İnsan Önce Kendini Yönetmeli

İnsan hayatı boyunca pek çok şey arar.

Bir fırsat…

Bir kapı…

Bir destek…

Bir dost…

Bir makam…

Bir imkân…

Belki yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir çevre, yeni bir başlangıç…

Çoğu zaman hayatımızın değişmesini dış şartların değişmesine bağlarız.

“Şu olsa ben de değişirim.”

“Bu problem ortadan kalksa her şey düzelir.”

“Bana bir fırsat verilse neler yapacağımı gösteririm.”

“Doğru insanlarla karşılaşsam hayatım başka olur.”

Elbette şartların insan hayatındaki etkisi büyüktür. İmkân önemlidir. Eğitim önemlidir. Ekonomik şartlar önemlidir. Aile, çevre ve toplum önemlidir.

Ancak bütün bunların yanında çoğu zaman gözden kaçırdığımız daha büyük bir gerçek vardır:

İnsanın değiştirmesi gereken ilk coğrafya kendi iç dünyasıdır.

Çünkü insanın içinde henüz tam olarak keşfetmediği büyük bir ülke vardır.

Düşünceleri…

Korkuları…

Hayalleri…

İnançları…

Önyargıları…

Cesareti…

Vicdanı…

İradesi…

Ve kendisi hakkında verdiği hükümler…

İşte insanın gerçek hazinesi burada saklıdır.

İNSAN ÖNCE ZİHNİNDE YAŞAR

Hayatımız sadece dış dünyada kurulmaz.

Önce zihnimizde kurulur.

İnsan zihninde kendisine nasıl bir kimlik çiziyorsa zaman içinde davranışlarını da büyük ölçüde bu kimliğe uydurmaya başlar.

Sürekli;

“Ben yapamam.”

“Benim şansım yok.”

“Ben bu saatten sonra değişemem.”

“Benden bir şey olmaz.”

“Ben zaten hep kaybederim.”

diyen bir insan, farkında olmadan kendi önüne görünmez duvarlar örer.

Bu sözler basit cümleler değildir.

Bunlar insanın kendisi hakkında verdiği kararlardır.

Kararlar tekrarlandıkça inanca dönüşür.

İnanç davranışı etkiler.

Davranış alışkanlık hâline gelir.

Alışkanlıklar karakteri şekillendirir.

Karakter ise insanın hayat yolculuğundaki tercihlerini belirler.

Bu nedenle insanın geleceği yalnızca büyük kararlarla kurulmaz.

Hayat çoğu zaman küçük ama tekrar edilen seçimlerin toplamıdır.

Belki de kader dediğimiz yolculuğun önemli bir bölümü, her gün farkına bile varmadan yaptığımız tercihlerin birikiminden oluşmaktadır.

ZİHNİNİ BAŞIBOŞ BIRAKMA

Nasıl ki sahipsiz bırakılan bir tarla zamanla dikenle dolar, kontrol edilmeyen bir zihin de korkuların, önyargıların, öfkenin ve umutsuzluğun istilasına uğrayabilir.

Bu nedenle insan zaman zaman zihninin kapısında nöbet tutmalıdır.

Kendisine şunu sormalıdır:

Ben bugün hangi düşünceyi besliyorum?

Umudu mu?

Korkuyu mu?

Gayreti mi?

Bahaneleri mi?

Cesareti mi?

Teslimiyeti mi?

Çünkü hangi düşünceyi sürekli beslerseniz o düşünce zamanla hayatınızda daha fazla yer kaplamaya başlar.

Burada mesele hayal dünyasında yaşamak değildir.

İnsanın kendisine;

“Her şey mükemmel olacak.”

demesi yeterli değildir.

Gerçek hayat bundan daha ciddidir.

Doğru düşüncenin anlam kazanabilmesi için doğru davranışla birleşmesi gerekir.

OLUMLU DÜŞÜNMEK GERÇEKTEN KAÇMAK DEĞİLDİR

Günümüzde zaman zaman yanlış anlaşılan bir kavram var:

Olumlu düşünmek.

Olumlu düşünmek, problemleri yok saymak değildir.

Borcu olanın borcunu unutması değildir.

Yanlış yapanın yanlışını görmezden gelmesi değildir.

Başarısız olanın kendisini başarılı ilan etmesi değildir.

Olumlu düşünmek;

problemi görmek ama probleme teslim olmamaktır.

Gerçeği kabul etmek ama geleceği yalnızca bugünkü gerçekle sınırlandırmamaktır.

“Burada yanlış yaptım fakat düzeltebilirim.”

“Bugün yetersizim fakat öğrenebilirim.”

“Kaybettim fakat yeniden hazırlanabilirim.”

“Geçmişte hata yaptım fakat aynı hatayı tekrarlamak zorunda değilim.”

diyebilmektir.

İşte gelişimin başlangıcı budur.

DÜŞÜNCE DAVRANIŞA İNMİYORSA DÖNÜŞÜM BAŞLAMAMIŞTIR

İnsan bazen kendisini güzel sözlerle kandırabilir.

“Değişeceğim.”

“Artık başka biri olacağım.”

“Bundan sonra çok çalışacağım.”

“Daha dürüst yaşayacağım.”

“Zamanımı daha iyi kullanacağım.”

Ama hayatın ölçüsü söylenen söz değil, ortaya konulan davranıştır.

Bir insan “dürüst olacağım” deyip yalan söylemeye devam ediyorsa düşüncesi henüz hayatına inmemiştir.

“Çalışacağım” deyip her gün aynı bahanelerin arkasına saklanıyorsa niyeti henüz disipline dönüşmemiştir.

“Değişeceğim” deyip aynı yanlışları bilinçli şekilde tekrar ediyorsa değişim henüz başlamamıştır.

Çünkü düşüncenin gerçek değeri davranışa dönüştüğü yerde ortaya çıkar.

HAYATININ KAPTANI KİM?

Hayatı büyük bir gemiye benzetebiliriz.

Deniz bazen sakindir.

Bazen fırtınalıdır.

Bazen görüş mesafesi azalır.

Bazen rüzgâr ters yönden eser.

Kaptanın görevi denize kızmak değildir.

Gemiyi yönetmektir.

İnsan hayatında da böyledir.

Her şartı değiştiremeyebilirsiniz.

Ekonomiyi tek başınıza değiştiremezsiniz.

Geçmişinizi değiştiremezsiniz.

Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü bütünüyle kontrol edemezsiniz.

Dünyadaki bütün haksızlıkları bir günde ortadan kaldıramazsınız.

Fakat önemli bir şeyi yönetebilirsiniz:

Kendi tutumunuzu.

İşte insanın elindeki dümen budur.

STRATEJİK HAYAT, STRATEJİK ZİHİNLE BAŞLAR

Devletler geleceklerini planlar.

Şirketler stratejik hedefler hazırlar.

Ordular senaryolar geliştirir.

Kurumlar beş yıllık ve on yıllık planlar yapar.

Peki insan kendi hayatı için neden stratejik düşünmesin?

Kişisel hayatın da bir stratejisi olmalıdır.

Nereye gidiyorum?

Nasıl bir insan olmak istiyorum?

Beş yıl sonra hangi bilgiye sahip olmalıyım?

Hangi yanlışları hayatımdan çıkarmalıyım?

Kimlerle yol yürümeliyim?

Hangi alışkanlığım beni aşağı çekiyor?

Hangi yeteneğimi geliştirmeliyim?

Hangi korkuyla artık yüzleşmeliyim?

İnsan bu soruları sormaya başladığında yaşamaktan çıkıp hayatını yönetmeye başlamaktadır.

İNSANIN EN BÜYÜK SERMAYESİ KENDİSİDİR

Para kaybedilebilir.

Makam kaybedilebilir.

İş değişebilir.

Şehir değişebilir.

Çevre değişebilir.

Fakat insanın bilgi birikimi, karakteri, çalışma disiplini, tecrübesi ve mücadele gücü onunla birlikte yürür.

Bu nedenle en büyük yatırım insanın kendisine yaptığı yatırımdır.

Bir yabancı dil öğrenmek…

Bir meslek edinmek…

Yeni bir kitap okumak…

Bir beceri geliştirmek…

Sağlığını korumak…

Sabırlı olmayı öğrenmek…

Öfkesini kontrol edebilmek…

İyi insanlarla dostluk kurmak…

Bunların her biri görünmeyen sermayedir.

Ve çoğu zaman ekonomik sermayeden daha uzun ömürlüdür.

KENDİNE YENİ BİR KİMLİK İNŞA ET

“Ben böyleyim.”

İnsan hayatındaki en tehlikeli cümlelerden biridir.

Çünkü bu söz çoğu zaman değişimin kapısını kapatır.

Oysa insan öğrenebilen bir varlıktır.

Sabırsız insan sabrı öğrenebilir.

Plansız insan disiplin kazanabilir.

Korkan insan cesaret geliştirebilir.

Bilgisiz insan öğrenebilir.

Başarısız olmuş insan tekrar deneyebilir.

Hata yapan insan tövbe edebilir, telafi edebilir, değişebilir.

İnsanın geçmişi onun hayat hikâyesinin ilk bölümleridir.

Son bölümü değildir.

GEÇMİŞİNİ DEĞİŞTİREMEZSİN AMA GEÇMİŞİNİN ANLAMINI DEĞİŞTİREBİLİRSİN

Hepimizin hayatında pişmanlıklar vardır.

Yanlış seçimler…

Kaçırılan fırsatlar…

Kırılan insanlar…

Kaybedilen yıllar…

Belki de geri dönüp baktığımızda;

“Keşke…”

dediğimiz çok şey vardır.

Ama hayat geri sarılan bir film değildir.

Geçmiş değişmez.

Fakat geçmişten çıkaracağımız sonuç değişebilir.

Bir hata sizi iki farklı yere götürebilir.

Ya yıllarca kendinizi suçlarsınız.

Ya da;

“Bu hatadan ne öğrenebilirim?”

dersiniz.

İkinci yol sizi büyütür.

İşte olgunluk budur.

İÇİNDEKİ EN BÜYÜK DÜŞMAN: KORKU

İnsanın önündeki engellerin bir kısmı gerçekten dışarıdadır.

Ama bazıları zihindedir.

“Ya başarısız olursam?”

“Ya insanlar gülerse?”

“Ya beni eleştirirlerse?”

“Ya geç kaldıysam?”

Bu sorular birçok insanın hayatındaki büyük fırsatları daha başlamadan öldürür.

Oysa başarısızlık çoğu zaman yolun sonu değildir.

Bir öğretmendir.

Yanlışınızı gösterir.

Eksiklerinizi gösterir.

Hazırlıksız olduğunuz alanları gösterir.

Önemli olan düşmemek değildir.

Düştükten sonra ne öğrendiğinizdir.

HAYATTA EN BÜYÜK GÜÇ: SEÇİM YAPABİLMEK

İnsan her şeyi seçemez.

Hangi ailede doğacağını seçemez.

Geçmişte başına gelen bazı olayları seçemez.

Ekonomik krizleri seçemez.

Savaşları seçemez.

Hastalıkları seçemez.

Ama çoğu durumda nasıl cevap vereceğini seçebilir.

Korkunun yerine cesareti…

Öfkenin yerine anlayışı…

Bahanelerin yerine sorumluluğu…

Umutsuzluğun yerine gayreti…

İntikamın yerine adaleti…

Yalanın yerine doğruluğu…

Tembelliğin yerine emeği…

seçebilir.

İşte insanın gerçek özgürlüğü burada başlamaktadır.

KÜÇÜK ADIMLARI KÜÇÜMSEME

İnsan hayatını her zaman büyük kararlar değiştirmez.

Bazen her sabah yarım saat erken kalkmak değiştirir.

Her gün on sayfa kitap okumak değiştirir.

Bir yabancı dilde her gün yirmi kelime öğrenmek değiştirir.

Bir yanlış alışkanlıktan vazgeçmek değiştirir.

Her gün yarım saat yürümek değiştirir.

Bir kişiye yapılan iyilik değiştirir.

Bir özür değiştirir.

Bir telefon değiştirir.

Bir karar değiştirir.

Büyük değişimler çoğu zaman küçük davranışların uzun süre tekrar edilmesinden doğar.

Bir damla su taşı hemen delmez.

Fakat aynı noktaya yıllarca düşen su taşta iz bırakır.

İnsan karakteri de böyle oluşur.

GENÇLERE: KENDİNİZİ TÜKETMEYİN, KENDİNİZİ İNŞA EDİN

Bugünün gençleri çok büyük bir dikkat savaşının ortasındadır.

Telefon ekranları…

Sosyal medya…

Karşılaştırma kültürü…

Tüketim baskısı…

Hızlı başarı hikâyeleri…

Genç insana sürekli başkalarının hayatları gösteriliyor.

Bir süre sonra genç kendi yolunu unutabiliyor.

Oysa gençlere söylenecek en önemli cümlelerden biri şudur:

Başkalarının hayatını izlemek yerine kendi hayatınızı inşa edin.

Kendinize yatırım yapın.

Meslek öğrenin.

Dil öğrenin.

Teknoloji öğrenin.

Tarih okuyun.

Dünyayı takip edin.

Spor yapın.

Kendinize iyi arkadaşlar seçin.

Ailenizi ihmal etmeyin.

Ve en önemlisi karakterinizi koruyun.

Çünkü bilgi sizi bir yere götürür.

Ama karakter orada kalmanızı sağlar.

TOPLUMLAR DA KENDİ İÇİNDEKİ HAZİNEYİ KEŞFETMELİDİR

Bu konu yalnızca birey için geçerli değildir.

Milletler için de geçerlidir.

Bir ülke sürekli başka ülkelerden çözüm bekliyorsa kendi potansiyelini kullanamaz.

Bir toplum gençliğine güvenmiyorsa geleceğini başkalarına teslim eder.

Bir millet kendi bilim insanını, öğretmenini, girişimcisini, çiftçisini, sanatçısını ve üreticisini küçümsüyorsa kendi hazinesinin üzerinde fakir yaşar.

Bu nedenle “kendi içindeki hazineyi keşfetmek” aynı zamanda milli bir stratejidir.

Türkiye’nin de, Türk dünyasının da en büyük zenginliği yalnızca petrol, gaz, maden veya coğrafya değildir.

İnsandır.

Eğitilmiş insan…

Ahlaklı insan…

Üreten insan…

Bilim yapan insan…

Sorumluluk alan insan…

Girişimci insan…

Vatanını seven ama dünyayı da okuyabilen insan…

Geleceğin gerçek gücü budur.

BİR MİLLETİN GELECEĞİ, İNSANINA YAPTIĞI YATIRIMDIR

2050’nin dünyasında hangi milletlerin güçlü olacağını bugünden anlayabiliriz.

Çocuklarına ne öğrettiklerine bakın.

Okullarına bakın.

Üniversitelerine bakın.

Laboratuvarlarına bakın.

Öğretmenlerine verdikleri değere bakın.

Gençlerine sundukları fırsatlara bakın.

Bir devletin gelecek stratejisi sadece köprülerden, yollardan ve binalardan oluşmaz.

İnsanı güçlendirmekten oluşur.

Çünkü güçlü insanlardan güçlü aileler;

güçlü ailelerden güçlü toplumlar;

güçlü toplumlardan da güçlü devletler doğar.

HER SABAH YENİDEN BAŞLAYABİLİRSİN

Hayatın en güzel taraflarından biri budur.

İnsan her sabah yeniden seçim yapabilir.

Dün başarısız olmuş olabilirsiniz.

Bugün yeniden başlayabilirsiniz.

Dün öfkeli olmuş olabilirsiniz.

Bugün sakinliği seçebilirsiniz.

Dün zaman kaybetmiş olabilirsiniz.

Bugün çalışabilirsiniz.

Dün birini kırmış olabilirsiniz.

Bugün özür dileyebilirsiniz.

Dün yanlış bir yolda yürümüş olabilirsiniz.

Bugün yön değiştirebilirsiniz.

Hayatta bazı kapılar kapanır.

Ama insanın kendisini değiştirme kapısı kolay kolay kapanmaz.

ARADIĞIN HAZİNE BELKİ DE SENSİN

Belki hayatımız boyunca çok uzaklarda aradığımız şey aslında içimizdedir.

Bir fırsat bekleriz.

Oysa bazen fırsatı oluşturacak cesaret içimizdedir.

Bir kurtarıcı bekleriz.

Oysa bazen bizi ayağa kaldıracak irade içimizdedir.

Bir mucize bekleriz.

Oysa bazen mucize küçük bir karardır.

Sonra o kararı doğrulayan küçük bir adım…

Sonra bir adım daha…

Ve yıllar sonra dönüp baktığınızda;

“Hayatımı değiştiren gün buydu.”

dediğiniz anın aslında sıradan bir sabah olduğunu fark edersiniz.

O sabah yalnızca bir karar vermişsinizdir:

Ben artık hayatımın seyircisi olmayacağım.

Kendi içindeki hazineyi keşfet.

Zihnini temizle.

Kendin hakkındaki eski hükümlerini sorgula.

Korkularının üzerine yürü.

Bilgini artır.

Karakterini güçlendir.

Yanlışlarını kabul et.

Doğruyu seç.

Ve seçtiğin doğruyu hayatına taşı.

Çünkü insanın hayatı yalnızca başına gelenlerden oluşmaz.

Başına gelenler karşısında neyi seçtiğinden de oluşur.

Kendini küçümseme.

Belki içinde henüz tanımadığın çok daha güçlü, çok daha olgun, çok daha cesur bir insan vardır.

Ve belki de hayatının en güzel hâli…

henüz tanışmadığın o insanın içinde saklıdır.

Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı