Koltuk Değneği – 4

Dr. Nedim BİRİNCİ

Konu:  Ortada Kalmak Çok Zor.

 

Şahsen ben, telefon dinlemesi gibi, şu yeni olaylar meydana gelmezden önce, işitilen uğultudan bu kadar büyük gürleme çıkacağına inanmıyordum. Toplum uğuldamaya başladı.

Başbakan Boyko Borisov’un Temyiz Mahkemesi Başkanlığını (BCC) basması ve içeri girdiğinde Yüksek Savcı ve Yargıçların ayağa kalkması, bizdeki adalet konusuna far yaktı. Bütün tasavvur ve fikirlerini kökten değiştirdi. “Bana sormadan nasıl karar alırsınız gibi bir şey oldu.” Daha doğrusu oldu da oldu!

O an milli marş çalınsaydı anlıyorum. Milli marş saygıdan ayakta dinlenir. Yargıç duruşma salonunda Allahtan sonra gelendir. Bu anlaşılmadan adalet olmaz.

Duruşma esnasında mahkeme salonuna Başbakan ve Cumhurbaşkanı değil, Genel Kurmay Başkanı da girse,  yasaların herkesin ve her şeyin üstünde olduğuna inandığımdan, Baş Yargıcın aya kalkmasını anlam veremedim. Üstüne üstelik 14 Yüksek Yargıç ve Yüksek Savcının ev kavuşturup divan durması! Yüksek Mahkeme Başkanı Lozan Panov’un hali, nefesimi kesti.

O an benim, bir de, Hak ve Özgürlükler Hareketimizin (HÖH)  görevi sona erdi. Artık koltuk değneği olmasına gerek kalmadı. Çünkü iktidar çöktü diye düşünürken haklıydım. Aslına bakılırsa yılsonu ve yılbaşı gelişmelerinde çok ince bir mantık sezildi. Şöyle, benim gibi olaylara kenardan ve belirli bir tarafsızlık açısından bakanların aklına, sağ ve sol koltuk değneği ile ayakta duramayanların önündeki 4 ayaklı ve tekerlekli abanma sandalyesi gelmiş olması doğaldır. Olayı hemen son zamanda kendine medyum yani insanlarla ruhlar arasında aracılık yaptığı iddiasında bulunan kimse süsü veren Ahmet Doğan, “bu iş bir tek Lütfü Mestan’la olmayacak” deyip dört ayaklısandalyeyi ortaya koydu. Ayağın birisi kendisi! Allah insanı 2 ayakla yaratsa da, dört ayaklı olmak, hatta 8 ayağa basmak da, düşme zamanı gelenin düşmesine engel olamayabilir. Aslında insanın yürüyeceği ve ya sürüneceği ayak sayısıyla ilintili olmadığından olacak,  40 ayak sürünüyor. Örneğimizdeki Ahmet, Ruşen, Mustafa ve Çetin dörtlüsü öyle orijinal bir topaç ki, klasiklerde ve de ayak direyen yenilerde benzeri yok. Aklıma SİNEK masalı geldi.

Bir gün 3 sinek içinde et çorbası pişen bir tencereye düşmüş. Kanatları ıslanan sinekler uçup kurtulamayacaklarını anlayınca, “Hem yedik, hem içtik, hem yıkandık, artık ölsem bile üzülmeyiz” demişler.  Bizim yeni üçlü başkan ekibinin ölümü, dersiz gelen ölüm, üzülmeye gerek yok. HÖH kazanına düşenlerden canlı çıkan görülmemiştir.  Üçü boğulsa da birisi hep dışarıda kalıyor ve başımıza aslan kesiliyor. Onun masalıysa şöyledir.

Bulgaristan’da sağlanamayan adalet vaktiyle ASLANIN KRALLIĞINDA sağlanmıştı.

Nasıl mı?

Hayvanlar aleminin kralı, çok adil bir aslanmış. Ters, öfkeli ve de vahşi olmayan bu aslan bütün hayvanları iyilikle karşılıyor, sorunlarına çare buluyormuş. Onun zamanında eskiden birbiriyle sorunları olan hayvanların anlaşabilmeleri için bir hayvanlar toplantısı yapılmış. Böylece kurt koyundan, pars keçiden,  kaplan ceylandan, köpek de tavşandan özür dilemiş. Bunun üzerine tavşan, “Bu günü görebilmek için çok dua ettim, nihayet güçsüzlerin de güçlülere karşı hakları olduğu anlaşıldı.” Demiş. Öyle ama bu iş HÖH partisinde böyle olmuyor, bizim itin burnundan kıl kopmuyor. Güçsüzler hep sürünüyor, saraydakilerse hep yiyip içip bayram ediyor. Bakalım ne zamana kadar?

Memleketin adilce idare edilebilmesi için başbakanın Yüksek Mahkemeye toplantı salonuna (BCC) gitmemesi, yargıçların duruşma esnasında Başbakana ayağa kalkıp divan durmaması gerekir. Kural budur.  Ahmet Doğan’ın yolsuzluk işleri başı olan Delyan Peevski’ye çadır germemesi gerekir. İvan Kostov’la işbirliği yapıp BTK bankasını soymamaları gerekir. Hiö bir konuda Baş Savcıya telefon açmaması, Başbakan tebliğ ile duruşmaya çağrıldığında gelip ifadesini vermesi vb gerekir. Bu yapılamıyorsa adalet yok, başkasının hakkı yeniyor demektir.  Ne ki bizde işler böyle gelmiş böyle gidiyor. Başbakan ve bakanlarla milletvekilleri savcılara telefon açıp davaların kaderini belirleyebiliyor. Gerekçeli gerekçesiz telefonlar dinleniyor. Bir bakan, bir milletvekili, bir parti başkanı duruşma salonuna girdiğinde adalet ve kanunlar o salondan çıkar.

Bunun için tüm yazılarımızda totaliter sistem çözülmedi, ufalanıp çöp tenekesine atılamadı, özgürlükçü demokrasi kurulamadı, dedik. Totalitarizm nedir? Memleketimizin BKP lideri Todor Jivkov başkanlığındaki yönetim biçimiydi. Tek elden yönetilen, otoriter devletin zulme dayanan yönetim biçimidir. Devletin toplumsal yaşam biçimlerinin hepsinin üzerinde total kontrol uygulamasıdır. Yasama organı olarak meclisin, yürütme organı olan hükümetin ve adalet organı olan yargının hükümsüz kılınması ve adalet sisteminin tek elden yürütülmesidir totalitarizmdir. Bunun başka bir anlatım şekli de, yargıçların kararı savcının telefonuna, savcının gerekçesi polis şefinin ya da komünist parti sekreterinin telefondan gelen isteklerine uygun yazması ve mahkemeye dayatmasıdır. Bir başka şekli de tüm yasaların rafa kaldırılması ya da hasıraltı edilmesinden sonra uydurma gerekçelere göre karar verilmesidir. Binlerce suçsuz cezaevlerini böyle boylamıştır. Totaliteriz imde hak arama sayfası kapalıdır. Muhalefet güçleri ve farklı düşünenler üzerinde baskı ve terör uygulanarak hak ve özgürlüklerin yok edildiği bir sosyal düzendir. Etnik azınlık hakları bir yana,  doğal haklar, genel kültürel ve medeniyet hakları ayakaltına alınmıştır. Hatta bizim koşullarda anadilimizde konuşmamız yasaklandı. Yüz binlerce Türk’e Türkçe konuşuyorsun cezası kesildi. Bu unutulabilir mi? Okullarda anadilde eğitim öğrenim görmenin yasaklanması çok acı yaşandı. Bu yasak medeni Türk kimliğimize ölümcül darbeydi. Bu yasak artık 60 yıldan beri devam ediyor. Azınlık olarak yaşam tarzını belirleyen kültürel etkinliklerin, ayrıca özgün hakların temelinde bulunan din haklarının yasaklanması geleneklerimize inen balyozdu. Dine ait geleneklerle yaşamın kısıtlanması ağır darbeler doğurdu. İsimlerimizin değiştirilmesi Türk kimliğimizi yok etmeyi amaçlıyordu. Şarkılarımız, Türklülerimiz, öz edebiyatımız ve tarihimiz zorla unutturulmak istendi. Türk kimliğimizin baltalanması aynı zamanda geçmiş ve geleceğimizi hedefledi. Geleneksel adet ve törelerimize dayanan kültür haklarımız budandı. İşimiz hep polisle, milisle, savcı ve yargıçsız bir adaletleydi. Üzerimize çullanan çok ciddi totaliter darbelerdi. Bu sıralama insanlarımızın evlerinde, köylerinde, sokakta, meydanda, grev ve yürüyüş esnasında, çocuklarının ve yakınlarının gözü önünde kurşunlanmasına kadar ileri gitmişti. Totaliter rejimin bıraktığı izler silinmedi, yaralar sarılmadı, acılar devam ediyor.

Burada önemle belirtilmesi gereken, totalitarizmin ideolojik kökenli olması, devletçiliği ve otoriteriz mi temel alarak baskı ve zorbalıkla uygulamasıdır. Totaliter devlet yönetimi diktatörlüktür. Uygulanan terör de devlet terörüdür. Son yüz yılda, gerek Çarlık döneminde, gerekse totaliter komünist dönemde demokratik hak ve özgürlüklerle birlikte tüm insan hakları da tamamen çiğnenmiştir.

Biz bu yazı dizimizde, Hak ve Özgürlükler Hareketini totaliter rejimin değiştirilmesini engelleyen, anayasa ve yasalar yenilenerek halkçı bir toplum kurulmasına engel olduğu için eleştiriyor ve kınıyoruz. Sözlerimiz partinin meclis kadrolarına, yönetim elitine ve özellikle de kurucu ve fahri başkanına yöneliktir. Biz Bulgaristan Türk ve Müslüman taban olarak, totalitarizmin yıkılması, parçalanıp derin ve karanlık kuyuların en derinine atılıp üstünün hiçbir zaman açılamayacak bir şekilde gömülmesi için mücadele ettik. HÖH yönetimi bizim oylarımızla zulümcü generalleri meclise seçtirdi, en totaliter donmuş zekâları meclise topladı, yerleri cezaevi hücrelerinde olması gerekenlerin kıllarına dokunulmasın diye dokunulmazlıklarına korumalar da ilave etti. Anayasa ve yasa değişikliklerinin yolunu kesti. Politik yapının parçalanıp dağıtılmasını 26 yıl boyunca elinden geldiğince engellerken biçimsel değişiklerle tatmin oldu, komünist birimlerin isim ve önemsiz şekil değişiklikleri yaparak iktidara tırmanmalarına görmezlikten gelerek, bilinçli koltuk değneği, yardımcı ve destek oldu. HÖH yönetimince saptanan ve izlenen değişmez politika Bulgaristan’ın toplumsal durgunluğuna, bunalımlarda tepinmesine, perspektifsizliğe kilitlenmesine, son olarak da toplumu NATO VE AB POLİTİKASINDAN KOPARMAYA ÇALIŞMASI CEZASIZ KALMAMALIDIR.  HÖH partisi totalitarizmin ömrünü isteyenlere koltuk değneği oldu. HÖH partisi Putinci yasa tanımaz saldırgan politikaya koltuk değneği oldu. Biz bunu kabul edemeyiz, etmemeliyiz ve etmiyeceğiz.

İşte böyle bir sürekli durgunluk, korku ve sindirilmişlik ortamında toplum hala siyasi açılım ve atılım yolu arıyor. Halktan, kamuoyundan, sivil toplum örgütlerinden, derneklerden farklı öneriler geliyor. Bunlardan birine kısaca değinmek istiyorum. bTV –televizyonunda hafta içi her akşam gece saat 11’den sonra “ŞOW” programı yöneten bilinen ve sevilen yönetmen Slavi Trifonov, değişiklerin seçim sisteminden başlaması gerektiğine kesin inanarak, seçim sisteminin değiştirilmesi için imza kampanyası başlattı. Artık 300 binden fazla imza toplayan gösteri adamı şunları istiyor:

  • Milletvekili sayısının 240’tan 120’ye indirilmesi:
  • Milletvekili için yalnız çoğulcu, majoriter, en fazla oy alan seçilir sistemi uygulanmalıdır.
  • C.’de ve diğer dış ülkelerde bulunan Bulgaristan vatandaşlarının da en fazla oy alan kazanır, sistemine göre oy hakkı kullana bilmelidir;
  • Seçimde parti listesi olmamalıdır.
  • Belediye polis şefleri de halktan en fazla oy alanlar arasından seçilmelidir.
  • Aynı uygulanma yerel mahkeme başkanları ve savcılar için de geçerli olmalıdır.

 

Slavi Trifonov’un reform tasarımı meclisin şimdiki bileşiminde tartışma ve oylamaya sunulmayacak, gerekli olan 500 bin oy toplandıktan sonra, Cumhurbaşkanı isteğiyle seçim yasasının değiştirilmesi için yeniden bir halk oylamasına gidilecektir.

Eğer bunları hakikatten yapabilirsek, Başbakan Boyko Borisov Yüksek Mahkemeye giremez, yargıç ve savcılar onu görünce ayağa kalkmaz, yargıçlara baskı kesilir, anayasa değişikliği ve yasaların değiştirilmesi süreci başlar. HÖH seçmeni, totaliter düzen suçlularından, hafiye ve ispiyonlarda oluşan milletvekili listesi sunamaz, seçmen tanıdığı ve güvendiği vatandaşı seçer. HÖH lideri Doğan köy çobanı gibi davranıp istediğini partiden atamaz ve suç işlemişler de cezaevini boylamış olur.

İşte böyle, memleketimizde totalitarizmi kazanda kaynata kaynata eritme süreci başlamaya çalışılırken özgürlükçü demokrasi ve etnik azınlık haklarının bütünsel olarak elde edilmesi mücadelesi de yol alamıyor. Toplum koltuk değnekliğinden mutlaka kurtulmalı ve normal yürümeye alışmalıdır.

Devam edecek.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir