Kırlangıçlı Memleketim

Filiz SOYTURK

Bizim evlerin kirişlerinde ve damlalık altlarında kırlangıç yuvaları vardı. Birisi bir yere bir çıt çekip sıvasa, iyi yapamamışsa, bir kırlangıç kadar olamadın, deyen hemen elini kaldırır yada kafasıyla duvar köşesine çitilenip sıvanmış yuvayı gösterirdi. Anlayışımızda, konuşulmasa da,  bu yuvaların bir nevi kutsallığı olduğu düşüncesi vardı. Temizlik üzerine son derece titiz olan ninem, sundurma altını kirleten kırlangıçların pisliğini görmezden gelirdi. Bunun, belki de bu kuşların insan sıcaklığı solumak için yakınımıza yuva yaparken çok emek sarf etmelerinden kaynaklandığı da aklımdan geçmiştir.

Doğuşlarıyla gelen ve diğer kuşlarınkinden farklı olan özellikli ve kendilerine özgü yaşam tarzları, insanlara sıcak mesajlarla birazdan gökyüzü boşanacak, yağmur bulutları geliyor gibi habercilikleri ilgi çekiciydi. Hatta herkesten önce aldıkları yağmur havası duyumunu, bu sevinci rahmetin tam düşeceği yerlerin üzerinde oynaşarak paylaşmaya çalışırken iyi vesilelere müjdeci rolleri unutulur gibi değildir.

Kırlangıçlar bizim köye Nisan rüzgârlarlarından, ilkyaz yağmurlarından ve bahardan az önce gelen çatalkuyrukları biz adeta bekliyorduk. Köy semasında uçuşlarını seyretmek çok zevkliydi. Yuva örmelerindeki ustalıkları, yumurtaya yattıklarında geniş gagalarını dışarıya çıkarıp hiç kapanmayan gözlerle etrafı süzmeleri, erkekle dişinin yumurta üzerinde nöbetleşmesi ve yavrular gagalarını açınca onları gaga uçlarında taşıdıkları uzun ve kalın solucanlarla bol bol beslemeleri ibret dolu sadakat dersi gibiydi.

Tütünleri dizdiğimiz sundurma, kırlangıçlarımıza yuva yeriydi. Yazımız birlikte geçerdi. Yağmur yağacak günlerde birkaç saat önceden havalanıp köy halkının kendilerini en iyi görebileceği yerlerde oynaşırken her defasında “köye rahmet geliyor” şarkısı söyleyen orkestra cıvıltısı uzun kanatlarla kıvrak sevinç figürleri, aralarındaki sesli temas beni iyice şaşırttığında cıvıldayışlarına, uçuşlarına ve akrobatik hava figürlerine hayran kalıyordum.

Bizim insanımız kırlangıçlara nedense hep geçiciymişler gibi bakıyordu. Bu, olabilir ya 4 mevsimi olan bir memlekette yaşadığımıza bağlıydı. Onların geliş cıvıltılarında selam sabah olduğunu kabul edersek, Ekime doğru nasıl kaybolup gittiklerini anımsatan hiçbir hatıran olmadığını da söylemeliyim. Şimdi sizlere Türkiye’ye gelirken beraber getirdiğim ve unutamadığım bir kırlangıç öyküsü anlatmak istiyorum.

Günlerden bir gün Kırlangıcın biri bizim orada bir adama aşık olmus. Ve adamın penceresinin önüne konup adama söyle demis;

Ben seni cok seviyorum lütfen pencereyi acıp beni iceri al da birlikte yaşayalım.
Adam: Olmaz alamam… Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olur mu?…demis.
Kırlangıc tekrar: Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum, canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz demiş.
Adam yine: Olmaz alamam…Git başımdan, diye cevap vermiş.
Üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demis;
Lütfen beni içeri al. Ben gidemedim. Artık soğuklarda basladı, dışarıda kalamam. Biliyorsun ben sıcak havalarda yasayabilirim sadece beni içeri almassan baska sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Ama artık geç oldu, g,demem, donda ölürüm… Lütfen beni iceri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omuzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sen de benim gibi yalnızsın, der…
Adam ona; Git derhal başımdan!… Ben yalnız kalırım, demis ve kuşu kovmus…
Kırlangıcta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde ucmuş ve uzaklara gitmis..
Adam kırlangıc uzaklara gittikten sonra düsünmüs ve kendi kendine:
“Ben ne aptal , nekadar akılsız bir adamım, niye kırlangıcla birlikte kalmayi kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık demiş ve cok pişman olmuş, pisman olmus olamasına ama is isten gecmis. Kendi kendine nasil olsa sicaklar baslayinca, nisan rüzgarlarından önce  kirlangicim yine gelir, bende onu iceri alir, birlikte mutlu bir hayat sürerim, demis. Ve penceresini sonuna kadar acip beklemeye baslamis. İlk güzel günlerle kırlangiclar da gelmeye baslamis. Ama onun kirlangici gelmemis.yazin sonuna kadar hic penceresini kapatmadan pencerenin basinda beklemiş ama bosuna….Kırlangıc yokmuş.Gelen kırlangıclara sormus ama onun kırlangıcını gören olmamis. Sonunda bir bilge kisiye halini danismak ve ondan bilgi almak için gitmis.
Bilge kisiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona söyle demiş;
–  K ı r l a n g ı c l a r ı n  Ö m r ü  6  a y d ı r . . .

Hayatta bazı firsatlar vardır ömründe bir defa insanın eline geçer ve degerlendiremessen ucup çeker gider…

Bu masalı size neden anlattım, lütfen düşünün!.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir