Yorum

Sayayı Sarın Kurtlar…

Sakir ARSLANTAŞ

Tarih: 22 Nisan 2017

Konu:   İyi ve kötüyü seçemeyecek duruma getirilen toplum.

Büyük Türkiye’yi görmekte gecikme ve hemen kucakla…

 

Bulgaristan’da siyaset yeni bir iklime devriliyor.  Kendilerine, Avrupa Birliği Konseyi gibi, halkımızın da “faşistler “ dediği kurtlar, kışı neredeyse atlattık diye sevinirken, sayalarımıza yeni saldırılara geçti. Kendi durumunu görmekte zorlanan Bulgaristan, AB içinde Romanya, Yunanistan, Bulgaristan strateji üstü bağlaşıklığı, Balkanlarda ana siyasi güç, T.C.’nin eski kıta yolunu kesme gibi vb hayallerle yatıp kalkıyor.


Bir Deliorman – Dobruca evladı olduğumdan kurt ulumalarına, kışın kasıp kavurduğu, kar tanelerinin yüzümüze kurşun gibi vurduğu günlerde, kurt sürülerinin fırtınayla yarıştığı ufuk hep gözlerimin önündedir. Kurt sürüsü dendiğinde, donmuş Tuna’dan bize akın eden, aç ve fena bakışlı bu hayvanların, yalnız hayvanlara değil, insanlara da amansızca saldırışını hatırlıyorum. Kurtlar avcı sohbetlerine konu olurdu. Sürü başı özelliklerine işaret edilirdi. Sürü başı vurulmadan birbirinden cesaret alan bu saldırgan itlerin dağılmadığı bilinirdi.

“Fakti.bg” yayınında  Eğiri Dere (Ardino) Belediyesine bağlı Sinçets köyünde Mücdat Saliibrahim Mustafa’nın koyun ve ineklerine kurt sürüsü saldırdığı, yedi koyun boğulduğu ve iki dana yaralandığı haberini okudum. Bölge insanının tek geçimi hayvancılıktır. Gazeteler “Lütfi Mestan avcıyı bekliyorlar” yazmadı. Yaralarını yalayan Mestan için, “kurtları tilkileri unuttu, tüfeğini yağlayıp asmış” diyorlar.

İnsanoğlunun yaban kurtlarla (ki kurtların evcili olmaz) uzlaşması imkânsızdır.

Bulgaristan siyasetinde meclise yeni giren siyasiler arasında uzlaşma, ılımlı ve güvenli bir ortamda el ele verip çalışma halen olanak dışıdır. Halktan, seçmenden tamamen kopan, devleti baba çiftliği sanan seçkin siyaset adamları, birbirlerine kazık atmaya, birbirini kazağa bağlamaya çalışıyorlar. Hele, iktidar sevdalısı güya “Birleşik Yurtseverler”! 26 Mart seçimlerini kazanan ve hükümet kurmaya soyunan GERB Genel Başkanı Boyko Borisov’u “4 yıl boyunca istifaya hakkın yok” tutanağı imzalamaya zorladıkları ortaya çıktı. Son gelişmeler avdan, kasaplıktan, biçmekten ve budamaktan anlayan vatandaşları güldürdü. Avcı gruplarının başkanları hangi yırtıcıya kaç numara saçma atılacağını, keklik saçmasıyla ayı, kurt indirilemeyeceğini; cep çakısıyla sığır kesilemeyeceğini, günde 2 defa dişlenmeyen ve 10 dakikada bir bilenmeden kosayla çayırın zor biçildiğini, kışın kullanılan balta ile baharda sallanan satırın farklı olduğunu iyi bilir.

13 Mart 2013’te ve 27 Ocak 2017’de olmak üzere, iki defa istifa eden, ardından parlamento seçimlerini kazanan, 3. defa hükümet kurmaya soyunan GERB Başkanı, Bulgaristan siyasi ortamını iyi biliyor olmalı ki, 9 defa seçim kazandı. Bu seçimde Türk seçmenden 120 binden fazla yeni oy aldı. Siyaset araçlarını kullanmada ustalaştığını herkese göstermiş oldu. 2 defa istifa edip görev süresini yarıda kesmesini ise, iktidarı içten ve dıştan saran kurtlardan kurtulmak isteyişine bağlayabiliriz. O, “ebedi dostluk olmadığını, çıkarların ebedi olduğunu” Bulgar halkına gösterdi. Buna rağmen, kendilerinden belki de içten içe kurtulmayı çok arzu ettiği kurt sürüsüyle bugün yeni oyun kurmak zorunda kalması, kimlerin aklına neler getirmedi ki! Borisov, her hükümete kakılmak isteyen “Ataka” Başkanı Volen Sideov ile 2. hükümeti döneminde de ortaklık yaptı. Mahkemelik oldular. 44. meclis açılırken, siyaset icabı olacak, sarmaşıp öpüştüler. Belki de bizdeki demokrasinin şekli sahtelikten öte ve tamamen yüz göz değiştirmiş olduğundan halk, iyi ile kötüyü seçmekte çok fazla zorlanmaya başladı. Aldatıldıkça yutkunmakla yetiniyor.


İktidar yolunda adım sıklaştıranlar aralarındaki düşmanlığı ve tahammülsüzlüğü aşma gayretindedir. Türklere, Hak ve Özgürlükler Partisi’ne karşı ötekileştirme ve aç kurtlar edalı ulumada kulağa gelen pek fazla bir değişiklik izlenmiyor. Sahte yurtseverler Müslüman Türklerin vatanını sevmesine, vatanımızın dört bir yanına beyaz, kırmızı gül ve laleler dikmelerine, bin bir çiçekten derilen bahar demetlerinde bir yeşillik olmamızı bile çok görüyorlar.

Bulgaristan’da hiçbir şey asla düzelmez!” “Bu millet çok kıskanç!”  “Bu kadarı fazla, egoizm bir salgın halinde!” “İnsan yurttaşların vatanını sevmesini kıskanır mı?” deyenler, “parlamentoda sorumluluk, karşılıklı güven ve güvenlik havası yok” tespitinde birleştiler. HÖH partisi Genel Başkanı Mustafa Karadayı, meclise giren 5 siyasi parti liderleriyle katıldığı yuvarlak masa görüşmesinde şu sözlerle yakın geçmişi hatırlattı:

Bulgaristan’ın Avrupa yolu gerçekten de Boğazlardan geçiyor.”

“Bizim için Bulgaristan kadar, Avrupa’nın da güçlü, layık ve demokratik bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Karşı taraftan bazı partilerin etkinlikleri, Avrupa’da da, olumsuz değerlendirmeyle karşılaşırken, Halk ve Özgürlükler Partisi üyeleri, biz her zaman gerçek yurtsever kaldık.”

Bu sözleri, Bulgar Ulusal TV yuvarlak masasında söyleyen Karadayı şöyle konuştu:


“Her vatandaşın yurdunu sevmeye hakkı vardır. Fakat yurdunu sevmek, başka birinden nefret etmek, yurttaşların hak ve özgürlüklerini sınırlamak anlamına gelmez. Biz, yurtseverliğimizi etkinliklerimizde gösterdik. Bizim yurtseverliğimizin bir kısmı, Bulgaristan’ın Avrupa yolu Boğazlardan geçer terimine de aittir, çünkü Bulgaristan Avrupa Birliğine üye olmazdan önce, 2004’te NATO üyesi oldu. Kuzey Atlantik Paktı’na üye olabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Bulgaristan’a tam destek verdi. NATO’ya üye olabilmek Bulgaristan’ın stratejik hedeflerinden biriydi. Bu süreçte bizim imzamızı okuyup desteğimizi görebilirsiniz.”

Karadayı ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti’nde 500 bin Bulgaristanlı Türk yaşadığını, onların bizim yakın ve akrabalarımız olduğunu ve bu insanlarımızın oraya kovulmuş olduğunu” belirtirken, hatırlatma yaptı.

VMRO gibi azılı Türk ve Türkiye düşmanı bir hareketin lideri olan Krasimir Karakaçanov’un yüzüne söylenen bu cümleler Bulgar kamuoyunda nefes keserken, Mustafa Karada’yı konuşmasına şöyle devam etti:

“Hak ve Özgürlükler Hareketi Türkiye Cumhuriyeti ile kanlı bıçaklı değildir.

Türkiye’de 16 Nisan’da yapılan referandumun başka boyutları da var. Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü ekonomisi ve hafife alınmayacak kadar güçlü ve kalabalık orduları var. Kanımızca, Avrupa gibi Bulgaristan’ın da güçlü, layık ve demokratik bir Türkiye’nin dostluğuna ihtiyacı var.”


Ne yazık ki, günümüz Bulgaristan siyasetine henüz militan ve lider kadro dışında aktif katılan yok. Sokaklar dolup taşmıyor. Sloganlar indi. Seçimden sonra bir suskunluk çöktü. Ağaç gövdelerinde, direklerde, tren ve otobüs duraklarında yalnız ırkçı milliyetçilerin resimleri kaldı. Hala 500 bin kişi 165 leva (82.5 Euro) aylık emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyor. Doğal gaz, elektrik, su, ısı gibi ana tüketimlere % 30 gibi zam geldi. Halk protestoya kalkmak için sanki halen enerji birikimi yapamamış ve gelen kötülüğü göremiyor. Gerekince birikememiş nefret enerjisi henüz sokaklara meydanlara akmıyor. Düşünen kişilerin ülkeyi terk etmiş olması, gençlerin de her gün uçak ve otobüslerle Batı’ya kaçması, bu ayın faturaları çıkmadan sokakları alevlendiremeyecek gibi duruyor.

Bulgaristan Türk seçmeni 26 Mart seçimlerinde birçok Rodop ve Deliorman köyünde sandığa gitmedi. Bir defa seçmenin % 54’u sandığı tekmeledi. İşte bu durumda seçilenlerin meclisi varsa, sandığa gitmeyenler de kendi meclislerini örgütlemelidirler. Onlar Bulgaristan koşullarının özgün sivil toplum örgütlerini, kadın meclislerini, gençlik meclislerini, camiye gidenler cemaat meclislerini, aksakalı meclislerini vb biçimlerde hayat hakkı kazandırmaları yakındır. Sindelli köyünde sandığa gitmeyenlerin mahkeme tescilli protesto meclisi yok. Birbirlerine inanıyorlar. Muhtar da arkalarına durmuş.  Benzer gelişmeler ülkemizde dip dalgasını yeniden hareketlendirebilir. Hak ve Özgürlük hareketi gibi gelenekleri olan partilerin seçmene, halka sormadan karar almasının yolunu keser. Ülkemizde ateşin bacayı, kurtların sayayı sardığını bilmeyen ve görmeyen kalmadı. Seçime gittik, çok boş vaatler dinledik, sofra başında, talan harmanında, ekranlarda hep aynı yalancı dolancılar. Yalnız kendilerine avanta getiren işleri yapmak istiyorlar. Memleketin, halkın çıkarları hiçbirinin umurunda değil! Halk gecikmeden uyanmak zorundadır.

Bu cümleden olmakla, biz Mustafa Karadayı’nın seçimlerden sonra yaptığı ilk konuşmalarda ve verdiği demeçlerde, ırkçı milliyetçilerle direk yüzleşmelerinde, Lütfi Mestan zamanında kösteği bozulmuş ayarı kaçmış Hak ve Özgürlük Partisi’ne ideolojik ve politik çeki düzen verme, kokuşan ılımlılığı sertleştirerek, hatırlatmalar yaparak yeni ayar aradığını görebiliyoruz. Bu çizginin Meclis Başkan Yardımcısı Dr. Nigar Cafer tarafından da sürdürülmesi ses getirmeye başladı. Umut belirdi.

Şu dönemde Türklerin siyasi partilerini siyaset dışına itmeye çalışan GERB ve BSP gibi, bir elmanın iki yarısı olan Bulgar partileri, Bulgaristan Türklerini ve partilerini Türkiye ile ilişkilerin, diyalogun, işbirliği ve diğer temasların da dışında tutmaya gayret gösteriyorlar. 16 Mart T.C. referandumunda AK Partinin, yeni ve Büyük Türkiye Başkanı Sayın R.T. Erdoğan’ın kazanması birçoklarının rahatını kaçırdı. Türkiye’nin etki alanının artmasını içine sindiremeyenler var. 28 yıl gibi uzun bir aradan sonra T.C.’nın arkalarında olduğunu hisseden ve sağladıkları güvenli gelirle ata topraklarına, köylerine, bağ bahçelerine dönen Bulgaristanlı Türkler birçoklarının uykusunu kaçırıyor. Yine çoğalıyoruz.

Aynı zamanda, ilk kez olmak üzere, 26 Mart 2017’de Bulgaristan’da yapılan erken meclis seçimleri ile 16 Nisan günü T.C.’de yapılan referandum arasında direk içsel bağ olduğu ortaya çıktı. Her iki ülkede de son yıllarda istikrar ve güvenliğin kalesi olan siyasi güçler seçimde başarılı oldu. Türkiye’deki referandumda zafer farkının az olduğunu geveleyenler, Bulgaristan’da da iktidar kurmak isteyenlerle meclis çoğunluğu ile muhalefet milletvekillerinin toplamı arasındaki farkın ancak 4 kişi olduğunu görmek istemiyorlar.


Bir milyon Bulgaristan vatandaşı Türk’ün yaşadığı T.C.’nin Bulgaristan’daki süreçlerle direk bağlı olduğu, çok etkilendiği inkâr edilemez oldu. 138 yıllık Bulgaristan tarihinde genel seçimin ana konusu Türkler oldu. Türkiye’deki 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra, Bulgaristan güvenlik sistemi ile T.C. güvenliğinin birbirine bağlı olduğunu görmeyen kalmadı. Aynı zamanda Bulgaristan’ın daha fazla bölgesel güvenliğe uyum sağlama gereği sivrilirken, Avrupa Birliği’nin bölgesel nifakçılık yaptığı dikkati çekti. Tam da bu nedenle, bazıları için sancılı olsa bile, Bulgaristan güvenliğinin Doğuya dönmesi gerektiği, odak merkezine terörizmle mücadelenin, sığınmacı sorunlarının ve Türkiye’deki güvenlikten kaynaklanacak desteğe dönmesi gerektiği ağır basmaya başlamalıdır.

Türkiye” dendikçe havlamaya başlayan ve artık kuduranların giderek Büyük Türkiye’yi BMT Güvenlik Konseyi daimi üyelerinden biri olarak, sıçramalı büyüyen ekonomisiyle bölgesel kaplan rolünü hak eden bir komşu ve dostluk ilişkileri yürütülmesi gereken güçlü bir devler olarak görmesi ve Sayın R.T. Erdoğan’ın gururla hak ettiği Büyük Türkiye Başkanlığına artık aşılıp sindirilmesi gerekiyor.

Türk halkı artık 17. Türk devletini kuruyor. Büyük Türk devleti olarak 21. yüzyıla damga vuracak olan bu büyük devletin, dünyanın neresinde Türk yaşıyorsa orada olacağından, oraya müdahalede bulunmaya açık olacağından hiç kimse kuşku duymaması gerekir. Bu siyaset çizgisi artık yerleşti. Yeni gerçeklik budur. Referandumdan sonra Türkiye’de yeni bir patlama, bir isyan, bir hareketlenme bekleyenler kendi kendilerini aldatıyorlar. TV’lerde sert konuşmakla halk eğilimleri kışkırtmaktan sonuç alınamaz. Şu dönemde ödevlerin ödevi kurtları sayadan ve siyasetten uzaklaştırmak ve zinde güçlerle kaynaşmaktır. Dünya yeni bir çağa açılıyor. Biz de her soydaşımızla, her kardeşimizle çalışarak, herkesin gözünü açmalıyız, bilinçlerimizi ve ruhlarımızı birleştirmeliyiz. Değişen dünya bizi göremez biz onu görüp kucaklamalıyız.

Başka bir değişle,

Hayatımızı ve görünürlüğü mümkün kılan Büyük Türkiye ışığıdır.


Işık hangi nesneyi aydınlatırsa, gerçekte o 17 defa kurulup yenilenmiş bir devlet olsa, ona bütün parlaklıyla bir ilklik niteliği kazandırır ve biz bu sürecin yanında olmalıyız.

Dünyanızın değişmesini istiyorsak BULTÜRK yayınlarını izlemelisiniz.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one + three =