Yorum

Sarıca Arılar Yuvadan Çıktı

Tarih: 23 Şubat 2019
Yazan: Dr. Nedim BİRİNCİ
Konu:  Demokrasinin temel taşları dernekler ve siyasi partilerdir.

Bulgaristan’da geçen hafta havalar yaz gibiydi. 12-13 derece derken 20 dereceyi gördük ve paltosunu çıkaran daha hafif giysiler aradı. Ne var ki, 22 Şubatı 23 Şubata bağlayan gece kayanın ardına gizlenmiş kış, “Hey, şaşırttım mı sizi!” der gibi, her kez uyurken kendini gösterdi. Bir sere kar örtüsüyle uyandık. Bu kadar beyazın bir gecede nereden geldiğini düşündüm kaldım!

İnsanoğlu, bütün kamyon, tren, vapur ve uçakları seferber etse bu karın % 1’ini toplayıp memleketimizi beyaza kundaklayamazdı. Doğanınki ne kudret! Yazdıklarımın hepsi doğru olsa, aklımın ermediği şey, Doğa insanoğluyla mı sürekli kavga halinde, yoksa insan mı tabiatla didişiyor? Olurdu.  Şehirli ve köylüler sabah sabah kalktılar süpürge ve küreklerle yol açtılar. 1100 kar temizleme makinası beyaz asfalt kararttı. Ardından Güneş açtı. Hepimizle alay eder gibi gülümsedi. Aceleden erittiği karları derelere ve ırmaklara taşıdı.

2018’de Avrupa’da en fazla kar yağan ülke değil, en fazla dolandırıcılık yaparak rüşvet alan ülke ilan edildik. Brüksel’e bağlı 27 ülkede dalaverecilerin cebe attığı Avronun 120 Milyar olduğu açıklandı. Portekiz, İtalya ve Yunanistan rüşvet işlerinde liste başı olsa da, bu işlerde başı çeken ülke Bulgaristan dendi. İnsanın adı çıkacağına canı çıksın!

Aklımın ermediği işlerden biri şudur. Nasıl oluyor da, yağan kar bütün memleketi bembeyaz tertemiz yapabiliyor da, en fazla rüşvetçi ülkede fakirler daha yoksul, zenginler de daha zengin oluyor? İlahi takdir bir adalet olsa da, göz kırpmadan, yüz kızarmadan toplanan rüşvetten herkes payını alsa, her hanenin ocağına pay düşse ama olmuyor işte… Doğa’nın adalet kanunlarını Yaratan, toplumun kurallarına hükmedemiyor.  Doğanın kanunları hakkında İnsanoğluna “doğaya bak ve ondan ilham ve örnek alıp, yasa ve kural yaz ve adil uygula” demiş de, bu zar bizde neden hiçbir zaman düşeş düşmez, hep şeşbeş, penco yek  düşer ve bizi oyaladıkça oyalar umut ve hayal dünyasında yaşatır, doğrusu aklım ermiyor. Eğer biz şu çalma kapma ve bir birimizi dolandırma işlerinde Avrupa birincisiysek, dün işittiğim şu habere inanmamak elde değil.

Telefon dolandırıcıları, hat karışıklığından Baş Savcılıkla bağlanmışlar. Uzatmayayım. Savcılık ekibinden bir apartmanın penceresinden atılacak, içinde 100 bin leva olan poşeti toplamaya gelenin 86 yaşında bastonlu bir koca-karı olduğunu görünce polisler baygınlık geçirmiş.

Cumhurbaşkanı Rumen Radev, “memleketimiz bataklık” dediğinde, acaba her taraf ve her yanımız mı bataklık diye düşünmüştüm. 7’den 86’ya kapalı sistem gibiyiz.

Geçen sene Bulgaristan’da Milli Rüşvetle Mücadele Komisyonu kurduk. Birçok kişi röntgene çekildi. İçi temiz. Elbiseleri kuru temizlikçiden yeni alınmış, boyu postu, saçı, tıraşı dört dörtlük çok güvendiğimiz birisi – GERB hükümetinin 2. Dönem Maliye Bakanı Vladislav Goranov mercek altına aldı ve hakkında 2 rüşvet davası birden açıldı. “Balık baştan kokar”  ilkesi bizde tam gaz işliyor.

Bu seneki “Berlinale” film festivaline Bulgaristan “Göl” adlı filmle katılıyor. “Bataklık” diyen ilk Cumhurbaşkanı R. Radev, “Göl”e bir şey demedi.  Konu BGSAM yazılarında işlendi. GETTO – mallelerde bir kadının 14 çocuk doğurduğunu ve çocukların gördükleri erkeğe “baba” dediğini yazdık.  “Bataklık” ve “Göl” arasındaki farkı ayrı işlemek gerek. Filmdeki başrolü oynayan, göl kenarındaki sıcak sulu kaplıcadan “göle” yani “Bulgaristan cennetine” bakarken, gençliğinde 728 kanınla olduğunu ballı şekerli hayallerle canlandıran film kahramanı festivalden ödülle dönerse Başkan Radev Cumhurbaşkanlığı adına kendisine “yılın ahlaklı adamı” ödülü verir mi diye düşünmeye devam ediyorum.

Biz modern insanlar, hayatımızı sürekli yenilemeye çalışırken aslında yeni bir şeyler duyumsamaya çalışıyoruz. Örneğin Bulgaristan’da eskiden bütün kitapçıların vitrininde ve rafların en görünen yerinde Jivkov, Marks, Engels, Lenin toplu eserlerinin hemen yanında DİYALEKTİK VE TARİHSEL MADDECİLİK felsefe eseri bulunurdu. Kalın bir kitaptı. Birkaç defa okuyanlara, ne yazıyor bu kitapta diye sorsan “doğada her şey var, bakın bakın öğrenin, yeni bir şey icat etmenize gerek yok” cevabını alırdın.

Bir defasında Bursa’da 23 sene içerde kalan şairimiz ve özgürlük kahramanımız Nuri Adalı ile sohbetim oldu. Kendisine “Abi seni beşinci defa neden toplamışlardı?” diye sordum.

“Bir öğretmenle görüşmemde, “partiler ve ideoloji ahlak kuramaz. Aile ve toplumsa ahlaksız yaşayamaz! Ahlakı yaratan ve yaşatan dindir!” kaçtı ağızımdan ve topladılar, yanıtını aldım.

Kafamı zonklatan şudur? Eğer memleketimiz bir “bataklık” ya da “göl” ise içinde ahlak ve düzen kurmak mümkün olabilir mi? Edebiyatta “Cangıl kuralları” terimi var, fakat ben “göl kuralları” veya “bataklık kuralları” diye bir şey işitmedim.  Tabii başımın zonklamasını şiddetlendiren, bir maliye bakanı hakkında 2 rüşvet davası açılmışsa, nasıl olur da bu şahıs bakan koltuğunda oturmaya devam eder!? gibi saçmalıklardır.

Partiler, ideolojileri, liberalizm, tutuculuk, sosyal demokratlık ve hatta komünizm ve faşizm toplumda ahlak oluşturamadı. Yeni bir din yaratmaya çalışırken çöktüler.  Bir devlet, iktidar, lider DİN ’in yaptığını yapamıyorsa, DİN’e karşı saldırıların şiddetlendirmenin anlamı ne? Bir sürü anlamsızlığa da anlam veremiyorum. Kar düştü, eridi, kalktı, düzenli bir iş…

Sonra şu rüşvetin ve ahlaksızlığın bizde bin bir türü var. Bulgar polisinin rüşvetle mücadele eden en güçlü ve en derin, hatta en güvenilir kolu İç İşleri Bakanlığı İç Güvenlik Teşkilatıdır. Bu önemeli örgütün Baş Amiri Todor Kostadinov “rüşvetsiz iş yapmayanlar” davasından yargılanmıştı. Yargıçların hepsi “Sofya-Simyonovo Polis Akademisi” mezunu olduğundan dolayı yılan balıklarının birbirlerini ısırmadığı misali, meslektaşlık kurallarına uyarak toleranslı davranıp aldıkları “adil” kararlarla kimseyi içeri atmamaya dikkat ediyorlar. Aklananların devlete tazminat davası açması adetten oldu. T. Konstantinov’un tazminat davası bu hafta sonuçlandı. Devlet bütçesinden 50 000 leva ödendi. Görevine geri çevrildi. Bu davalar en fazla GERB parlamento grubu şefi Tsvetan Tsvetanov zamanında açılmıştır Gerb döneminde önemli polis amirlerine şimdiye kadar polislere tazminat olarak 2 milyon levadan fazla para ödenmiştir.

Bu sabah diz boyu kara rağmen, avukatlar Sofya merkezinde protesto yürüyüşü yaptı. Sebebine gelince, “büyük miktarda para aklama” olaylarında, olayı üslenseler de, şimdiki kanuna göre olayı DANS adındaki mali polise bildirmeyi kabul etmiyorlar. Bizim bataklıkta bu koku çok özel bir koku. Herkes herkesten korkuyor… Bu arada seçim kanununa bir tarafından yasak, arka yüzünde de serbest yazan bir metal para olarak bakan, meclis Hukuk Komisyonu Başkanı Daniel Kirilov görevinden uzaklaştırıldı.

Bulgaristan’a Brüksel’den bakanlar karlı havada pek bir şey göremezler. “ 2018’de Avrupa Birliği’nin en dallandırıcı ülkesi Bulgaristan” kararını alırken, tam olarak neyi kast ettiklerini henüz anlayabilmiş değilim. “Küçük rakamların” büyük hırsızlık ve soygun işlerinde belirleyici olduğuna nedense inanamıyorum. Çünkü “tarımsal kalkınma” yardım ve teşvik fonlarına ve “Romen nüfusla bütünleşme” fonlarına gelen paraların birkaç kişinin elinde kaldığı gün gibi ortadadır. Bundan 30 yıl önce yamaçtaki tarlasını, yuları çeken karısı, tek katır ve küflü pullukla sürmeye çalışanlar bugün de yağmur yağsın toprak kabarsın da işimiz kolaylaşsın diye “yağmur duasına” çıkmaya hazırlanıyorlar.

Çingene GETTOLARI ise bu kış buzlanamadı. Kokuştukça kokuştu. Ağır vinçler Romen kulübelerini yıksa da koku kalkmadı. Hatta daha da keskinleşti. Gelen geçen yolda yürürken bayılıp düşmesin diye KAT – dediğimiz trafik polisi sokak girişlerine “geçici olarak kapalı” levhası asmış. Asmış asmasına da 2019 Avrupa Kültür Merkezi ilan edilen Filibe (Plovdiv) ilinin “Voyvodino” köyünde yıkılan mahalleden, açılan küçük ve büyük ihtiyaç kuyularından çıkan buram buram kokulara, aynı köyün Bulgar mahallesinde yanan “salam sucuk fabrikasından” gelen yanık kokuları ve kara duman da karışınca, Fransa’dan çevre sağlığı ve koku uzmanı çağırmışlar. Uzmanlar, beraberlerinde getirdikleri özel cihazlarla kokuyu test etmişler ve bölgeye hakim ve belki de git gide memlekete hakim olacak bu pis kokuya karşı koku icat etmek için yüzlerce milyonluk bir hesap çıkarmışlar. Kokuya karşı koku icat etmek çok pahalı bir işmiş. Durum değerlendirmesi yapan Fransız uzman bayan-ekip, biz parayı Brüksel’deki “Bulgaristan’da Romenleri bütünleştirme ve asimile etme fonundan alırız, siz gönlünüzü hoş tutun” demişler.

İnsanların birbirine yardım etmesi Avrupa’da adetten oldu. 1995’te Polonya’nın başkenti Varşova’da toplanan bir konferansta, 1943’te Nazilerin “Treplika” toplama kampında yaktıkları Makedon ve Ege Bölgesi Çingenelerinin yakınlarına tazminat ödenmesi kararı alınmıştı. Ödenecek para 4 milyar Alman Markı (DM) olarak saptandı. Federal Almanya Meclisi (Bundestag) kararı onayladı ve İsviçre Bankalarından birinde hesap gösteriniz, dedi.

Olay, 1942’de, Hitler ordusu ile Bulgar silahlı güçlerinin el ele verip Makedonya ve Ege Trakya’sına bastığında meydana gelen durumdan çok daha fazla karıştı. O zaman, Hitler III. Boris’e telefonda “bizim Stalingrat”ta işimiz var, çekiliyoruz, işgal bölgelerinin idaresi sana ait” demişti.

III. Boris de, işgalden önce Sırbistan Krallığı tebaasında olan yerlilere “adlarını değiştirsinler ve Bulgar Çarlığı kimliği verin” derken, Çingenelere (Romen) ve Yahudilere Bulgar vatandaşlığı vermedi. “Tutuklayın ve vagonlara doldurup “Treplika” kampına gönderin” emretti. “Treplika” kamp müdürlüğü arşivinden yedi bine yakın Makedon ve Ege bölgesi Çingenesinin yakıldığı evrakları çıktı. Ne ki, tazminat parası almak yakılmaktan zor oldu, hatta imkânsızlaştı, çünkü bir defa yakılanların soyundan sağ kalan olmadığı için para kime verilecekti? İki, hesap açılan İsviçre Bankası hesabınızda 200 000 DM görmeden, ben bu hesaba 4 milyar DM kabul edemem demesin mi? Avrupa Çingene Konseyi 200 000 DM ararken, Macar Yahudi’si G. Soros “yardımlarına” erişti. Ben size “yardım ederim” dedi ve aman “siz zahmet etmeyin” para benim hesabıma havale edilsin orada 200 000 DM var, dedi, keşke demez olsaydı ve paranın üstüne oturdu. Makedon ve Ege Trakya’sında Çingene olmadığından para bütünüyle üstüne kalırken, Bulgaristan Çingenelerine de zırnık koklatmadı….

Ben karın birkaç gün kalkmaması için dua ediyorum. Penceremden bakarken dünyaya İlahi Adalet yağmış duygusu uyanıyor içimde. Kar ne rüşvet kokuyo, ne dalavere, ne sahte insanların zamanla boyası kendiliğinden silinen tükenmezlerle yazdığı ve birbirine gönderdiği rapor, ne davalı bakanların can sıkıntısına, ne lağım kuyuları ve yanmış salam sucuk fabrikası, ne mecliste ve duruşma salonlarındakilerin terine kokuyor….

İlahi Adalet ile İlahi ahlaktan yanayım. Bunların ikisinin birleşmesiyle insanların birbirleri hakkında jurnal, rapor, karar, yasa, anayasa ve başka yazılar yazmasından da yanayım. Çünkü insan kapasitesinin sınırlı olduğuna inandığım için, AB merkezi Brüksel’dekilerin “Bulgaristan’daki Türkleri Deporte Etme Fonu” onaylayıp bıçağın ucunun yine bize dayanacağından çok korkuyorum. Şu fikirse, beni deli ediyor. Tam o zaman Soros rahatsızlanırsa, ameliyat masasındaysa ve parayı “ne yasal yoldan çalacak” birisi bulunmazsa, işte bu düşünce tüylerimi diken diken ediyor. Bu para çalınırsa Bulgaristan yüzyılın dolandırıcısı ilan edilebilir. Para çalınırsa biz yine ortada kalırız….

Dün gece karın başlamasından 1-2 saat önce memleketimin topraklarında yetişen en azgın ve kinli, hınçlı ve öfkeli Nazi örgütü “Lukov Marş” düzenleyerek gözü kanlı sabık Generalini andı.  Sofya Belediye Başkanı Bayan Fındıkova “Faşist Generalin gösterilerle anılmasına” izin vermemişti. Birinci Dünya Savaşı kahramanı, Savunma Bakanı, Hitler faşizmini Bulgaristan’a yerleştiren ve ülkeyi Rus steplerinde savaşa atmaya çalışan, komünistler tarafından tek kurşunla öldürülen bu aşırı sağcı, milliyetçi “Bulgar Milli Lejyon” partisi lideri her yıl fener alaylarıyla anılıyor. Bu yılki katılımcılar ellerinde o kadar çok katran yanan sopa taşıdılar ki, başkent sakinleri şehrin yakılmasından endişe ettiler. Ve ansızın düşen kar belki de şehri muhtemel bir yangından kurtarmak için düştü. Takdir İlahidir. İktidar partilerinden VMRO ile “Bulgaristan’ı Kurtaralım” faşistlerinin gençlik kolları fener alayındaydı.

Bulgaristan, 1945’te İkinci Dünya Savaşı’nı sonunda Bulgaristan iradesi, “faşizme asla yol vermeme” yemini anlamı taşıyan Pozdam Anlaşmasını onaylasa da, uygulamıyor. Devlet politikası, Pervanesi esen rüzgârın yönüne göre dönen eski Alman değirmenlerini andırıyor. Yine dün çok acı başka bir haber geldi.

1934’ten sonra Hitler rejimine yardım eden Hollandalılar 1945’ten günümüze kadar Hitlere Hizmet Maaşı ve dolayısıyla bugün Emekli Maaşı almaya devam ediyorlar. Demek oluyor ki, AB kurumlarında Nazi ruhu çalışmaya devam ediyor.

AB parlamento seçimleri arifesindeyiz. Demokrasinin temel taşları dernekler ve siyasi partilerdir. Ne yazık ki bizde her ikisi de kış uygusundan henüz uyanamadı. Oysa sarıca arılar yuvadan çıkmış gece gündüz dolanıyor. Bunların adı rüşvet, dolandırıcılık, Lukov taraftarları, uyuyan iktidar, gece düşünemeyen ve gündüz konuşamayan Karadayı ve daha bir sürü başkalarıdır.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Paylaşınız.

Bulgaristan Haber

Bulgaristan Haber

Bulgaristan'dan Güncel haberler
Bulgaristan Haber

Bulgaristan Haber yazıları (Tümü)

Share
Reklamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

five × five =