Yeni Dünya Düzeninde Türk Gençliğine Sesleniş

Rafet ULUTÜRK

Dünya değişiyor. Sınırlar haritalarda aynı görünse de güç dengeleri değişiyor. Teknoloji, yapay zekâ, savunma sanayii, enerji, ekonomi, iletişim ve bilgi savaşları yeni bir çağın kapılarını açıyor. Belki de böylesine büyük bir dönüşüm döneminde üzerinde en fazla düşünmemiz gereken mesele gençliktir. Çünkü devletlerin geleceğini yalnızca bugünkü yöneticiler değil, yarının sorumluluğunu devralacak gençler belirleyecektir.

Bu nedenle artık kendimize çok önemli bir soru sormamız gerekiyor:

Biz gençlerimize ne bırakacağız?

Kavgalarımızı mı? Kırgınlıklarımızı mı? Bitmeyen hesaplaşmalarımızı mı?

Yoksa büyük hedefler, güçlü bir devlet, ortak bir gelecek ve insanlığa söyleyecek sözü olan bir medeniyet tasavvuru mu? Benim cevabım açıktır:

Gençlere kavgalarımızı değil, hedeflerimizi bırakalım.

GENÇ KARDEŞİM, SEN BİZİM DEVAMIMIZ DEĞİL,
GELECEĞİN KURUCUSUSUN

Genç kardeşim, Senden bizim yaşadığımız bütün tartışmaları devralmanı istemiyorum.

Bizim kırgınlıklarımızı taşımak zorunda değilsin.

Bizim kuşağımızın çözemediği meselelerin esiri olmak zorunda da değilsin.

Geçmişi öğren. Tarihini bil. Atalarının hangi bedelleri ödediğini unutma.

Fakat geçmişin acılarının içinde yaşamayı kendine kader yapma.

Çünkü tarih yalnızca geriye bakmak için değil, ileriye yürürken yönünü kaybetmemek için öğrenilir.

Senin önünde bizim önümüzde olmayan imkânlar var. Dünyanın bilgisi avucunun içinde.

Bir yabancı dili dünyanın öbür ucundaki insanla konuşarak öğrenebilirsin.

Bir bilgisayarın başından şirket kurabilirsin. Yapay zekâyla üretim yapabilirsin.

Bir fikir geliştirip milyonlarca insana ulaştırabilirsin.

Bilim insanı, mühendis, diplomat, girişimci, sanatçı, asker, öğretmen veya devlet adamı olabilirsin.

Ama önce bir şeye karar vermelisin:

Oyunun parçası mı olacaksın, oyunu kuranlardan mı?

OYUNA GELME, OYUNU SEN KUR

Yeni dünyanın en büyük mücadelelerinden biri zihinler üzerinde yaşanacaktır.

Sana sürekli ne düşüneceğini söyleyenler olacak.

Kime kızacağını…

Kimden nefret edeceğini…

Neyi tartışacağını…

Neyi tüketmen gerektiğini…

Hatta bazen kim olduğunu bile başkaları tarif etmeye çalışacak.

İşte burada sana iki cümle bırakmak istiyorum:

Oyuna gelme. Oyunu sen kur.

Ama oyun kurmak başkasına tuzak kurmak değildir.

Oyun kurmak;

bilgi sahibi olmaktır.

Strateji geliştirmektir.

Teknoloji üretmektir.

Ekonomiyi anlamaktır.

Dünyayı okumaktır.

Dil öğrenmektir.

Diplomasiyi bilmektir.

Geleceği başkalarının planlarına göre yaşamak yerine kendi geleceğini planlayabilmektir.

Başkalarının kurduğu masalarda kendine sandalye arayan değil, gerektiğinde masayı kurabilecek bir nesil olmalısınız.

BİRLİK: AYNI DÜŞÜNMEK DEĞİL,
AYNI GELECEĞİ SAVUNABİLMEKTİR

Gençlerimize öğretmemiz gereken en önemli kavramlardan biri birliktir.

Fakat birlik, herkesin aynı düşünmesi değildir.

Demokrasilerde insanlar farklı düşünür.

Farklı siyasi görüşleri olabilir.

Farklı hayat anlayışları bulunabilir.

Farklı şehirlerden, bölgelerden ve kültürel çevrelerden gelebilirler.

Bütün bunlar doğaldır.

Asıl mesele farklılıklarımızın bizi düşmanlaştırmasına izin vermemektir.

Bir milletin çocukları birbirini tüketmeye başladığında kazanan o millet olmaz.

Bu nedenle genç kardeşim;

fikirlerini savun ama karşındakini düşmanlaştırma.

Tartış ama hakaret etme.

Eleştir ama yıkmaya çalışma.

Rekabet et ama kardeşliğini unutma.

Çünkü büyük milletler aynı düşünen insanlardan değil, farklı düşünmesine rağmen ortak hedeflerde birleşebilen insanlardan oluşur.

BERABERLİK BİR DUYGU DEĞİL,
STRATEJİK GÜÇTÜR

Dünyaya baktığımızda büyük güçlerin yalnız hareket etmediğini görüyoruz.

Devletler ittifaklar kuruyor.

Ekonomik birlikler oluşturuyor.

Teknoloji ortaklıkları geliştiriyor.

Enerji koridorları kuruyor.

Savunma iş birlikleri oluşturuyor.

Öyleyse bizim gençlerimiz de beraberliğin yalnızca güzel bir söz olmadığını anlamalıdır.

Birlik aynı zamanda güç çarpanıdır.

Türkiye’deki gençle Balkanlar’daki gencin;

Azerbaycan’daki gençle Kazakistan’daki gencin;

Kırgızistan’daki gençle Özbekistan’daki gencin;

Kıbrıs’taki gençle Avrupa’daki Türk diasporasının birbirini tanıdığı bir gelecek düşünün.

Birbirleriyle ticaret yapan…

Ortak teknoloji geliştiren…

Üniversiteler arasında çalışan…

Birbirlerinin dillerini, şehirlerini ve kültürlerini tanıyan…

Ortak bilim ve girişimcilik ağları kuran milyonlarca genç…

İşte geleceğin büyük gücü burada doğabilir.

Türk dünyasının gelecekteki birliği yalnızca zirvelerde çekilen aile fotoğraflarıyla değil, gençler arasında kurulacak gerçek bağlarla güçlenecektir.

MERHAMETİNİ KAYBETME

Fakat güç tek başına yeterli değildir.

Bir insan çok bilgili olabilir.

Çok zengin olabilir.

Çok başarılı olabilir.

Çok güçlü makamlara gelebilir.

Ama merhametini kaybetmişse insanlığından büyük bir şey kaybetmiştir.

Bu nedenle genç kardeşim;

başarıya koşarken kalbini geride bırakma.

Yoksulu gör.

Yetimi gör.

Yaşlıyı gör.

Engelliyi gör.

Göçmeni gör.

Sokaktaki hayvanı gör.

Haksızlığa uğrayan insanı gör.

Çünkü bizim medeniyet anlayışımız yalnızca güçlü olmayı değil, gücün yanında merhametli olmayı da emreder.

Geleceğin Türkiye’si yalnızca teknolojisi güçlü bir ülke olmamalıdır.

Aynı zamanda vicdanı güçlü bir ülke olmalıdır.

VİCDANINI HİÇBİR MAKAMA SATMA

Genç kardeşim,

Hayatta çok şey kaybedebilirsin.

Para kaybedebilirsin.

Makam kaybedebilirsin.

Seçim kaybedebilirsin.

Ticarette kaybedebilirsin.

Bir mücadelede yenilebilirsin.

Bunların hepsi yeniden kazanılabilir.

Fakat vicdanını kaybedersen kendini kaybedersin.

Bu nedenle hangi göreve gelirsen gel;

adaletten ayrılma.

Devlet görevine gelirsen vatandaşlar arasında ayrım yapma.

İş insanı olursan çalışanının hakkını gözet.

Siyasetçi olursan milleti yalnızca oy olarak görme.

Gazeteci olursan kalemini çıkar hesabına teslim etme.

Bilim insanı olursan bilgiyi insanlığın zararına kullanma.

Çünkü bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca kanunları değildir.

O kanunları uygulayan insanların vicdanıdır.

TELEFONUNU KULLAN,
TELEFONUN SENİ KULLANMASIN

Yeni çağın en büyük savaşlarından biri dikkat savaşıdır.

Milyarlarca insanın zamanı ekranlarda tüketiliyor.

Algoritmalar sana sürekli yeni görüntüler, yeni tartışmalar, yeni öfkeler sunuyor.

Çünkü senin dikkatin artık ekonomik bir değerdir.

Bunu fark et.

Teknolojiden kaçma.

Tam tersine teknolojiyi öğren.

Yapay zekâyı öğren.

Kodlamayı öğren.

Dijital ekonomiyi öğren.

Siber güvenliği öğren.

Yeni üretim modellerini öğren.

Ama teknolojinin efendisi ol; esiri değil.

Telefonunu kullan, telefonun seni kullanmasına izin verme.

Çünkü önümüzdeki yıllarda dünyanın en önemli sermayelerinden biri dikkatini uzun süre bir hedef üzerinde tutabilme kabiliyeti olacaktır.

BİR YABANCI DİL YETMEZ,
DÜNYAYI OKUMAYI ÖĞREN

Gençlerimizin dünyaya açılması gerekiyor.

İngilizce öğrenin.

Mümkünse ikinci, üçüncü dili öğrenin.

Türk dünyasının dillerini tanıyın.

Balkanları tanıyın.

Kafkasya’yı tanıyın.

Orta Asya’yı tanıyın.

Afrika’yı, Avrupa’yı, Asya’yı anlayın.

Ama dünyaya açılırken kendi kimliğinizden utanmayın.

Dünyalı olmakla milletine mensup olmak birbirinin düşmanı değildir.

Tam tersine;

kökleri sağlam olan ağaç daha geniş dallanır.

TÜKETEN DEĞİL ÜRETEN NESİL OLUN

Bir millet sürekli başkalarının teknolojisini kullanarak büyük güç olamaz.

Başkasının yazılımını…

Başkasının makinesini…

Başkasının enerjisini…

Başkasının bilgisini…

Başkasının markasını tüketerek bağımsızlık sürdürülemez.

Bu nedenle sizin kuşağınızın büyük parolalarından biri şu olmalıdır:

Üret.

Fikir üret.

Bilgi üret.

Teknoloji üret.

Tarımda üret.

Sanayide üret.

Kültürde üret.

Sanatta üret.

Yazılım üret.

Marka üret.

Dünyaya satılabilecek değer üret.

Çünkü yeni çağda bağımsızlığın en güçlü teminatlarından biri üretim kabiliyetidir.

BİZİ GEÇİN

Genç kardeşim,

Bizim yaptıklarımızı tekrar etmek zorunda değilsiniz.

Daha iyisini yapın.

Biz bir kitap yazdıysak siz on kitap yazın.

Biz bir kurum kurduysak siz uluslararası kurumlar kurun.

Biz bir ülkeye ulaşabildiysek siz yüz ülkeye ulaşın.

Biz bir teknoloji geliştirdiysek siz onun daha ilerisini geliştirin.

Bizim göremediğimiz hataları görün.

Bizim aşamadığımız duvarları aşın.

Hatta gerektiğinde bizi eleştirin.

Çünkü bir neslin başarısı, kendisinden sonraki neslin kendisini geçmesidir.

Bizim omuzlarımız sizin basamaklarınız olsun.

SİZE KAVGA DEĞİL KIZILELMA BIRAKALIM

Bizim kuşağımızın görevi gençlerin önüne eski kavgaları yığmak değildir.

Onlara büyük hedefler bırakmaktır.

Güçlü Türkiye hedefi…

Bilimde öncü Türkiye hedefi…

Teknolojisini üreten Türkiye hedefi…

Adaletli Türkiye hedefi…

Türk dünyasıyla güçlü bağlar kurmuş Türkiye hedefi…

Mazlumun yanında duran Türkiye hedefi…

Dünyanın karar mekanizmalarında sözü dinlenen Türkiye hedefi…

İşte bizim gençlere bırakmamız gereken miras budur.

Kavga değil Kızılelma.

Kırgınlık değil ülkü.

Kutuplaşma değil kardeşlik.

Korku değil özgüven.

Tüketim değil üretim.

Taklit değil özgünlük.

Bağımlılık değil bağımsızlık.

SON SÖZÜM GENÇLERE

Sevgili gençler,

Dünya sizi beklemeyecek.

Tarih hiçbir millete sonsuz fırsatlar sunmaz.

Önümüzde büyük bir değişim dönemi var.

Bu dönemde bazı milletler yükselecek, bazıları geride kalacak.

Siz hangi tarafta olacağımıza karar verecek nesilsiniz.

Onun için okuyun.

Araştırın.

Sorgulayın.

Çalışın.

Üretin.

Dünyayı gezin.

Dil öğrenin.

Teknolojiyi takip etmeyin; mümkünse geliştirenlerden olun.

Birbirinizi sevin.

Birbirinizin başarısından rahatsız olmayın.

Bir Türk genci başarılı olduğunda onu rakibiniz değil, milletinizin kazancı olarak görün.

Ve ne olursa olsun;

birliğinizi kaybetmeyin.
Beraberliğinizi kaybetmeyin.
Merhametinizi kaybetmeyin.
Vicdanınızı kaybetmeyin.

Kimsenin sizi birbirinize düşman etmesine izin vermeyin.

Kimsenin sizin geleceğinizi sizin adınıza yazmasına izin vermeyin.

Kimsenin size küçük hedefler göstermesine izin vermeyin.

Başınızı kaldırın.

Dünyaya bakın.

Ve kendinize sorun:

“Neden biz yapmayalım?”

Sonra çalışmaya başlayın.

Çünkü yeni dünya düzeninde size bırakabileceğimiz en değerli miras geçmişin kavgaları değil, geleceğin hedefleridir.

Bizim mücadelemiz sizin önünüzü açmak içindir.

Sizin mücadeleniz ise bizden daha ileri gitmek olmalıdır.

Oyuna gelmeyin.
Oyunu okuyun.
Oyunu anlayın.
Ve zamanı geldiğinde oyunu siz kurun.

Çünkü gelecek başkalarının size vereceği bir yer değildir.

Gelecek, sizin kuracağınız dünya olmalıdır.