Yorum

Ateş Çemberindeki İstikrar Adası  

 Rafet0010Rafet ULUTURK

Konu: Göğüs Geren Büyük Türkiye

Bu sene oruç ve bayram tanımayan bir barbarlıkla yüzleştik. Komşumuz Irak ve Suriye’de iktidar otoritesi boşluğu bulan silahlı ve maskeli güçler İslam Dünyası’ndan olmadıklarını, Müslüman ruhu taşımadıklarını, özel eğitimli azgın kiralık katil olduklarını her gün kanıtladılar.

Şanlı Urfa’nın Suruç ilçesindeki cıhadist, terörist saldırı Türkiye’yi ayağa kaldırdı ama dünya hala bön bön bakıyor. Sözlü kınama ve lanetlemeler terörist ocaklarının yok edilmesine yeterli olmuyor.

Yakın Doğu’da 1982’ten beri yanan bir büyük ateş var. Amerikan emperyalizminin yerli iktidarları devirip halkların doğal kaynaklarını talan etme planları yaktı bu ateşi.

Katil niyetler her geçen gün biraz daha boşa çıkıyor. Bombalamakla kazanılamayan zafer! Öldürmekle kurulamayan güvenli düzen!

Ne yazık ki birçoklarına ders olmuyor.

Emperyalizmin Uzak Doğu ve Guantanama kamp ve hapishanelerinde, toplama kamplarında eğittiği cinayet suçlularından oluşturulan çeteler, kelle kesen katiller sürüsü barış tesis edemez.

Kuzey Irak’a yerleşen terör çetelerinde savaşanlar dinsiz ve birçokları Hıristiyan dininden olmalarına rağmen, İŞİT gibi bir sahte İslamcı terör gücünün saflarında yer alarak profesyonel saldırılarıyla her gün büyük sayıda can almaya devam ediyor. Bu katil güruhun yaktığı ateşi yaymaya devam ederken, mazlum insanları evlerinden, köylerinden, topraklarından kovarken sanki sürekli konuşlanmak için kendine alan açıyor ve aynı zamanda Türkiye içinde de kargaşa yaratmak amacıyla canlı bomba silahına başvuruyor.

Canlı bomba suikastçıları Türkiye’nin istikrar yolunu kesmeyi, huzuru bozmayı, güven ortamını baltalamayı, Türkiye halklarını birbirine düşürmeyi hedefliyor.

Tarih boyu saldırı savaşına girişmemiş olan, çevresinde körüklenen savaş ateşi konusunda son derece titiz ve ittihatlı davranan Ankara hükümeti, hiçbir terör örgütüne hiçbir zaman arka olmadığını bir daha kesin beyan etti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu kim olursa olsun her teröristle hesaplanılacağını belirtirken halkı yeniden huzura çağırdı.

21. yüzyılın başından beri Türkiye Cumhuriyeti birçok kanlı saldırı savaşına hedeftir. Düşmanın kullandığı ölüm araçlarını, eğitimi, içlerindeki nefret ve kini emperyalizmin dünyaya hakim olma hesaplarından alan kafalarına Türk düşmanlığı aşılanmasına izin veren zavallı güçler ve onları yönetenlerin hesapları bu defa da boşa çıkacaktır.

Sabrını tüketmeyen Türk halkı vatanının delik deşik edilmesine ve her köşesine bir bomba düzeneği yerleştirilecek bir köstebek yuvası haline getirilmesine göz yummayacak ve katillerle her saat, her gün,  her an her yerde hesaplaşacaktır. Yakın Doğu’da yükselen ateş çemberinden kıvılcımların yurdumuza sıçramasına asla ve hiçbir koşulda göz yumulamaz. Vatanımızın bütünlüğü, halkımızın iktidara olan güveni, Türkiye demokrasisi ve halkımızın birlik ve beraberliği konularında asla ödün verilemez. Kurdurmak istemedikleri, kurulmasından korktukları Büyük Türkiye hepsinin amma hepsinin kâbusudur.

Türkiye büyüdükçe, güçlendikçe yayıldığını dünyaya göstermeye başladı.

Balkan yollarına düşen Ramazan kervanı Saray Bosna’dan Bulgaristan’ın Mastanlı şehrine kadar binlerce kilometre yol geçerken, yüzlerce köy ve şehirde, ezan sesinin olduğu her yerde durdu.

Sofra kurup oruç açtı.

İslam’ın gönül okşayan sema nameleri Balkanların dört bir yanında dalgalandı. İyilik, iyi komşuluk, hoşgörü, hayır yapma, muhtaç olan herkese yardım eli uzatma gelenekleri yeniden hayat hakkı kazandı. Yerleşmeye başladı. Atalarımız akşam saatlerinde köprübaşlarına, yol kavşaklarına sini gönderir, orucunu açamamış bir yolcu geçse karnını doyurun diye tembihlerdi.

Ramazan kervanları köprübaşlarında, yol kavşaklarında durdu.

Sofya “Banya Başı Cami” oruç çadırında, Yakı Doğudan ve Arap Baharından kaçmış sığınmacılarla birlikte 12 bin Hıristiyan’ın da oturdu. Gönül kervanları Afrika’yı ve Orta Asya’yı da dolaştı. Dünya Türkün iyilikseverliğinin sınır tanımadığına bir daha inandı.

Biz,  Bulgaristanlı ve Balkanlı Müslümanlarının meskun yerlerinde  15-nci ve 19-uncu yüzyıllar arasında üç yüz dört yüz yıl gibi çok uzun bir süre savaş ateşi yanmamıştır. İnsana karşı tüfek patlamamıştır.

Öyle ki hepimiz bir huzur diyarında yetişip yaşadığımızdan dolayı, kin, nefret ve öfke birikimi bakımından kalplerimizin boş ve hoş olduğu için bu güzel toprakları memleket bilip Vatan olarak imar ettik.

Köprüler kurup ırmaklarını geçtik.

Camiler ve okullar inşa edip kültür ve uygarlık taşıdık, adetlerimizle gönül hoşluğu saçtık. Balkanlara gülfidanlarını ve hoşgörü tohumlarını eken biziz. Bugün horozlananların tavırlarına bakıldığında Bulgarlar, Sırplar, Makedonlar, Kara Dağlılar ve Rumlar UYANIŞ ÇAĞLARINI sanki Osmanlının koynunda yaşamadı!

Hala söylenen Bulgar şehir şarkıları sanki nihavent makamı ile Fransız şansonlarının bir karışımından farkı bir şey!?

Ve bu yüzden olacak ki, 19-uncu yüzyıl sonlarından başlayarak Balkanlarda yaşayan Müslüman halk topluluklarımıza karşı Batıdan ve Doğu’dan şiddetlendikçe şiddetlenen, dur durak bilmeyen ve hepimizi kovmayı, ezmeyi, yok etmeyi hedef alan hınç dolu bir düşmanca saldırıya hedef olduğumuzu dünya gördü.

Biz görsek de yıllarca bunun derin anlamını anlam veremedik düşmanlık gütmeyen düşmanlığı sezemez, deyenler bu defa da haklı, ve sanki bu nedenle son uyanmamız biraz gecikti.

Evet Artık uyandık.

Anavatan bildiğimiz Türkiyemiz ne yazık ki, aynı Batılı ve Doğulu kendini bitmezlerin kışkırttığı, sınırlarımızın ötesine konuşlandırdığı, adı barbarlık olan kıyım saldırılarıyla yerli halkı korkutup kovduğu bir yeni asırda yaşıyoruz.

20-inci asırda nefislerini yenemeyenler küstahlıklarına 21-inci yüzyılda kiralık katil sürüleriyle devam ediyor.

Bu barbarlığın en acı ve feci olan örneklerinde bazı Arap devletlerindeki kardeşlerimizin ve hatta Türkiye vatandaşı olan bazı etnik toplulukların 19-uncu ve 20-nci yüzyılda kanlarına ve beyinlerine akıtılan Türk ve İslam düşmanlığından bugün de arınamamış olmaları ve durmaksızın ölüm kusmalarıdır. Türk dünyasına karşı kışkırtılan düşmanlıkları ezan sesleri ve Büyük Türkiye sevdalılarının yeni atılımları artacaktır. Buna inanıyoruz.

Türkiye Balkanlarda ve Yakın Doğu’da güvenilir bir istikrar adası olmaya bundan böyle de güvenle devam edecektir.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17 − seven =