Tarih: 25 Aralık 2018
Yazan: Rafet ULUTÜRK
Konu: “Büyük hainler de 100 yılda bir doğar.”

Kitaplığımdan Dostoyevski’nin “Budala”sını aldım (Belki üçüncü, belki dördüncü defa okuyorum.)
Kitabın bir yerinde yazar, kahramanın ağzından “Bizde aydınlar haindir, Rus milletinin bütün değerlerine düşman, millete düşmanlar” diyor.
Ne kadar acı bir gerçek. Bu, Bulgaristan’da da Hak ve Özgürlük Partisi (DPS-HÖH) yönetiminde de böyle. Okusun adam olsun diye okula, üniversiteye gönderirsin, o ufak tefek sektelerken hesap veremeyecek duruma gelmiş ve bedenini ve ruhunu kaptırmış, dünyası değişmiş ve adam olmaya gönderilmişken hain olmuştur.
Şöyle kendi milletine ait neyi varsa her şeyine düşman kesilmiş.
Dilimize, dinimize, İslam’a düşman olmuş ve insanların hayatını ve ufkunu karartma çabalarından asla vazgeçmiyor, fırsat buldukça kara katran fıçılarını insanların kafasına boşaltıyor.

Bu iğrenç olayı 24 Aralık tarihinde Kırcali’nin Eğridere Belediyesi’ne bağlı Süt-kesiği (Mleçino) merkez mitinginde yaşadık. Üç bin kişiye hitaben konuşan DPS-HÖH Başkanı Mustafa Karadayı kendisinden beklenenden çok daha büyük pot kırdı.
Şimdiye kadar yüzünün güldüğünü görmediğimiz bu dağlı, bizim “iyi insan gülüşünü sevdiğiniz kişidir” atasözünü bildiğimizi bilmiyor olabilir, çünkü suratı hep asık, hiçbir kimsenin gözüne bakıp boynuna sarılamıyor, sanki içinde söyleyemediği bir şey var, hatta sözün bittiği yerde de olabilir.

Türkiye’den çok kıymetli ve saygın devlet, toplum ve soydaş dernek ve federasyon temsilcilerinin de katıldığı “Türkan Çeşme” anma törenimizde, “Ankara’ya iletin, DPS partisini Ankara’da kaynayan siyasete karıştırmasınlar, kendileri de DPS partisinin Bulgaristan’da yürüttüğü isabetli politikaya karışmasınlar ve Bulgaristan’daki Türkler’i parçalayıp birbirine düşürmesinler” dedi. Karadayı, bu sözleri özellikle Türkiye’den gelen konuklara hitaben söylediğini de özellikle vurgulayarak ekledi.

Yukarıda eserinden alıntı aldığım büyük yazar bu konuda şöyle demiştir:
“Ancak acı çekerek kendimizi bulabiliriz.” Patates tarlasından gelip de hain başı Doğan’ın önerisiyle Başkan seçilen Karadayı’nın döneminin çürük patates kokusu dimağını dumanlı tutmaya devam ediyor.

O insanlar; bizim kardeşlerimiz, kız kardeşlerimiz, dedelerimiz, yeğenlerimiz, özümüzden, canımızdan bir parçadır. Sen patates tarlasında tay duramazken Bulgaristan Türklerinin isimlerini, namusunu, töresini, adetlerini, yaşam biçimini, ezanını ve imanını savunmak için İLK BÜYÜK DİRENİŞİ GERÇEKLEŞTİRDİLER, ŞEHİTLER VERDİLER.

Sen kime dil uzatıyorsun? Sağında ve solundaki lamba şişeleri neden susuyor? Yoksa sen de kafanın çarpıldığı günden beri “baba” bildiğin A.Doğan haini gibi kürsüden mikrofonla beraber saman çuvalı gibi fırlamak mı istiyorsun? Oktay Yeni Mehmet’i ve kahramanlığını kimse unutmadı…

Hey Karadayı, cahilliğin yüzüne vursa da, bizden sana bir tavsiye olsun.
Hangi devlette yaşarsa yaşasınlar, her milletin merkezi vardır.
Bulgarlar’ın Sofya, Türkler’in Türkiye, Almanlar’ın Almanya ve Ruslar’ın Rusya olduğu gibi…
Bu merkezler sıraladığım halkların ruhsal merkezleridir.
Çeken ve iten enerji bu merkezlerde doğar.
Bundan 34 yıl önce, Bulgar Devleti’nin terör girdabı, şu Süt-kesiği’nde (Mleçino), Tosçalı’da (Gorno Prahova), Amatllar’da Dolno Prahovo), Karamusolar’da (Çernigovo) da doğdu ve oradan da Mastanlı’ya (Momçilgrad) merkez ve belediye köylerine, 26 Aralık gecesi Kızılağaç (Kirkovo) Belediyesi’ne bağlı Yoğurtçular’a (Mogiyane) köyüne ve bölgesine atladı. Bir fırtına şeklinde şiddetlenirken son derece büyük bir kış hortumuna dönüştü ve Bulgaristan’daki 3 199 (üç bin yüz doksan dokuz) Türk köyünün her evine girip toplam 1 252 000 kişinin Bulgar hükümeti Türk ruhunu dondurarak yok etmek istemişti. Bu insanlık tarihinde görülmemiş bir vahşetti. Şehitler verdik, neler neler çektik. Sen o zaman tay durmaya başlamıştın, kimliğin oluşmamıştı ve senin için insanın kendi kendine sağdık kalması en zor şeydi. En kolay olan da hain olmak veya hain sürüsüne katılmaktır. Herkesin yaptığı doğru, senin yaptığın yanlış olur. Bize kalsa sen “Türkan Çeşme” anıt türbesine neden çelenk koyduğunun farkında değilsin. Sen ıstırap yaşamamışsın ve hiçbir şey de dinlememiş ve okumamışsın. Sen Süt-kesiği kürsüsünde, senden önceki dalkavuk – avcı Lütfü Mestan’ın – müsveddesisin. O da orada hazır bulunan hepimizin Türk milletinden olduğumuzu kabul etmiyor, şehitlerimize “Allah rahmet eylesin!” demeye gelen Türkiye’li kardeş-konuklarımıza küstahça davranıyordu. Düşüp burnu kanayınca aklı başına biraz biraz geldi…
Şunu unutma, en iyi koşullarda bile, herkesin yanlış yaptığı şeyi sen doğru yaparsan; herkesin yaptığı doğru, senin yaptığın yanlış olur.
Son hesaplaşma çukurun en kenarında, kaydı kayacak durumdasın…

Unutma! 1984’te Bulgar devlet terörü hortumuna karşı Türk hortumu güç toplamasaydı, bizi içine çekip en ince bıçakla kıymak isteyen dişliden kurtulabilmemiz olanaksızdı. Yalnız biz değil, sen, eşin çocukların ve tüm yakınların da toptan ve ebediyen yok olmuştunuz. Bundan sen de kaçamıyacaktın.

Matem töreninde, toplanan kalabalığın huzurunda yan yana bulunduğunuz din adamlarımıza, Mevlit örgütleyen saygınlarımıza, müftülerimize ve Diyanet Kurumumuza sitemde bulunman af edilir bir küstahlık olarak kabul edilemez. Şahsen sen, Baş Müftülüğe gidip çektirdiğin resimleri, içtiğin kahveleri, yediğin yemekleri hemen unuttun. Halbuki Türk töresinde bir kahvenin kırk yıl hatırası vardı, sende bu 4 yıl bile sürmedi… Seçimden seçime oy istediğini, seçim parası için dilendiğini çok çabuk unuttun.

Ama bizim unutamadığımız şu son olay var.

Birkaç gün önce Sofya Meclisi Mali Komisyonu’nda baş müftülüğün “saptan-çöpten – uydurma” olan ve sözde 12 000 000 leva (on iki milyon leva) olduğu yalanına sizin de katıldığınız borcun “devlet tarafından silinmesi görüşmelerinde” görevlendirdiğiniz Türk oyları ile seçilen N. Tsonev gibi komisyon üyesi maliyeci – milletvekillerinin “haciz kararının uygulanmasını ve Bankiya’daki Yüksek Okul arsasından sonra öteki mülklere de el konulmasını istemesi” sahteliğinizi çarşı pazara değil, boyanmış eşek pazarına çıkardı. Tsonev, bir kumarhane ebesidir. Biz ona, Bulgaristan Türk Mülkleriyle komar oynama yetkisi vermedik. Siz verdinizse lütfen geri alınız. Hesaplaşma çok yakındır.

Daha ötesi ve özellikle de Bulgar Devleti’nin “Diyanet Kanunu” ile ilgili son değişiklerine ilişkin sözleriniz tamamen saçmalık ve yağcılıktır.
Şunu hiç kimse unutmasın! Bir kardeşin kardeşine nasıl ve ne kadar yardım yapacağını hiçbir Bulgar kanunu belirleyemez.
Bize yardım edenler Türkiye’li kardeşlerimizdir. Bulgar Devlet’i 140 yaşındaysa, İslam Dini 1 400 yaşındadır. Bulgarlar’ı kapsayan Doğu Ortodoksluğu 1872’de Osmanlı –İslam Devlet’i Fermanıyla ayaküstüne kalkabilmiştir. Bulgaristan Müslümanlarının ibadet özgürlüğü, hakları ve yükümlülükleriyle ilgili kanun çıkarması bir yana, karşımızda ancak boynu bükük ve el öpmeye hazır tavır alabilirler. Sen de bir sürüngen olmuşsun farkında bile değilsin…

Tarihinde millet olma aşamasına ulaşamamış ve sahip çıkmaya çalıştığı Ortodoksluk Makedon, Sırp, Karadağ, Ukrayna, Moldova ve Rusya kollarına parçalanırken, Bulgar Devleti’nin İslam Dini ve Bulgaristan’daki ibadet konusunda, siz gibi tamamen hazırlıksız milletvekilleri önüne onaylamak üzere yasa değişiklikleri sunması da 2018 yılında rastladığımız en büyük saçmalık oldu…

Konuşmanızda sesinizi yükselterek anlatmaya çalıştığınız Avrupa Parlamentosunda yağcılık ve koltuk değneği olma siyasetinize gelince, siz güvendiklerinizi oraya yolcu etmek için karşınızdaki suskun dinleyicileri ikna etmek zorundasınız. Onlar 34 yıl önce de suskundular. Uşaklık ettiğiniz totalitarizm uzantısı kabine, şu suskun insancıkların sayesinde 1989’da rejimi düşüren bu kahramanlardır. O zamandan beri devleti soymaktan, Türkleri aç susuz ve cahil bırakarak Bulgarlaşmayı kabul etmeye zorlamaktan, baskılara direnenleri vatandan kovmaktan başka hiçbir şey yap(a)madınız. Artık hiçbir konuda söz hakkınız yoktur ve kalmamıştır.

Boynundaki ipi çeken hainin “büyüklüğüne” gelince.
Sen çocukluğunda oynarken kaçırmış olabilirsin….
Süt-kesiğinde yukarıdan bakarken görmekte zorlandığın o takkeli insanlarımız, Beş yüz yirmi milyon kilometre kareye yayılmış dünyanın yedi düvel imparatorluğundan geldiler bu topraklara. Ruhları o kadar çelikleşmiş ki, söylediğin boş sözlerle birlikte atom bombası bile vız gelir onlara. Otuz dört yıl önce başlayan Bulgar yenilgisi, sökülme, çömelme, soy suyunun donması, ülkeyi her gün terk edip asla dönmeyenlerin sızılarıyla birlikte devam ediyor hala.
Eden kendine eder. Bizim çekimizin mehlemi ve zaman aşımı yok ve olamaz. “Türkan Çeşme’ye” gelenler senden politika yalanlarını dinlemeye gelmiyorlar, hak arama davasına devam etmeye geliyorlar. Buradaki şehitleri unutmamak ve unutturmamak için geliyorlar.

Bizi vatan bildiğimiz topraklardan söküp atma planları 1772 Küçük Kaynarca’da masaya konmuştu.
O tarihten bu yana uyanış, diriliş, direniş ve savaştır. 1984 Bocuğu ilk kez yanardağ gibi fışkırdığımız gündür. Kor ve ateş olduğumuzu dünyaya gösterdiğimiz gündür. Sen kalkıp da bizim tanıdığımız en alçak, en zavallı, en nankör, besleme sürüngen dediğimiz kişiliksize (A.DOĞANA) “yüz yılın dehası” dedin. Utan be! Ha söndürsün Türk volkanını da göreyim onu.
1989’da alay alay akan kor nehrinin üzerinden helikopterle gezdirdiler, neden inemedi, neden durun diyemedi. Cevabını ben vereyim. Çünkü Türk Volkanı’nı durdurabilecek, söndürebilecek bir güç dünyada henüz icat edilmemiş de ondan. İcat ettikleri en büyük hüner hain-ajan-katil yetiştirmek. Ne var ki artık o da tutmuyor. Tasmayı takmışlar boynuna ve kulübe bekletiyorlar ve senin gibi çakalları havlamaya salmışlar. Senden önceki üç kurt vurmuştu. O zamandan en zehirli puroları içiyor. Stalin’in yüzünü, gözünü gizlemek için puro içtiğini işitmiş, o da püflüyor. Ne kadar zavallı olduğunuzun farkına ne zaman varacaksınız acaba! Bir dön arkana o sandalyeye senden önce gelenlerin halini bir gör, seninde suyun kaynamış besbelli.

Bu yazımı çerçevele koy. Yatar kalkarken okursun. Camiyle de işin yok. Bunları Bulgar kitaplarında bu yazdıklarımı bulamazsın. “aydın hainler halk düşmanıdır” – bu bir Rus baskısından alıntıdır. Bak sana da bulaşmasın, bunun da dünyada ilacı yok.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Tüm okuyucularıma sağlıklı, huzurlu ve başarılarınızın devamını dilerim.
Dün geride kalan rüya, yarın 2019 ise hayaldir…
Değerli okuyucular, Ruyalarınız mutlu, hayallerinizi umutlu yapan bu gündür, gönlünüz neyin özlemini çekiyorsa yarınlar ve 2019 Sizlere onu getirsin…
Yeni 2019 yılınız kutlu ve mutlu olsun.
Dostlarınızla Paylaşmayı unutmayınız…

Reklamlar