Önüne Gelene İnanmak Yok

Tarih: 20 Temmuz 2018

Yazan Neriman Eralp Kalyoncuoğlu

Konu: Eşeledikçe yeni bir şeyler öğreniyor ve ürperiyoruz.

Biz Bulgarlara tarih kitaplarınızı yeni kıstaslara göre, yeniden yazın demekten çekinmiyoruz. Bizim de aptallık derecesindeki safdillikten kurtulma zamanımız gelmedi mi dersiniz? Yakıcı bir gerçek, açık yüreklilikle ileri gidilmiyor. Saydınız mı kaç kere kandırıldık. HÖH ve FETO yıllarca kanımızı emdi. Zihnimizi bulandırdı…

Türkiye’den bizim köylerimize gelenlerin ağızında geveledikleri şuydu: “Ben rahmet olarak gönderildim. Lanet olarak gönderilmedim!” İnsanın bunu kendisi için söylemesi ne güzel değil mi? Yalansa!

Bu tümceleri 1990’lı yılların başında Bulgaristan’a gelen ve İmam Hatip Okullarına ve İslam Enstitüsüne sızan kadrolar “irfan geleneğinden geldik”, “iman davasına yıllarımızı verdik”, “bilim ve zeka ile hasıl olan bir olgunluktayız”, “Memleketinizde İslam kültürü yeniden serpilip açacak!” gibi tekerlemelerle halkımızın kapısı açık saf yüreğine girip yuva kurdular. Milyoncuların T.C. büyükelçilik ve konsolosluklarına hana girer gibi girip çıkması ise, şüphelerimizi hep kaldırdı…

İlk dönemlerde, camilerden çıkmayan Feytullah Gülen ordusu temsilcilerinden kötülük geleceği kimsenin aklının ucundan bile gelmedi. Onların özel istihbaratı olduğunu bilen de yoktu. Aralarına yerli Türklerden güvenilir kadrolar çekerek güven sağlamışlardı. Türkiye’den gelen “aydın” ve “din adamı” kıyafetli bu genç misyonerler, dinine, diline, kültür ve sanatına susamış Müslümanlarımızın özlem ateşini hissettirmeden aldıktan sonra usulca Sofya’da açtıkları ofislerine toplandılar.  1992’de Sofya’da “Zaman” gazetesiyle başladılar. İmam Hatipli en üstün nitelikli öğrencileri kadroya aldılar. 1995’te aylık “Ümit” dergisiyle devam ettiler. Hedeflerinde olan, Bulgaristan Türk aydınlarının 100 yıllık birikimini, petekten bal süzer gibi akıtıp, Feytullah Gülen külliyesine katmak ve kendilerine göre harmanlamaktı. Gazete ve dergi, Bulgaristan Türkleri Marşını, Vatan şiirlerimizi, anadil destanlarımızı vs basmadı.

Misyonerler kendilerinin olan kalemlerin uçlarını sivriltmediler. Anaerkil toplumumuzdaki aile ilişkileri, çocukların soy geleneklerine bağlılığı, atalara saygı, Türk milli bağlılığı, İslam dininde öz olan onlara yapancıydı. Müslüman yavrucuklara ana-okullarında domuz eti verilmesin bile demediler. Çingene çocuklarının cahil kalmasına tepki göstermediler. FETO misyonerlerinin amacında, aileden, Türk kimliğinden kopmuş, Vatanından ve Türklüğünden soğumuş,  Vatanına yüz çevirmiş, öz tarihimizi bir hiç sayan kadro yetiştirmek vardı. Bu işin kitabı yoktu. Onların Bulgaristan’a getirdikleri kitaplarda, hain F. Gülen Hoca’nın hayat öyküsü ve İslam düşünürleri arasından İmam el Gazzali’nin Türkçeleştirilmiş kitapları üstüne yorumlardı. Ortaçağda önemli rol oynayan ve günümüze 76 eseri erişen bu düşünürden hain F.Gülen ekibinin aldığı aldatmak, hile ve kötülük yapmaktı. Onlar, Bulgaristan’da uzak mesafelere ulaşmak, yakın mesafelere ulaşmakla mümkün olur zihniyetiyle hareket ettiler. Bunu yaparken, olguları alabildiğince soyutlaştırdılar, dili, mantığı, düşünme tarzını ve yöntemi körelten yollara başvurdular. Onların gerçek görevi buydu.

Gazeteleri ancak memleketten haber vermekle yetiniyor. Yazı ve yorumlar hep İstanbul’dan geliyor ve zahmet edip yazanların isimlerinin önünde Doktor, Doçent ve Profesör gibi unvanlar yer alıyordu. İstanbul’dan gelenler cami avlularımıza büyük keşkek kazanları kurdu. İrmik helvasını büyük tavalarda kavurdu. Camilerde ve odalarda yer sofrasına oturmak ve kaçıktan başka her şeyin ortak oluşu âdetimizdendi. Yeni gelenler bu âdetimizi bozdu. Aşureyi bile herkese ayrı kapta verdi. Hıristiyanları doyurdu. Yüksek mevkide olanların hakkı daha büyüktü. Fakirler, çocuklar onlar için pek önemli değildi. Takım elbiseli, kravatlı ve camide yapılan törenlere lüks araçla gelenler onlar için daha büyük önem arz ediyordu.

FETO-cu akımı oluşturan ve çarpık dünya görüşünü yayan bu genç kadroların birer profesyonel uşak olduğunu düşünen, ilk dönemde belki de yoktu. Zaten hareketlerinin adı “Hizmetti.” Halkın oy verdiği parti HÖH, 1994’te FETO yönetimiyle eğitimde yardımlaşma antlaşması imzaladı. Seçkin gençler FETO okullarına gönderildi. Daha sonraki yıllarda milletvekili olan Korman İsmailov ile HÖH Başkan Yardımcısı Ruşen Riza da mı FETÖ okullarında hazırlandı!

Sofya’da ve Filibe’de (Plovdiv) FETO liseleri kurulunca, fakir fukara çocuklarımız Türk okulunda Türkçe okuyacak, Türk kültürümüz yeniden dirilecek umuduna kapıldı.

1999 yılında faaliyete başlayan “Drujba” Okulları bünyesinde, Sofya ve Filibe şehirlerinde, anaokulu, ilkokul ve lise açtılar. Aynı şehirlerde, bünyesinde ücretli dil, bilgisayar, sınavlara hazırlık ve görsel sanatlar kursları ile etüt grupları bulunan, eğitim merkezleri de bulunuyordu.

Ayrıca “Dialogue Bulgaria” Derneği ve “Gül Vakfı” (Fondacia Roza) gibi, çeşitli STK’lar üzerinden de faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Bu okulların etkinlikleri fakir ve çilekeş halkımızdan çok uzaktı. Okullar paralıydı ve Amerikan Doları olarak istenen parayı ancak iş adamları, parti başkanları, milletvekilleri ve büyük toprak sahipleri ödeyebilirdi. Eğitim İngilizce veriliyordu. Okula giden çocuklar halktan, geleneklerimizden koparılmakla birlikte ailelerinden ve arkadaşlarından da yabancılaşıyor, kendilerini bambaşka bir dünyada ve soy, topluluk, milli kültür dışında ve tamamen yabancılaşmış bir ortamda buluyor ve hemen dış ülkeye kaçıyorlardı.

FETO-cuların, özellikle “Zaman” gazetesinin Bulgaristan Doğu Ortodoks Kilisesi yönetimi ile “dinler arası diyalog” kurmaya çalışması dikkat çekti. Kendilerine dinler arası diyalog diye bir şey olmadığının anlatılması, ancak din adamları arası diyalogdan söz edilebileceğinin anlatılması tutmadı. Çok ısrarlıydılar. Papazlar birçok defa ödüllendirildi. Hıristiyan din adamları kurban sofrasında, Ramazan ayında iftar sofralarında baş yere davet edildiler. İftar sofraları Hıristiyanlarla dolup taşmaya başladı.  “Zaman” ekibi Bulgaristan Müslümanları diyanetini elinin tersiyle kenara itmeye, Baş Müftülük işlevlerinden bazılarını üstlenmeye yeltendi. Müslümanlar arası çelişkileri kışkırttı. Eski polis Prof. Nedim Gençev’in Hanefi Mezhebine Mensup Bulgaristan Müslümanları Baş Müftülüğü kurmasını özendirdiler ve desteklediler. Böylece ilk kez olmak üzere, Bulgaristan’daki Müslümanları parçalamayı becerdiler. Pazarcık iline yerleşmiş bulunan “Vahabi” mezhebinden birçok din adamı yıllarca yargılandı. FETO yetkililerinin Bulgaristan’daki etkinlikleri süresince yapılan Kuran’ı Kerim ve diğer temel din kitaplarının Bulgar diline çevirisi sakattır.

Gazete ve dergilere, camilere ve imam hatip okullarına ve İslam Enstitümüze sızarak 14-15 yıl gibi bir süre yürütülen dini etkinliğin çok tehlikeli olduğunu önce Rusça yayınlardan öğrenebildik. Özbekistan’da hain F. Gülen liselerinde okuyan ve FETO’cu öğretmenlerin özel seçimle, ARAMKO parasıyla İngiltere ve Birleşik Amerika Yüksek Okul ve Üniversitelerine gönderdiği öğrencilerden her birinin İngiliz istihbaratı “Mi6” ve Birleşik Amerika’nın dış casusluk örgütü “CİA” tarafından ele geçirildiği anlaşılınca gazetelere düştü ve Özbekistan’daki okullar kapatıldı. Ruslar, FETO okulları yönetimini kendi ellerine aldılar. Azerbaycan devlet yönetimi özel bir kararla FETO okullarını kapattığı gibi, öğretmenleri de sınır dışı etti.

Bu gelişmeler FETO örgütünün emperyalist güçler için Müslüman dünya devletlerinin içini oyacak kadrolar eğittiği gün ışığına çıktı.  Bu durum Bulgaristan için de geçerlidir. Beyin oyan ve düşmanlık aşılayan bu misyonerlerin planları 15 Temmuz 2016’da baltalanmayaydı, yok edilmemizin hedeflerinde olduğunu görmeyen kalmadı.

İşte o zaman Bulgaristan parlamentosunda milletvekili olan,  Eğitim Komisyon Başkanı, şimdi DOST partisi lideri Lütfi Mestan’dı. Bu konuda kendisi defalarca uyarılmıştır. Ne yazık ki, Türk gençlerin T.C.’de FETO okullarına gönderilmesinde çok aktif rol oynamıştır.

Esefle belirtiyorum. L. Mestan HÖH yönetimindeyken, FETO-cu kadroların ülkemizde paralel bir Türk otoritesi kurmaya çalıştığını da göremedi ve önleyici hiçbir önlem almadı.

Kuşkusuz “Nereden bilebilirdim?” demek kolay. Bu bir özür olamaz!

Ne ki, liderler görebilmek ve felaketleri önleyebilmek için vardır.

FETO gazetesi adını değiştirdi. Sofya’da çıkmaya devam ediyor. FETO-culuğa borazanlık eden Şumnu köylerinden Mehmet Ömer, fırsat buldukça Türkiye’ye, Türk halkına ve Türklüğümüze dil uzatmaya devam ediyor. Siyasi liderler düzeyinde tepki veren yok…

FETO-culuk kökten kazınmadan Bulgaristan’da Türklük tehlikededir. Çünkü FETO- hainliğinin hedefinde Türkleri kimliksiz bırakmak vardır. HÖH ve milliyetçiliği her geçen gün biraz daha şakıyan Bulgar devlet ve iktidarının hedefleri örtüşmektedir.

30 yıl kaybettik. Ne yazık ki her şeye yeni baştan başlamak zorundayız.  Oysa biz kendilerine yıllarca inanmıştık!

Lütfen paylaşınız.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir