Kısa ve Uzun Vadede

Göçlerin Bulgaristan ve Türkiye’ye Etkileri

ismail cingoz1 Dr. İsmail CİNGÖZ*

Özet

Türk varlığı Balkanlar’da M.Ö. II. Yüzyıldan itibaren başlamıştır. Fakat Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda gerçekleştirdiği fetihler ile buralara yerleştirilen Türkler aynı zamanda Avrupa’ya İslam kültürünü de beraberlerinde getirmişlerdir. Osmanlı’nın iskan politikaları ile özellikle Bulgaristan’da Türk nüfusunun yoğunluğu ile Bulgarlar azınlık durumuna düşmüşlerdir. Ancak 1683 Viyana yenilgisi ile başlayan Türk gerilemesinin ardından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile Balkan Türkleri için ilk kez “GÖÇMEN/MUHACİR” olgusu ortaya çıkmıştır. Göç edemeyen soydaşlarımız ise baskı, şiddet ve asimilasyon uygulamaları ile karşı karşıya kalmışlardır.

Yaklaşık 600 yıl Türk hâkimiyetinde kalan Balkanlar ve özellikle Bulgaristan’dan göç ederek Anavatan’a gelen soydaşlarımızın nerdeyse tamamına yakını kalifiye insanlardan oluştuğu görülmektedir. Bu nedenle yerleştikleri bölgelere, dolayısı ile Türk ekonomisine ve tarım sektörüne çok büyük katkıları olmuştur. Bir o kadar da göç etmek zorunda kaldıkları ülke ekonomilerinin sekteye uğratmıştır.

Türk nüfusun çoğalmasından çekinilmesi nedeniyle, demografik yapının Bulgarlar lehine değişmesi için Türklerin göç etmeleri bilerek organize edilmiştir. Fakat bu uygulamanın ekonomik sonuçlarının aleyhlerine olduğunu gören Bulgar yöneticileri, 1980’den itibaren asimilasyon politikasını uygulamaya başlamışlardır. Bu zulme direnen Bulgaristan Türklerinin, Türkiye’nin yoğun çabaları ile Türkiye’ye göç etmeleri sağlanmış ve 345.000’den fazla soydaşımız Türkiye’ye gelmiştir.

1989 yılında gelen soydaşlarımızın da çok büyük bir kısmının meslek sahibi oldukları görülmektedir. Bu nedenledir ki, yapmış oldukları iş başvurularının yaklaşık %80’inin karşılanmış olduğu değerlendirilirken, istihdam edilenlerin yaklaşık %36’nı kadınların oluşturmaması dikkat çekicidir. Bu istidamlar ile göçmen soydaşlarımız Türkiye ekonomisine elbette ki olumlu katkıları olmuştur. Bulgaristan ise kalifiye nüfus kaybetmekle ekonomik darboğaza girmiştir.

Evlad-ı Fatihan torunları olan Bulgaristan Türkleri yüzyıllardır kendilerine vatan yaptıkları topraklardan Osmanlı Devleti’nin çekilmesi ile defalarca sürgüne ve göçe tabi tutulmuşlardır. Bu olaylar elbette çok acı ve elemlerle dolu anılar, hatıralar içermektedir. Neredeyse tamamına yakını yetişmiş kalifiye eleman olan, meslek sahibi olan bu soydaşlarımız, acılarla dolu olaylar sonrası gelmek durumunda kaldıkları Anavatan Türkiye’nin ekonomisine katkıları azımsanmayacak ölçüde olmuştur. Fakat Bulgaristan, binlerce yetişmiş ve kalifiye bir nüfusun bir anda ülkeden ayrılması ile başta tarım sektörü olmak üzere ekonomik sorunlar yaşamıştır.

Anahtar Kelimeler: Bulgaristan, Göç, İstihdam, Soydaş, Türkiye.

 

Giriş

M.Ö. II. Yüzyıldan itibaren Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a ve Avrupa’ya doğru yaşanan ilk Türk göçlerini, yeni göç dalgaları takip etmiş ve M.S. XI. Yüzyıla kadar dalga dalga devam etmiştir. Fakat bu Türk boylarının büyük çoğunluğu zamanla Slavlaşarak Hıristiyanlaşmışlar ve benliklerini kaybetmişlerdir. XI. Yüzyılın ortalarından itibaren ise Anadolu üzerinde Müslüman Türk akınları ve göçleri başlamıştır.

İlk kez 1065 yılında daha Anadolu fethedilmeden önce Anadolu üzerinden Balkanlar coğrafyasına doğru başlayan Müslüman Türk göçleri (Nevrezova, 2006: 28), 1341’de Aydınoğlu Umur Bey zamanında (Toksöz, 2011) devam etmiştir. Kuşkusuz ki bütün bu göçler içerisinde Osmanlı Devleti dönemi büyük önem arz eder. 1352 yılından itibaren başlayan (Konukman, 1990: 20) Osmanlı fetihlerinin devamında 1395 yılında Bulgaristan tamamen Osmanlı idaresine girmiş ve 559 yıl devam eden adalet ve hoş gürü (Atun, 2009) devri de başlamış, Türk varlığı kalıcı olarak Balkanlara yerleşmiştir. Bu kadar uzun bir süre Türk hâkimiyeti ve adaleti yaşanan bölgede Türk ve İslam unsurunun Hıristiyan ve Yahudi halklarını etkilediği görülmektedir. Çünkü Balkan halkları içerisinde İslam Dinine geçmeler yaşanmıştır.

Karadeniz’in kuzey gölgesinden daha önce gelerek yerleşmiş olan Kuman (Kıpçak) Türklerine Osmanlı fetihleri yaşanırken yapmış oldukları yardımları nedeniyle “yardımcı” anlamına gelen “Pomaga” sıfatı verilen “Pomak Türkleri” ile başlayan (Nevrezova, 2006: 9) kısmen veya tamamen İslamiyet’e geçmeler; Torbeşler, Arnavutlar ve Boşnaklar ile devam etmiştir. Türklüğe ve İslamiyet’e karşı biriken gizli nefretler ise 1683 Viyana bozgunu ile ortaya çıkmaya başlamış (Şaybak, 2006: 60), 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yenilerek geri çekilmeye başlaması ile yaşanan saldırılar, kin ve nefretin açığa çıkmasını sağlamıştır. Bu tarihten itibaren Anadolu’ya doğru başlayan Türk göçleri kimi zaman kesintiye uğrasa da 1989 yılına kadar devam etmiştir.

Bulgaristan’dan Anadolu’ya Türk Göçleri

Tam bir felaketle sonuçlanan ve tarihe 93 Harbi olarak geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Bulgarlar Rusların desteği ile Çatalca önlerine kadar gelmişlerdir. 3 Mart 1878 Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ile Tuna Vilayetinde Bulgar Prensliği kurulurken; Sırbistan, Romanya ve Karadağ bağımsızlıklarını elde ederek Osmanlı Devleti’nden ayrılmışlardır (Nevrezova, 2006: 10). Bu savaş döneminde 350.000’den fazla Müslüman-Türk nüfus katliam, açlık, soğuk ve salgın hastalıklarla hayatını kaybederken, 600.000’den fazlası da göçe zorlanmıştır (Maral, 2010: 2). Anadolu’ya ilk Türk göçünün yaşandığı bu dönemden sonra maalesef ardı kesilmez bir şekilde devam etmiştir.

Osmanlı fetihleri ile kitleler halinde Anadolu’dan göçler (ve burada yaşanan doğumlarla birlikte) kısa sürede Müslüman-Türk nüfusunun Bulgaristan’da %70-80 oranlarında çoğunluk hale getirecek şekilde artmasını sağlamıştır (Maral, 2010: 1). 1633, 1639, 1641 ve 1696 cizye defterleri kayıtlarına göre, neredeyse her yerleşim biriminde Hristiyan nüfusun varlığı olsa da birçoğunda Müslüman nüfus oranının %89’lara kadar çoğunluğa (Koyuncu, 2013) ulaşmış olduğunun görülmesi önem arz etmektedir.

1877-1878 savaşı sonrası yaşanan gelişmeler, Bulgaristan’ın büyük bir kısmında Türk nüfusunun azınlığa düşmesine sebep olmuştur. Nüfus oranı sürekli Türk-İslam unsurunun aleyhine değişmeye başlayan Özerk Bulgaristan Prensliğinin 5 Ekim 1908’de ilan ettiği bağımsızlığını 19 Nisan 1909’ta tanımak durumunda kalan Osmanlı Devleti’nin, ilk iş olarak bir protokol ile burada kalan Müslüman-Türk azınlığın Bulgar halkı ile eşit ölçüde dini, medeni ve siyasi haklarını garanti altına almaya çalıştığı (Nevrezova, 2006: 11) görülmektedir.

1912-1913 yıllarında peş peşe yaşanan iki Balkan Savaşı sonrasında 200.000 Müslüman-Türk göç ederek Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmıştır. Fakat Osmanlı Devleti bir kez daha Bulgaristan ile “İyi Komşuluk Antlaşması” imzalayarak, geride kalan Türk-Müslüman azınlığın haklarını garanti almaya çalışmıştır (Maral, 2010: 5-7).

Yenilgiyi kabul ederek Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilen Osmanlı Devleti’nin işgale uğraması üzerine Milli Mücadele ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 1923 Lozan Antlaşması ile bağımsızlığını elde etmiştir. Cumhuriyet döneminde Türkiye’ye gelen göçmenlerin %48’inin (Şensoy, 2014)Bulgaristan’dan geldiği görülmektedir. Lozan sonrası Bulgaristan ile imzalanan İkamet Sözleşmesi ile 1913-1939 yılları arasında 198.688 soydaşımız Türkiye’ye göç etmiştir. Gelenler menkul ve gayrimenkullerini tasfiye etmişler, sözleşme gereği isteyenler ise taşınabilir mallarını getirebilmiştir (Konukman, 1990: 42; Vatansever, 2008: 68).

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yurt dışı yasağı olsa da çoğunluğu kaçak/yasadışı yollarla olmak üzere Bulgaristan’dan göçler devam etmiştir. Bu şartlar altında 1939-1949 yılları arasında 21.353 soydaşımızın (Konukman, 1990: 42; Vatansever, 2008: 68-69) Türkiye’ye gelmiş olduğu görülmektedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında iki kutuplu dünya sistemi içerisinde Bulgaristan’ın Doğu bloğunda yer alması, Türkiye’nin de NATO’ya girme çalışmaları iki ülkeyi karşı karşıya getirmiştir. Bulgaristan, Türkiye’yi ekonomik olarak zora sokmak (Nevrezova, 2006: 27-28) ve asimile edememe endişesi taşıdığı Türk azınlıktan kurtulmak amacıyla 250.000 soydaşımızı göçmen statüsünde Türkiye’ye göndermek istemiştir (Bayraktar, 2007: 84). 1950-1951 yılları arasında 154.000 Türk tehcir edilircesine Türkiye’ye göç ettirilmiştir (Üstündağlı, 2009: 108). Fakat bu göçmenler arasına casus ve çingenelerin sokulmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Yakalanan 126 Bulgar casusunun ve tespit edilen çingeneler geri iade edilmiş ve Türkiye sınırı kapatmak durumunda kalmıştır (Konukman, 1990: 43).

Daha önceki göçlerde özellikle de 1950 göçünde bölünmüş aile sorunlarının çözümü amacıyla 22 Mart 1968 yılında Bulgaristan’la imzalanan Yakın Akraba Göç Anlaşması ile 1969-1978 yılları arasında 130.000 soydaşımız Türkiye’ye gelmiştir (Bayraktar, 2007: 84). Fakat bu defa Bulgaristan her göç dalgasında, özellikle de tarım alanları başta olmak üzere ekonomik sıkıntı yaşamış olduğunu fark ettiğinden, ekonomisinin zarar görmemesi ve iş gücü kaybını önlemek amacıyla göç edecek kesimi mümkün olduğunca dar tutmaya çalıştığı görülmektedir.

1970’li yıllarda, 1877’den itibaren defalarca göç etmesine/ettirilmesine rağmen Türk nüfusunun artış hızı Bulgar yöneticileri yeniden telaşlandırmaya başladığı anlaşılmaktadır. Fakat Türklerin çoğunluk hale gelme tehlikesini önleme adına bu defa göç ettirmek yerine, 1974 yılına kadar önce Pomak Türklerinin (Nevrezova, 2006: 30-35), 1984 yılından itibaren de Türklerin zorla isim değiştirme faaliyetleri (Yorulmaz, 2012: 13) uygulanmaya başlanmıştır.

28 Ocak 1985’de Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi tarafından “Yeniden Canlanma” şeklinde isimlendirilen asimilasyon planı kapsamında, önce Rodoplar bölgesi güneydoğu kesiminde, sonra da Bulgaristan’ın Türk nüfus barındıran bütün bölgelerine uygulama genişletilerek Türk ve Pomakların kimlikleri ile isimleri zorla değiştirilmiştir (Nevrezova, 2006: 37-38). Uygulamalara karşı gelen Türkler içerisinde 800-2500 kadarının Mart 1985’e kadar katledildiği (Yorulmaz, 2012: 13) değerlendirilmektedir. Türklere karşı yapılanlar isim değiştirme ile sınırlı kalmamış, Türk benliğinin yok edilebilmesi amacıyla; Türkçe konuşma, geleneksel kıyafetlerin giyilmesi, camilerde ibadet özgürlüğü, oruç tutma ve erkek çocuklarının sünnet edilmeleri de yasaklanmıştır.

Bu zulme direnen binlerce soydaşımız da Belene kapında Nazi usulü işkencelerle cezalandırılmıştır. Türkiye’nin yoğun çalışmaları ve uluslararası kamuoyunun da devreye sokulması karşısında daha fazla direnemeyen Todor Jivkof idaresindeki Bulgaristan, 2 Haziran 1989 itibariyle; kendi tespit ettiği ailelerin mallarına el koyarak ve aile bütünlüğünü parçalayarak soydaşlarımızın göç etmelerine müsaade etmiştir (Konukman, 1990: 56-60).

Mayıs 1989-Mayıs 1990 dönemi içerisinde vizeli ve vizesiz olarak 345.960 soydaşımızın Türkiye’ye giriş yaptığı, 133.272 soydaşımızın da çeşitli nedenlerle geri dönmek durumunda kaldığı görülmektedir (Konukman, 1990: 61 ve 71).

Göçlerin Türkiye’ye Etkileri

1877 yılından itibaren Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve özellikle de Bulgaristan bölgesini kapsayan topraklarını kaybetmesiyle başlayan Müslüman-Türk göçleri 1989 yılına kadar zaman zaman azalıyor görünse de neredeyse kesintisiz olarak devam etmiştir. Yaşanan her göç dalgasında gelen göçmenlere ülkenin o dönemdeki ekonomik gücü oranında yardımlar yapılmış, sağlık ve barınma başta olmak üzere yiyecek ve giyecek hizmetleri sunulmuş, mesleklerine göre istihdam edilmeye çalışılmıştır. Gelen soydaşlarımızın en önemli özellikleri ise neredeyse tamamına yakının meslek sahibi olmalarıdır.

Bu göçler ile gelen soydaşlarımızın Anadolu’ya yerleştirilmeleri ve temel ihtiyaçlarının karşılanması için bütçeden yapılan ek harcamalar ilk etapta bir hayli yük getirmiştir Fakat boş ve kullanılmayan tarım arazilerinin işlenerek kullanımı ile uzun vadede Türkiye ekonomisine katkılar sağladığı da unutulmamalıdır (Bayraktar, 2007: 85). İstihdam edilen soydaşlarımız içerisinde kadınların ağırlıklı olarak tekstil ve tarım kesiminde, erkeklerin de inşaat işlerinde deneyimli oldukları görülmektedir. Bu nedenle istihdam sorunu pek fazla yaşanmamıştır. İstanbul ve Bursa dışında kalan şehirlerde çalışmak isteyenler için istihdam daha kolay olmuştur (Konukman, 1990: 91). Çünkü daha önce göç etmiş ve Bursa’ya yerleşmiş olan akrabalarından uzak olmak istemeyenler için iş bulma imkânı biraz daha zor olmuş ve istihdam edilememe sorunu ortaya çıkmıştır.

1989 göçü ile gelen soydaşlarımızdan resmi rakamlara göre ilk etapta 126.069 kişi iş başvurusu yapmış ve bunlar içerisinden 67.292’si istihdam edilmiştir. İstihdamların %36’lık kısmının 20.009 kişi ile kadınları, %64’lük kısmının 43.283 kişi ile erkekleri kapsamaktadır. Bu istihdamların %44.6’sının kamu (29.993 kişi), %55.4’ünün özel sektör (37.299 kişi) içerisinde yer almış olduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Ayrıca valiliklerden alınan özel bilgilerin değerlendirilmesi ile ve resmi kayıtlara geçirilmeden yaklaşık olarak 100.000 soydaşımızın daha çalışmaya başladığı, bu kapsamda başvuruların %80 oranında karşılanmış olduğu değerlendirilmektedir (Konukman, 1990: 91-93).

Göçlerin Bulgaristan’a Etkileri

Bulgaristan arazileri Osmanlı idaresinde kaldığı dönemde tarım arazilerinin büyük bir kısmı Türkler tarafından işletilmiştir. Bu oran 1877 kayıtlarında %70 olarak görülmektedir (Nevrezova, 2006: 11). Yaşanan bütün göçler Bulgaristan’ın yetişmiş kalifiye nüfusun kaybını da beraberinde getirmiştir. Osmanlı Devleti idaresinden buyana özellikle tarım ve hayvancılık sektörünün çok büyük bir kısmını elinde bulunduran Türklerin de gitmesi anlamına gelmektedir. Tarım ve hayvancılığı olumsuz etkilenen Bulgaristan binlerce Türk kökenli doktor, hemşire, mühendis, işçi ve öğretmenin göç etmesiyle ekonomik sıkıntıya girmiş, istihdam sorunları yaşamıştır.

Bulgaristan 1980 sonrası Müslüman-Türk azınlıklara uygulamış olduğu onca zulme rağmen yeni bir göç yaşanmasını istemediği anlaşılmaktadır. Çünkü yeni bir iş gücü kaybının başta tarım olmak üzere ekonomiyi olumsuz etkileyeceği belliydi. ABD Başkanı eski danışmanlarından Paul Henze’nin 27 Şubat 1985 tarihli “Geniş kapsamlı bir göç Bulgar ekonomisini sarsacaktır” açıklamaları (Dağlıoğlu, 2014: 78) da adeta Bulgar yöneticilere bir ikaz niteliği taşımaktadır.

Daha önceki göçlerden bu sıkıntılar konusunda tecrübe edinen Bulgaristan, bu nedenlerle 1989 yılında yaşanan göçün kapsamını sınırlı tutmaya çalışmış ama tüm gayretlerine rağmen ekonomisinin mahfolmasına engel olamamıştır (Üstündağlı, 2009: 130). Fakat Bulgaristan’ın uygulamalarında kendisi ile çeliştiğine görülmektedir. Çünkü 1969 Göç Sözleşmesinde sosyalizmi güçlendirebilmek gayesiyle yükseköğrenim görenleri göndermezken, 1989 yılında ilk önce bu kesimi adeta sınır dışı (Nevrezova, 2006: 29-30) edercesine Türkiye’ye göndermiştir.

Her göç sonrasında olduğu gibi son göç olayları yaşanırken de Türklerin ev ve iş yerlerinde hırsızlık ve yağma olaylarının yaşanmış olduğu görülmektedir. Bu olaylar soydaşlarımızın yıllardır elde etmiş oldukları mal varlıklarını kaybetmelerine ve ekonomik zayıflık yaşamalarına sebep olmuştur (Atasoy, 2010, 11).

1989 göçü ile gelen soydaşlarımız, Bulgaristan vatandaşlığından çıkarılmamasının verdiği avantaj ile çifte vatandaşlık hakkı kazanmışlardır. Fakat komünizm döneminde mülkiyet hakları olmadığından orada bıraktıkları gayrimenkullerini elde edemeyenlerin mülkiyet haklarını elde etme mücadeleleri devam edenler olduğu görülmektedir (Şensoy, 2014). Türk vatandaşlığını elde etmiş olan göçmen vatandaşlarımızın haklarını elde etmeleri halinde, buraları tekrar işletime açmaları ile Bulgar ekonomisine katkıları olacağı unutulmamalıdır.

Bulgar ekonomisinin ve rejimin çökmesi halkta radikal milliyetçiğin yükselişe geçmesine sebep olmuştur. Türklere eski haklarının geri verilerek isimlerinin iade edilmesi milliyetçi eylemlere sahne olmuştur.

Sonuç

Balkanlar ve özellikle Bulgaristan bölgesinde yüzyıllardır yerleşmiş olan Türk-İslam nüfusu, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’nin ağır bir yenilgi almasıyla vatan bildikleri topraklarından göç etmek zorunda kalmışlar, göç ve muhacirlik olgusu ile karşı karşıya kalmışlardır. Aynı zamanda Anadolu mukimi Türkler de ilk kez göçmenlerle karşılamışlardır.

Gelen soydaşlarımıza yardım duygusu ile kucak açılmış, ağırlıklı olarak devletin ekonomik gücü oranında yardımlar yapılmış, yerel halk da milli hislerle ve dini duygularla yardımcı olma gayretinde olmuşlardır. Fakat iskân edilen soydaşlarımıza hazine arazilerinden tarım arazilerinin tahsis edilmesi, buraları kayıt dışı kullanan yerel halkın bir kısmında rahatsızlıklara sebep olduğu görülmektedir. Kalifiye eleman açığı olan kamu ve özel sektörlerine yapılan istihdamların da iş arayan bazı kesimleri rahatsız etmiş olabileceği değerlendirilebilir. Fakat olumsuz manada çok fazla sıkıntılara sebep olmadığı bir gerçektir.

Kuşkusuz ki, göçmen olarak gelen soydaşlarımızın çoğunlukla bir mesleğe sahip olması ve alanlarında istihdam edilmeleri sanayi sektöründe ve tarım sektöründe yapılan istihdamların Türkiye ekonomisine katkıları hiç de yadsınamaz orandadır. Ayrıca soydaşlarımızı kederlerine terk etmemek, Anadolu halkının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kucak açması hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar öneme haizdir.

Soydaşlarımızın Türkiye ekonomisine ve tarım sektörüne olan artıları oranında, Bulgar ekonomisine olumsuz etkileri olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca Bulgaristan’da radikal milliyetçiliğin yükselişe geçmesine de sebep olmuştur. Bulgaristan, başta çifte vatandaşlık haklarını elde etmiş göçmen vatandaşlarımıza, geride bırakmış oldukları gayrimenkullerini iade etmesi halinde, öncelikle tarım sektöründe olmak üzere uzun vadede ekonomik girdilerinde artış yaşayabileceğini unutmamalıdır.

Kaynakça

ATASOY, Emin, (2010) Siyasi Coğrafya Işığında Bulgaristan Türklerinin 1989 Yılındaki Zorunlu Göçü, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Coğrafya Dergisi, S. 21, s.s. 1-17, İstanbul.

ATUN, Ata, (2009) Batı Trakya’daki Planlı Türk Soykırımı, Batı Trakya Online, (Erişim), http://www.batitrakya.org/e-arsiv/yayinlar/bati-trakyadaki-planli-turk-soykirimi.html, 25.09.2015.

BAYRAKTAR, Hatice, (2007) Osmanlı’nın Balkanlardan Çekilmesi: Savaşlar, İsyanlar ve Göçler, T.C. Balıkesir Üniversitesi F.E.F. Karesi Tarih Kulübü Bülteni, 2007/1, (Erişim), http://karesitarih.balikesir.edu.tr/5_Balkanlar.pdf, 12.11.2013.

DAĞLIOĞLU, Gökçay, (2014) “Turgut Özal Döneminde Türkiye’nin Bulgaristan Türkleri Politikası: Konstrüktivist Bir İnceleme”, Turgut Özal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

KONUKMAN, R. Ercüment, (1990) Tarihi Belgeler Işığında Büyük Göç ve Anavatan (Nedenleri, Boyutları, Sonuçları), Ankara, Hazırlayan: Kutlay Doğan.

KOYUNCU, Aşkın, (2013) Balkan Savaşları Sırasında Pomakların Zorla Tanassur Edilmesi (1912-1913), OTAM, Bahar 2013, S.33, ss.139-196.

MARAL, Fevziye, (2010) Bulgaristan’dan Türkiye’ye 1989 Göçü, İstanbul Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

NEVREZOVA, Aydzhan, (2006) Bulgar Yönetiminde Azınlıklar (1878–2004), Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Master Tezi, Ankara. (NOT: Tez sayfaları yazar tarafından numaralandırılmamış olup, sayfa numaraları pdf. sırasına göre tarafımdan verilmiştir.)

ŞAYBAK, Arzu, 2006, Soğuk Savaş Sonrası Türkiye’nin Balkan Ülkeleriyle İlişkilerinde Güvenlik Olgusu ve Karşılıklı Çıkarlar, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Bursa.

ŞENSOY, MEHMET ŞAMİL, (2014) “Bulgaristan Göçmenleri Örneği Ve Tarihsel Sürecin Getirdiği Potansiyeller”, 02.07.2014, https://www.linkedin.com/pulse/20140702143512-291742968-bulgaristan-g%C3%B6%C3%A7menleri-%C3%B6rne%C4%9Fi-ve-tarihsel-s%C3%BCrecin-getirdi%C4%9Fi-potansiyeller, (Erişim Tarihi, 28.05.2016).

TOKSÖZ, İlhan, (2011) Batı Trakya Türk Topluluğunun Rodoplardaki Buluşma Noktası: Seçek Yaylası Tarihi Seçek Yağlı Güreşleri ve Kültür Etkinlikleri, Millî Folklor, S. 91, (Erişim), http://www.millifolklor.com

ÜSTÜNDAĞLI, Elif, (2009) Balkan Göçmenlerinin Türkiye’de Kültürleşmeleri Sürecinde Türk Tüketim Kültürüyle Olan Etkileşimi, T.C. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme Anabilim Dalı, Pazarlama Yüksek Lisans Programı, Yüksek Lisans Tezi, İzmir.

VATANSEVER, Erhan, (2008) Osmanlı İdaresinden Sonra Bulgaristan Türklerinin Sosyo-Kültürel Hayatı, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Lisansüstü Eğitim, Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin Tarih Anabilim Dalı, Genel Türk Tarihi Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne.

YORULMAZ, Seçil, (2012) 1984-1989 Yılları Arasında Bulgaristan Türklerine Yönelik Uygulanan Asimilasyon Politikaları ve Göç Deneyimleri, T.C. Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

* Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı, BULTÜRK Derneği Ankara Temsilcisi.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir