Rafet0010 Rafet ULUTÜRK

Konu: Yenilemez bu halk!

Fikir olmadan hedef oluşmaz. Hedef belirlenmeden zafer elde edilemez. Zafer ya bir yıkım ya da bir doğuştur. 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi yerli ve yabancı düşmanlarımızın (ABD-İngiltere-Avrupa) Türkiye Cumhuriyetini yıkma hedefine kilitlenmişti. Hain darbe denemesinin özünde ve başında Feytullah Gülen Terör Örgütü FETÖ, Paralel Devlet Yapılanması PYD ile PKK ve DEAŞ gibi uluslararası terörün taşeronları da buna katılanlar arasındaydı. Hepsi yenildi ama pes etmediler. Türk halkının Osmanlı tokadı onları bir gecede yere yıktı. Ne var ki, devirmek istediğimiz iktidar ülkeyi yönetemiyor, kaosla baş edemiyor, bizse daha da acımasız olabiliriz gibi ortak sinyaller veriyorlar.

Gaziantep’te 12 yaşında bir canlı bomba 51 ölüm getirdi. Hainlikte sınır yok. Büyük hedeflerinde hepimizi yok etmek ya da bu topraklardan Tanrı dağlarına kovmak vardı. İstanbul, Ankara, Bursa ve daha birçok canlı bomba terör olayı, vahşeti 15 Temmuz karanlığına taşıyanların planlı hareket ettiğini doğruladı.

Bu hain planın maddelerinde, Anadolu Türkü, Trakyalı, Balkanlı, Kavkaslı, Orta Asyalı, Kıbrıslı kardeşlerinden, dünya Türklüğünden koparmak, Kürdü-Arap’ı Türk’e düşman etmek, hepimizle ama ayrı ayrı hesaplaşma vardır.

Kaç kişi öleceği, ne kadar kan döküleceği umurlarında değil.

Tırmanan hainlik bir toprak ve iktidar kavgasıdır. Bu, eski bir kavgadır.

İngiliz başbakanı Churchill’in Çanakkale’den çekilirken “Biz Anadolu’yu Türklere bırakmayacağız” demişti. Bu, geçen asırda strateji olarak geliştirildi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1952’de NATO’nun Türkiye’ye yerleşmesiyle müttefik maskesi takan Birleşik Amerika, 3 askeri darbe kışkırttı, fakat bu stratejiyi son hedefe taşıyamadı.

Askeri darbeler, halkımızın eğitti en aydın evlatlarını katletti. Vatandan kovuldular. Bunlar yapılırken emperyalist “üst aklın” dikkatini bir ayrıntı çekti. Türkiye’nin yeni nesilleri doğuştan zeki, doğuştan vatansever, doğuştan Atatürkçüydü. Hain stratejinin başarıya ulaşması için bu durumun değiştirilmesi gerekiyordu. Bu, 19.ve 20.yy kendilerince denenmiş, fakat başarılı olamamışlardı. Bu işin hikâyesi uzun olduğu kadar, yapılan masraf da büyüktü.

Osmanlı’nın mezarını kazacak kadroları eğitmek amacıyla daha 1819’da Anadolu’ya ilk Amerikalı misyonerler gelmişti. Okulları, hastaneler, hayır dernekleri ve konsolosluklar açarak Osmanlının kırılmazlığıyla ünlü halk mermerini din ve etnik damardan çatlatmak için mil çakmaya başladılar. Dünyayı Protestanlaştırmaya, Ermenileri Katolikleştirmeye, Bulgarları milli bağımsızlık için ayaklandırmaya vb kışkırttılar.

Bulgarların anayasa ve dini bağımsızlık isteklerinin eksiksiz yerine getirilmiş olmasına rağmen 1876 başkaldırısı dıştan gelen kışkırtılar sonucu oldu. 1890’da Harput, Antep isyanı da onların işiydi.

Arasız çabalara karşın, 1923’te kurulan Cumhuriyet tamamen milli, anti-emperyalist ve demokratik ruhluydu. Oluşan yeni Türk milli kimliğinde onların 100 yıl ektikleri tohumlardan esinti bile yoktu. Osmanlı’daki 23 ABD konsolosluğu ve 384 Amerikan kolejinin etkinlikleri sanki boşa gitmişti.

Bir Hıristiyan’ın, bir Müslüman Türkün zihnini, dilini, dinini, geleneksel şuurunu değiştirebilmesi imkânsızdı. Geçen yüzyılın ortalarında körelterek zihin yönlendirme ödevini yerli taşeronlara yükleme kararı alındı.

Geçen asrın ikinci yarısında kurulan, 2016’da Türkiye’deki toplam sayısı 1700 okul, dershane ve yerleşke olan “Türkün aklını kurutma” tesisleri bu stratejiye göre çalıştı. Pensilvanya’daki FETÖ merkez yerleşkesinden yönetilen Türk gençliğini körleştirme eğitiminin mevzuatında Türklüğü uyandırmadan İngiliz sömürgelerinde başarılı olan köle olmaktan gurur duyma psikolojisi aşılanıp hâkim kılınmak istendi.

Hedeflenen, düşünemeyen Türk tipinin biçimlenmesinde mekanik uygulayıcı model yer aldı. Bilgisayar oyunlarında binleri öldürenlerin sokakta 10 kişi öldürmesini normal karşılayan algı beslendi. Sanal ortama kolektif katliam dayatıldı.

Biz, BULTÜRK–BGSAM yayımcısı olarak 15 Temmuz 2016 kalkışmasını açıklarken darbe, kalkışma, karşı-devrim kavramlarını kullandık. Çünkü bu karşı-devrim özü itibariyle Atatürk devrimlerimizi, Cumhuriyetimizi alaşağı etmeyi amaçlayan bir silahlı kalkışmaydı.

Halkımızın seçtiği Cumhurbaşkanımız R.T.Erdoğan öldürülecek, hükümet ve meclis dağıtılacak, hukukun üstünlüğü ilkesi ayakaltına alınacaktı. Devlet idare yöntemi olarak parlamenter demokrasimiz faşizm diktatörlüğü ile değiştirilecekti.

İstiklal ve bağımsızlığımız yok sayılacak, köleleştirilmiş bir devlet gibi yabancı güçler tarafından idare edilecektik. Uygarlığımızın ana temeli olan laiklik ilkemiz hasıraltı edilip yerine ılımlı İslam’ın diğer dinlerle diyalog yoluyla kaynaşma prensipleri yasallaştırılacaktı. Karşı-devrim Cumhuriyetle yanan özgürlük meşalemizi söndürüp istikbalimizi zindan edecekti. Karşı-devrim durdurma örneği veren halkımız dünya kahramanıdır. 1973’te Salvador Allende devrilirken Şili halkı yapamamıştı.

Meclisi bombalatan pilotta, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan ve ailesini, Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ı ve ailesini yok etmeye yeltenenlere, vatandaşları sokaklarda çiğneyen tankları sürenlere, halka ateş açan askere, 260 kardeşimizi kurşunlayan ve 2.500 kardeşimizi de yaralayan insan kopyası “taş kafa” tipler gördük.

Bunlar aramızda dolaşan, camide namaza duran ama amerikan kölesi olma sevdasıyla yaşayan hainler olduğunu düşündükçe kahroluyorum.

Yüksek lisanslı, diplomalı, rütbeli, takım elbiseli ve hatta kravatlı olmaları hiçbir şey ifade etmez, onlar Türk ruhu söndürülmüş, yerine Türk düşmanlığı aşılanmış kendini beğenmiş tiplerdir.

Düşmanımız aramızda ve karşımızdadır.

Kendilerini emperyalizme satmış, Türkiye Cumhuriyeti’ni bölüp parçalayarak bölünecek devletimize diz çöktürme stratejisini kabul etmiş gözü dönmüş halk düşmanlarıdır onlar. Görüldüğü üzere, hainler NATO üyeliğimiz yıllarında paralel yapılanma biçiminde TSK’ne, askeri okul ve akademilere, eğitim ve yargı sistemine, polis ve jandarmaya, kadın ve gençlik örgütlerine, büyük sayıda aileye sızmıştır. Devlet bünyesine dolandırıcılık, vurgunculuk, yalanlama gibi yöntemler taşımıştır. Türk halkının adalette, hukukun üstünlüğüne ve demokratik ilkelere olan inancı yaralanmıştır.

Vaktiyle Osmanlıya stratejik tuzak kuranların, Türkiye Cumhuriyeti’ne de FETÖ aracılıyla uzun süreli komplo düzenlemelerinde şaşılacak bir şey yoktur. Olayın sert özünde (çekirdeğinde) şu var. Bir gerçektir:

Türk-İslam dünyasına hâkim olamayan dünya egemenliği kuramaz!

Bu sonsuz zenginlikler âlemine hakim olma anahtarı ise Türkiye’nin elindedir. Halifeliği İstanbul’a taşıyan Osmanlıdır. Yeni uygarlığı hayata çağırırken ise onu kaldıran bir kenara bırakan yine Türkiye meclisidir.

Günümüzdeyse İslam Ülkeleri Konsey Başkanı Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın R.T. Erdoğan’dır.

En güçlü bölge Türk-İslam çoğrafyasında lider devleti de Türkiye’dir. Cumhuriyet ilanının 100.yıldönümüne Büyük Türküye atılımları birçoklarını ürküttü. Dünya şaşkınlıkla izlemeye başladı, hepsi bir anda ürktü.

Türk-İslam Dünyasında beklentiler Türkiye Cumhuriyeti’ne döndü.

Özellikle son yıllarda ateşi sönmeyen Yakın Doğu üstüne strateji geliştirip savunan, oyun kuran Türkiye’nin Yeni Türkiye Başkanı oldu. Irak, Suriye ve Yemen’de kan döken, bu ülkeleri parçalamak isteyen, “Arap Baharı” ile Türk-İslam medeniyetine ölümcül darbe indirmek isteyen emperyalizm olduğunu defalarca yazdık, çizdik. Ejderha taşeronluğuna soyunmuş PKK-DAEŞ, PDY,  PYD ve diğer çakal sürüsünün hain “üst aklın” emrinde olduğunu, emperyalizme hizmet ettiklerini, ülkeleri parçalamanın barışa götüren bir yol olmadığını defalarca vurgulayan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Dünya halkları Yakın Doğu’da en güvenilir, en barışçı, en huzurlu devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu gördüğü için, 4 milyon sığınmacıya kucak açtık. Kıskanıyorlar.

Terör bombaları nu nedenle kamplarda, düğünde, nişanda, pazarda patlıyor.

Türkiye’de kaos yaratılmak isteniyor. Çok can alan Gaziantep katliamının özüne baktığımızda, artık terör bombalarını sığınmacı bölgelerinde, kamplarda patlatıp, savaş kaçaklarının rahatını bozmak, onları yollara dökmek istediğini görüyoruz. Dolayısıyla “bakın Türkiye Cumhuriyeti uluslararası angajmanlarını yerine getiremiyor, orada kaos var, duruma hakim olamıyorlar.” Gibi saçmalıklar savurduklarını işitmeyen kalmadı. Terörcü propaganda halkı kışkırtıyor. Onlar bizi komşumuz Irak saldırısına sürükleyemediler. Suriye ateşine itemediler.

15 Temmuz darbe girişimi kafalarında patladı.

Halen gerginliği daha da tırmandırmak için çocuklara, kadınlara saldırıyor, düğünleri bombalıyorlar. Ve dünya İnsan Hakları Örgütleri, demokrasi kalelerinden borazan sesler yükselmiyor. Kimin hangi tarafta olduğunu görmeyen kalmadı.

Stratejik tuzaklar konusunda tarih ne diyor?

Jean-Jacques Rousseou (1712 -1778) “Toplum Sözleşmesi”ni yazdı ama Fransız Devrimini göremedi. Sosyal devrimler darbelerden farklı olarak yasaldır.

Değişiklik isteyen tabanın kaynamasından güç alır.

“Devrim rüzgârı geliyor” fikrinin babası Paris sokaklarında akan kanı görseydi, belki de sosyal devrimlerle ilgili fikrini değiştirirdi. “Akan kanın önemi yok” onun satır aralarından alınmıştır.

Devrim acısı tatlıdır. Acı olan darbe acısıdır.

Bütün millet aya kalktı. Şehitlerimiz var. Bunu nasıl unuturuz! Demokrasi destanı yazdık. Aziz vatan için ayaklandık. Birlik ve beraberlik cephesinde buluştuk. Yeni ortak bir ruhla doğduk. Birlik ve beraberlik cephesinde buluştuk. Darbeleri lanetleyen, demokrasi ve özgürlükleri yaşatan yeni ruhla kucaklaştık.  Büyük dirilişin “Yeni Kapı” halk şölenini yaşadık.

İnsanoğlu acısını yaşamadan felaketin büyüklüğünü göremiyor. Biz görebildik.

Maximilien Robespierre (1758 – 1794)  Büyük Fransız Devrimini yaşadı. Düşmanlarının hepsinin kelesini kaydırma hevesi onun kellesini giyotine götürdü. FETÖ kadar hevesliydi. Toplumu kaosa sürüklemiş, akan kanın hesabını tutmuyordu. Bir gün her şey tersine döndü. Temelsiz eşitlik, özgürlük ve kardeşlikten diktatörlük doğdu.

Fransa’da Krallığın Cumhuriyetle değiştirilmesi ve topluma demokrasi fikirlerinin serpilmesi 100 yıl aldı. 1934’te doğan Alman faşizmi 1945’te yok oldu. 1939’da Amerikan Haber Alman Ajansı CİA ajanları Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni (SSCB) dağıtma stratejisi mayaladı.

Sovyet toplumuna yutturulan zehirli hap etnik ve milletlerin özgün bağımsız devletler kurma hayalini ateşledi.

1992’de 15 devletin birliği dağıldı. 15 yeni bağımsız devlet kuruldu.

Üçü – Lituanya, Letonya ve Estonya ise Sovyet sisteminin yeni devletler topluluğundan da tamamen koptu. Bu plan 53 senede gerçekleşti.

Türkiye Cumhuriyetini yok etme planının stratejik bir zorlama olduğuna inanıyoruz.

Osmanlıyı, İslam dünyasını esir etmek amacıyla hazırlanan İngiliz-Amerikan mason planlarının 2 asır kökleri olduğunu gördük. İslam düşmanı İngiliz casusu Lawrence’ın Mekke’de Müzesi olduğunu biliyoruz.

Bize olan tüm düşmanlıkların sentezi olan FETÖ- PDY –PKK- PYD ve DEAŞ terör yapılanmasın kökleri 50 yıl gerilere uzanır.

Tek başlı 10 kollu bir ahtapot gibidir. Dünya dünya olalı görmüş görmüş de böyle bir şey görmemiştir.

Bulgaristan’dan bir örnek verelim.

Bizde de FETÖ kadroları ayrık otu gibi. Önce “Bulgaristan Zaman” gazetesinde çalışan FETÖ elemanı Ahmet Ahmet, ilgililerin bastırmasıyla atandığı Bulgaristan Türkleri Baş Müftülüğü Genel Sekreterliği’nden 15 Temmuz’dan sonra serbest bırakıldı, hemen “Müslümanlar” dergisi Baş Redaktörlüğüne getirildi. Bizdeki atasözü şöyledir: “Ayrık otu 40 yıl duvarda dursa, toprağa düştüğü an yeşerir.” Ne güzel söylenmiş değil mi!

 

15 Temmuz 2016’da ve “Yeni Kapı” mitingine büyüyen halk kararlılığından YENİ BİR TÜRK RUHU DOĞDU.

Bu bir BİRLİK VE BERABERLİK VE YENİLMEZLİK ruhudur. Birlikteliğimizin en büyük erdemidir.

Çanakkale dirilişinden yükselen NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Gururuyla bir daha kanatlandık.

Yeni ödevlerimiz var. Zaman silkinme ve dirilip diklenme zamanıdır.

Üstün gelenden hesap sorulmaz. Alçakların hesabını görmemiz boyun borcumuzdur. Demir dövülürken sertleşir, halklar ezildikçe yücelir. Biz çok çektik. Zaman, ortak ruhla uçma zamanıdır.

Devam edecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar