Yazar: Rafet ULUTÜRK

“Tarihte ne kadar geriye giderseniz gidin, Türk’e rastlarsınız.”

Bu cümle ilk bakışta bir tarih bilgisi gibi görünür.

Ama bana göre bundan çok daha fazlasıdır.

Bu, bir milletin hafızasını kaybetmediğinin; köklerinin hâlâ toprağın derinliklerinde canlı olduğunun ifadesidir.

Çünkü insan, geçmişini unuttuğu gün sadece tarihini değil; kimliğini, yönünü ve geleceğini de kaybetmeye başlar.

Bugün teknoloji çağında yaşıyoruz. Bilgiye saniyeler içinde ulaşıyoruz. Fakat garip bir şekilde, dedemizin kim olduğunu, atalarımızın nasıl yaşadığını, hangi değerler uğruna mücadele ettiğini her geçen gün biraz daha az biliyoruz.

İşte asıl tehlike budur.

Bir Millet Önce Hafızasını Kaybeder

Bir ağacı kesmek için önce dallarını budarsınız.

Sonra gövdesini kesersiniz.

Ama onu tamamen yok etmek istiyorsanız kökünü kurutursunuz.

Milletler için de durum aynıdır.

Bir milleti silah zoruyla yok etmek kolay değildir.

Onun dilini unutturursanız…

Türkülerini susturursanız…

Destanlarını masal diye küçümserseniz…

Evlatlarını dedelerinden koparırsanız…

İşte o zaman hafızasını kaybetmeye başlar.

Çünkü hafızasını kaybeden millet, başkasının yazdığı tarihi okumaya mahkûm olur.

Tarih Taşlarda Değil, İnsanların Yüreğinde Yaşar

Bugün Orhun Yazıtları’nı okuyabiliriz.

Eski şehirleri gezebiliriz.

Anadolu’nun, Balkanların, Türkistan’ın izlerini takip edebiliriz.

Fakat tarih sadece kitabelerde yaşamaz.

Asıl tarih…

Bir annenin ninnisindedir.

Bir dedenin anlattığı hatıradadır.

Bir ozanın sazındadır.

Bir askerin duasındadır.

Bir çocuğun “Ben Türk’üm.” derken hissettiği gururdadır.

İşte bu yüzden Türk tarihi hiçbir zaman sadece kitaplara sığmamıştır.

O, insanların kalbinde yaşamıştır.

Biz Dünyaya Hükmetmeden Önce Gönüllere Dokunduk

Türk’ü büyük yapan yalnızca kazandığı savaşlar değildir.

Büyük yapan, gittiği yere yalnızca kılıç değil; adalet götürmesidir.

Yalnızca bayrak dikmesi değil; yetimin başını okşamasıdır.

Yalnızca şehir kurması değil; gönül kurmasıdır.

Bir milletin büyüklüğü fethettiği toprak kadar değil;

dokunduğu insan kadar ölçülür.

İşte Türk medeniyetinin en büyük sırrı da budur.

Bugün Çocuklarımız Oğuz Kağan’ı Tanıyor mu?

Çocuklarımız dünyanın en uzak ülkelerindeki kahramanları ezbere biliyor.

Ama Oğuz Kağan’ı…

Bilge Kağan’ı…

Tonyukuk’u…

Alparslan’ı…

Osman Gazi’yi…

Fatih Sultan Mehmet’i…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü yalnızca sınav sorusu olarak öğreniyorsa, burada düşünmemiz gereken bir eksiklik vardır.

Çünkü kahramanlarını tanımayan nesiller, başkalarının kahramanlarına hayran olur.

Türk Olmak Kan Meselesi Değildir

Türk olmak sadece bir soy meselesi değildir.

Türk olmak;

Sözünde durmaktır.

Emanete sahip çıkmaktır.

Mazlumu korumaktır.

Kul hakkı yememektir.

Devletine sadık olmaktır.

Milletini sevmektir.

Çalışmaktır.

Üretmektir.

İnsanlığa faydalı olmaktır.

İşte bizi binlerce yıl ayakta tutan asıl miras budur.

Asıl Miras Toprak Değil, Karakterdir

Dedelerimiz bize sadece vatan bırakmadı.

Bir ahlak bıraktı.

Bir duruş bıraktı.

Bir merhamet bıraktı.

Bir devlet anlayışı bıraktı.

Bir vicdan bıraktı.

Şimdi soru şudur:

Biz bunları çocuklarımıza bırakabiliyor muyuz?

Yoksa yalnızca telefonlar, binalar ve bankadaki hesapları mı miras bırakıyoruz?

Çünkü insan ölünce malı kalır.

Millet yaşayınca ise karakteri kalır.

Türk’ü Arama… Aynaya Bak

Belki de bugün en büyük eksikliğimiz tarih bilmemek değildir.

Tarihi hissetmemektir.

Çünkü Türk sadece geçmişte yaşamış bir millet değildir.

Türk;

Komşusunun kapısını çalan iyiliktir.

Yetimin başını okşayan merhamettir.

Vatan nöbetindeki Mehmetçiktir.

Gece gündüz çalışan öğretmendir.

Alın teriyle ekmeğini kazanan işçidir.

Ülkesini geleceğe hazırlayan bilim insanıdır.

Evladına dua eden annedir.

Torununa tarih anlatan dededir.

Türk; önce vicdandır.

Sonra cesarettir.

Sonra adalettir.

Sonra devlettir.

“Tarihte ne kadar geriye giderseniz gidin, Türk’e rastlarsınız.” deniliyor.

Ben buna bir cümle daha eklemek istiyorum:

“Gelecekte ne kadar ileriye giderseniz gidin, umarım yine Türk’ün merhametine, adaletine ve insanlığa bıraktığı izlere rastlarsınız.”

Çünkü gerçek büyüklük, yalnızca geçmişte büyük olmak değildir.

Gerçek büyüklük; çocuklarına kökünü unutturmayan, mazluma el uzatan, adaleti ayakta tutan ve insanlığa umut olmaya devam eden bir millet olabilmektir.

Ve unutmayalım…

Bir millet, tarihini ezberlediği için değil; onu yüreğinde yaşattığı için sonsuza kadar var olur.