslında önemli bir stratejik avantajdır.
Fakat bu avantajın gerçek güce dönüşebilmesi için diaspora yalnız seçim dönemlerinde hatırlanan bir oy deposu olarak görülmemelidir.
SEÇİMDEN SEÇİME HATIRLANMAK ARTIK YETMİYOR
Bulgaristan Türkleri yıllardır aynı soruyu soruyor:
“Seçim zamanı neden herkes bizi hatırlıyor da seçimden sonra unutuyor?”
Bu soru çok önemlidir.
Çünkü mesele sadece oy değildir.
Vatandaşlık seçim günü başlayıp seçim gecesi biten bir ilişki değildir.
Vatandaşlık sürekli bağdır.
Siyasi partiler seçim öncesi Türkiye’ye geliyor.
Toplantılar düzenleniyor.
Fotoğraflar çekiliyor.
Mesajlar veriliyor.
Oy isteniyor.
Sonra seçim bitiyor.
Ve birçok zaman iletişim de bitiyor.
Bu anlayış artık sürdürülebilir değildir.
Bulgaristan Türkleri bilinçleniyor.
Genç kuşaklar daha fazla soru soruyor.
Toplum artık sadece vaat değil, sonuç görmek istiyor.
BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN TEMEL TALEBİ EŞİT VATANDAŞLIKTIR
Bu meselenin merkezinde aslında çok sade bir talep vardır:
Eşit vatandaşlık.
Bir Türk gencinin Bulgaristan’da geleceğe umutla bakabilmesi.
Devlet kurumlarında kendisine yer bulabilmesi.
Kamu yönetiminde temsil edilebilmesi.
Kendi kimliğini gizlemek zorunda kalmadan yaşayabilmesi.
Ana dilini öğrenebilmesi.
Kültürünü koruyabilmesi.
Köyünün, mezarlığının, caminin, tarihî hafızasının korunması.
Bunlar ayrıcalık değildir.
Bunlar modern bir Avrupa devletinde vatandaşlığın doğal gereğidir.
SİYASİ TEMSİL SEMBOLİK DEĞİL GERÇEK OLMALIDIR
Bulgaristan Türklerinin geleceği açısından en kritik başlıklardan biri siyasi temsildir.
Temsil yalnız seçim listelerinde birkaç Türk isminin bulunması değildir.
Gerçek temsil karar mekanizmalarında bulunmaktır.
Bakanlıklarda bulunmaktır.
Kamu kurumlarında bulunmaktır.
Yerel yönetimlerde bulunmaktır.
Diplomaside bulunmaktır.
Üniversitelerde bulunmaktır.
Devletin her kademesinde liyakatle yer alabilmektir.
Bir toplum sürekli oy veriyor ama karar mekanizmalarında yeterince görünmüyorsa orada temsil sorunu vardır.
Bu sorunun adı doğru konulmalıdır.
TÜRK TOPLUMU ARTIK TEK BİR SİYASİ ADRESE MAHKÛM EDİLMEMELİDİR
Geçmişte Bulgaristan Türklerinin siyaseti uzun yıllar belli siyasi yapılara sıkıştırıldı.
Bu durum zaman içinde doğal temsil mekanizmasını zayıflattı.
Oysa Türklerin artık Bulgaristan’daki bütün demokratik partilerde yer alması gerekir.
Parlamentoda.
Belediyelerde.
Parti yönetimlerinde.
Devlet kurumlarında.
Bulgaristan Türkleri tek bir partinin seçmeni değil, Bulgaristan devletinin vatandaşlarıdır.
Bu anlayış güçlenmeden gerçek siyasi normalleşme gerçekleşmez.
GENÇLERİ KAYBEDERSEK GELECEĞİ KAYBEDERİZ
Bugün en ciddi sorunlardan biri genç kuşaktır.
Birinci nesil köyünü biliyor.
İkinci nesil ailesinden duyuyor.
Üçüncü nesil ise giderek Bulgaristan’dan uzaklaşıyor.
Türkiye’de doğan gençlerin önemli bölümü Bulgaristan ile bağını yalnız aile hikâyeleri üzerinden kuruyor.
Bu bağ kendiliğinden sonsuza kadar devam etmeyecek.
Gençlere yatırım yapılmalıdır.
Öğrenci değişim programları kurulmalıdır.
Gençlik kampları düzenlenmelidir.
Üniversite bursları oluşturulmalıdır.
Dil programları desteklenmelidir.
Genç girişimciler iki ülke arasında buluşturulmalıdır.
Siyaset okulları kurulmalıdır.
Yeni kuşağa yalnız geçmişte yaşanan acıları değil, gelecekte kurulabilecek fırsatları da anlatmalıyız.
Çünkü sürekli geçmişi anlatıp gelecek göstermeyen bir siyaset gençleri kaybeder.
KÖYLER BOŞALIYOR, HAFIZA DA YAVAŞ YAVAŞ SİLİNİYOR
Kırcaali’den Şumnu’ya, Razgrad’dan Silistre’ye kadar birçok bölgede demografik değişim ciddi boyutlara ulaşmaktadır.
Gençler büyük şehirlere veya Avrupa’ya gidiyor.
Köyler yaşlanıyor.
Evler kapanıyor.
Okullar kapanıyor.
Ekonomik hayat zayıflıyor.
Bu durum yalnız ekonomik sorun değildir.
Aynı zamanda kültürel devamlılık sorunudur.
Bir köy boşaldığında yalnız insanlar gitmez.
Bir dil gider.
Bir gelenek gider.
Bir mezarlık sahipsiz kalır.
Bir aile hikâyesi kaybolur.
Bir kültürün hafızası zayıflar.
Bu nedenle Bulgaristan Türklerinin geleceği sadece siyasi temsil üzerinden değil, bölgesel kalkınma üzerinden de ele alınmalıdır.
BULGARİSTAN TÜRKLERİ AVRUPA İLE TÜRK DÜNYASI ARASINDA STRATEJİK BİR DEĞERDİR
Bugün dünya yeniden şekilleniyor.
Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya ve Türk dünyası giderek daha önemli hâle geliyor.
Bulgaristan ise Avrupa Birliği üyesi bir Balkan devletidir.
Türkiye ise bölgenin en önemli siyasi, ekonomik ve askerî güçlerinden biridir.
Bu iki ülkenin arasında yaşayan Bulgaristan Türkleri eşsiz bir stratejik konuma sahiptir.
Onlar Avrupa ile Türkiye arasında doğal köprüdür.
Balkanlar ile Türk dünyası arasında bağlantıdır.
Ekonomik iş birliği için güçlü bir zemindir.
Kültürel diplomasi için büyük bir potansiyeldir.
Bu toplumu sorun olarak görmek tarihî hata olur.
Asıl yapılması gereken onu stratejik ortaklığa dönüştürmektir.
BULGARİSTAN İLE TÜRKİYE YENİ BİR MODEL KURABİLİR
İki ülke arasında yeni bir yaklaşım mümkündür.
Bu yaklaşım sadece hükümetler arası ilişkilerden ibaret olmamalıdır.
Yerel yönetimler arasında iş birliği kurulmalıdır.
Üniversiteler bağlanmalıdır.
İş insanları bir araya getirilmelidir.
Gençlik kuruluşları desteklenmelidir.
Sivil toplum kuruluşları sürece dâhil edilmelidir.
Bulgaristan’daki Türk bölgelerinde ekonomik kalkınma projeleri geliştirilmelidir.
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının sorunları için sürekli istişare mekanizmaları kurulmalıdır.
Kısacası diplomasi yalnız devlet binalarında değil, toplumların içinde de yürütülmelidir.
BULTÜRK OLARAK BİZİM ÇAĞRIMIZ AÇIKTIR
Biz yıllardır Türkiye’de yaşayan Bulgaristan göçmenleriyle birlikte çalışıyoruz.
Sahadayız.
İnsanların sorunlarını biliyoruz.
Emeklilik meselesini biliyoruz.
Vatandaşlık işlemlerini biliyoruz.
Konsolosluk sorunlarını biliyoruz.
Mezarlıkların durumunu biliyoruz.
Köylerin problemlerini biliyoruz.
Gençlerin Bulgaristan’dan neden uzaklaştığını biliyoruz.
Ve en önemlisi insanların artık ne beklediğini biliyoruz.
İnsanlar kavga beklemiyor.
İntikam beklemiyor.
Yeni düşmanlıklar istemiyor.
İnsanlar adalet istiyor.
Saygı istiyor.
Temsil istiyor.
Gelecek istiyor.
O IŞIK NEREDEN GELECEK?
Bugün Bulgaristan Türkleri gerçekten bir ışık bekliyor.
Ama o ışığı sadece bir siyasi liderden beklemek doğru değildir.
O ışık Bulgaristan devletinden gelmelidir.
Siyasi partilerden gelmelidir.
Sivil toplumdan gelmelidir.
Türkiye’den gelmelidir.
En önemlisi de Bulgaristan Türklerinin kendi içinden yükselmelidir.
Çünkü hiçbir toplum sadece dışarıdan gelecek destekle ayağa kalkamaz.
Kendi gençlerini yetiştirmelidir.
Kendi aydınlarını çıkarmalıdır.
Kendi siyasetçilerini yetiştirmelidir.
Kendi ekonomik gücünü oluşturmalıdır.
Kendi kurumlarını güçlendirmelidir.
Birlikte hareket etmelidir.
YENİ BİR DÖNEMİN EŞİĞİNDEYİZ
Bulgaristan Türkleri için artık yeni bir siyasi ve toplumsal dönemin başlaması gerekiyor.
Eski korkuların siyaseti bitmelidir.
Eski bağımlılık ilişkileri bitmelidir.
Seçimden seçime hatırlanan vatandaşlık anlayışı bitmelidir.
Yerine özgüvenli, eğitimli, ekonomik olarak güçlü ve siyasi olarak çoğulcu bir Türk toplumu ortaya çıkmalıdır.
Bizim hedefimiz bir toplumu başka bir topluma karşı güçlendirmek değildir.
Bizim hedefimiz Bulgaristan Türklerinin Bulgaristan’ın eşit, saygın ve güçlü vatandaşları olarak geleceğe yürümesidir.
IŞIĞI BEKLEMEK YETMEZ, IŞIĞI YAKMAK GEREKİR
Bulgaristan Türkleri yıllardır bir ışık bekliyor.
Adaletin ışığını.
Eşitliğin ışığını.
Temsilin ışığını.
Geleceğin ışığını.
Fakat artık bir gerçeği daha söylemenin zamanı geldi:
Sadece ışığı beklemek yetmez.
Bazen o ışığı bizim yakmamız gerekir.
Gençlerimizi yetiştirerek.
Birbirimize sahip çıkarak.
Siyasi bilincimizi yükselterek.
Kültürümüzü koruyarak.
Ekonomik gücümüzü büyüterek.
Türkiye ile Bulgaristan arasında yeni köprüler kurarak.
Çünkü Bulgaristan Türklerinin geleceği başka birilerinin vereceği kararlara bırakılamayacak kadar değerlidir.
Biz bu toprakların dününde vardık.
Bugününde varız.
Yarınında da olacağız.
Ve artık kimsenin gölgesinde değil;
kendi ışığımızla yürümek istiyoruz.
Bulgaristan Türklerinin beklediği ışık belki de uzakta değildir.
Belki o ışık, yıllardır kendi içimizde taşıdığımız iradenin yeniden ayağa kalkmasıdır.
Bu metni isterseniz bir sonraki aşamada daha devlet adamı üslubuyla, daha sert siyasi mesajlarla veya doğrudan Bulgaristan kamuoyuna hitap eden başyazı formatında da yeniden kurabilirim.
