Rafet ULUTÜRK

Göktürklerden kalan bir sikkeye baktığımızda, üzerinde yalnızca hükümdarlık işaretleri, tamgalar veya semboller görmeyiz. Aslında karşımızda bir devlet anlayışı vardır.

O devlet anlayışı bize şunu söyler:

Egemenlik görünür olmalıdır.
Güç örgütlenmelidir.
Ticaret yönetilmelidir.
İnsan yetiştirilmelidir.
Devlet kendi çağının araçlarını kullanabilmelidir.

Bugün ise çağ değişmiştir.

Artık devletin gücü yalnız sınırlarının genişliğiyle değil, teknolojisinin derinliğiyle; yalnız ordusunun sayısıyla değil, insan kaynağının niteliğiyle; yalnız parasının varlığıyla değil, ekonomik sisteminin dayanıklılığıyla ölçülmektedir.

Türkiye’nin önündeki asıl mesele de budur:

Geçmişin büyük devlet geleneğini, geleceğin büyük güç şartlarına dönüştürebilmek.

TARİHİMİZİ ÖVÜNÇ DEĞİL STRATEJİ KAYNAĞI YAPMALIYIZ

Türk tarihi büyük devletlerin tarihidir.

Ama geçmişte büyük olmak, gelecekte de büyük olunacağı anlamına gelmez.

Tarih, yalnızca gurur verir.

Gelecek ise çalışma ister.

Disiplin ister.

Bilim ister.

Planlama ister.

Devlet aklı ister.

Göktürklerin, Selçukluların veya Osmanlı’nın başarılarını anlatmak değerlidir.

Ancak daha değerli olan şudur:

Onların kendi çağlarında neyi doğru yaptığını anlamak.

Göktürkler çağlarının ticaret yollarını dikkate aldı.

Selçuklular şehir ve ticaret ağları kurdu.

Osmanlı coğrafya, ulaşım ve idareyi birlikte yönetti.

Cumhuriyet ise eğitim, sanayi ve devlet kurumları üzerinden modernleşme hamlesi yaptı.

Bugün bizim kuşağın sınavı ise başka:

Teknolojik bağımsızlık.

21. YÜZYILDA DEVLETİN YENİ SINIRLARI VAR

Eskiden sınır denildiğinde akla hudut taşları gelirdi.

Bugün devletin sınırı çok daha geniştir.

Siber sınır vardır.

Enerji sınırı vardır.

Finansal sınır vardır.

Gıda güvenliği sınırı vardır.

Veri sınırı vardır.

Teknoloji sınırı vardır.

Bir ülkenin toprağı işgal edilmeden de bağımlı hale gelmesi mümkündür.

Kritik yazılımlar dışarıdan geliyorsa,

enerjinin tamamı dışarıya bağlıysa,

savunma teknolojisinin ana parçaları başka ülkelerde üretiliyorsa,

veriler yabancı altyapılarda tutuluyorsa,

ülke stratejik baskıya açık hale gelir.

Bu nedenle yeni çağın bağımsızlığı yalnız siyasi değildir.

Teknolojik, ekonomik ve dijital bağımsızlıktır.

YENİ ÇAĞIN SİKKESİ: ÇİP

Eski devletler egemenliklerini para üzerinden gösterirdi.

Bugün egemenliğin sembollerinden biri çiptir.

Çünkü çip artık her şeyin içindedir.

Savunma sistemlerinde.

Otomobillerde.

Telefonlarda.

Uydularda.

Radarlarda.

Yapay zekâ altyapılarında.

Sanayi makinelerinde.

Enerji sistemlerinde.

Dolayısıyla çip üretebilmek yalnız ekonomik mesele değildir.

Milli güvenlik meselesidir.

Türkiye gelecekte büyük güç olmak istiyorsa;

yarı iletken,

yapay zekâ,

robotik,

kuantum,

biyoteknoloji,

uzay,

enerji teknolojileri

gibi alanlarda uzun vadeli devlet politikası geliştirmek zorundadır.

SAVUNMA SANAYİİ BİR SONUÇ DEĞİL, EKOSİSTEMDİR

Savunma sanayiinde son yıllarda elde edilen ilerlemeler önemlidir.

Fakat mesele yalnız silah üretmek değildir.

Asıl mesele şudur:

Bir teknoloji ekosistemi kurmak.

Bir savaş uçağı üretmek için;

motor gerekir,

yazılım gerekir,

radar gerekir,

malzeme bilimi gerekir,

elektronik gerekir,

optik gerekir,

yapay zekâ gerekir,

binlerce mühendis gerekir.

Dolayısıyla savunma sanayii aslında ülkenin bilim ve teknoloji kapasitesini yukarı taşıyan bir lokomotiftir.

Bu yüzden savunmada bağımsızlık hedefi, aynı zamanda sanayide ve teknolojide bağımsızlık hedefidir.

ASIL GÜÇ TOPRAĞIN ALTINDA DEĞİL, İNSANIN ZİHNİNDEDİR

Bir ülkenin petrolü olmayabilir.

Doğalgazı olmayabilir.

Altını az olabilir.

Ama iyi yetişmiş insanı varsa yine büyüyebilir.

Bunun dünyada birçok örneği vardır.

İnsan sermayesi artık devletlerin en değerli kaynağıdır.

Türkiye’nin gerçek stratejik rezervi;

çocukları,

gençleri,

mühendisleri,

öğretmenleri,

bilim insanları,

girişimcileri,

diplomatlarıdır.

Bu nedenle eğitim, yalnız Milli Eğitim Bakanlığının konusu değildir.

Milli güvenlik konusudur.

2050’NİN TÜRKİYE’Sİ BUGÜN OKULDA

Bugün ilkokula giden bir çocuk 2050 yılında ülkeyi yöneten kadrolardan biri olabilir.

Dolayısıyla 2050’nin Türkiye’si bugünkü sınıflarda şekillenmektedir.

Peki çocuklarımızı ne için yetiştiriyoruz?

Sınav kazanmak için mi?

Yoksa dünya ile rekabet etmek için mi?

Ezberlemek için mi?

Yoksa düşünmek için mi?

Diploma almak için mi?

Yoksa üretmek için mi?

Türkiye eğitim sistemini geleceğin mesleklerine göre yeniden düşünmelidir.

Yapay zekâ,

mühendislik,

dil,

matematik,

tarih,

felsefe,

sanat,

spor,

disiplin,

karakter

birbirinden kopuk değil, aynı insan modelinin parçaları olmalıdır.

Çünkü güçlü devlet yalnız zeki insan istemez.

Karakterli ve sorumluluk sahibi insan ister.

TÜRKİYE KÖPRÜ DEĞİL, MERKEZ OLMALI

Türkiye uzun yıllar boyunca “Doğu ile Batı arasında köprü” olarak tanımlandı.

Bu tanım artık yeterli değildir.

Köprü başka güç merkezlerini birbirine bağlar.

Merkez ülke ise kendi etrafında sistem kurar.

Türkiye’nin hedefi yalnızca geçiş güzergâhı olmak değil;

üretim,

lojistik,

finans,

enerji,

savunma,

diplomasi

merkezi olmaktır.

Orta Koridor bu açıdan son derece önemlidir.

Asya’dan Avrupa’ya uzanan ticaret yolları Türkiye için büyük fırsattır.

Ama yalnız trenlerin geçmesini izlemek yetmez.

O ticaretin değer zincirinde Türkiye bulunmalıdır.

KORİDORU YÖNETEN GELECEĞİ YÖNETİR

Bir ticaret yolu yalnız raylardan oluşmaz.

Etrafında;

limanlar,

lojistik merkezleri,

bankalar,

sigorta şirketleri,

sanayi bölgeleri,

depolar,

teknoloji şirketleri

oluşur.

Türkiye Orta Koridor’da yalnız geçiş ülkesi olursa sınırlı gelir elde eder.

Ama koridorun ekonomik sistemini kurarsa stratejik güç kazanır.

Bu nedenle hedef;

transit Türkiye değil, merkez Türkiye olmalıdır.

TÜRK DÜNYASI İÇİN YENİ DÖNEM

Türk dünyasının ortak dili, tarihi ve kültürü büyük avantajdır.

Fakat 21. yüzyılda yalnız kültürel yakınlık yeterli değildir.

Ekonomi gerekir.

Teknoloji gerekir.

Enerji gerekir.

Ulaşım gerekir.

Ortak projeler gerekir.

Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve diğer Türk toplulukları arasında;

üniversite ağları,

araştırma merkezleri,

enerji projeleri,

ticaret koridorları,

teknoloji yatırımları,

savunma sanayii iş birlikleri

artırılmalıdır.

Türk dünyasının geleceği sloganlarla değil, kurumlarla kurulacaktır.

BALKANLARDAN ORTA ASYA’YA TEK STRATEJİK HARİTA

Türkiye dış politikasını bölge bölge düşünmemelidir.

Balkanlar başka,

Kafkasya başka,

Karadeniz başka,

Orta Asya başka

değildir.

Hepsi birbirine bağlıdır.

Edirne’den başlayan yol Sofya’ya,

oradan Avrupa’ya gider.

Kars’tan başlayan yol Bakü’ye,

Hazar’a,

Orta Asya’ya ulaşır.

Akdeniz limanları Afrika ve Orta Doğu’ya açılır.

Bu coğrafyaların tamamı birlikte düşünüldüğünde Türkiye gerçek jeopolitik büyüklüğünü görmeye başlar.

VERİYİ KİM YÖNETİYORSA GELECEĞİ O YÖNETİR

Yeni çağın büyük mücadele alanlarından biri veridir.

Bugün şirketler ve devletler milyarlarca insanın davranışlarını analiz edebiliyor.

Veri ekonomik güçtür.

Siyasi güçtür.

Güvenlik gücüdür.

Türkiye kendi veri altyapısını geliştirmek zorundadır.

Yerli bulut sistemleri,

siber güvenlik,

yapay zekâ,

kritik yazılımlar,

dijital kimlik sistemleri

devlet politikasının merkezinde olmalıdır.

Çünkü dijital egemenliği olmayan devlet gelecekte sürekli baskıya açık kalacaktır.

EKONOMİ OLMADAN BÜYÜK DEVLET OLMAZ

Tarih bize başka bir gerçeği daha öğretir:

Güçlü ordunun arkasında güçlü ekonomi vardır.

Üretmeyen devlet uzun süre güçlü kalamaz.

Türkiye yüksek teknoloji ihracatını artırmalıdır.

Katma değerli üretim yapmalıdır.

Sanayi ile üniversiteyi birleştirmelidir.

Tarımda stratejik ürünlerde bağımsızlığı korumalıdır.

Enerji çeşitliliğini artırmalıdır.

Finans sistemini derinleştirmelidir.

Çünkü jeopolitik iddia ekonomik kapasite ile desteklenmezse sürdürülemez.

GÜÇLÜ DEVLET GÜÇLÜ KURUMLARLA YAŞAR

Bir devletin gücü yalnız liderlerinden gelmez.

Kurumlarından gelir.

Adalet sisteminden gelir.

Eğitiminden gelir.

Liyakatten gelir.

Kurumsal hafızadan gelir.

Devlet kişilere bağlı kalırsa zayıflar.

Sisteme bağlı olursa güçlenir.

Bu nedenle Türkiye’nin gelecek stratejisinin önemli ayağı kurumsal kapasite olmalıdır.

Devlet planlama yapmalı,

veri toplamalı,

risk analizi yapmalı,

uzman yetiştirmeli,

kriz senaryoları oluşturmalıdır.

DEVLET GÜNÜ DEĞİL, NESLİ PLANLAR

Günlük siyasetin en büyük tehlikesi kısa vadeli düşünmektir.

Oysa devletler kısa vadeli düşünerek büyük olamaz.

Bir hükümet beş yıl planlayabilir.

Ama devlet elli yıl planlamalıdır.

2050’de Türkiye’nin nüfusu ne olacak?

Hangi sektörler stratejik olacak?

Hangi teknolojiler ön plana çıkacak?

Su kaynakları yeterli olacak mı?

Enerji nereden gelecek?

Hangi meslekler ortadan kalkacak?

Hangi yeni meslekler ortaya çıkacak?

Devlet bunları bugünden düşünmelidir.

TARİHİMİZ BİZE SORUMLULUK YÜKLÜYOR

Göktürklerden Osmanlı’ya kadar uzanan devlet geleneğini konuşmak kolaydır.

Ama bu miras yalnız övünç değildir.

Sorumluluktur.

Eğer atalarımız kendi çağlarının şartlarını okuyarak büyük devletler kurmuşsa, bizim görevimiz de kendi çağımızın şartlarını okumaktır.

Onların çağında;

at,

demir,

ordu,

ticaret yolu

önemliydi.

Bizim çağımızda;

çip,

yapay zekâ,

enerji,

veri,

bilim,

insan

önemlidir.

Araç değişti.

Ama devlet olmanın özü değişmedi:

Bağımsız olmak.
Üretmek.
Planlamak.
İnsan yetiştirmek.
Kendi kararını verebilmek.

GELECEĞİN SİKKESİNİ BİZ BASACAĞIZ

Bir Göktürk sikkesine baktığımızda geçmişin devlet mühürlerini görüyoruz.

Peki gelecek nesiller bizim dönemimize baktığında ne görecek?

Başka ülkelerin teknolojisini kullanan bir Türkiye mi?

Yoksa teknoloji üreten Türkiye mi?

Sadece ticaret yollarından geçiş sağlayan Türkiye mi?

Yoksa ticaret sistemini yöneten Türkiye mi?

Gençlerini kaybeden Türkiye mi?

Yoksa dünyanın yeteneklerini kendine çeken Türkiye mi?

İşte asıl mesele budur.

Dünün sikkesi metaldi.

Bugünün sikkesi teknolojidir.

Dünün yolu İpek Yolu’ydu.

Bugünün yolu Orta Koridor’dur.

Dünün gücü demirdi.

Bugünün gücü bilgidir.

Dünün mührü sikkeye vuruluyordu.

Bugünün mührü geleceğe vurulacaktır.

Türkiye’nin hedefi artık geçmişte büyük olduğunu anlatmak değil, gelecekte büyük olacağını göstermek olmalıdır.

Ve bunun yolu slogandan değil;

eğitimden, üretimden, bilimden, teknolojiden, güçlü kurumlardan ve uzun vadeli devlet aklından geçmektedir.

Tarih bize büyük bir miras bıraktı.

Şimdi sıra bizde.

Biz de gelecek nesillere büyük bir Türkiye bırakmak zorundayız.