4 Gün Tatil

 

Levent resm Levent RASİM

Konu:  Bulgaristan Neden Bağımsız Olamadı?

6 Eylül 1885’te Bulgar Prensliği ile Trakya vilayetinin birleşmesini kutlarken bir hafta tatil eden Bulgaristanlılar, 22 Eylül 1908’de Bağımsızlığın İlan edilmesinin 108. yıl dönümünü anarken yine 4 gün tatile girdi.  Bu tatil günlerinde Bulgarların arabalarına binip ailece Yunanistan’ın Ege sahil köylerine dolması dikkat çekiyor. Acaba neden Varna’nın “Altın Kumları”na, Burgasın “Güneşli Sahil” kumsalına ya da Nesebır gibi antik kentlerde deniz gören teraslarda yazın son güzün ilk haftasında dondurma yemeyi tercih etmeyip, Yunan köylerine kaçıyorlar, sorusuna yanıt aradım.

Birinci bayramda 4 sınır geçit kapısından Yunan’a 300 bin araç geçmiş. Bu tatil için Sofya’dan 100 bin, Plovdiv’ten de 50 bin araç çıktığı haberler arasında. Bulgar’da bir köy özleme var. İnsansız köy köy değil deyenler haklı. Kendi köylerine gitseler tarlalar, köy içleri, yol kenarları eşek dikenliği, bakımsızlık. Dede evlerinin avlularına domates, biber, salatalık, fasulye, kabak, soğan, kırmızı soğan, havuç maydanoz ekenler,   meyve ağaçlarına ilgi gösterenler, asmalarını kesip ilaçlayanların köyden bir iki gün ayrılması beklenen ürünün kökten yok olması, hırsızların hep bulunamaması insanımızı köyden soğuttu. Her şey batıl kaldı. Konu komşu da olmayınca hayatın tadı kaçıyor.

Bu nedenle Yunanistan’na gidenler köy kahvehane ve lokantalarında yüksek sesle salınmış müzik ortamında ve serinleten lodosun okşayışından hoşlanarak zevk alıyorlar. Ben de gittim, aynı ortamı yaşadık. Kimseye aman gel seninde bizim kumsalda tatil edelim, bozuk rakı içelim, içinde kahve olmayan yalnız kahve kokan “Lavatza1”, “Capuçino” içelim ve keyiflenelim deyemezsin. Bizde tatil havası iyice bozuldu. Eskiden denizde serinlemeye kaçamak yaparken arabanın arkasına karpuz kavun atardık. Canımız çektikçe keser yerdik. Şimdi böyle bayram yok. Her şeyi parayla alacaksın, keyiflenmeye de sınır koymuşlar. BU kadar zevk şu para, üstü zamlı.

Aslında 22 Eylül bağımsızlık günü, kimsenin taktığı bir bayram değil. Bulgaristan’da 108 yıldan beri anlamı tartışılan bir gün. 6 Eylül birleşme günü de öyle. 1998’de Milli Bayram ilan edilmişti, sonra 3 Mart’la değiştirildi. 3 Mart’ın Bulgar halkı için ne önemi var ki. Osmanlı ile Rus Çarı arasında San Stefano’da bir Ön Protokol’ün imzalandığı tarih, Bulgaristan tarihi için hiçbir önem taşımıyor, zaten 3 ay sonra Berlin Konferansı tarafından geçersiz kılındı.

En önemli soru da şudur: Bulgaristan kimden bağımsızlık ilan etti?

İkinci soru da şudur: Bu olay Tırnovo şehrinde Bulgar Prensi ama bir Katolik Alman olan Ferdinand tarafından yapıldı. Ferdinand bir Alman Prensiydi. Bir Katolik yabancı Prensin Doğu Ortadoks dininden bir ülkeyi nasıl oldu “bağımsız” ilan edebildi.  Bulgar tarih yazılarına ve bugünkü basına bakıldığında o tarihte Bulgaristan Berlin Antlaşmasıyla (1878) dayatılan Osmanlıdan siyasi bakıma vasal (bağımlı) durumdan koptu ve bir de Berlin Antlaşmasını rafa kaldırmış oldu. Bu siyasi olay gerçekleşirken Bulgaristan’da Demokrat Parti Başkanı, Başbakan Aleksandır Malinov (1908–1911) hükümeti vardı. Berlin Antlaşmasına göre, Kuzey Bulgaristan ve Sofya eyaletinde kurulan Bulgar Prensliği kendi başına idare örgütleyen, otonom, vergi toplayan fakat hakkındak, son söz Sultan’a ait olan bir toprak parçasıydı.

Berlin Konferansında Güney Bulgaristan (Trakya) ise idari otonomi elde etmiş olsa da, o da Sultanın siyasi ve askeri yönetimindeydi. O dönemde Büyük devletlerin Osmanlıya dayattığı kapitülasyon rejiminden kaynaklanan dış borçların ödenmesine Bulgar Prensliği de iştirak etmek zorundaydı. Osmanlı şirket mülkü olan Doğu Demiryolları Prenslikteki kaklarını korumuştu. O dönemde Osmanlıya bağımlı olmasına rağmen, Bulgar Prensliği artık Osmanlı ile diğer devletlerarasındaki ekonomik ve siyasi ilişkileri etkileme ve zorlaştırma oyunlarına başlamıştı. İşte böyle bir ortamda, benim bugün yaşadığım Deliorman’nı da içine alan bölgede, Bağımsızlık ilan edilirken, Prens I. Ferdinand da Bulgar Çarı oldu. Şu unutmamalı Berlin Antlaşması’nı ayakaltına almak anlamına gelen bu olay, Balkanlarda (1908 – 1909) bunalımına neden olmuştur. Büyük Devletlerin çoğu Bulgar bağımsızlığını tanımamıştır. Bu arada Bulgaristan – Türkiye ilişkileri de gerilmiştir. Sultan, Bulgar bağımsızlığını tanımak için 125 milyon frank tazminat istemiştir. Bu ağır mali sorunun aşılmasında Bulgaristan’a para veren Rusya yardım etmiştir. Bu konuda Rusya ve Türkiye, Rusya ve Bulgaristan ve Bulgaristan ve Türkiye arasında olmak üzere 1909 yılında üç adet protokolü imzalanmıştır.

Bu Protokollere göre, Rusya 1877–78 Osmanlı Rusya Savaşı’ndan kalan ve ödenmeye devam edilen savaş tazminatları almaktan vazgeçmiş ve Türkiye’de Bulgaristan’danistediği parayı almayacağını duyurmuştur. Yeni durumda Bulgaristan 82 yılda Rusya’ya 75 milyon frank ödemeyi üslenmiştir. Böylece Bulgaristan bağımsızlığını Rusya’dan satın almıştır. Bu protokollerin yürürlüğe girmesinden sonra Türkiye ve ardından diğer Büyük Güçler Bulgaristan bağımsızlığını tanımıştır. Bugün Bulgaristan’ın bağımsızlık anıtı Tornovo kentindedir ve anma günü münasebetiyle hükümet yetkilileri tarafından çelenkler konur.

Bağımsızlık gününün 108. yıldönümü, Rus siyasetçi Pyotır Tolstoy’un, “Biz Bulgaristan’ı satın alacağız” demesiyle büyük tartışmalara neden oldu. Tolstoy “Karadeniz sahil kesiminin kuzeyini zaten ele geçirdikleri, ülkemizde 400 bin Rus mülkü bulunduğunu” vs açıkladın “Ne oluyoruz!” havası hakim oldu. Bu bakıma 2016’da Bulgar bağımsızlığı gününün kutlanması önem kazandı. Sanki “bağımsızlık için yeni bir savaşım başladı”.

Bulgarların büyük bir bölümü için Rusya “kötülüklerin imparatorluğu” kaldı. Bu kesin bugün NATO ve ABD ile Avrupa Birliğini Bulgaristan bağımsızlığının güvencesi olarak görüyor. Bilinen gazetecilerden Elena Yonçeva, Putin çevresinden ve partisinden milletvekili Tolstoy’un “Bulgaristan’ı satın alacağız” sözlerinin yalnız “küstahça” olmakla kalmayıp “bayağı” ve “kaba” olduğunu vurguladı. Politik yorumcu Evgeni Daynov’da Tolstoy’un Bulgar halkından özür dilemesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu, “Bulgaristan’ı küçük düşüren bir beyandır. En kötü olansa, büyük sayıda Rus’un onun gibi düşünmesidir” dedi.

Elena Yonçeva’ya göre, Rusların Bulgaristan konusunda kaba davranmalarının sebebini, Bulgar siyasetçilerin buna vesile yaratmasında ve sinyal vermesinde aramalıyız.

Bu arada, her zaman olduğu gibi bu defa da öküz kuyruğuna konmuş sinek gibi ne düşündüğünü belli etmemek için başkaları tarafından önceden yazılmış ve devlete gösterilmekle kalmayıp onay da alındıktan sonra okuduğu Bildirilerin sıradakini ezberleyip paylaşan DOST Partisi Genel Başkanı Lütfi Mestan Bulgaristan’ın bağımsızlığı konusunda şöyle demesi herkesi şaşırttı:

“ 108 yıl sonra, Bağımsızlık günü, modern, demokratik bir devlet olarak uygar dünyadaki yerimizi hak ettiğimizi Bulgaristan ve Halk olarak yeniden onaylıyoruz.  (O günün bizim köleleştirildiğimiz gün olduğunu iyice unutmuşa benziyor.)

“Modern devletçiliğin en şerefli bayram gününde – ulusal güvenliğimiz yolunda engel ve güçlükleri olmayan, AB ve NATO temel üyelerinden biri olarak, bağımsız devletimiz, insan hakları eksiksiz, hür vatandaşları olan,  koşulsuz Özgür Bulgaristan, Avrupalı ve Atlantikli bugünü ve çok değerli geleceği, ekonomik ve sosyal standart, eğitimli vatandaşlar, değer bulan ve yücelen maneviyat, kültür anısı adına tüm siyasetçiler her şeyden önce Halkımızın arzuları ve iradesi doğrulturunda çalışmaları gerektiğini doğrulamalıdır.

  • Modern devletçilik dediği bize zulüm uygulayıp kan işeten devlettir.
  • AB temel üyesi dedi devletse, AB’den atılma veya atılma sancıları yaşayandır.
  • Bağımsız devletimiz dediği, Rusların yarısını satın aldık dediğidir.
  • Özgür Bulgaristan dediği – boynunda birkaç boyunduruk olandır.
  • Eğitimli vatandaşlı dediği ülkede çocukların 11 bini birinci sınıfa gidemiyor.Azınlıklara ana dilleri okutulmuyor.
  • Ekonomik standart derken, 3 milyon yurttaşın ekmek parası için ülkeyi terk ettiğini ve bu sürecin derinleşmeye devam ettiğini görmek istemiyor.
  • Kültür dediğinde, bundan 160 yıl önce Varna’da ilk Bulgar kütüphanesinin açıldığını, bugünlerde kutlamalar olduğunu düşünüyor, ama Türklerin, Pomakların ve Çingenelerin bir tek kütüphanesi olmadığını bilmezlikten geliyor.
  • Halkımızın arzusu dediğinde, başbakana, bakanlara, cumhurbaşkanına ve meclis başkanına zırhlı arabalar alınmasını, Ahmet Doğan ile kendisine ise özel koruma tesis edilmesini düşünüyor. Kimsenin böyle bir şey istediği yok. Bunlar bizim paralarımızla gelin güvey oluyorlar. Soyuluyoruz ve bu hırsızlığa son vermek sorundayız.

“DOST partisi, modern ve bağımsızlık bir Bulgaristan’ın demokratik temelleri adına ve herkesin, Halkın kutsal insan haklarıyla birlikte vatandaş özgürlükleri adına siyasi değerler ve ilkeleri savunur.”

* Özgürlük dediği ise, kendisine devlet tarafından tanınan seçmeni yalandırma, aldatma, uyutma, memleketi terk etme ve açlıktan kendi mezarını kazma hakkıdır.

Evet, Sayın L. Mestan, Bulgaristan’ın bağımsızlık gününde de gökten yağmur isterken, Türklerin, Müslümanların adını bile anmadı. Biz, o HÖH’te Genel Başkan iken yoktuk. HÖH’yen atıldı yine yoktuk. DOST kuruldu yine yokuz.

Daha önceleri bizim buralara “Ağaç Denizi” diyarı denirmiş. Ünümüzün sebebi halkın üzerine fazla gidildiğinde kaynak gibi fışkırmasıymış. Sonra bu sebeple olacak “Deliorman” demişler. Şimdiki fışkırmalar seçimden seçime olmaya başladı. Yakında seçim var. O zaman bu bildirilerden ne anladığımızla gündeme gelebiliriz. Halk oylamasına mutlaka katılmaya karar verdik. Başka çıkış yolu yok gibi. Yapılan son araştırmalar halkın yarından fazlasının  “majoriter-çoğulcu sisteme” evet demeye hazırlandığını görebiliyoruz. Kısmetse 26 yıllık “alavere-dalavere” sayfası kapanacak. Biz seçime seçmen bizim katıldık diye her seçimde her parti liderlerine her defasında 11 leva verilmesine “hayır” demeye hazırlanıyor.

Bulgaristan bağımsızlık gününde bağımsız olmadığını gösteren en büyük olaysa, BSP ve ABV gibi partilerin Moskova’da son dönemde imzaladıkları gizli sözleşmelerdir. 6 Kasım 2016’da Cumhurbaşkanı seçerken ikinci turda GERB ve BSP partilerinin bir adayda mutabık kalıp birleşecekleri konuşuluyor.

Tilki ne kadar kaçsa ve ben artık o değilim, tamamen değiştim de dese, son çalacağı kapı hep kürkçü dükkânıdır. BSP ve GERB bu defa ayıp olmasın diye Moskova kapısını birlikte çalacaklar yolunda gelişmeler var. Çok sıkıştırıldılar.

 

Share
Reklamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir