Tarih: 20 Ocak 2019

Yazan: Dr. Nedim BİRİNCİ

Konu:  1989 zulmü ve göçü hafızamızda yaşıyor ve hayatımızı belirlemeye devam ediyor.

“Zorbalıklarla dolu XX. yüzyıl tarihimiz ve 1989’da 360 bin Bulgaristan Türkünün Vatanlarından kovulması ve bu vahşet dolayındaki olayların unutturulmaya çalışılması şaşırtıcıdır. “Soğuk Savaştan”  yıllarında Avrupa kıtasında meydana en gelen en büyük etnik temizlik olayı budur. Fakat bugün bu feci olaya olmamış gibi davrananlar var. “

“T.Jivkov’un propagandası bugün de Bulgaristan’da yaşıyor ve halkı zehirlemeye devam ediyor.”

“Başbakan B. Borisov etnik temizlikten övgüyle söz eden bir başbakandır.”

Bu sözler, Sofya’yı ziyaret eden ve birçok bilimsel çevrede, Üniversite salonlarında ve dernekte konferans veren bilim adamı Tomaş Kamuzela’ya aittir. Leh asıllı olan,  “Akademik Araştırmalar Merkezi” tarafından düzenlenen “Bulgaristan’da (1984-1989) sözde ‘Soya Dönüş Süreci.’ Geri Bakış ve değerlendirmeler” bilimsel konferanslarına katılmak amacıyla İskoç’tan gelen Prof. Kamuzel’ın görüşleri dikkat çekti.

Bulgaristan’da Türk azınlık üzerine uzun yıllar devam eden baskı ve terör siyasetinin ve 1989 Türk ayaklanmasının 30. yılının anıldığı bu yıl değişik forum ve etkinlikler düzenlendi. Bu olayların birinci zulüm zirvesi 1984-85’te zorla isim ve kimlik değiştirme zulmü esnasında yaşanırken, ikinci vahşet doruğu da 1989 Mayıs Ayaklanması ve bir iki bohça eşya ile Türklerin vatanlarını terk etmeye zorlandığı 1989’un göç trajedisinde yaşandı.

O yıllarda Bulgaristan’da olmayan, fakat bugün bir bilim adamı bilgeliyle 1984-1989 Bulgaristan dramını” en küçük ayrıntılarına kadar bilen ve canlı bir şekilde anlatan Prof. Kamuzella İskoçya Universiti of St Andrews tarih kürsüsünde başımıza gelenleri işliyor.  O Bulgaristan’a ilk kez ailesiyle birlikte 8 yaşında gelmiştir. 1989 yılından sonra ise, Bulgaristan Türkleri konusunu araştırma üzere her yıl ülkemizi ziyaret ediyor. O ilk araştırma kitabını İngilizce yazdı ve güya “Soya Dönüş Süreci” ne ve bu vahşi uygulama etrafında gelişen olaylara adamıştır. O serine, “Soğuk Savaş’tan sonra gerçekleştirilen ve unutturulan ilk etnik temizleme süreci. 1989 yılında komünist Bulgaristan’da Türklerin vatanlarından kovulmasıdır ve bu olayı hafızalardan siliniyor.” adını vermiştir. Kitabında ve kürsülerde savunduğu temel görüşler şunlardır.

Tomaş Kamuzela, 1989 yılında Bulgaristan’da meydana gelen en büyük tarihsel olay Türk ayaklanmasıdır, buna rağmen, devlet bütün bakışları, bilimsel çalışmaları 1989’un 10 Kasım günü T. Jivkov’un istifaya zorlanması üzerine toplamaya çalışıyor. Türklerin başına gelenleri, zorla göçe zorlanmalarını unutturmaya, hatta Bulgaristan vatandaşı Türklerin memlekete, köylerine, evlerine geri dönmelerini engellemeye çalışıyor, diye yazıyor. İnsan haklarının ve azınlık haklarının unutturulmaya çalışıldığı Bulgaristan gerçekleri, tarihin ters yüz gösterilmesi gayreti, Prof. Kamuzela’nın dikkatini çekmiş ve bilimsel çalışmalarına konu olmuştur.

Bilim adamı şöyle diyor:

“Berlin Duvarı’nın yıkıldığı bir dönemde Bulgaristan’da bir komünist liderin başka bir komünistle değiştirilmesi beni şaşırtmıştı. Bu gelişmeler ülkede komünizmin mezarının kazıldığına işaret etmiyordu. Bu mezar bugün de kazılmadı.”

Bu gerçekle yüzleşen Prof. Kamuzela, Bulgaristan konusundaki çalışmalarını ve araştırmalarını derinleştirirken, 1989’un Nisan Mayıs aylarında Türklerin katıldığı çok kalabalık gösteriler, büyük yürüyüş ve mitingler olduğunu saptamış, fotoğraf ve belgeler bulmuş, yazılarında işlemeye ve uluslararası konferanslarda anlatmaya başlamıştır. 72 bin Müslüman kadın ve erkeğin katıldığı bu olaylar bir ayaklanmadır. Ölü ve yaralılar vardır. Çarpışmalarda kurşun kullanılmıştır. Devletin terör güçleri halkın üzerine çullanmıştır. Yaralıları Bulgar hastaneleri almamıştır. O zaman hapishaneler ve toplama kampları Türk doludur. Komünist J.Jivkov’un izlediği ve baskı ve terörle uyguladığı siyaset etnik Türkler tarafından tamamen ret edilirken, sıradan insanlar hak ve özgürlüklerini, demokrasi ve adil bir düzen istediklerini ifade etmişlerdir.

Prof. Kamuzela’nın kesin kanısına göre, 1989 Türk Ayaklanması ve rejimin 360 bin Türkü ülkeden söküp atma kararı, T. Jivkov’u deviren siyasi olaylardır. Türklere yapılan vahşi saldırılar sonrasında, Bulgaristan izole duruma düştü, Bulgar ekonomisi çöktü, komşu ülkelerle ilişkileri bozuldu, halk parçalandı, zulme tepki olarak insanlar elini işten çekti vs vs.  Prof. Kamuzela, Bulgaristan’da komünizmin çökme nedenlerinin başında ve merkezinde Türklere yapılan baskıyı ve göçe zorlanmalarını, kanlı olayları gösteriyor.

Prof. Kamuzela, Sofya Üniversitesinde yaptığı konuşmasına söyle devam ediyor:

“Bulgaristan Türklerine yapılan soykırım konusunda İngilizce çok az eser ve araştırma yazısı yayınlanmış olduğu dikkatimi çekti. Mukayese yapıldığında, Yugoslavya’da meydana gelen etnik temizlik sürecinin 100’den fazla kitapta incelendiğini görürsünüz. İskoç Üniversitelerinde okuduğum derslere katılan Bulgaristanlı öğrenciler vardı. Onlara, 1989 yılı olayları hakkında ne bildiklerini sorduğumda, hiçbir şey bilmedikleri, cevabını alıyordum ve dersten sonra da bana inanmak istemediklerini kendi gözlerimle görüyordum.

O, bu trajik olayların bilinmesi gerektiğine inandığından bilimsel çalışmalarını derinleştirme kararı almıştır.

Prof. Tomaş Kamuzela Bulgaristan ziyaretleri esnasında ve katıldığı bilimsel konferanslarda, Bulgaristan Türklerinin vatanlarından silahaltında kovulması olayına bir etnik temizlik olayı olarak değil de, bir göç olayı olarak bakıp ele aldıkları dikkatini çekmiştir. Devletin Türk azınlığa karşı polis ve ordu gücüyle baskı ve terör uygulamasını kınayan bir başka grup bilim insanı ise, Türklerin zorla kovulmasına “soya dönüş süreci doruğu” adını vermiştir.

Leh Prof. bu gerçekler hakkında şöyle diyor: “Bu iddialar Jivkov propagandasının Bulgaristan’da yaşadığına, işini görmeye devam ettiğine kesin kanıttır. Üzücü olan insanlar “yalanları” doğru olarak kabul ederek inanmaya devam ediyorlar.”

Şuna dikkat ediniz: “Büyük Göç” ve “soya dönüş süreci” T. Jivkov propagandası tarafından geliştirilmiş kavramlardır. Bu kavramlar, baskı ve terör uygulayarak, zulüm ederek, vatanlarından zorla kovulan Türkleri Bulgarlaştırma siyasetinin kılıfları olarak icat edilmiştir. Bunlar, Türklerden kurtulma, etnik temizlik ve Bulgaristan’ı Türksüz bırakma politikasının araçlarıdır.

Tarihçi şu iki noktaya da dikkat çekiyor: Bulgaristan’da eski komünist idarenin temsilcileri ile 1989 yılından önceki olayları araştırıp yazanlar arasında, “Bulgaristan’da Türk azınlığı yoktur” ve “ Türkler Bulgaristan’ı İslamlaştırmak istediler” gibi yalanlar üzerinde mutabık kalmış olmalarının sebebi şudur:

“1990 yılından önce yalan yanlış iddialarda bulunan ve komünist rejimden sonra profesör, rektör, dekan vs yüksek mevkilere atanan aynı kişilerin şimdi birden bire kalkıp biz o zaman “bilimsel” çalışmalarımızda propaganda yapıyorduk demesi yani plağı çevirmeleri çok zor bir iştir.” – dedikten sonra da şöyle devam ediyor.

“Olayların arasında bir kuşak çukuru var. Bulgaristan Türkleri trajedisi konusunda yaşlı ve genç tarihçilerin anlaşabilmesi imkânsız gibi… Bu facia unutturulmak isteniyor. Türk trajedisi konusundan ilgilenen yok gibi. 1989 olaylarıyla ilgili Türkiye de susuyor. Yayınlananlar, olayları yaşayanların anıları ve belgesel vesikalardır. Bilimsel araştırma yapılmıyor. Eleştiri yaparak saldıran Bulgar milliyetçilerine ekmek vermemek için Türkiye susuyor. Soydaş olarak orada yaşayan yüz binlerce Türkün rahatsız edilmesine ne fırsat tanınmamaya çalışılıyor.

Prof. Kamuzela Sofya kürsülerinde şöyle konuştu: “Todor Jivkov propagandası tarafından uydurulan ve günümüzde de Bulgaristan medyasında ve akademik çevrelerde “soya dönüş süreci” ve “Büyük Seyahat” gibi kavramların kullanılmasından bir kişi ve bir bilim insanı olarak utanç duyuyorum. Bulgar bilim adamlarıyla yaptığım görüşmelerde kendilerinden “zor kullanarak asimile etme ve etnik temizlik olayı” gibi kavramlar kullanmalarında ısrar ediyorum. Onlar benimle aynı fikirde olmadıklarını söyleyip itiraz ediyorlar. Onların kanısına göre, “diğer ülkelerden bilim adamlarının kullandıkları kavramların Bulgar bilim çevrelerinde kullanılması zorunluğu yoktur.”

Bulgar bilim temsilcilerine cevap veren Prov. Kamuzella şu görüşü savunurken hatırlatmada bulunuyor:

“Bulgar parlamentosunda 11 Ocak 2012 tarihinde kabul ettiği bir bildiride belirtildiği üzere, 1989 yılında 360 bin Bulgaristanlı Türk vatandaşın vatanlarından kovulması, totaliter rejim tarafından gerçekleştirilen bir etnik temizliktir.”

Uluslararası otorite sahibi tarih bilginine göre, Bulgaristan’da T. Jivkov propagandası güçlü tesirini yapmaya devam ediyor. Prof. Kamuzella bu ortamda en tehlikeli olan, Başbakan B.Borisov’un bir soykırım yapmış olan T. Jivkov’u her yerde övmesidir.

Konuk bilim insanı fikirlerini şöyle açıklıyor:

“2012’de kabul edilen parlamento bildirine göre, Todor Jivkov etnik temizlik gerçekleştirmiştir. Başbakan Borisov, bugün Bulgaristan’ı idare eden kişi, Todor Jivkov’un yaptığı etnik temizliği öven bir liderdir.

Profesöre göre, bu insanı şok eden bir saçmalıktır. O, her yılın eylül ayında Todor Jivkov’un doğduğu yer olan Pravets’te diktatörün doğum günü kutlamaları yapıldığını, 4 metre yüksek anıtı bulunduğunu ve çiçek ve çelenk taşındığını endişeyle hatırlatıyor

2001 yılında yapılan kutlamalardan birine Başbakan Borisov’un da katıldığını hatırlatıyor. Bu anıt. bir etnik temizlik anıtıdır. Bunu düşün müyor musunuz!? Diye soruyor.

Prof. Komuzella, Borisov geçen yıl düzenlenen Jivkov’u anma törenlerine katılmamış olabilir, ama o bugün devleti yönetiyor. Bulgar devleti ise bu iğrenç ve yüz karası törenlerin yapılmasına izin veriyor. Dedikten sonra şunları ekliyor:

“Çok daha kötü olan ise, bu anma törenlerinin Avrupa Birliği bayrağı altında yapılmasıdır. Soruyorum: Bulgaristan’ın istediği nedir? Avrupa Birliği üyesi kalmak mı yoksa Sovyetler Birliği ile birlik olmak mı?

Sofya’da yaptığı konuşmalarının sonunda Prof. Tomaş Kamuzel’a şöyle dedi:

“Bu olaylar genç kuşağı etkiliyor. Gençler Jivkov’un bir katil olduğuna değil bir süper adam olduğuna inanmaya başlamışlar. 1989 yılında Türklerin başına sarılanlar, 360 bin kişinin vatanlarından zorla kovulması ise bir “turistik seyahat” imiş? Doğru olan bu mu? Cevap bekleyen sorun budur…

Dünya bizi düşünmeye başladı.

Bu bizim kendimizi düşünmekten vaz geçeceğimiz anlamına gelmez.
Birlik olalım, fikir öncülerine destek verelim.
Paylaşmayı unutmayınız.
Teşekkür ederim.

Reklamlar