Tarih: 29 07 2018

Yazan: Nedim AKIN

Konu:  Gün gelir, korktuğumuz başımıza gelebilir.                    

Bulgar İç İşleri Bakanı Radev, “Avrupa Konseyi’nin (AK) Sofya’da 6 ay süren dönem toplantılarında, olay çıkmadı, yabancıların başından tel düşmedi” deyip övünerek böbürleniyor. Bu arada, bilirsiniz kuluçkadaki yumurtanın kabuğunu delen civcivin başı 21. Gün sağ sola bakınmaya başlar. Bulgar’da da öyle oldu. 27 ülke heyetleri uçağa atlayıp Sofya’dan ayrılışlarının tam 21. Günü “6 ay boyunca Dıblin Göçmen Anlaşmasını” karıştırdıkları ve maddeleri arasına sığınmacı problemini sıkıştırmaya çalıştıkları ortaya çıktı.

28 dilde birden çalışan AK işleri zaten arapsaçı gibi. 2018’de en karışık konu “göçü durdurma ve sığınmacıları yerleştirme” olarak sivrildi. Bu işin içinde yasası, kuralı, maddesi olmayan bir sayfa var ki, çok büyük önem kazandı. SIĞINMACILAR PROBLEMİ!

Şunu önce söyleyelim. 2007’de AB kapısı Bulgaristan’a açılırken sığınmacı, doğal göç, savaş kaçağı, kanun kaçağı, arananlar ve iltica akımı vb sorunlar gündem oluşturmuyordu. 11 sene sonra çözümü bulunamayan ana konu oldular.

Velakin 180 günde bu konuda ne gibi kararlar alındığı açıklanmadı.

Ardından Brüksel’de toplanan hükümet başkanları da bir düğüm atamadılar. Son söz söylenmedi. Ne var ki, sıradan vatandaşlara rahat yok, uykuları kaçtı. Kâbus görenler artıyor. Bir yandan turist olarak gelenler, “memleketinizi çok sevdim” deyip kalanlar, sürüden kopmuş göçebe kuşlar gibi, kurtların bile uğramadığı Rodop köylerine konup kalıyorlar. Yerliler, “büyük şehirde canı sıkılmıştır, geldiği gibi gider” derken, dağlarımızda tüten bacalar çoğalıyor.

Son hafta Başbakan Borisov hükümeti sıkıntılı günler yaşadı. “Askeri hava limanlarına gece gece askeri uçaklar konuyor, içinden çıkan sığınmacıları askeri kamyonlarla boşalmış köylere taşıyıp yerleştiriyorlar” haberleri yayıldı.  Savunma Bakanı K. Karakaçanov bunlara “şayia”, “yok böyle bir şey” dese de, insanlar tedirgin ve çok endişelidir.

Politik gözlemcilerden Ognyan Minçev çok izlenen “Fakti bg” yayınında bu konuyu şöyle işledi:

STRANCA, RODOPLAR VE RİLA SIĞINMACI KAMPLARIYLA DOLDURULACAK MI?

Ülkemizin Güney Doğu bölgeleri, sığınmacı kampları kurulacak ve kaçakların dilekçelerinin işleme konacağı bölgeler olarak mı gösteriliyor. Gizli görüşmelerde Bulgaristan’ın ismi geçiyor mu?

Bu konuda Bulgaristan’da ciddi bir tartışma yürütülüyor.

Türkiye’den gelen yeni kaçakların Stranca’da tutulması ve daha sonra Stranca ve Rodop Dağlarında kurulacak kamplarda ikamet etmeleri konusunun görüşüldüğü yorumlara konu oldu.  Politik gözlemci Ognyan Minçev görüşlerini “Avrupa’da Nereye?” sorusuna cevap arıyor.

Bu arada Bulgar medyasında “Avrupa Nereden Başlar?” sorusuna yanıt arandı. Kadim Yunanların (Elinler) uygar dünyanın Meriç (Maritsa) nehrinin Güneyi, kuzeyinin ise Avrupa yani barbarların yaşadığı topraklar olarak kabul etmiştir.

Sığınmacı görüşmelerinde sığınmacı ve kaçakların Meriç’in Güneyinde yani Stranca, Rodop ve Rila Dağlarında kurulacak kamplarda tutulması öngörülüyor. Son haftada bu konuda Bulgar basınında çıkan haberler Brüksel, İsrail ve bazı uluslararası kaynaklardan besleniyor.

Bu nedenle AB parlamentosundaki Bulgar milletvekillerinden şu sorulara yanıt vermelerini istiyorum:

  • AB kurumlarında bu konu görüşüldü mü? Görüşülüyor mu?
  • Güney Bulgaristan sığınmacı ve kaçak kampları kurulacak bir merkez olarak mı görülüyor? Yeni gelen kaçakların ilk işlemleri burada mı yapılacaktır. Böyle merkezler kurulacak mı?
  • Daha önce Arnavutluk’ta ve Batı Balkan ülkelerinin bazılarında benzer merkezler kurulması öngörüldüğüne ilişkin haberler dolaştı. Şimdi Güney Doğu Avrupa’nın kenar bölgelerinde böyle kamp ve merkezlerin oluşturulmasına ilişkin haberler dolaşıyor mu?
  • Avrupa Birliği devletleri arasında son dönemde imzalanan sözleşmelerde Birlik toprakları içinde sığınmacı merkez ve kampları inşa edilmesi konusuna yer verilmiş midir?

(Şimdiye kadar bu merkezlerin ana sığınmacı yolları (kanalları) üzerinde kurulmasından söz ediliyordu.)

  • Avrupa Parlamentosu üyesi Bulgar milletvekilleri, Bulgaristan topraklarına büyük göçmen kampları kurulacağı konusunda Sofya hükümetinin ifade ettiği görüşü biliyor mu ve bu konu AP komisyonlarında artık gündeme alınmış mıdır?

Bu konu milli güvenliğimiz ve ülke içinde huzur sağlanması bakımından son derece önemlidir ve kamuoyunun zamanında ve ayrıntılı ve tam bir biçimde bilgilendirilmesi gerekmektedir.

18 Temmuz 2018 tarihinde Sofya’da Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilleri ofislerinin bulunduğu 3 bina arasındaki “Bağımsızlık” meydanında 10 bin kişinin “koyun keçi parası” için ateşlenen protesto mitinginde çok ciddi çıbanbaşları bir araya gelmişti.

T.C. sınır bölgesinde bulunan Burgaz ve Yambol illeri köylerinden 10 bin kişinin aynı anda Sofya merkezine toplanması, büyük bir nefretin aktifleştiği dikkat çekti. Sonu sonunda bu vatandaşların koyun ve keçileri öldürülmüş ve üzgün olmaları gerekirdi. Köpüren hiddeti körükleyenlerin Yunan Adalarında tatilini bir gün kesmiş ve uçakla gelip, köylü tabanın hareketlenmesine parasal yatırım yaptıkları, otobüslerin rakı, şarap, bira ve sucuk dolu olduğu ortaya çıktı.  Koyun ve keçilerin öldürüldüğü köylerde çok pahalı “Ceep”  araçlar dolaştığı göze çarptı. Bu bölgede sığınmacı kaçakçılığı çorabı örüldüğü ortaya çıkarken, yine bu sınır köylerinde Bulgar-Türkiye tel örgülü sınır boyunca sığınmacı kampları kurulacağı ve bu iş için Avrupa Birliği’nin Bulgaristan’a 3 000 000 000 Euro  (üç milyar Euro) vermeyi tartıştığı kulaktan kulağa dolaşmaya başladı. Köylerin boşaltılması, kampların kurulması, bu kamplara kaçak taşınması gibi işlerin ardında duran Bulgar mafyası, koyun-keçi olaylarını vesile ederek, kamuoyuna ve yönetenlere, “biz hem Yunan Adalarında ve hem de burada sarı kaldırımın üzerindeyiz, olup bitenden pay isteriz” dedi.

1990’da Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi ((BKP MK) binasının ateşe verilmesinden bu yana Sofya’da en merkez meydanda Başbakan Borisov ile Cumhurbaşkanı Radev’in makam pencerelerinin altında ateş yakılmamıştı. Bu defa Stranca köylerinden çuvallarla getirilen koyun-keçi posları yakıldı, güm dolusu süt döküldü ve azgın sesle “İstifa!” çığlığı atıldı.

Bu ateş yanarken, Sofya’da hava 35 dereceydi ve rüzgâr sanki yıllık iznini kullanıyor ve hiçbir yönden esmedi. Şimdi herkes rüzgârın yönünü bekliyor. Siyaset de böyle bir şey. Rüzgâra göre yön değiştiriyor. Bizim için kötü olan ateşin bizim vatan toprağımızda yanmasıdır. Rüzgârdır, alır alevini götürür, külünü götürür, fakat yanan toprağımızdır, acısı biz gurbetçileri vurur.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Dava hepimizin davasıdır. Bulgaristan’ın her karışı vatanımızdır.

Sağlıcakla kalınız.

 

Reklamlar