Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat, Bulgaristan’daki Türklerin haklarının kazanılmasında önemli ölçüde katkısı bulunan fikir ve mücadele adamı Rafet Ulutürk ile röportaj gerçekleştirdi.
Rafet Ulutürk, 1966 yılında, Kırcaali Köseler köyünde doğdu. Bulgaristan Türkleri’nin sosyal, politik, ekonomik ve hukuk alanlarındaki hak kayıplarının geri kazanılmasında önemli projeleri hayata geçiren isimdir. Aynı zamanda Rafet Ulutürk, Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği Bayrampaşa Şube Başkanı olarak görev yaptı Türk Dünyası Gazeteciler Birliği Federasyonu Yön. Kur. Üyesi, Türk Halkları Kongresi Dönem Başkanı, Dünya Türk Gençler Birliği Yön. Kur. Üyesi, 2003 yılında Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği’nin (BULTÜRK) kurucusu oldu. Dernekte Genel Başkan oldu ve halen görevini devam etmektedir. Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat’ın Rafet Ulutürk ile röportajı aşağıdadır.
Sorular bizzat Kadir Canpolat tarafından sorulmuştur.
KÜLLİYEHABER Gazetesi;

Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir CANPOLAT Soruyor
Rafet ULUTÜRK cevaplıyor;

Kadir CANPOLAT İle BULTÜRK Başkanı Rafet ULUTÜRK’ün Reportajı
Sayın Ulutürk, sizlerin Bulgaristan üzerine son yıllarda Bulgaristan toplumu ilgilendiren birçok hassas konunun üzerine sanki ölü toprağı serpildi, bunlar adeta kimse tarafından dillendirilmiyor, çözüm yolları aranmamakta, birçok çevrede tamamen ilgisizlik ve vurdumduymazlık hâkim. Bu sefer daha ziyade sizin sahip olduğunuz kişisel görüş ve düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz.

“Umutsuzlukların hâkim olduğu bir dönemde halkın içinden Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde AK Parti doğdu. Herkesi kucaklayan, sorunları çözen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hak ettiği konuma gelmesi için el ele veren, hayallere odaklanan vatan sevdalıları bende varım demişti. Geleceğe durmadan çok çalışarak umutla bakıyoruz”

Külliye haber Gazetesi;
Kadir CANPOLAT Soruyor  Rafet ULUTÜRK cevaplıyor;

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Sizleri tanıyabilir miyiz? Kimsiniz, nereden geldiniz, nereye gidiyorsunuz, ne yapmak istiyorsunuz kısaca davanız, hedefiniz nedir?

 Cevap Rafet ULUTÜRK: Bulgaristanlı bir soydaşım. Bulgaristan’dan Türkiye’ye geldik. Anavatanımızın bağrında örgütlendik. Hedefimiz tüm Türklerde olduğu gibi bizlerde Kızılelma’ya doğru koşuyoruz.

Amacımız dünyada kardeşçe yaşamak, gönüllere ve dünyaya gerçek barışı ve huzur getirmek, kısaca onurlu ve ahlaklı insan olma yolundayız.

Bizim düşüncemiz bir insanda ahlak olmadan Hristiyan veya Müslüman vs. olsa da hiç fark etmez, ondan insan olmaz. İşte bugün bu dünyada yaşayan söz sahibi olan kişiler en azından bu gerçeği insanlarımıza özellikle gençlerimize öğretmek arzusundayız. Bizler Atalarımızın hedeflerinin peşindeyiz… İnsanların Dünya Türklükle yoğuruldukça herkesin mutlu olacağına inancımız tamdır. Eskiden olduğu gibi Türk olmak, ahlaklı ve adaletli olana Türk denirdi eskiden, işte bunu tekrar başarmak zorundayız bu da bize düşer. Bizler bunu tekrar başlatacağız ardımızdan gelen nesil bunu zirveye çıkaracaktır İNŞALLAH…

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Evet, Rafet Bey sizler Balkan camiasında bir devrim yaratınız: İlk önce Rumeli-Balkan ismini bırakıp sadece Bulgaristan Türkleri isminde dernek kurarak, ikincisi de biz Bulgaristanlıyız demeniz. Balkanlara toptan bakmaktan ise tek tek devletlere mi bakılmasını istiyorsunuz ne demek istiyorsunuz?

 Cevap Rafet ULUTÜRK Osmanlıdan sonra Balkanlar çok parçalandı. Şu an Hırvatistan’dan – Moldova’ya, Ukrayna’dan – Yunanistan’a 13 devlet var, buralarda insanlar 80 halk dilinde konuşuyor. Rumeli Roma imparatorluğu toprakları anlamıyla yüklüdür. Dünya çok değişti. Bir defa milli uyanışlar devri olan XIX. yüzyılın sonlarından 20. yüzyıl sonlarına kadar gelen ve Kuzey Makedonya Cumhuriyeti (KMC) örneğinde izlendiğine göre, millileşme süreci hala henüz tamamlanmamış ve bu devam ediyor. Bizlerde problemlerimizi ata vatanımız olan Bulgaristan örneğine odakladık.

Problemlerimiz öncelikle Bulgaristanlı Türk kimliği ve kültürel kimlik konusunda düğümlüdür.

Bizler 1951-1958 yıllarında bu engeli bir defa aşabilmiştik.

İki Balkan ve İki Dünya Savaşının yürütüldüğü Balkanlarda ağır bir hak ve özgürlükler mücadelesi verdik. 1989 Mayıs Ayaklanmamız azınlık haklarımız için bir kitlesel başkaldırıydı. Azınlık haklarımızın başında bireysel ve toplu insan haklarımız, detayda öne çıkan anadilimiz Türk eğitim, öğretim, geleneklerimizle var olma ve kültürel gelişmemizdir. Biz Balkanların en iyi insanlarıyız, yardımlaşmayı severiz, bundan dolayı 2003’de kurduğumuz derneğimize kısaca BULTÜRK dedik, kısaltmanın içinde hizmet sözünün derin anlam taşıdığına işaret etmek isterim.

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Rumelilerin problemleri Balkanlar-Rumeli’de bulunan her devlette ayrı ayrı ele alınması ve ayrı ayrı stratejilerin yapılmasını gerektiğini mi söylüyorsunuz; Açabilir misiniz?

 Cevap Rafet ULUTÜRK; Konuyu Türklerin ve geniş anlamda Müslümanların insan haklarına kilitlersek, Rusya İmparatorluğu’nun 1877-1878 Osmanlı topraklarına Tuna nehri üzerinden saldırmasından ve ardından toplanan Berlin Konferansı kararlarıyla Balkanlar medeniyet değişimi yaşamıştır. İslam medeniyetinin Hıristiyan medeniyetiyle yer değiştirmesi gündem oldu.

Hıristiyan dünya görüşüne ve yaşam tarzına hayır diyen Batı Balkanlar’dan Türkler Anadolu’ya dönmeyi seçti. Arnavut, Boşnak, Pomak Müslümanların çoğu orada kaldı. Bulgaristan Türklerinden büyük kısmı göç yolunu seçse de, bugün de Balkan ülkelerinde yaşayan en büyük Türk azınlığını yine Bulgaristan’da biz oluşturuyoruz.

Bunun nedenlerinden biri Osmanlının bir Bulgaristan devleti olması, yani bakın Osmanlının en çok eseri Bulgaristan’da var. Bir de anavatan Türkiye’ye çok yakın olmamız ve aramızda yalnız sınır hattı bulunmasıdır. O gün bu gün artık 142 yıldan beri değişik ülkelerde yaşayan Balkan Türklerinin hakları, problemleri ve hayalleri farklı olmuştur ve bugün de farklıdır. Her devletin problemi bir diğer devletle benzerliği dahi yoktur. Bir bakın, Bosna Türkleri iktidardadır, Kosova Türkleri iktidar ortağıdır, Kuzey Makedonya -KMC Türkleri de yönetime ortaklardır. Sırbistan ve Karadağ’da Türkler yok denecek kadar azalmış, ayakta kalan Türklerin maddi tarih-kültür değeridir. Biz Bulgaristan’da 1990’da politik sahneye çıktık, ne var ki ülkemizde yaşayan 7 azınlığı kapsayan bir toplum sözleşmesi, azınlık kimliğini tanıyan ve kültürel varlığına yaşam hakkı tanıyan bir anlaşma imzalayamadık, bu konuda kurulmuş yuvarlak masa da henüz yoktur.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Dernek olarak devrim yaptınız, Türkiye’de bulunan derneklerden ilk defa başka bir ülkede Cumhurbaşkanı çıkartınız. Nasıl oldu bu fikir nereden aklınıza geldi böyle bir şey;

 Cevap Rafet ULUTÜRK Biz Bulgaristan’da devrim yapmadık. Daha doğrusu Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra Bulgaristan’da devrim olmamıştır. Devrimin üretim araçları mülkiyetini ve üretim güçlerinin toplumdaki durumunu değiştirmesi gerektir. Osmanlıda her vatandaşın mal mülk hakkı vardı. Demek istediğim Bulgarlar toprak sahibi, işçilik, çiftlik, dükkân ve hatta fabrika sahibiydiler, serbest ticarette ilişkileri hâkimdi. Bulgar işçi gücünü Bulgar fabrika sahibine satabilir, Bulgar zanaatçı bakır ve kazanlarını, çoban koyun ve kuzularını, dokumacı halı, aba ve kaytanlarını imparatorluğun hangi pazarında ve çarşısında isterse satabilirdi. Bulgaristan prensliğine Osmanlı kapitalizmi yerine Bulgar kapitalizmi gelmişti ki, değişen yalnız etiketti.

Bulgarlar ev ve köprü yapmayı, demiryolunda yolculuk etmeyi, pastanede kahve içmeyi ve bankadan kredi almayı Osmanlı’dan öğrenmişlerdi.

Bu bakıma 1978’de Bulgaristan’da devrim yaşanmadı, devrim yaşansaydı 1795 Büyük Fransız Devrimi esintisi olarak Cumhuriyet ilan edilirdi. Berlin Konferansı devlet biçimi olarak monarşinin anayasal prenslik biçimini dayattı.

BULTÜRK olarak Cumhurbaşkanı seçimlerine kendi adayımızla katılmamız çok anlamlı bir adımdı. Bir defa Bulgaristan Türklerinin böyle bir hamleye, devlet yönetimine aday olduklarını doğru okuduk. İkinci olarak, seçmen oylarımızın Bulgar partilerine ve adaylara satılmasına karşı olduğumuzu göstermiş olduk.

Üçüncü olarak da, Avrupa Birliği (AB) değerlerine yenisini kattık, azınlıkları devlet yönetimine taşıma örneği olarak göstermiş olduk.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgaristan Türklerini Türk Dünyasına açtınız. Türk Dünyasında Bulgaristan Türklerinin problemlerini taşıyan siz oldunuz. Bu nasıl oldu?

 Cevap Rafet ULUTÜRK İsimlerimizi, dilimizi, dinimizi değiştirip Bulgarlaştırılmak istendiğimiz soykırım denemesi döneminde bizi Türkiye devleti ve halkı, Azerbaycan devlet yönetimi, İslam Konseyi ve Müslüman Dünya destekledi. Bulgar zulmü kınandı. Türkiye ile birlikte Türk Dünyasının her köşesine gidip sağ salim olduğumuzu, ayaklanmamızı, isimlerimizi ve din haklarımızı geri alabildiğimiz ve hayallerimizi anlatırken kendilerine teşekkür etmek şerefi bana nasip oldu. Ziyaretlerimi daha Bulgaristan’dayken başladım BULTÜRK ile devam ettim ve Bulgaristanlı soydaşlarımız ve bu görüşmeleri Bulgaristan’da yaşayan kardeşlerimizi temsilen yaptım. Kendilerine hem anlattım hem de bizi anlatan eserlerimizi de hediye ettim.

Artık kafalarımızı kaldırıp ileriye bakmak gerekir
Büyük ve Güçlü Türkiye dünyaya yeni güneş gibi doğuyor.

Dünyayı yönetmek için öyle çok çok bir şeylere gerek yok. Bunu atalarımız zamanında yapmış biz neden yapamayalım. Atalarımız dünyayı ahlakla, dürüstlükle hak ve adaletle yönetmişlerdir. Başkalarının başaramadığını başarıp sadece Balkanlarda 600 yıl yönetimde kaldılar.
Biz Türkler şunu çok iyi biliyoruz adalet yoksa barış da yok.

Türkiye yıllardır barış ve adaleti dünyanın dört bir yanına taşımak için çalışıyor ve artık bunun sonuna çok yaklaşmıştır. Gençlere seslenmek isterim “Değerli gençler şunu çok iyi biliniz Sizler hayalleriniz kadar güçlüsünüzdür. Hayal etmeyi öğrenmelisiniz ve bu hayalin 100 yıl -500 yıl sonrası için olsun fark etmez. Hayalleriniz ne kadar erişilmez ise o kadar güçlüsünüz. Adalet insana hak ettikleri şekilde hükmetmektir”.

Hayatta en önemli şey “Hatalı olmak değil, hatalardan ders almaktır. Yanlışlardan korkmayın, yaptığınız her işin insanlığa faydası olacağını düşünerek yapınız.”

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgar Parlamentosu ilk defa bir soydaş STK’sını Sofya parlamentosuna davet etti. Bu nasıl oldu? Olay Türkiye’de bir sürü tartışmalara da sebep olmuştu. Ne diyeceksiniz?

 Cevap Rafet ULUTÜRK 1951 göçünden sonra ve daha sonraki göçlerle gelenler muhacir kimliğini maalesef aşamadılar. Bireysel menfaatleri aşarak ata-vatanda kalan ortak menfaatlerimizi, Bulgaristan Türkü kimliğimizi kucaklayıp bir ortak bilinç düzeyine taşıyamadılar.

Fakat 1989 Büyük Göçün bizlere sınır kapısını bir daha kapanmamak üzere açık bıraktık. Yola çıkarken evlerimizin kapılarını da açık bıraktık. Bizler bu gün hepimiz çifte vatandaşız. Bulgar devletinin her yeni edinimi bizim de kazanımımızdır. 2007’de Bulgaristan Cumhuriyeti Avrupa Birliği’ne (AB) üye oldu. Biz de topluca AB üyesi olduk. Yani AB vatandaşı olduk.

Seçimlere katılıyoruz. Seçilme hakkımız olmasa da seçme hakkımız ve referandumlarda oy kullanma hakkımız var.

İnsan haklarımızı genişletmek ödevimizdir. Bu bakıma BULTÜRK bir öncüdür. 2021’de yapılan son genel ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde Türkiye genelinde 93 bin oy kulanmaları sağlanmıştır. Artık yeni  seçimlerinde oylarımızı internet üzerinden ve posta ile göndermek istiyor ve seçilme hakkımızı da bir an önce istiyoruz.

Bulgar meclisine önerilerimiz oldu. Bulgaristan sevgimiz canlıdır. Bulgaristan’ın her problemi bizim sorunumuzdur. Bulgaristan yuvarlak masasında yerimizi almak istiyoruz. Evlerimiz, köylerimiz, şehirlerimiz bugün de bizimdir. Gitmesek de görmesek de onlar bizim köylerimizdir.

Öncü atılımlarımız itirazlar yaratabilir.

Geleneklerine bağlı kalanlar yol alamaz. Burada önemli olan diğer STK’lar bizi eleştireceklerine kendilerine bakmaları daha iyi olur, bir baksınlar kendilerine bu güne kadar neler yapmışlardır. Kendisi yapamadığı bir işi eleştirmek insanlığa yakışmaz.

Biz geçmişi ileriyi daha iyi görebilmek için öğreniyoruz. Gelecek hepimizindir. Yolumuz Atamızın dediği gibi “Muasır medeniyetlerin üzerine çıkmak” yoludur. Biz iki ülkede yaşayan parçalanmış Bulgaristan Türk topluluğu olsak da, gönül birliği, emel birliği içindeyiz.

Yeniden birleşeceğimiz gün yakındır.

Bu bakıma Bulgaristan Cumhurbaşkanlığına, Bakanlar Kuruluna, halk meclisine ve siyasi parti merkezlerine ziyaretlerimiz ve temaslarımız anlayışla karşılanmalıdır. Bunlar devam edecektir. Diyalog sürmezse yerimizde sayarız. Bunu yapamayanlar evinde otursalar daha iyi olur kanaatindeyiz.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgaristan’da bir ilk yaparak Sofya’da Dünya Türk Liderler Zirvesi gerçekleştirebildiğiniz. Hem de Başkent Sofya’da bu nasıl oldu kimin fikriydi?

 Cevap Rafet ULUTÜRK Ben 1993 yılından beri Dünya Türk Gençler Birliğinin Kurultaylarına, ayrıca Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı Türk Dünyası Liderler zirvelerine de katılmaya başlamıştım.

Sofya’da Dünya Türk Gençlik Zirvesi düzenleme fikri 2000 yılında doğdu. Türk Dünyası Kurultayını bir Türk kalesi olan Kırca Ali şehrinde yapacaktık. Hak ve Özgürlük Hareketi – HÖH ile birlikte yapacaktık, fakat HÖH önerimizi kabul etmedi. 2010 yılında Avrupalı Bulgaristan Vatandaşları – GERB Partisinin katkıları ile Sofya’da yapabildik. Dünya Türk Liderler Zirvesini Sofya’ya bizlere nasip olduğu için gurur duyuyoruz.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgaristan’da liderlik konusunda ne diyeceksiniz. Neden Bulgaristan Türkleri 30 yılda bir lider çıkartamadı? Sorun nerede sizce?

 Cevap Rafet ULUTÜRK Bunun cevabı için 140 yıl geriye dönerek cevap vermeliyiz. “93 Harbinden” sonra Bulgar Prensliğinden Osmanlı yerel ve devlet yönetiminin kaldırılmasıyla Türklerin maddi yönetimi Bulgar makamlarına geçti. Okullar özel, din işleri cemaat, encümenlikler ve müftülükler tarafından yönetiliyordu. Başmüftülük ancak 1909’da Osmanlı devleti ve Sofya Çarlığı arasında İstanbul Anlaşmalarının imzalanmasından sonra kurulabildi.

Eğitim ve öğretim alanında kadro yetiştirme davası Şumnu’da (Şumen) Türk Lisesi ve din ihtiyaçları için NÜVVAB okulunun açılmasıyla adım attı. Bulgaristan Türklerinin milli liderinin yetiştirilmesine doğru ilk adımlar dünyada da ilk turan ismiyle kurulan “Turan Dernekleri” örgütlenmesi, etkinlikleri ve forumlarında başladı. İlk büyük adım ise 1929’da Sofya’da toplanan Milli Türk Kurultayında belirlendi. Bu arada Türkleri Sofya meclisindeki birkaç Türk milletvekili temsil ediliyordu.

Bu çalışmalarda çıkan Türkçe gazete ve dergilerin rolü önemliydi. 1922’de toplanan Çiftçi Partisi Kurultayında, parti lideri, halk önderi, başbakan Aleksandır Stanboliyski foruma katılan 500 Türk delege önündeki konuşmasında Türklere “Gelin devleti birlikte yönetelim” demesi çok güzel bir jest olmuştu. Milli liderin biçimlenmesine doğru ilk adımlar böyle atılmıştı. Bulgaristan’da onun gibi sevilen ikinci bir Başbakan da olmadı. 1925 ve 1934 askeri darbeleri Türklerin cami dışında örgütlenme ve dikey yapılanma yolunu kestiler. 1944’ten sonra Bulgaristan Türklerine devlet yönetimine örgütlü bir birim olarak katılma hakkı tanınmadı.

Sosyalizm ve totalitarizm yıllarında (1944-1989) Bulgar devleti ve toplumunu yöneten Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) azınlıklara karşı faşizm yıllarında (1933-1944) izlenen siyasete sahip çıktı.

1951 yılında 150 bir Bulgaristan Müslümanı, 1964’ten başlayarak, 10 yıl boyunca göç devam etti. 1964’te uygulanmaya başlayan isim değiştirip anadil ve din yasaklayarak Pomakları, Türkleri, Tatarları, Gagavuzları ve Müslüman Çingeneleri giderek asimile ederek Bulgarlaştırma siyasetine karşı mücadeleye örgütlemek devletin başat ödevi oldu. Bu ödev olağanüstü zor şartlarda güç topluyordu.

1984 Aralığından başlayarak Todor Jivkov totaliter diktatörlüğü Müslüman azınlığa topluca savaş açtı. Devletin tüm kolluk güçleri 5 sene karma bölgeleri işgal etti, Türkiye ve Yunanistan sınırından memleket içine doğru 3 aşamalı izinli bölge ilan edildi ve sosyal, ekonomik ve kültürel hayat felce uğradı. Bu ağır koşullarda Türk bölgelerinde, sürgünde, toplama kamplarında, “Belene” adasındaki ölüm kampında, hapishanelerde 52 direniş örgütü örgütlendi. Bu örgütler parti, hareket, dernek, tutuklulara ve ailelerine yardım ve  kulüp biçiminde, illegal veya yarı legal bir dokuydu. Hepsinin başkanı, yönetimi ve örgüt yapısı vardı. Bu örgütler toplumu hak ve özgürlük, adalet ve demokrasi davasına uyandırdı. Mücadelemiz uluslararası forumlara taşındı Ankara Radyosunda, Batı medyasında baş haber ve ana yorum konusu oldu.
1989 Mayısında Bulgaristan Türklerinin siyasi eliti ülkemizden kovulmaya başladı. Kamuoyu oluşturan Türk öncüler Belgrad’a, Viyana’ya kovuldu, “Kapı Kule” den Türkiye’ye kovuldular. Tüm bu baskı ve teröre rağmen bir siyasi parti olarak örgütlenen Bulgaristan Türklerinin İnsan Hakları Mücadelesi Örgütü “Demokratik Birlik” – (Demokratik Lig) Mustafa Ömer önderliğinde 21 Mayıs 1989’da İslimye (Sliven) ili Yablanovo (Yablanlar) köyünde kurucu milli kongre ilan etmişti.

Bu, Bulgaristan Türkleri tarihinde birinci milli siyasi parti kurultayı olacaktı. Yöneticilerin hepsi Bulgaristan’dan kovulunca düzenlenemedi. Ne var ki, ayni gün – 21 Mayıs 1989’da Bulgaristan Türklerinin Ayaklanması patladı. Komunizmi yıkan 72 bin kardeşimiz katıldı. Direniş örgütlerinin hepsi mücadele alanındaydı.

Şehitler verdik. Ayaklanmamızın zafer yıldızı Todor Jivkov diktatörlüğünün devrilmesi ve rejim değişmesi olsa da, büyük bilinçli enerji birikimi ve sık doku yatay örgütsel yapımıza rağmen Büyük Göç seliyle kadroları ana kitleden koparılıp Türkiye’ye aktığından dolayı ulusal lider çıkaramadık. Pek tabii ki baskısı sürekli şiddetlenen bu zulüm döneminde Bulgar devleti ve Komünist Partisi ve siyasi polis (DS) boş durmadı, Müslümanların arasından koparıp özel eğitim merkezlerinde bu halk dirilişini gemleyecek kadro yetiştirmeye yıllarca çalıştı.

Ajan lider olarak yetiştirilen Ahmet Doğan, İsimlerimizin ve din haklarımızın iade edildiği 30 Aralık 1989 günü polis refakatinde halkın önüne çıkarıldı. 4 gün sonra da eline bir kâğıt verilerek, “ben Hak ve Özgürlükler Partisi (HÖH) kurdum” sözleriyle halkın arasına karışması sağlandı.

30 yıldan beri devam eden bu siyasi oyunun hedefinde Bulgaristan Türklerini Bulgar devletinden, toplumundan ve siyasetinden koparmak, komünizm katillerinin, soy kırım denemesi suçlularının yargılanmasının önlenmesi ve Türkleri asimile etme siyasetine farklı yöntem ve usullerle devam edilmesi vardı.

Türklerin dönüşüm enerjisini ve halk iradesini temsil ettiği iddiasıyla sahneye sürülen HÖH partisi Bulgaristan’da Türk kimliğini ve Türk ruhunu temsil eden kadrolardan sürekli arındı.

Türklük davasıyla yatıp kalkan 10 binden fazla Türk kadro partiden atıldı, işsiz bırakıldı ve ekonomik nedenlerle göçe zorlandı.

HÖH politik sistemine davet edilen yeni kadrolar ise totalitarizm ve soykırım çabalarının yoğunlaştığı yıllarda gerçekleri göremeyen, uyanamayan ve halkımızın Türk kimliği mücadele alayına katılamayan, hatta 1990’dan sonra gece karanlığı ile sisi birbirinden ayırt edemeyen kişilere yol verildi. Onlardan biri, kendisine “lider” denmesinden hoşlanan, Ahmet Doğan’ın HÖH 8. Kurultayında kürsüden atılmasından sonra parti genel sekreterliğine atanan, birkaç yıl sonra ideolojik değerle maddi menfaatleri birbirinden ayıramadığı için partiden atılan ve daha büyük hayallerle DOST partisini kuran Lütfii Mestan’dır.

Demek istediğim Bulgaristan toplumunda Türk nüfus siyaset ortamında orta direk olmadan, gerçek lider çıkarabilmemiz güç olacaktır.

Bu arada Türkiye’deki 1 milyon kardeşimizin Bulgaristan ve Avrupa Birliği siyasetinde yer alması da ancak yeni tip bir liderin önceliğinde olacaktır. Örgütsel birliğimizin yeni yapılanma yolunu açıyoruz. Ayrıca Bulgaristan için Bulgaristan’ın dışında yaşayanlar gelip siyasete el atmazlarsa Bulgaristan ismi bile kalması mucize olacaktır. Fakat bunları doğru değerlendirebilirsek Avrupa’da da çok büyük lobi faaliyetleri yapılabilinir.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Bulgaristan’da sadece Türklerden değil, Bulgarlardan da lider yok, öyle mi? Nedir bunun şifresi? Neden lider çıkmıyor?

 Cevap Rafet ULUTÜRK Toplumlar lider, kolektif yönetim organı veya kristalleşmiş halk iradesi tarafından yönetilir. Bugünkü Bulgaristan’da biz Türkler kendi kendini üreterek yenileyebilen bir azınlık topluluğuyuz. Halen bu süreci geleneklerimizden ve bunları Türkiye Cumhuriyeti’nin yakınlığından ve anavatanda yaşayan soydaşlarımızdan aldığımız güçle yapabiliyoruz.

Bulgaristan toplumunda milliyetçilik devlet milliyetçiliğidir.

1913’te, 1934-1944 yılları arasında ve 1964’ten 1989’a kadar şiddetli ırkçılık şeklinde saldırılara geçmiş bir ülkeden bahsediyoruz. Bulgarlar Müslümanlarla yüzleşmede 12 defa geriletilmiş, fakat ülkede yaşayan ana unsur olan Türklerden göçe zorlama veya Bulgaristan Türkülüğünü baştan sona yok sayma yolunu seçmiştirler. Ayrıca Türk kimliğini silme siyaseti 142 yıldan beri biçim değiştiren, özünü koruyan bir uygulamadır.

1882-1934 yılları arasında bu siyaset maddi alanda uygulanmış ve Bulgar topraklarını Osmanlı kalıtından temizleme stratejik plan olarak Vidin’den başlamış Bulgaristan’ı baştanbaşa dolaşmış ve Türkiye devlet sınırına doğru yayılmış ve yuvarlanmıştır.

Bu 200 yıllık bir uygulama olup hiç durmadan sadece gizli ve açık şekiller alarak bu gün bile halen Koca Balkan önü Trakya ovasında bu çalışmalar devam etmektedir.

Şu aşamada bu gün bile Stara Zagora (Eski Zara) ilinde yer adlarının isimleri değiştiriliyor. Bu program çerçevesinde Başkent Sofya’da 29 Türk Mahallesi yerle bir edilmiş, 72 cami ve mescitten bu gün bir tek açık cami (Evliya Çelebi’nin sözleri ile Sofya’da en güzel minaresi olan Banyabaşı Camii) ve birkaç türbe ve hamam ayakta kalmıştır.

Toplumun maddi alanda Türk ve İslam izlerinden temizlenmesi cami, mescit, türbelerle birlikte okulları, okuma evlerini, odaları hatta mezarlıkları dahi hedef almışlardır.

1934 askeri darbesinden sonra Başbakan Kimon Georgiev hükümetince hazırlanan Türk Azınlıkla Uzun Vadeli Çalışma Programında Bulgaristan’ı Türksüz bırakma programı maddi alandan manevi alana taşınmıştır.

Türklerin dayanağı olan Başmüftülük Dış İşleri Bakanlığına bağlanmış müftülere ve köy imamlarına da maaşa bağlanarak emir altına alınmışlardır. Bu yönde propaganda silahlarını da desteklemişler, Başmüftülüğün çıkardığı “Medeniyet” gazetesi de İçişleri Bakanlığı tarafından finanse edilmiştir. Tabi bu gazetenin hedefinde Türk ahalisini bölmek olmuştur. Bulgaristan Türklerinin ilk bölünme ve aralarında kavga kıvılcımları burada atılmış ve her gün odun taşıyanlar çoğaltılmıştır. Monarşi döneminde 2250 Türk Okulu kapatılmıştır.

1946’da Türk okulları devletleştirilmiştir. 1957’de Türk okulları Bulgar okullarına katılmıştır. 1964’ten sonra Müslümanların Bulgarlaştırılması süreci başlamıştır.

Bu süreçlerin herhangi birini yönetmeye aday Türk çıkmamıştır. Türklerin milli uyanışı ve örgütlenmesi sıkı baskı altında olduğundan ve halkın maddi ve manevi haklarını savunması ödeviyle sahneye taşıdığı kişiler ya sürülmüş, ya öldürülmüş ya da yargısız hapis edilmiş, yok edilme yolu aranmış veya vatandan sökülüp atılmış, Türkiye’ye göç ettirilmiştir.

BKP ancak monarşi döneminden devraldığı azınlıkları yok etme siyaseti için kadro yetiştirmiş ve kendi çıkarları için kullanmıştır. İşte bu gün Aydınlarımızın içerisinde ENTELEKTÜEL TÜRK olmaması bunun sonucudur. Hem monarşi döneminde hem de totalitarizm yıllarında Türklerle ilgili siyasette fark aranması yanlış olur.

1990 yılında “demokrasiye geçişte” ilk seçimleri sahte sosyalist kimlikli komünistlerin kazanmasından niteliksel farklı bir milli politika ya da azınlık siyaseti beklenemezdi. Bir benzetmeyle anlatmam gerekirse, Bulgarlar Türkleri, Müslümanları, İslam’ı sinir sistemlerinin tamamını sarmış ve kurtuluş olmayan kanser olarak görüyor.

Türklerin kişileştirilmesinden ve yok sayılmasından en fazla kendilerinin zarar gördüğünü ise kabul etmiyorlar ve göremiyorlar. Bu gün Bulgaristan Türkleri her şeyi bildiklerini zannediyorlar, bilmediklerini bilmiyorlar, ne siyasetçi siyaseti, ne akademisyen, öğretmen, ne iş adamı ne de herhangi biri görevini maalesef yerine getiremiyorlar. Bulgaristan Türkleri ne zaman bilmediklerini bilmeye başlayacaklar işte o zaman toplum olarak kazanmaya ve geleceğe kurtarabileceklerdir. Toplum hakkını alamayanlar bireysel hakkını alamaz, aldım zannederler…

8 Ekim günü Avrupa Parlamentosu Bulgaristan’la ilgili bir Bildiri kabul etti. Bir defa bu belge Bulgar basınında ve medyasında tam metin olarak yayınlanmadı. İnsan hakları, basın özgürlüğü, yargı sistem, rüşvetçilik, savcılığın toplumu boğduğu ve başka konularda (bildiri 11 sayfadır) Bulgaristan hükümeti eleştirilirken hükümetin devrilmesi ve başsavcının istifası için 4. Ay devam eden protesto gösterileri özgürlük ifadesi olarak değerlendiriliyor.

Siz “lider” neden çıkmıyor diye soruyorsunuz.

Geçen yıl Bulgaristan’da 200 bin kişinin katıldığı sivil protesto eylemlerinin de lideri yoktu. Deniz dalgalanıyor. Bulgar Anayasa Mahkemesi siyasi programlı hükümet dışı toplum örgütü (STK) kurulmasını yasaklıyor. Bu konuda Strazburg Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Bulgaristan aleyhinde 200 kararı var. Bulgar devleti bu kararları sistemli uygulamıyor.

Bu arada Avrupa Konseyine bağlı Bakanlar Komitesi yeniden bir ara karar-bildiri yayınlayarak Makedon azınlığın “Omo-İlinden-Pirin” derneğinin tescil edilmesi lehinde alınan 11 adet AİHM kararının Bulgaristan’da uygulanmasında ısrar etti. Aynı zamanda, Avrupa Parlamentosunun son bildirisinin içinde “Türk”, “Türklerin anadili” ve “azınlık kültürü” gibi kavramların yer almadığı için bayram ediyorlar.

Bu süreç içinde Brüksel’deki oylamada HÖH milletvekillerinin “tarafsız” kalmasını ise anlam vermek gerçekten çok zor. Ne yazık ki Brüksel’deki milletvekillerimizin kafasında “Türk ve Türklük” konularındaki karışıklık devam ediyor.

Yalnız Türk adı taşımanın ve camiye girip çıkmanın Türk bilinci ve kimliği, yaşam tarzı ve kültürü uğruna verilen davada ancak bir gölge olduğunu aydınlık kazanmamıştır. Bunlar hala Müslüman isimlerden bile korkuyorlar. Liderlik davası halkı bilinçlendir ve politikaya taşıma davasıdır. Bir davayı politik arenaya taşıyamadınsa dosyalarda tozlu raflarda o orada ölür gider.

 

  • Soru: Kadir CANPOLAT; Türkiye’nin Avrupa Birliğine girme konusunda düşünceniz nedir?

 Cevap Rafet ULUTÜRK; Ben özellikle AB konusunda farklı düşünüyorum. AB’nin kökleri bugünkü Türkiye topraklarında ve bölgesindedir. Avrupa kültürü Anadolu’da yeşermiş, Avrupa yasaları Anadolu’da derlenmiş, Hıristiyanlık ibadeti Güney Doğu Anadolu’dan yola çıkmıştır. Uyanış ve Diriliş Devrinde Hristiyanlık Avrupa’da kiliseden çıkmış, yasalar üniversal kalıba dökülmüş ve medeniyetlerin beşiği olan kültür de XIX. yüzyıldan beri Avrupa kıtasında kısırlaşmış ve inişli çıkışlı bunalımlar yaşamaktadır.

Dünyanın bir başka ülkesinde soykırım ve insanları sömürerek kendi devletinde insanları rahat yaşatmak medeniyet olamaz. Bu bakıma, 1950’lerden beri Avrupa Topluluğu kapısında bekletilen Türkiye Cumhuriyetine karşı haksızlık edildiği görüşündeyim ve bu görüşlere katılıyorum. Fakat artık Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı olmadığını da çok net görebiliyoruz.

AB ülkeleri artık Türkiye’nin peşine takılacaklar.

Türkiye bu yılsonuna kadar inşallah Türk Birliğini ilan eder ve ettikten sonra onlar da bu çatının altına girmek için AB üyeleri çaba sarf edeceklerine inanıyorum. Sadece AB üyeleri değil Suriye, İrak, İran hatta İsrail bile Türkiye’den yardım isteyecekler, Türkiye’nin garantörlüğünde olmak isteyecekler. Bunlar hayal değil çok yakında bunu göreceksiniz. Türkiye’den yardım isteyecekler bunlarla da sınırlı olmayacaktır rahat olun Türkiye Cumhuriyeti Devletimize güvenin artık eski Türkiye yok. Bakın bu gün BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE YILDIZI PARLIYOR… TÜRK BİRLİĞİ GELİYOR…

Herkes bu çatının altına girmek için mücadele edecektir az kaldı çok yakında hepimiz bunu görecektir. Dünya’da Türkiye her zaman olduğu gibi yine iyi adaleti hakkı ve hukuku temsil edecektir. Türkiye Cumhuriyetine güvenin, inanın ve elinizden gelenleri az çok demeden elinizden geleni yapınız.

Devam edecek

Reklamlar