Ismarlama Şiir Yazılmaz

Tarih: 09 Ocak 2019
Yazan: Neriman Kalyoncuoğlu
Konu:  Sanatımızın direklerinden Osman Aziz

Bulgaristanlı Türk şairler arasında ısmarlama şiir yazana rastlamadım. Şairin içinde taşmaya hazır müthiş bir birikim olsa da, müdahale olunca şiir düşmez. Şairin duygularını dökebilmesi için kendine ait zamanı olması gerekir. Ne var ki, bizim şiir yazmaktan geçinen kültür adamımız olmadı. Şair-e yazara el uzatacak iş adamımız da olmadı. Olur, iş Allah!

Şiirsel sezi doğurganlığımız açısından en verimli yıllarımız 1960’lara gider. Toplam şiir kitaplarımız 400 olsa da yarısı o yıllara aittir. Bunlarda üçü Osman Aziz’indir: “Ateş”, 19655, Sofya. “Güllerin Korkusu” 1965, Sofya ve “Canlarım Türküler” deneme, 2002, Sofya.

Sosyalist realizm yıllarında kaleme alınan eserlerimiz sanki gönülden geçen noktayı, bir bekleyişi ve bir çağrışımı yansıtır. Kaybolan umut kopuk kopuktur.  Şartlara küsüp şair olmaktan vaz geçenlerimize de rastlamadım ama tüm yaratıcılarımızın ekmek parası davasına nefer olmayı ön plana çektiğine tanığım. Para için yazmak sanatın katilidir.

En güçlü şiirlerimiz kırılma noktalarımızı yansıtır.

Rodopların alçalan güney dağlarının bir birini andıran yaylalarından biri olan Alfatlı’da (Neofit Bozveli) köyünde orta halli yüksek ruhlu bir tütüncü ailesinde dünyaya gelen ve daha gençlik yıllarında “ses” kabiliyeti ve “imaj” yaratma ustalığıyla dikkati çeken şair, ses sanatçısı ve araştırmacı yazar Osman Aziz, bunsan 12 yıl önce hayata gözlerini yummazdan önce sevgi ve saygı dolu kimliğiyle sevilen biriydi.

Sanatımızdaki boşluk onun aramızdan ayrılmasıyla daha da büyüdü.

Örneğin “Hey Kırca Ali Güzel Şehir” onun bestesiydi. Bu eseri onun gibi söyleyen başka biri de çıkmadı. “Arda ile Kırca Ali’nin arası saat sekiz arası” da bir daha onun söylediği gibi söylenemedi. Bu örnekler sıralamakla bitmez. Osman Aziz sanki şiirin kendine has öz diliyle doğmuştu. Gülümseyişinde ve lüle saçlarında her zaman vardı bu esinti. O, herkesten farklıydı. Sofya’da 2002’de çıkan “Canlarım Türküler” deneme eserinde, besteleri anlatırken şiirleri dillendirdiği, kendini anlatırken arkadaşlarından söz ettiği, solo icralarından söz açarken, kendini tiyatro sahnesinde bulduğu dikkati çeker. O sanat ve yaratıcılıkla iç içe biriydi. Bulgaristan Türk edebiyatı ve sanatının orta direği olarak uzamış ve yeşermişti.

Osman Aziz Türkçemizi kuralına yakın kullanan şairlerimiz arasında seçilirdi. Anadilimizin olmazsa olmazımız olduğunu şöyle dile getirmişti:

UNUTUYORUZ TÜRKÇEYİ

Acıların Türkçe diner
Aşkın en güzel türküsü
Türkçe söylenir
Aldatmak aldanmak varsa

Türkçedendir
En ağır yargısı
En derin aşk yarasının
Türkçedir en güzel sargısı

Türkçede gelir sevgiler
Türkçede kalır.

Unutuyoruz Türkçeyi

Aşkın dilini
Şiirin dilini
En derin aşk yarasının
Türkçedir en güzel sargısı

1.Aziz Sofya Radyosu’nun Bulgaristan Türklerine Mahsus Radyo Yayınlarında çalışırken dinleyicilerimizle her gün gönülden selamlaştı. Bazıları, 1958’den beri kendi okulları olmayan bir Türk azınlığın anadilini unutmaması neye borçlu olabilir sorusunun kesin yanıtında Sofya Radyosunun Türkçe yayınları önemli bir yer alır. Bu eğitici ve öğretici seslerden biri Osman Aziz’di. Onların hayatına umut ve mutluluk taşıdı. Bununla yetinmedi edebiyat ve sanat programları yaptı ve gönüllere doldu. Köy ve kasabalarımızı en fazla dolaşan, kültür evlerinde, sinema salonlarında, meydan buluşmalarında herkese hal hatır soran, isteklerine kılavuz olan sanatçılarımızdan biriydi. Alman Azizle yürümek, doğru yolda olmak anlamına gelirdi.

Şair Osman Aziz derin ve güçlü bir Türk kimliğine sahipti. Annesinin sadeliği, yürekler yakan Rodop türküleri,  babasının din adamlığı onu küçük yaşta çok etkilemişti.  O, her zaman ve her yerde halkımıza bağlı kalmaya çalışırken, sıkılan ve daralan kültürel çember içinde, komünist terör ve totaliter zulüm yıllarında halkımızın acısını derin sarsıntılarla yaşamıştı. Birkaç defa işten atıldı. Çaresiz bırakılsa da boyun eğmeyip, isim değiştirmeye karşı çıktı. Türklüğümüzün değerlerini yok ederek, imansız, adet ve geleneksiz, ana dilsiz bırakılarak Bulgarlaştırma serüvenine karşı gece şiirleri yazarak, başkaldırmıştı. Değişik antolojilere giren bu eserlerinde o düşmanı ve uygulanan totaliter-komünist zulmü bir “Kara Boğa” olarak imgelemiş ve RÜYA şiirinde halkımızın yaşadığı dehşeti şöyle anlatmıştı.

RÜYA

Damı kırmızı bir ahırda saldılar boğayı
Böğürdü karanlıktan aydınlığa
Bu nasıl boğa Allah’ım
Kırmızı değil

Maviye böğürdü kan tutmuşçasına
Yeşile böğürdü, beyaza böğürdü.
Boğa müzikten ne anlar ki
Saz gördü elinde birinin,

Saza böğürdü.
Bir genç türkü söylüyordu kendi dilinde
Türkiye böğürdü
Böğürdü gencin gençliğine

“Korkuyorum dede” dedi bir çocuk ana dilince
“Korkma yavrum” diyen ihtiyara böğürdü delice.
Karşıda okul vardı, okula yürüdü
Okula böğürdü kara boğa.

Böğürdü Türkçe okuyan öğrencinin yüreğine
Türkçe okutan öğretmenin gözüne böğürdü
Sonra bir daha yürüdü insanların üstüne
İnsanlar ki, bizim insanlarımız

Bilmez gibi görünseler de, her şeyi bilen insanlarımız
Üstlerine böğürürken boğa
Tek kılı titremeden susan insanlarımız…
Ne istersin insanlarımızdan kara boğa

Ne istersin koparmışsın da ipini?
Yalvarırım, kara boğa,
Taşırma insanlarımızın sabır küpünü!…
Hayvansın ama senin de yüreğin vardır.

Halden anla, kara boğa, dilden anla
Hayvansın ama senin de elbet bir dilin vardır.
Böğür böğüre bildiğin kadar
Ama bizi bırak

Bizim bir dilimiz var ki,
Ondan ötürü
Bizi yanlış bellettiler insanlara
Sana yanlış

Bütün hayvanlara yanlış bellettiler,
Yanlış bellettiler koskoca bir tarihe;
Seni gütmediler de, kara boğa,
Saldılar da seni başıboş

Hayvan sayıp bizi güttüler.
Hele sana yalvarırım ki, kara boğa,
Girme avlusuna şu caminin
Bozma insanlarımızın boğasını,

Onların duası hepimiz adına
İyilik ve güzellik
Kardeşlik ve birlik adına
Aç çocuklarımız

Gittikçe çoğalan acılarımız
Naçar düşmüş Vatanımız adına!…
Böğürme insanlarımıza ne olursun,
Sen onların verdiğiyle beslendin…

Dinlemedin bizi, kara boğa, dinlemedin
Gittin cami duvarına pisledin…
Osman Aziz

1984 /1985 isim ve kimlik değiştirme faciasını, karilleri lanetledi. Şehitlerimizi kucakladı, yüceltti. Hele onun kasabası Mestanlı’da yaşanan kıyımı sert kınadı. Bu girişimle BULTÜRK ve BDSAM olarak hepinizin acısını ve kederini paylaşıyor ve umut dolu yeni günlerin sizin olmasını diliyoruz.

Davamız ortaktır.
Biz her zaman ve her yerde sizinleyiz. , Okuyun, okutun ve paylaşınız…

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir