Toprak Huzurdur

Neriman ERALP
Sonradan konuşmak kolaydır
.

Koskocaman bir yıl geçti, Bulgar basını bizim o güzelim Güney Doğu Rodopları bu sene de adamakıllı yazmadı. Çul altındaki kırığın acısını çeken bilir sözümüz var ya, işte öyle bir şey. Politikacılar, gazeteciler gidip görmedikçe, dünya derdimizi nasıl öğrensin!

Koca senede iki hortlak yazısı sivrildi çizilenler arasından. Hortlaklarla tılsımları konu eden yazının birisi Kayacıklar (Skalişte) köyünden. “Presa” gazetesi 4 Kasım tarihli sayısında “Tılsımlar Skalişte’de huzur içinde yaşıyor” demiş. Anlatılanlar canımı sıktı. İçimde bir istek netleşti. Şu yılbaşı karı gelip bizim oralara bir top kar atsa ve tüm pisliği kapatsa, erirken de alıp götürse, diye düşündüm. Derken,  Sofya’da çıkan ve kendini bağımsız olarak tanıtan, adı yukarıda geçen gazete, yıl boyu gevelediği ve henüz hepsi açılmadan kapanması istenen ajan dosyaları konusunu noktalamadan, “Rodoplar’ın Gizem Dosyası”nı açtı.

O gün bu gün kafama küflü bir enser gibi çakılan tılsımlar konusu üzerine fikirlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu işin içindeki kurt yeniği nedir?

Acaba diyorum, bizim oralarda orta çağı mezarlarından hortlak hortlatarak, geceleri tılsım gezdirerek, bize, ya bu topraklar zaten yaşanacak yer değil, nasibinizi başta yerde arasanız iyi olur, demek mi istiyorlar.

Bir de şu, her caminin bir kilise üzerine kurulduğu iddiaları var ya, o da çok bayatladı ve can sıkıyor.

 

Şimdi gelelim Kayacıklar tılsımlarına:

Bilgiler, bizim orada “Kör Arif” lakabıyla bilinen, Arif Şerif’ten alınmış. İki yerliden biri tılısımla karşılaştığını anlatmış. Gazeteci Krasimir Angelov da, bölgede yapılan arkeolojik kazılarla köylülerin anlattıklarının örtüştüğünü yazıyor.

Arkeolojik kazı ila tılsımların ne işi olur ama neyse – bizim notumuz.

Yazılana göre, bu ilginç olayı bugüne kadar açıklayan olmamışmış.

Yani dosya yeni açılıyor – bu da bizim notumuz.

 

60 yaşındaki Kör Arif’in hikâyesi:

1971’de TKZS’de çobandım. Gece saat 11.00’da koyunları sayaya kapadım, eve gidecektim. Kulağıma davul zurna sesi geldi. Şeytan Kaya’dan köye doğru bir kalabalık kafile geldiğini gördüm. Yakınıma geldikçe düğün alayı olduğunu anladım. Oynayanlar kalabalıktı. Yem sandığının kenarına oturup seyrettim.

Dolunaydı, etraf gündüz gibiydi. Önümden geçtiler. Köyün ilk evlerine vardıklarında birden kayboldular. Eve döndüğümde anam neden geciktiğimi sordu. Ben de bir düğün alayı gördüğümü anlattım. O da bana, “İyi korkmamışsın, başkaları da görmüş,” dedi.

 

Şeytan düğünü:  Bu düğün alayını Kör Arif’ten başkası da görmüşmüş, her defasında Şeytan Kaya’daki değirmen enkazından kalkıyormuş. Yerliler o yerin beddualı olduğunu ve oralarda cin peri dolaştığını, söyler. Cinler ya eski elbiselerle insan eşkâlinde ya da büyük kara kedi olarak görünüyormuş. Köylülere korku yaşatsalar da, zararsızmışlar.

 

Hikâyenin devamı:

1959’da köye elektrik getirildi. Babam Kırcaali’ye ampul, priz vs. almaya gitmişti. Kırcaali bizden 9 kilometredir. Dönüşte hava kararmış. Ardında Şeytan Kaya yönünden iki adam belirmiş. Peşinden çekilmişler. Babam adımlarını sıklaştırsa, onlar da acele yürüyor, yavaşlasa, onlar da yavaşlıyor, otursa, ikisi de yan yana oturup, babamı seyrediyormuş. Kayacıklara girmezden önce ikisi birden kaybolmuş. Sanki köy kenarına çizilmiş ve hayaletleri durduran bir çizgi var. Babamın korku geçirdiği,  döndüğünde anamın dikkatini çekmiş. O, gördüklerini yalnız anama anlatmış.”

 

Arkeolojik kazılar:

Pek tabii ki, Kayacıklar yerlilerinin gördüğü cinler, şeytan düğünleri köyün hurafesi olarak kabul edilse bile, arkeolojik kazılarda da şeytani izler bulunmuş. Bunları iddia edense, Kırcaali Tarih Müzesi’nden Daniela Kalkancieva:  “Yöreyi kazıbilimci İvan Balkanski incelemiş. Irmağın sol yakasındaki değirmen enkazı yanında bir Orta Çağ yerleşim yeri bulmuş. Burada XII ve XIV yüzyıllardan bir kilise ve mezarlık ortaya çıkmış. Yerleşim yerinin yakında bulunan ve Orta Çağda Rodoplar’da en büyük hisar olan, Mneakos kalesiyle bu yerin irtibatı doğru tespit edilmiş. Bizans kaynakları Ahridos bölgesi garnizonunun bu kalede bulunduğunu yazar. Kayacıklar etrafında harabelik ve seramik parçası kalıtı bulunmuş. Bağımsız bir idari merkez olan Ahridos, XIII. Yüzyıl başında inkişaf dönemi yaşamıştır.

Tabii kazı işlerinden sorumlu olanlar bazen gerçekleri yazmak zorunda kalır, çünkü eski değirmen dolayı yerli dilde karamak denen dikenli börtülenlerle döşeli,  yosunu kalın taşlı olduğundan,  burada arkeolojik kazı falan yapılmadığı gözle görülür. bizim notumuz.

 

Ve yazı şu açıklamayla devam ediyor:

Sözü edilen harabelerden halen iz olmadığı ve etraf sık böğürtlenlik olduğundan Kayacıklar köylüleri Şeytan Kaya’da arkeolojik kazı yapıldığını bilmeseler de, orada şimdi de tuhaf görüntülere rastlandığını paylaşıyorlar.

 

Kılıcından kan damlayan kadın:

“Şafak ağarmadan önceymiş. Cemile nenem çeşmeye gitmiş. O zaman, Şeytan Kaya yakınındaki aşağı mahallede oturuyorlarmış. Çeşme başına vardığında, genç bir kadına rastlamış. Sarı saçları belinden uzunmuş. Beyaz at su içiyormuş. Kadın, adalet savaşçısı bir azize gibiymiş. Savaştan dönüyormuş. Ninem korksa da, genç kadın ona kötülük yapmamış. Atını çeşme başından çekmiş ve bir kabre girmiş.” Bunları anlatansa Kayacıklar köyünden Şaziye Recebova.

Köy ortasında bir yer göstererek sürdürdüğü efsanesine şöyle devam ediyor:

“Şurada bir karadut, yanında bir çeşme enkazı, onun yanında da bir türbe vardı. Beyaz atlı savaşçı kız şurada gömülüdür. Kayacıklardan birçoğu beyaz atlı kızın ruhunun türbe etrafında dolaştığını veya atıyla Şeytan Kaya’ya doğru gittiğini, gördüklerini anlatıyorlar. Anlatılanların hepsi birbirinin aynıdır. Hepsinde: Beyaz bir at. Sarı saçları belinden uzun bir kız. Ve ucundan kan damlayan bir kılıç. Kayacıklar’ da beyaz atlı kızın hayaline hürmet besleniyor. Yakın zamana kadar köy aksakallılarından biri türbeyi korumuş olsa da, artık çökmüş, taşları dağılmış. Köylüler o yere basmıyorlar.”

Kırcaali arkeologlarından Milen Kamarev türbeyi görmüş ve bunun bir Trakyalı kadın kabri olduğunu yazıyor.

 

Aynı kazıbilimci sözde bu yerde lanetlenmiş olanların mezarlığını bulmuş ve şunları yazıyor:

“2007’iydi. Artık bir gece görüntüsü olarak ün yapan değirmen karşısında yolun köye döndüğü yerdeyiz. Tam burada beş altı trafik kazası olmuş. Araçlar yoldan sanki uçmuş. İnsanlar buradan zaten korkarak geçtiklerinden, kazalardan sonra tamamen ürkmüşler. Bunları anlatan köy muhtarı Apti Halil. O, biraz para bulup, tam bu dönemeçte,  köy yolunu genişletmeyi aklına koymuş. Makine kepçeyi batırıp kazmaya başladığında, topraktan iskelet ve kafatası çıkmış. Makineci korkup kaçmış, muhtarsa polisi aramış. Bir süre sonra, kazının olduğu yerde, Rodoplara has çok özel Orta Çağ kabirleri açılmış.

 

“20’den fazla mezar açtık. İskeletlerden kimi toprağa enserle mıhlanmıştı. Hortlamalarına karşı önlemler alınmıştı. Cesetlerden kimi parçalara ayrılmış da öyle gömülmüştü. Birinin ise ayakları kesilmişti. Başka biri kafasızdı. Kafayı başka bir kabirde taşlar arasında bulundu. Mezarın birinde yirmisinde bir kız bulduk. Elleri ve ayakları iple bağlı, cesedi mezara itilmiş, üzerine taşlar atılmıştı. Burada ilginç olan, bir de bu mezarın kabristan dışında bulunmasıydı. Biz onu, tam karşıda, ırmağın öte yanında bulduk. Sanki ölülerin onunla teması olmasın diye uzağa gömülmüştü. Burada toprağa verilenlerden bazılarında sanki bir uğursuzluk vardı. Orta Çağlarda bu gibi insanlarda büyüleme gücü olduğu anlatılır.”

 

Gazetenin notu: Kayacıklarda insanlar hayaletlerden korkmuyor. Köy etrafında sınır çizgisi var gibi. Anlatıldığına göre, köyü koruyan bu sınır çizgisidir. Cinler bu çizgiyi geçemez. Arkeologlara göre, eski Roma’da yeni bir köy ya da kasaba kurulmadan önce, o yerde yaşayacak olan insanları koruması için, mekânın kurulacağı yerin etrafına kara sabanla daire şeklinde bir çizgi çekilirmiş. Öte yandan, XIV yüzyılda da, köylerde veba hastalığı belirince, hastalığın yolunu kesmek için öküzler koşulup saban demiriyle bir çizi çizilirmiş.

Hikâye böyle. Bilmeyenler öğrendi. Şu kara sabanla çizilen çizgiye gelince Kayacıklar, adı üstünde saban kulağı kıran bir yer. Köyde ruh hastası yok. Bilmiyorum, doku sertleşmesi yani skleroz hastalığına tutulmuş insanlarla birlikte olduğunuz mu!

Onlar uykudan kalktıklarında kendilerini hafıza zarlarından herhangi birinin katları arasında bulur. 80 yaşındaki bir kadın gerdek gecesini, 90 yaşında bir ihtiyar askerliğini, üzgün ve bitkin insanlar kahramanlıklarını hiç beklemediğiniz olayları o an yaşıyormuş gibi, anlatmaya başlar.

Kayacıkların köy çeşmesi ve sarışın kadın efsanesine bakalım, bir defa 13. yüzyıldan sonra bu topraklara Türkler gelip yerleşmeye başlamıştır, Türk kültüründe çeşme yapılır, yıkılmaz, meskûn bir yerde su kaynağı kaybolduğu görülmemiştir. Dere boyu uğultusu ve değirmen tıkırtısı insanlara hep hayaller yaşatmıştır.

Çobanların en büyük merakı kalabalık bir düğünle evlenmektir.

Korkan bir yolcu, yolda arkadaş bulmak ister ve daha neler, neler!!!

Sonunda şu hortlama işine gelince, biliriz, öldüğümüz zaman ruhumuz vuslat eder, yani rabbimize kavuşur, etlerimizse mezarda kemiklerden dökülür ve hayatın sürmesine katkı olur. Hortlama sözünün modern versiyonu dirilmedir. Hıristiyanlıkta İsa Peygamber çarmıha gerilmesinden sonra, sözde dirilmesiyle efsaneleşmiştir.

Bu anlatılanlar başkalarının dertlerinin bizim sırtımıza yüklenmesinden başka bir şey değildir. Hakikatten şu yeni gizemli dosya 2014’te daha da açılırsa, ne kadar da yazsan bitmez, hepimizi bıktırıp pes eder.

Huzur topraktadır. Şükür kavuşturana.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir