Firdevs Büyükateş, Şumen’e (Şumnu) bağlı Stoyan Mihaylovski köyünde doğdu. İlk ve ortaokulu tamamlayıp liseye Şumen’de devam etti. Küçük yaşlarda ninni yerine babasının kendisine okuduğu kahramanlık şiirleriyle büyüdü. Şiirleri daha öğrencilik yıllarında Halk Gençliği, Yeni Işık, Komünizm Bayrağı ve Yeni Hayat dergilerinde yer aldı.
1989 yılında Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutuldu.
25 yıldır Kırklareli’de ikamet etmektedir. Kırklareli Kültür Sanat ve Edebiyatçılar Derneği “KIRKSEDER” yönetim kurulunda ve kurucularındandır.
2005 yılında “Ben Ağlarken Gülümserim”,
2009 yılında “Yüreğime Ektim Seni”,
2012 yılında da “Ağlatan Şarkı”
2014 yılında “Damla Damla Balkanlar”
başlıklı şiir kitapları yayınlanmıştır.
2014’te de nesir yazma hünerini “Kalemin Dili” adlı kitabında sergiledi.
Şiirleri ayrıca 6 ayrı antolojide yer aldı.
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi
SANA
Artık seni tanımanın gururuyla yaşar
Kendime okurum şiirlerimi
Varsın olsun dikenli bir armağan
Senli benli o günlerin her biri
Dikenleri de basarım gül yerine
Sensizliğin derin acısına
Bazen de söz olurum bestelerine
Şarkılarını sürerken gönül sancıma
Bakarsın severim yokluğunu da
Senden bir parçadır diyerek
Sen olduğun yerde bahtiyar yaşa
Unutsan da unutulmayacağını bilerek
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi
ONA
Ne unutabilir ne candan sever
Aramızda sanki yeminli yıllar
Hasret eleğinde sadakat eler
Bulacakmış gibi benden sadık yar
Gönüllere akan sevda selidir
Bir elinde güneş bir elinde kar
Uzak kalışları hep tesellidir
Olacakmış gibi bensiz bahtiyar
Peşinde koşmaktan yıllar yorulur
Kaldırımlar erir ayak altında
Bilmem fanilerle ne işi olur
Firdevs’i alınca gönül tahtına.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor ve iç mekan
DERİN DÜŞÜNCELER
Her işte bir hayır vardır, der ye bir atasözü, belki derin düşünürsek eğer bu sözün doğruluğu çoktan önümüze çıkmış olduğunu da görebiliriz.
Geçen hafta içersinde yeni 2015 yılın kutladık. Büyüklerimizin ellerinden hasretle öperek, başımızın değişmez taçları olduklarını, şiirlerle, öpücüklerle, güllerle, en güzel bayramlık sözlerle elimizden geldiğince, dilimizin döndüğünce yeni yıl dilekleri diledik
İstanbul’dan bir arkadaşım aradı, yeni yılımı kutladı ve bir ara sohbet arasında.
Bil bakalım benim kızım bana ne dilekler diledi dedi.
Seni seviyorum, demiştir dedim.
Hayır, bilemedin, dedi arkadaşım.
ÇESTİT YENİ YIL MAYKO, dedi deyince bana, gülesim geldi ama birden yüreğime yıldırım gibi düşen düşünceler dudaklarımda ki tebessümü dondurdu.
Arkadaşım Türkiye’de Türkçe öğretmeni ve kızı Bulgaristan’da TIP okuyor,4 yıl sonra bir doktor olacak hizmet vermeye başlayacak, dört yıl sonra kurduğu bu Türkçe kelimelerin kaçı kalır cümlelerin içinde acaba?
Kimseyi suçlamak niyetim değil, insanların dili muhakkak pazara uygun olacağını da hepimiz biliriz.
Biliriz de, dört, beş yıl sonra doktor olup diplomasını alacak bir genç, oralarda kalırsa ne âlâ, Bulgarca mükemmel, mesleğine oralarda devam ederse zaten Türkçeden pek ihtiyacı olmayabili mesleğini icra ederken ama doktorluğuna buralarda devam etmesi gerekirse , iletişimsizlik onu hayal kırıklığına uğratacaktır.
Ben ve benim gibi zorunlu göçe tabi tutulanlar bu yollardan geçerek buralara geldik.
Ben oğluma Türkçe öğretene kadar neler yaşadığımızı bir Allah bir de ben bilirim. Geceler boyu ders çalıştık, çocuk anlamaz, sonunda derslerini ben okuyup, özetledim ve ona Bulgarca harflerle yazdım verdim yarın ki dersine hazırlıksız gitmesin diye.
Bir gün öğretmeninle görüşmeye gitmiştim, bir öğrenci geldi yanımıza bir şeyler sordu hocaya, o da göçmen çocuğu idi. Hoca, öğrencisine dönerek, oğlum bu gün yine kravatsız gelmişsin? Sözüne öğrencinin cevabı. Anmemlere haber verdim otobüsle gönderecekler. Hoca da, bende şaşırdık kaldık.
Bizim oralarda “kravat” yatak, karyolaya denir, öğrenci meğer anne –babasına haber gönderip evden yatağını göndermelerini istemiş, o nedenle de yarın otobüsle gelecek diyor hocaya.
Fıkra gibi gelebilir şu an bazı kimselere ama öylesine acı ki, Allah kimseleri bu duruma düşürmesin, bunu ne anlatması kolay, nede anlaması.
Ben Bulgaristan ‘da da edebiyatla uğraştığım için Türkçeyi iyi kullananlar arasında bilinen bir kişi olmama rağmen, buraya geldiğimde ne kadar yetersiz olduğumuzu anladım ve hâlâ eksik yönlerimi tamamlama yolundayım.
Yabancı ülkelerde tahsil gören kardeşlerimiz de bunu anlayacaklar gün geldiğinde.
Bir mesleğe sahip olmak sadece diploma değildir, o diplomanın hakkını vermek de deneyimlerden geçer, ancak o zaman hakkını vermiş oluruz.
Hakkını veremediğimiz hiçbir şey bizim değildir.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı
DİL YARASI
Kimilerine göre sevmek, sevilmekten bir adım önde gitmektir.
Kimilerine göre de sevildiği kadar değil, sevebildiği kadar değerlidir insan.
Duygularımızı korumak, taze tutmak, elimizde midir acaba, sorusu çoğu zaman soru işareti kalabiliyor düşüncelerimizin aynasında.
Ne kadar çok seversek sevelim, sevgimizi göstermeyi beceremezsek eğer o sevgi rehindir.
Özellikle dilimize hâkim olmayı bilmezsek, sevdiklerimizi istemeden yaralamış olabiliriz.
Bu sadece sözle olmayabilir, bazen gözle, bazen davranışla, bazen de sadece bir bakışla.
Özellikle dil yarası yaraların en onarılmazıdır.
Gün gelir en ağır yaraların izi kapanır da, dil yarasının izi asla kapanmaz.
Aynen kara sevda gibidir terk etmez sahibini.
Bu yüzden en fazla dikkat edilecek silah dilimizdir.
Onunla vurulanın tedavisi olmaz.
Çok içmiş sarhoşun bile hani pişmanlığın ifadesi olarak bir eyvahhh sözü dökülür ye dilinden, bir değil bin eyvah çekilse, zamanı geri alma imkânı yoktur.
Bazen en çok değer verdiklerimizi bile kaybederiz dilimiz yüzünden ve sonra gelir pişmanlıklar. Dilim tutulsaydı da söylemeseydim o gün o sözleri diyen pişmanlıkların ardından kocaman bir boşlukta buluruz bir gün kendimizi.
Günün biri dediğimiz ise, sandığımız kadar uzak olmayabilir.
Çünkü yarınlar neler getirir, neler götürür hiç belli olmaz.
Uzak sandığımız yollar yakın, yakın olan yollar uzakta kalabilir.
Tahminler hava durumuna benzemez.
Günlük güneşlik yarınlar beklerken, kurşuni bulutlar arasında bulmak da var kendimizi.
Gün gelir bazen bizim aklımızın ucundan geçmeyenleri hayat sergileyiverir önümüze.
Acılansak da, yaralansak da sevdiklerimizi kırmamak için kendi yaramızı kendimiz sarmaya çalışmalıyız. Hatasız kul olmaz, hatalarından ders ala, ala doğru yolu bulandır insan.
Geçmişteki hatalarımız bizi kendimize getirdiği gün geri dönmek istesek bile yol bulamayabiliriz.
Her başın bir sonu olduğu gibi, bazen de sonların da başı vardır, o zaman da bıraktıklarımızı bıraktığımız yerde bulamamak vardır.
Bir acı oturur yüreğimizin orta yerine, pişmanlığın görülmeyen elleri sarılır durur boğazımıza.
Doğanın hiç değişmeyen kurallarından biri de, neyi nasıl bıraktıysan öyle bulmaktır.
Kırıp döktüğümüz, incitip de bırakıp gittiğimiz kişilere bir gün geri dönmek isteyebileceğimizi asla unutmayalım.
Gün olurda bazen düşman bildiklerimizle el ele ve asla ayrılmayız diye düşündüklerimizle karşı karşıya getirebilir hayat şartları bizi.
Hayat her zaman hak ettiklerimizi sunmaz bizlere, çoğu zaman onların savaşını vermekle geçer yaşam yolları.
Kalp kazanmak başka kazançlara benzemez, onu korumak kazanmaktan daha zordur.
İlle de kazandığımız gönülleri yıllar sonrasında da olsa bıraktığımız yerde bulmak sevginin de ötesindedir.
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Reklamlar