Yorum

Bulgaristan, Yıl 1984:

Tarih: 26 Aralık 2018
Çeviri: Raziye Çakır ULUTÜRK “Faktor.bg.”
Konu: Yeni kuşak babalarının cinayetlerinden utanmalı
Bulgaristan, Yıl 1984:
Kar Dökülen Kandan Kızarmıştı
Vahşi “soya dönüş süreci” tanığı olan 3 kişi.

Mestanlı )Momçilgrat 2018 Anma töreni Fotoğraflarda: 1984 katliamı şehitlerimiz.

Kırca Ali etraf köylerinde beyaz karın dökülen kandan kıpkırmızı olduğu günlerdi. Adı sözüm ona “soya dönüş süreci” yalanıyla anlatılan zorla Bulgarlaştırma terörüne kurban olan 3 Türkün kader. “Deutsche Welle” radyosunun Kırca Ali temsilcisi Vildan Bayramova kaleme almıştır.

Kığlı (Benkovski) köy muhtarı Borlana Hafızova. O karma karışık günlerde, Türklerin isimlerinin değiştirilmesi işlerinden sorumlu muhtarlık görevlilerinden birisiydi. Yıl 1984. 23 Aralığı 24 Aralığa bağlayan gece Kığlı (Benkovski) köyü tanklar ve zırhlı araçlarla kuşatılmıştı. İsimlerin değiştirilmesini teknik olarak hazırlamak amacıyla muhtarlıkta çalışanlar gece yarısı göreve çağrıldılar.

“Kendimden utanıyordum”
“Gece gündüz çalışıyorduk, tutuklanmış ve otobüslerle taşınan Türkler isim değiştirme dilekçesini güya “gönüllü” doldurup imzalamazlarsa, iç yerlerine giremiyorlardı. Karşı koyanlar ya “Belene” ölüm kampına sürülüyor ya da “eşek sudan dönene kadar” öldüresiye dövülüyorlardı.”- diye anlatmaya başladı Boryana.

Otobüsle getirilmelerine rağmen, emre uymayan ve muhtarlık dışında saatlerce bekletildikten sonra da dilekçeyi imzalamayanlar, kelepçelenip “Belene” kampına gönderiliyordu. “Kızıl bereliler” çevik davranıyorlardı. Otobüsten çıkardıklarından imzalamak istemeyen ve tepki gösterenleri kelepçeleyip hemen kampa gönderiyorlardı. Bu yapılmamalıydı diye anlatan Boryana, ben “kendimden utanıyordum” diye ekliyor.

Boryana, komşularından herhangi birine yeni ismiyle hitap edemediği için cezalandırılmıştı. Şöyle anlatıyor: “örsle çekiç arasında kalmıştım. Benden getirilenlere Bulgar ismi seçmem isteniyordu. Ben kimdim de Türklere Bulgar ismi seçecektim. Olanlardan çok utanıyordum! Bulgaristan Komünist Partisi’nin son derece büyük bir yanlışıydı. Bu parti üyelerinin af edilmez bir yanlışıydı. Bugüne kadar özür dilemediler.” Sözlerini vurgularken sesi hiddetliydi.
“1989’da toplu halde göçe zorlandılar. En gerekli eşyalarını toplamak için yalnız birkaç saat zaman veriyorlardı. Türkiye’ye kovuldular.” Bunlar çok acı hatıralar diyor sıkılarak Boryana…

“Vatan asla unutulamaz!”

Muhtarın odasına gelen Mümün İlyaz, o dehşet günlerinde başına gelenleri anlatıyor: “Gorupso” maden ocağından gece vardiyasından dönerken silahlı askerler kimliklerimizi topladılar. Bir hafta işe gidemedik. Gidebilirsiniz! Dediklerinden her sabah köyden yazılı çıkış izni almıyorduk.” O şimdi 72 yaşını doldurmuş, şöyle devam ediyor:

“Akşam sokağa çıkma yasağı uygulandı. Bir yere gitmek için muhtarlıktan özel yazılı izin almak zorundaydık. Bulgaristan’da 20 yıl Bulgarlarla birlikte madenlerde çalıştım. Dostluklarımız canlıdır. O zaman onlar da bizimle birlikte üzüldüler, şefimiz partiye küfür ediyordu. Bayramda kurban kesmemizi, camide dua etmemizi, dilimizi konuşmayı, cenaze merasimlerimizi ve daha ne varsa hepsini yasakladılar: diye anlatıyor Mümün İlyaz ve devam ediyor: “Başımıza gelenlerden Bulgaristan çok çekti ve çekiyor. Zulüm yaşanmasaydı, kimse göç etmeyecekti ve Bulgaristan çöl haline gelmeyecekti. Türk aydınları – mühendisleri, doktorlarımızı, öğretmenlerimizi, tarım mühendislerimizi, teknik uzmanlarımızı – zorla kovdular. Onlar Üniversitelerde okumuş eğitimli kadrolardı” 10 yıl Bursa’da ikamet ettikten sonra, dağlarımızın havasını nefes etmek için eşimle Kığlı (Benkovski) köyüne döndük. Mümün başıma gelenlere rağmen, Bulgaristan Vatanımdır, diyor. Çocukluğumda hayvan güttüğüm köyümün çayırları hep düşüme giriyordu. Vatan unutulmaz!”

“Biz tüfeklerde savaş mermisi olduğunu bilmiyorduk. Şehitlerimiz birer ikişer düştü! ”

Katliam günlerinde 20 yaşında olan Yoğurtçulardan Lütfü Hüseyin anlatıyor: “Kayalova, Kitna ve Mogilyane köylüleri isimlerimizin değiştirimesine tepkide bulunmak için toplanıp yürüdük. Yoğurtçularda (Mogilyane) yolu bir “ZİL” marka kamyonla kestiler ve 500 Türkün muhtarlığa gitmesine izin vermediler. Askeri birliğin komutanı, cebinden çıkardığı beyaz tebeşirle yola bir çizgi çekti ve bu çizgiyi geçemezsiniz dedi. Askerler bize ateş açmaya başladılar. Mermilerin gerçek mermi olduğunu bilmiyorduk. O zaman kurşunlardan biri 17 aylık Türkan Hasan kızımızı öldürdü.”
O sabah orada 2 şehit düştü ve büyük sayıda Türk yaralandı. İnsanlar yere yattı ve sağ sola koçuştu. Biz dövüşmek veya çatışmak istemiyorduk. Yerde 40 santimetre kar vardı. Düşen şehitlerimizin kanından beyaz kar kırmızı oldu!”- Lütfi olanları anlatırken göz yaşlarını tutamadı.

“Benim bacağımdan da 2 kurşun çıkardılar. 3 ay 17 gün hastanede yattım. Hasta yatağında bacağı asılı devlet güvenlik güçleri (DS) görevlisi olduklarını belgeleyen sivil polisler her gün başına gelip onu sorgulamışlar. Nereye gittiklerini, kimi kimden şikayet etmeyi düşündüklerini vs sormuşlar. Pasaportunu almışlar. Kendine yeni isim seçmesini emretmişler. Bir gün “Lütskan” adıyla bir kimlik getirmişler ve eline sıkıştırmışlar. 1989 yılının Baharında ailesiyle birlikte 24 saatte Bulgaristan’dan çıkması emredilmiş. 4 ay Bursa’da kaldıktan sonra dönmüş. 4 ay sonra da Todor Jivkov devrilmiş.

29 Aralık 2018’de yukarıdaki yazının altında, zorla isim değiştirme olaylarıyla ilgili “Faktor.bg” de şu yorumlar belirdi:

Bir) Ben, o kadar yıldan sonra isim değiştirerek Bulgarlaştırma trajedisini savunan dalkavuklar olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum.

,İki) Ben düşüncelerim şöyledir. Bu yüz karası ve kanlı sürecin onaylanması veya kınanmasından öte, bu zulüm görmüş insanların, sözde isimlerini iade eden zorbacıların kendilerini ALDATMALARINA nasıl oldu da inandıklarına ve bugün de “minnettarlık” ifade ettiklerine akıl erdiremiyorum. Kimlikleri yok edilmek istenmişti. Ruhlarına öyle etkide bulunulmuş ki, onları yünde yüz aldatanlara hoşgörülü bakıyorlar. Katillerini göremiyorlar.

Üç) Sözüm ona “Soya Dönüş Süreci” Bulgaristan’daki komünist cinayetlerden biriydi. Allah kurbanlarına cenneti nasip eylesin. Katilleri ve suçluların hepsini de cezalandırsın. Türk dostlarım var. Tanıdığım Türkler namuslu, çalışkan ve alicenap insanlardır. Bizde şöyle bir söz vardır: “Türk dost, ömürlük dosttur!” Şunları ilave etmek istiyorum: Adına “Uyanış süreci” denen, bütün Bulgaristan halkına karşı işlenen cinayetler serisindendi. Son büyük cinayetti. Daha önce hepimiz Kızıl Ordu süngüleri önünde sürgün edildik, yasaklar yaşandı, katliamlar oldu…. Bu bakıma Türklerin yaşadığı zulüm uzun bir serinin son halkasıydı….Türk dostlarım sağlıcakla kalınız!
Dört) Zor kullanarak, devlet teröriyle isim ve kimlik değiştirme sürecine güya “soya dönüş süreci denmesi” iyi düşünülmüş bir saçmalıktır. Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) yönetici kadrolarının iddia ettiğine göre, emir “Moskova’dan gelmişti”. O zaman artık Kremlin strateji uzmanları sosyalizmin dağılıp çökerek buharlaşacağını anladıklarından dolayı böyle bir deneme bulunmuşlardı. Sosyalist sistem nefret edilen kapitalist Batı karşısında sürekli geriliyordu. Moskova Doğu ve Güney Doğu Avrupa ülkelerinin sistemden kopabileceklerini ve bağımsızlık yolunu seçmeyi düşündüklerini sezmişti. “Ayır buyur” taktiği uygulanarak Bulgaristan halkı birbirine düşürülmüştü. Bulgaristan’ın sosyalist yörüngeden kopması istenmiyordu. Bulgaristan’ın ağır bir uluslararası tecrit duruma itilmesi için isim değiştirme saçmalığı düşünülmüştü. Arkasından gelen – gücenmiş ve öfkeli Türkler, gasp edilen hakların iadesi için parti kurmak, uzlaşmazlık kışkırtmak oldu. Daha sonra da gizli Rus yönetimi öfkeli Türklerin ve onlara karşı kan kusan güya “yurtsever” Bulgarların iplerini eline aldı. Bir de kafalarına lider ektiler. Muazzam bir Rus planı! Ve bu iğrenç plan, Moskova’ya sormadan öksüremeyen Todor Jivkov ve uşakları tarafından alçak bir biçimde gerçekleştirildi.
Beş) Bu vahşetin içinde yıllardan beri anlayamadığım bir ley daha var. Bu insanlar neden Ahmet Doğan’ı bu kadar tutuyorlar? Onların bu desteği olmasa Doğan’ın hapishanede olması gerekiyor.
6) Bu zulmü yaşayan, isimleri ve yaşam tarzları zorla değiştirilen kurbanlar veren, göçe zorlanan bu insanlar için üzgünüm. Utanç veren bir olay! Utanıyorum.
Kahramanlar asla unutulmayacak. Aziz hatıraları sonsuza dek yaşayacaktır.
2019 yılınız kutlu olsun!

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 × 5 =