Yorum

Nasuf Mutlu Anıları -2-

Nasuf MUTLU
21 Mayıs 2021

Ayaklanmamızın Yıldönümü Kutlu Olsun!

21 Mayıs 1989 Türk Halk Ayaklanmamız kutlu ve mutlu olsun! Yeryüzünün neresinde bulunurlarsa bulunsunlar Türk Bulgaristanlı Türklerin bu bilinçli, örgütlü, kahramanlıklarla dolu şahlanışını ve sonunda Bulgar tarihinin en barbar, vahşi ve amansız diktatörlüğü olan komünist-totaliter devlet ve iktidarını devirmesi ve yerine tüm ezilen halkların kutlu zafer bayrağını dikmesini kalpten kutlarım. Şehitlerimizin cennet mekânı olsun, yakınlarına sağlık ve huzurlu günler diller dileklerimiz kabul olsun! Cümlemize, hele soydaşlarımıza, Türk bilinciyle yaşayan ve Türkiye cumhuriyeti ve Türk Dünyasında bir er olma coşkusuyla yaşayan tüm kardeşlerimiz barışçı ve mutlu gelecek sizlerin olsun! Bulgaristan Türklerinin ve bu hak ve özgürlük mücadelemizde ruhen ve bedenen bizden biri olanlara AYAKLANMAMIZ VE ZAFERİMİZ KUTLU OLSUN!

20.Yüzyıl Bulgaristan tarihinin en büyük olayı 21 Mayıs 1989 Türk Ayaklanmasıdır. Vatanımızda insan hakları ve demokratikleşme kapısını açmıştır.

***


Kahramanlarımız anlatıyor:

Sliven (Slivne) iline bağlı Ablanovo köyü okul müdürü Nasıf Mutlu tutuklandığında gözleri bağlandı. İçine atıldığı “Jip” aracının onu Sliven İç İşleri Bakanlığı Amirliğine götürdüğünü bilmiyordu. Gözleri parmaklıklar ardında açıldı ve ilk andan başlayarak yüzlerinde maske olan coplu sopacıların saldırısına uğradı. Yalnız önce Türklüğüne, ardından onu Türk doğuran anasına, yakınlarına, inancına, dinine imanına ve aydınlığına demedik bırakmayan küstahlar yorulmuyor, vurdukça vuruyordu. Göz kaş, patlamayan dudak ve kulak, kırılmamış el kol ve bacak kemiği bırakmadılar. Bu gün artık “abi sana ne sordular” diye sorsan hatırlamıyor, 38 yıl geçmesine rağmen, elindeki baston kaldırıma dediğinde “tık” dedikçe kendi kendine suçunun ne olduğunu sormaya devam ediyor. Yüreği ancak torunlarına sarıldıkça huzur buluyor ve yüreğinde Türklük her defasında şahlanıyor.

“Belene” ölüm kampına attıklarında, adını değiştirememişlerdi. Kırık parmakları şişmiş, tırnakları sökülmüş ve dili de dönmez olduğundan hiçbir evraka imza atmamış, hiç bir soruya cevap vermemişti. Yürürken sürünen ayaklarından çıkan sesin tarih yazdığını bilerek,  tutunacak tek dalının içinde ne eğilen ne de bükülen ruhuna sarılmıştı.

“Belene” Tuna üstünde rüzgârların oynadığı, bazen kavurduğu, bazen de okşadığı bir adaydı. Bu adada huzur bozan bir tek şey vardı BULGAR ZULMÜ!

“Belene” ölüm kamplarının en büyü, en dehşetlisi, gece kurtların gündüz Bulgar’ın uğuldadığı bir toprak parçasıydı. Avrupa medeniyet çöplerini Karadeniz’e taşıyan Tuna deryası iki yanından akarken, bazen kükrüyor ve metre metre yükselirken tüm canlılara dehşet yaşatıyor, karayı adaya bağlayan ahşap köprünün üzerinden akmaya başladığında da son dualar başlıyordu, ailesi, köydeşleri, dostları ve öğrencileri birer birer gözlerinin önünden geçiyordu.


Vrarta (Vraça) iline bağlı, Mezdra tren garı yakınlarındaki Dolna Kremena Bulgar köyüne sürüldüğünde yine bir polis arabasının içindeydi. Köylüleri toplamışlar ve gelenin “asrın katili”, “düşmanların babası” olduğunu anlatmışlar, selam verse bile almamalarını tenbih etmişlerdi. Çatısı çökmüş eski bir yapının içindeki minderi saman dolu döşeğe uzandığında ve güvelerle başa çıkamadığından didik didik olmuş bir battaniyeyi üzerine çektiğinde, sağ kolunu yastık etmiş ve kaç saat öylece kaldığını bilmeden uzanıp kalmıştı.

Yeni hayatı bu köyde başladı. Bulgaristan Türklerinin kurtuluş kıvılcımı bu ısız köyde çaktı ve 21 Mayıs 1989 ayaklanma ateşi burada yandı. 72 bin Türkün devrimci ruhundan güç alarak yalnız Bulgaristan’ı değil, Avrupa’yı da ırgalamış ve sarsmıştı. Bulgaristan Türk ruhunun tek dokuda örülmesi binlerce kardeşimizin hayatını etkiledi, kökten değiştirdi yepyeni ufuklar açtı.

24 Mayıs 1989’da Dolna Kremena’ya gelen Polis aracına bindirildi. Sofya merkez tren garında elinde bir kırmızı pasaport ve son adresi olmayan bir biletle “kara tirenle” kimse ile vedalaşmadan karanlığı delmeye devam etti. Memleket kaynıyordu. Kızılcık saplı satır ve baltalar, çapa, kürek, tırpan ve kırılmayan Türk iradesi silah olmuş hak ve özgürlük mücadelesi kanatlanmıştı. Türklerin alın teriyle kurulan hastaneler Bulgar hastanesi olmuş, Türk yaralı almıyordu.  Şehitler arttıkça halk coşuyordu. Bulgar Bulgar olalı böyle bir ayaklanma görmemişti. Haksız ve küstah Bulgarlardan Moskova bile yüz çevirmişti. 1956’da Macaristan’a, 1968’de Çekoslovakya’ya durumu kurtarmak için tank-top asker gönderen, Moskova bu defa kendisi de korkmuş “Bu kadar suçun vebalini kim öder, nasıl öderiz!” sorusuna takılıp kalmıştı. Öte yandan İslam Dünyası, Türkiye Başta olmak üzere Türk Dünyası, demokratik Avrupa bakış ve mesajlarıyla katilleri kavuruyor, bir iç savaş ve soy kırım denemesini durdurmaya çalışıyordu.

Türkler bu topraklara 1000 sene önce Bulgar aramaya ya da vahşileri ehlileştirmeye değil, Tanrı işaretiyle VATAN TOPRAĞINA gelmişlerdi. Kimse ile alıp vereceği, kesemeyeceği hesap olmayan mert bir millettin onurlu evlatlarından sadece biriydi. Karşılaştıklarından hiçbir şey istemediler. Tanrı değiştirmiş, Tanrı ile araları açılmış, defalarca kırılıp parçalanmış,  kendiliğinden mayalanıp kabaran yürekli gelenekleri olmayanla,  kültür ve medeniyetten mahrum zavallılarla zaten işleri olmazdı. Gavur dünyası birleşse bize vız gelir inancı yüreklerinde dolup taşıyordu.

Nasuf Mutlunun, 2011’de emekli olduğu Bursa’da kaleme aldığı anıları şöyle devam ediyor: (İkinci bölüm)


***

Kara tiren Sırbistan’a girdiğinde gözüm, ruhum, gönlüm açıldı. Sanki dünya beni kucakladı. Vatanından kovulan bir insan sevinir mi? sorusunu yöneltebilirsiniz bana! Evet, anlaşılmaz ve anlatılamaz bir duygu. Kırık kemiklerimi, patlatılan kaşımı, yolunan saçlarımın köklerini ve sarsılma ve yenilmez inancımı, Türk kimliğimi beraberimde götürüyordum. Üzerimdeki elbisede Sliven karakolunun kan kokusu, “Belene” ölüm kampı çileleri ve sürgün yıllarının izleri vardı. Bir de yerinden fırlayacak gibi tup tup atan kalbimin “Demokratik Birlik (Lig) Milli Türk Ayaklanması! Örgütlü mücadelemiz. Ayaklanma ateşi çatır çatır yanıyor. Sınır kapıları koparıldı diye avaz avaz bağırıyordum içimden. Özgürlük, elle tutulmayan, gözle görülmeyen ve sarılıp öpülmeyen ama içimde büyüdükçe büyüyen bir şeydi.   

Halkımızın “Demokratik Lig’ten” yüreklenmiş,  hayat hakkı kavgası veriyordu. Ayaklanma istekleri şunlardı:

  • Aydınlar ve gençler hak ve özgürlüklerimizi elde edebilmemiz için “Demokratik Birlik” partisine katılmamız kaçınılmaz oldu! derken.
  • Okul görmemiş, evde işte kalmış kardeşlerimiz “Demokratik Birlik!” hareketine katılmazsak Türkiye Cumhuriyetine akma kapısını açamayız, yerimiz partili olup direnişlere katılmaktır, diyordu. Bunlar kesin inanç olmuş, kardeşi kardeşe, genci yaşlıya kenetlemişti.

İki örnek vermek istiyorum:

15 Mart 1989 tarihinde – milli ayaklanmamızdan 6 gün önce, Sliven’e bağlı “Filaretovo” köyünden 2 yaşlı erkek ve 2 yaşlı bayan gelmişti. Görüşmemiz esnasında onlar Sabri İskender’in yanına gitmek istediklerini söylediler. Onları bir araçla “Kameno Pole” köyüne gönderdim. Dönüşte bir gece misafirim oldular. Laf lafı açtı ve ben onlara “Sabri Beyin yanına ne sebeple uğradınız ne onun durduğu örgüte ne sebeple üye oldunuz?” diye sordum.


Aldığım ve beni hayrete düşüren cevap şuydu: “Biz Bulgar Devlet Güvenlik (DS) polisin kara listelerine gitmek istiyoruz. Sizin isminiz bu kara listede ve en yakın zamanda Türkiye Cumhuriyetine gideceksiniz ve en yakın zamanda bu cehennemden kurtulacaksınız. Kuzu kuzu bekleyenler ise, bu sonsuz çileleri çekmeye devam edecekler.”

27 Şubat 1989’da yanıma yaşlı biri olan Bay Yusuf geldi. Sohbetimiz esnasında şunları paylaştı: “Sizin burada Türkiye’ye göç etmek isteyenlerin cetvelini yaptığınızı işitim ve bu sebeple geldim.”

Demokratik Birlik partisine üye olmak için yanımıza gelenlerden bir kısmı, “canca bir canca bir inancıyla ve Türkiye’ye gidebilme umuduyla” gelip bizi buluyorlardı. Onlar için biz Türkiye’ye götüren tek yolduk.

Bu temas ve görüşmeler esnasında biz Bulgaristan Türk azınlığı için önemli olduğuna inandığımız bazı hususları onlara anlatmaya, izah etmeye çalışıyorduk. Bu hususlar şunlardı:

  • Bulgaristan Türk azınlığı etnik ve dini bir topluluk olarak haklarını elde edebilmesi için sesini yükseltmek zorundadır. Zaman gelmiştir! Bu nedenler hepimiz bir insan hakları örgütü olan “Demokratik Birlik” Partisine katılmak, yazılmak, üye olmak zorundayız. Türk haklarımızın çiğnenmesine, uygulanan yaptırımlara, konan yasaklara tarafsız, susarak, üzülerek cevap vermek yeterli değildir ve olamaz!
  • Köy ve kasabalarda, il merkezlerinde protesto gösteri, yürüyüş ve mitingleri başladığında hepiniz hemen katılmak zorundasınız.
  • En önemli olansa şudur: “Bu gösteri yürüyüşlerinde ve kitle mitinglerinde kaba kuvvette başvurmaktan kaçınmalısınız. Zorbalıktan uzak kalmalıyız. Şiddet kışkırtmalarına kapılmamalıyız. Türklerin kitle protesto eylemleri barışçıl olmalıdır.
  • Biz hepimiz şu genel geçerli sorun üzerinde mutabık olmalıyız:

Yaşadığımız ağır şiddet ve zülüm döneminden, ailelerimizin çilelerinden alelade Bulgarların suçu yoktur ve hesap sorulmayacaktır.


Vratsa ili köylerine sürgün edilmiş olan bizlere sıkı kısıtlama ve baskı uygulanıyordu. Köyden çıkmamız yasaktı. Akşam sabah muhtara uğrayıp imza atıyorduk. Tüm yasaklara rağmen, Demokratik Lig örgütünün 3 lideri gece geç saatlerde kaldıkları köylerden çıkıyor, yakın kasabalara giderek telefondan Batı Radyolarını arıyor ve örgütsel çalışmalarımızla ilgili bilgi veriyorlardı. Bu radyodan kulağını ayırmayan Bulgaristan Türk ahalisi de ulusal çapta bilgilendiriliyordu.

Bu ağır ve zor dün ve haftalarda, Bulgaristan Türk ahalisi sorunlarının çözülmesini can havliyle beklerken, hiçbir özgürlüğümüz olmasa da biz aydınlar, Bulgaristan sosyal ve politik olaylarını yakından izliyor ve olumlu evrimine katkıda bulunmaya çalışıyorduk. Biz kendimizi düşünmüyorduk. Bizim çabalarımız, düzenlediğim eylemler davamız çilekeş Türk ahalisine ve bunalımlarda boğulan tüm Bulgar halkına yardım etmekti.

O günlerden bu güne 32 yıl geçti. Son yıllarda 1989 Nisan ve Mayıs olaylarını anlatan büyük sayıda yazı ve kitap yazıldı, panel ve sempozyumlar düzenleniyor. Sevindirici ve ilham verici olaylar. Bulgaristan Türk ahalisinin barış, adalet, demokrasi, hak ve özgürlük, insanca, kardeşçe yaşama, geleneklerimizle var olma mücadelesi asla unutulmamalı, yaşananlar genç kuşaklara zamanında ve en büyük incelikleri ile aktarılmalı ve yenilmez ve bükülmez yeni ruhumuzun özünde yer almalıdır. Davamız ve yaşanan olaylar gerçekçilikle, asli bir biçimde Türk ruhuyla örülerek yaşatılmalıdır.

Son 32 yılda birçok sahtekâr davamızı mülküne geçirmeye çalıştılar. “Ben olmasaydım bu olaylar olmazdı!” ya da “Ben orada olmasaydım Türkler gösteri ve mitinglere gitmezdi!” sözlerini çok işittik. Bunlarda ciddi olan bir şey yoktur.

Çok büyük ve iyi örgütlü görkemli kitlelerin katıldığı 1989 Mayıs Ayaklanması Bulgaristan’ın demokrasi ve insan hakları davasında parlak bir sayfadır. Bizden sonra kurulan dernek ve direniş birimlerinin bu dev hareketlenmedeki rolü de asla inkâr edilemez.


Bu ayaklanmayı yüreklendiren ve yönlendiren güçlerin önem ve rolünü sıralamamız gerekirse, şöyle diyebiliriz:

  • Bulgar aydınlarının kurduğu dernek ve örgütler
  • İnsan Haklarını Savunma Örgütü “Demokratik Birlik.”
  • “Viyana – 89” örgütü.

Şu tezimi de aynı inançla savunmaya devam ediyorum.

Yukarıda sıraladığım direniş örgütlerinden hiçbiri kurulmamış olsaydı, onlardan hiç birinin Mayıs 1989 Ayaklanmasında hiçbir rolü olmazdı. Fakat 1989 Mayıs Ayaklanması yine patlayacaktı ve Bulgaristan Milli Bir Türk Ayaklanmasıyla sarsılacaktı. Bu ayaklanmanın köklerindeki büyük neden ve güç kaynağı 1984 Aralığından 1985 Şubat ayı sonlarına kadar Bulgar totaliter devletinin milis ve ordu birliklerinin Kırca Ali iline bağlı Benkovski köyünde, Mastanlı’da, Cebelde, Sliven’in Ablanlar köyünde ve ülkemizin Türk yaşayan her yerleşim biriminde Türk isimlerini en barbar, vahşi ve amasız ve insanlık dışı yöntemlerle ve araçlarla, baskı ve terörle ve gaddarca zülüm ederek isim, kimlik değiştirmesi, dil ve kültür, töre yasakları ve zorla Bulgarlaştırarak asimile etme çabalarıdır. Türklere karşı katliam, soykırım denemesi uygulanmış ve iç savaş yürütülmüştür.

Bulgaristan Türklerinin 1989 Mayıs Ayaklanması ö kadar kalabalık ve güçlü eylemlerle gerçekleşti ki, Bulgaristan tarihinden asla silinemez. Bu bir halk ayaklanmasıydı ve hiçbir parti veya dernek veya örgüt birimi bu denli kalabalık ve görkemli, dağları devirecek güçte bir halk kükremesini tek başına örgütleyemez ve hareketlendiremezdi. Bu hareket bir yere kadar kendi kendine sel haline döndü, hayat hakkı isteyen ve kendi kendine yenilenerek var olmak isteyen bir halkın ruhsal kanatlanıp uçmasıydı. Halkımız ayaklanarak kendini korudu.

1989 Mayıs Ayaklanması sabır bardağının taşmasıydı. Şu iyi bilinmelidir. Bulgaristan Türkleri isimlerini saydığım örgütler ve birlikler, direniş birimleri, yöneticiler olmasaydı da, haklarını aramak ve özgürlüğüne kavuşmak için kükreyecek ve ayaklanacaktı. Trihinde kimseye boyun eğmemiş olan Bulgaristan Türkleri daha fazla boynu bükük duramazdı. İçine düştüğü durum onun insan severliği ve ahlakı ile asla bağdaşmazdı.


Престъплението, наречено Възродителен процес – Война и мир

Yukarıda yazdıklarımı kanıtlamak üzere bir örnek vermek istiyorum:

27 Mayıs 1989 günü “Hür Avrupa” radyosundan Rumyana Uzunova Papaz Dimitır Avramov ile telefon bağı kurup günün olaylarını görüşüyor.

Gazeteci Bayan Rumyana Uzunova görüşmenin bir yerinde şunu soruyor: “Son günlerde dikkatle izlediğimiz Türk kitle protesto gösteri ve mitingleriyle ilgili İnsan Hakları Örgütü ve özellikle de sisin teşkilatınızın her hangi bir etkisi oldu mu?”

Papaz cevap veriyor: “Hayır! Türklerin protesto direnişleri yıllarca toplanan kin ve öfke patlamasıdır. Bizden kimsenin etkisi olmamıştır!”

Günümüzde bu gerçeği kenara itip “1989 Türk Ayaklanmasında aslan payı benimdir” deme hakkına sahip değildir. Çok kritik bir dönemde ve kader belirleyici olan o günlerde gelişen olaylara başka bir açıdan, başka bir camdan bakılması da iyi olur. Kafamda yuva kuran bir soruna bugüne kadar yanıt bulamıyorum.


1989 yılının 6 Haziran günü komünist partisi (BKP) Merkez Komitesi Politik Bürosu toplantı yapıyor. Söz alan Todor Jivkov yüksek sesle şöyle diyor: “Biz, mümkün olduğu kadar daha büyük sayıda Türkü ülkeden kovmak zorundayız. (Bir yandan Bulgaristan’da Türk olmadığını savunurken, aynı zamanda Türklerin göçe zorlanmasından söz ediyor.) Ülkeden en az 200 bin Türkü kovmalıyız. Bunu yapmazsak Bulgaristan Kıbrıs olacak. Türk oldukları duygusu yüksek olanları özellikle göçe zorlamalıyız!”

Yüne aynı Politik Büro toplantısında Georgi Yordanov ise şöyle diyor: “Göç edip Türkiye Cumhuriyetine yerleşecek olan Türkleri sayısını önceden bilmek zordur. Bizim, biriken pis kandan temizlenme gereğimiz var. Günümüz olayları hapishane ve toplama kamplarından geçenlerin işidir. Onlar fanatik olduklarından dolayı bizden yana kazanmamız olanaksızdır. Burada ancak bizim gibi düşünen (HADEME RUHLULAR) kalacaktır ve biz de onlara dayanarak ve onları alet ederek planlarımızı gerçekleştireceğiz.

O zaman, Todor Jivkov ve Politik Büro üyelerinden her hangi birisinin söylediği her sözün kanun hükmünde olduğunu bilmeyen yoktu. Bu emirler hemen yerine getirilirken hiçbir kimsenin itiraz etmeye ya da yerine getirmemeye hakkı ve gücü yoktu. Yine aynı günlerde, hapis yatmış ya da sürgünden geçmiş,, kamlarda kalmış Türkler yerde gökte aranıyor ve hemen göçe zorlanıyordu. Ben de sürgün olduğum köyden alınmış ve hemen Bulgaristan’dan kovulmuştum. Hastanede hasta yatağından kaldırılıp Bulgaristan’dan kovulanlar vardı.

O günlerin olaylarını bir toparlasak, analiz etsek, aralarındaki neden sonuç mantık bağından çıkan sonuç şudur:

“Bazı şahısları kılına neden dokunulmadı?” Bu soru bugün ve yakın gelecekte cevap bulamayacaktır.


1989 Mayıs Ayaklanmasıyla ilgili bir başka sorunla ilgili de sahtekârlıklar devam ediyor.

Bazı yazarlar eserlerinde miting ve gösterilerde yükseltilen pankartlarda öncelikle göç hakkı istendiği ileri sürülüyor.

bTV Репортерите: "Две версии" – неразказани истории за Възродителния процес (Част 2) - bTV Новините

Bu asla doğru değildir. O günlerin polis tutanaklarında (Veselin Angelovs’un /GİZLİ/ kitabında)  gösterilerde yükseltilen sloganlar şöyle sıralanmıştır:

  1. Türk isimlerimizi istiyoruz!
  2. Anadilimizi konuşmayı ve okullarda anadilimizde ders görmeyi istiyoruz!
  3. Adalet ve demokrasi istiyoruz!
  4. Hak ve Özgürlüklerimizi istiyoruz!
  5. Din haklarımızı istiyoruz!
  6. Yaşasın Gorbaçov!
  7. İsimlerimizi ve haklarımızı istiyoruz!

Gerlovo, Deliorman ve Dobruca köy ve kentlerindeki miting ve gösterilerde yukarıdaki sloganlar söylenmiş ve taşınmıştır. Birçok yerde Türkiye Cumhuriyeti’ne göç etme hakkı istendiği de doğrudur. Doğrudur, çünkü Bulgaristan’dan göç etme Türkler için her zaman son seçenek kalmıştır. Bulgarlar ve özellikle Bulgar aydınlar bu gerçeği anlamalıdırlar, çünkü onlar kendilerine şu soruları sormuyorlar:

  1. Öğrenimli olsalar da Bulgaristan’da Türkler her zaman neden inşaat ve ta demiryolu eri olarak köle gibi askerlik yaptılar?
  2. Omurtag, Preslav, Vırbitsa, Kubrat, Novi Pazar, İsperih, Ardino, Krumovgrad vb şehirlerde nüfusun % 80’nin Türk olmasına karşın devlet, belediye ve parti makam ve kurumlarında neden bir tek Türk yok?
  3. Nüfusu 100 % Türk olan köyleri neden başka yerlerden gönderilmiş Bulgar’dı?
  4. Neden Bulgaristan’da Türkler arasından bir tek subay, pilot, savcı, diplomat ve yargıç yok vb.
  5. Bulgaristan dış satımının ağırlıklı kısmını oluşturan tütün ve hayvansal gıdaların üretimi bir tek Türklerin sırtına yüklendi?
  6. Madenlerde ve altyapı tesislerinde çalışanlar neden yalnız Türkler?

Bulgarların bu soruları kendisine sorması gerekir. Bu sorunların Türklerin beyninde her an saatli bomba gibi attığını asla unutmamaları da gerekir. Onların çıkış yolunu bu sorunlar yüzünden de hep aradılar.


1989 Mayısında Türkleri Ayaklanması Bulgaristan Tarihine altın harflerle yazılacak ve ebediyen parlamaya devam edecektir. Bu olayları araştırılmasına ve aydınlatılmasına katkı sunmak isteyen her kişi nesnel tarihsel gerçeklikten başlamalıdır. Mayıs Ayaklanması ile ilgili gelecek kuşaklara gerçekleri sunmak ve aktarmak isteyenler şu gerçekleri asla unutmalıdırlar:  1989 Mayıs Ayaklanmasına katılan Türkler şuurlarını ve vicdanlarını dinlediler, düşmanlık, öfke, öç alma hırsı ve şoven duygular beslemediler. Bu duygular onlara yabancıydı. Onlar Bulgaristan’ı ve Bulgarları seviyorlardı ve Bulgarlarla komşu komşu yaşamak istiyorlardı. Onlar kimliklerine, dillerine, dinlerine ve geleneklerine saygı istiyordu. Büyük tehlike altına girmiş olsalar da, bu konuda fedakârca davrandılar. Milis kurşunları birçok gencin canını aldı. Bu şehitlerin nur anısı her zaman ve her yerde ön planda yer almalıdır.

Голямата екскурзия - времето на загубените поколения - Pan.bg Göç yollar 1989 yılı

BKP MK Politik Bürosunun gizli oturumlarında tutulan tutanakları, Devlet Güvenlik (DS) organlarının tutanaklarını, 1989 Mayıs tarihinden sonra kaleme alınan yazıları ve kitapları ve daha da önemlisi bazı politik liderlerin yaptığı konuşmaları analiz ettiğimizde, bütün Bulgar kamuoyuna kara bir leke vuran bir olayla karşılaşıyoruz. Çünkü biz bu belgelerde gerçeklikle hiçbir ilintisi ve bağı olmayan yalan ve uydurma suçlamalardan oluşan 2 büyük gerçekle yüzleşiyoruz. Söz konusu olan şu gerçeklerdir:

1. Baskı, terör ve zulümle Türkleri asimile etmeye çalışanlara karşı direnenlerin, hapishane ve toplama kamplarında tutulanların Türkiye ajanı oldukları iddia ediliyor. Onların eylemlerinin Türkiye organları tarafından yönetildiğini söyleyenler var. BKP MK Politik Bürosu toplantılarında konuşurken her defasında bu iddia Todor Jivkov tarafından da dile getirildi. Bugün de bazı politikacılar ve ne yazık ki kimi üniversite profesörleri, benzer iddialarda bulunmaya devam ediyorlar. İnsan kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Bu iddiaları savunanların hedefinde olan nedir? Onlar kendileri de iddialarının gerçeklerle hiçbir ilişkisi yoktur. Bulgar halkını hiçbir suçu olmayan Türklere karşı kışkırtmakla ne kazanacaklarını sanıyorlar? Bulgaristan’ın kendisi derleyip toparlamaya ve kalkınmasına tüm gücünü veren Bulgaristan Türk halkının hak ettiği bu mudur? ANA BABALARININ VERDİĞİ İSİMLERLE YAŞAMA, ANADİLLERİNDE KONUŞMA, YAZMA, DERS ALMA VE ÖĞRENİMLİ OLMA, GELENEKLERİ VE TÖRELERİYLE YAŞAMA, BAYRAM ETME VE GELECEK HAYALLERİ KURMA ANTİ-BULGAR BİRŞEY MİDİR? Bulgaristan Türklerinin aldığı aile terbiyesi, yetiştikleri ortam öyleydi ki onlardan hiç biri bu geleneksel ahlak ve yaşam kuralları ve normları ile doğal ve toplumsal insan haklarının dışına çıkamazdı. Bizim Türk olarak yaşamamızın Bulgarlara ve Bulgaristan’a ne zararı olabilirdi! Şu asla unutulmamalıdır. Bulgaristan’da Türk okulları, Türk liseleri, Türk pedagoji okulları, hatta üniversitelerde Türk Fakülteleri vardı, Türk dilinde basılan birkaç gazete ve dergi vardı, Sofya Radyosu Bulgaristan Türklerine Mahsus yayınlar yapıyordu, Türk tiyatroları vs olduğu bir dönemde yetişmişti Türk ahalisi. Türkler Bulgaristan’ı vatan bilmiş ve sadıktı. Göç etmeyi düşünen yoktu. Bundan dolayı Bulgaristan Türk halkının öz hak ve özgürlükleri için direnişe geçmesini Türkiye’ye hizmet etmek şeklinde yorumlamak yanlış olur. Bu ciddi bir iddia değildi. Türk şerefine, onurunda bir yara olarak kalmıştır. Bulgaristan Türkleri asla ihanet etmemiştir. Onlar Bulgarlarında iyi ve mutlu yaşamasından başka hiç bir şey istememiştir.

Hapishane, toplama kampları ve sürgüne gönderilenlerin Türkiye devleti ile herhangi bir bağlantısı olmuş olsaydı, 1989’dan sonra göç edip buraya yerleşenlerin kaderi farklı olabilirdi. En azından onlara karşı olan devlet münasebeti farklı olacaktı. Polis karakollarında ve amirliklerinde, hapishanelerde ve kamplarda kalırken, Bulgaristan Türklerinden bu öncü aydın kesim çok ağır yaralar aldı, bedenen ve manen sakatlandılar. Bu travmalara dayanamayanlar ak gün görmeden hayattan gittiler. Bir çoklarımız bu acı ve sızılarla yaşamaya devam ediyoruz.


2. BKP MK Politik Büro toplantılarında Todor Jivkov hapishanelere ve toplama kamplarına gönderilenler ve zorla asimilasyonu kabul etmeyenler hakkında konuşurken, onlara hep aşırı uçlar ve teröristler, diye hitap etti.

Ne yazık ki, 1989 yılından sonra bazı politikacılar, yazarlar ve üniversite öğretim üyeleri bu annelerinin ak süttü gibi temiz ruhlu bu kardeşlerimiz hakkında kötüleyerek ve karalayarak konuşup yazmaya devam ettiler.  Bulgaristan’da Türk ahalisinin tümü, her gün 24 saat, Türklerin yaşadığı veya çalıştığı tüm yerleşim yerlerinde baskı ve zulüm gördü. Buna rağmen, Türk kamuoyundan hiçbir kimse zor durumdan çıkışı terör olaylarında ve aşırılıklarda görmedi. Bu nedenledir ki, bütün Bulgarlar Türklere, Türk azınlığa minnet ve saygı borçludur. Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, Bulgaristan Türk ahalisine karşı yapılan baskı ve terör, uygulanmış olsaydı, patlayacak olayların başı ve sonu, nereye yöneleceği asla kestirilemezdi. Ne ki, böyle bir şey Bulgaristan Türklerinin aklının ucundan bile geçmedi. Türkler Bulgaristan’a ve Bulgarlara karşı asla kötü duygular beslememiştir. O dönemde Bulgaristan’da birkaç terör olayı da yaşanmıştı. Bunların hepsi Bulgar devlet organlarının işiydi. Onlar Türk halkına uyguladıkları şiddeti haklı gösterebilmek için bu yolu seçmişti. Bugün bunları bilmeyen artık kalmadı.

България и нейните турци | Новини и анализи от България | DW | 29.12.2014

Biz, “Belene” ölüm kampına atılmış olanlar Bulgaristan Türklerinin kaderi konusunu gece boyu tartışarak yorumluyorduk. Şu 2 nokta üzerinde her zaman hepimiz aynı görüşteydik:

1. Bulgaristan Türkleri hiçbir yerde, hiçbir zaman ve hiçbir nedenle teröre başvurmamalıdır. Haklarımız uğruna mücadelemizi ancak barışçı yol ve araçlarla sürdürmeliydik.

2. Bulgaristan Türkleri her zaman Bulgaristan’ın toprak bütünlüğüne sadık kalmalıdır.


Bulgaristan topraklarına yaşayanlar az ya da çok olmak üzere Türkleri tanır. Ülkenin kalkınmasındaki rollerini bilir ve hesaba katar. Bunun örnekleri çoktur.

Bu birkaç sayfada 1989 Mayıs Ayaklanması üzerine fikirlerimi kısaca açıklamaya ve duyurmaya çalıştım. Yazdıklarımın tümüne veya bazı noktalarına itiraz edenler olabilir. Düşünce ve duyumlarımızda gerçek demokrat isek, bize karşı olanların fikirlerine de saygı göstermemiz gerekir. Bulgaristan Türkleri haksız bir trajedi yaşadılar ve 1989 yılının Mayıs ayında hak ve özgürlükleri uğruna sokaklara akarak ve meydanlarda toplanarak isyan ettiler gerçeğinin Bulgarlar tarafından kabul edilmesi bile, ortak geleceğimiz konusunda mutabık olmamıza yeterlidir.

Son. 

През 1990-а България бе на прага на пагубен етнически конфликт

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eleven + one =