Tarih: 31 01 2019
Yazan: Nedim AKIN
Konu: Biz ufaldıkça ve dağıldıkça onlar bayram ediyorlar.

Sofya’da, Sudi Özkan’ın “Prenses” otelinden çıktım, acil kan merkezine doğru yürüyorum. Hava soğuk. Yer donmuş. Oynaşarak inen kan tanecikleri sanki “Ağa bicim sen şuraya bas da kayma” der gibi konacakları yeri gösteriyor bana. Çevrem birden sarıldı. Delikanlılar. Yaşlı Çingeneler ve 16-17’sinde kızcağızlar. Gözlerine baktım mavi, yeşil, siyah ve kahve hepsinden var. Hepsi yorgun. Gün boyu müşteri beklemişler. Kanlarını satıyorlar.

Daha doğrusu teklif ediyorlar. Bir bankası bir aylık ortalama işçi maaşı. Zoru olan uğrayıp hizmetlerinden yararlanıyor. Doktorlar, kar vermiştir belgesini görmeden ameliyat masasına yaklaşmıyor.

  • Ne yapıyorsunuz? Dedim, birazcık sıcaklıkla kaynaşmak istercesine.
  • Bulgarların kanını temizliyoruz! Ağabey dediler.

Onlardan hiç biri Adolf Hitler’in KAVGAM (Zayıfa acımak Doğaya İhanettir) eserini okumamıştır. Fakat tam Hitler gibi konuşuyorlar. 2011’de Konya Karatay’da çıkan baskılarından birinin 269’uncu sayfasında insan kasabı Hitler “Irkı meydana getiren unsur kandır” diyordu.  29 yıldan beri devam eden demokrasi benzetmesi toplumsal düzenimizde ben Bulgar başkentinin kan verilen tek merkezi olan “burada” azınlıklardan olmayan bir tek kan verici veya bağışçı tek kişi görmedim. İnsanın dili kolay değişir. Dilini değiştiren bir kişi ırkını değiştirmiş olmaz. Yahudiler birçok dilli birden konuşsalar da soy kimliklerinde hiç bir şey kaybetmiş olmazlar. Kan verme veya bağışlama konusunda çok hassastırlar. Kimseye kan vermedikleri gibi, Yahudi olmayan bir kişinin kanını da taşımazlar.

Demokrasi döneminde güçsüz ve çaresiz düşen Çingeneler kan ve çocuk satmakla iyi ayakta durdular.

Hitler hapishanede dikte ettiği “Kavgam” eserinde tilki daima tilki, kaz daima kazdır. Bu örnekler çoğaltılabilir, öte yandan şunu belirtmek gerekir ki, aynı ırka sahip olan kimseler arasında teşhis edilen farklar, özellikle sahip oldukları enerji, canlılık, zekâ, ustalık ve dayanıklılık gibi yeteneklerin toplumdaki eşitsizliğinden ileri gelir. Fakat hiçbir zaman normal normal bir yetenek güdüsüyle, kazlara karşı “iyi kalplilikle” hareket edecek bir tilkiye veya sıçana karşı merhamet duyan bir kediye rastlanmaz. Bulgar Çingene ilişkisi de tam böyledir. Ben Bulgarların ağızından “İyi Çingene” sözünü işitmedim.

Başka bir ifadeyle kaliteli yemlenmekle, kan değiştirmekle insanın huyu ve ruhu değişmez. Hitlerin geliştirdiği arı ırk (üstün ırk) teorisinin özünde, daha güçlü olanın rolü hükmetmek olmalıdır, daha zayıf olanla kaynaşmak değil. Eğer böyle davranmazsa, kendi büyüklüğünü feda etmiş olur.  Irk teorisi saçmalığa dayanmıştır. Çünkü her ırktan üstün insanlar vardır.

Biz Bulgaristan’da çok farklı olaylarla yüzleşiyoruz. Bir defa devlet kuran, dili ve dini olan Bulgar ırkı diğer ırkları sözde kendine kaynaştırarak onlara hükmetmeye çalışıyor. Ne ki, başkasından kan alan kendiliğinden daha akılı, zeki ve cesur olmuyor. Bu insanın geninde olan bir şey ve vasıflarını soy kökünden alıyor. Yukarıda sıralanan öteki vasıflar için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Son yıllarda Bulgaristan’da aç susuz, cahil ve işsiz Çingenelerin GETTO hayatında birbirine sarıldıklarını, cesaret topladıklarını ve kudret fışkırması sergilediklerini sık sık görebiliyoruz. Voyvodino köyünde bir Mavi bereli ve Novi Pazar’da bir polisin Çingeneler tarafından tartaklanmasından sonra, Meclise hemen bir yeni yasa sunuldu ve Polise kafa tutan ve el kaldırana” anında 2 000 (iki bin) leva ceza kesiliyor. 1980’li yılların ikinci yarısında Türklere Türkçe söyledikleri her söz için 5 leva kestikleri gibi. O kadar dava açıldı kimse parasını geri alamadı. Sopadan kemikleri kırılanlara da tazminat vermediler. Kanunlar azınlıklara adalet dağıtmıyor  Uygulanan değişik biçimli faşizmdir.

Korku baş gösterdiğinde Bulgarlar her şeyi unutuyor ve birbirlerine sımsıkı örülüyorlar. Adalet çarkını kendi lehinde çalıştırmayı beceriyor. Sanki Hitlerin “Zayıfa acımak Doğaya İhanettir” sözlerini hepsi ezberlemişler. Dünkü gün (30 Aralık 2019’da) Filibe (Plovdiv) Yeni Mahalle’ye polis baskını yapıldı. Kahveler, Çaycılar genç yaşlı herkes yere yatırıldı, tabaklar, fincanlar, bardaklar düz kırıldı, 4 kişi tutuklandı. Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Krasimir Karakaçanov Çingeneleri tutuklayan polisleri tebrik etti. Aynı saldırı Stanimaka (Asenovgrad) GETTO-suna da yapıldı. Orada da tutuklamalar var. Bulgaristan’da 72 bin polis var. Azınlıklara karşı vurucu güç olarak ileri sürülüyorlar. Avrupa’nın 2019 Kültür merkezinde polis zulmü kol geziyor.

Biz Türkler “kendi baş kendi tıraş” kişileriz. Yardımlaşmayı dayanışmayı sevsek de güç birliği yapmayı ustalıkla başardığımız gibi, parçalanıp, bölünüp dağılmaya başladığımızda hiç kimsenin gözyaşına bakmayız.  Bayrağımızı dalgalandırmak için gönderimizi diktiğimiz, partileştiğimiz ve birleştiğimiz günden beri yaprak dökümü yaşıyoruz. Her parçalanmadan sonra yeniden ufalıyoruz. Güner Tahir ve Osman Oktay’ın partilerinden eser kalmadı. Silinip süpürüldüler. Kasım Dal’ın Halkın Şeref ve Hürriyet Partisi de tepeden parçalandı. Genel Başkan Orhan İsmailov partiden ihraç edildi. 1989 yılında devrimci mücadele gönderimizi diktik. Kısmet işte, direğimizin tepesine Ahmet Doğan geldi leylek gibi yuva kurdu ve ne bokundan ne yumurtasından fayda var, ne de eti yenir. Kısmet dedik, boyun eğdik. Ogün bugün dağılıyoruz. Güney Hüsmen vali olalı Deliorman ve Gerlovo halkını GERB partisine paketlemeye çalışıyor. Zaman birleşme zamanıdır. Eylemlerimizin temelinde ve esasında anti-faşist kavga olabilir. Tabanda birleşmek zorundayız…

Bulgar basınında, ölmezden önce kendine anıt diktiren diktatör Todor Jivkov’un resmiyle BİZ TÜRKLERİ YENDİK başlığıyla bir yazı çıktı. Aslında yenilen kendisidir. Devrildi. Partisi ismini değiştirdi. Parçalandı.

Bu yazıdaki ana fikir şudur. 1984’te öldürülen ve tutuklanan Türklerin sayısını veriyor. 1985’te devam eden devlet terörünün aldığı kurbanları övgüyle hatırlatıyor. 1989 Mayıs ayaklanmasını bastırabildiklerinden, Türkiye’nin kör gibi bakakalmasından dem vuruyor. Bulgarların kurbanlarını övüyor. İç savaş kışkırttığını söylemiyor. İğrençliğini dünya gördü. Bulgar milliyetçiliğine şerbet veriyor ve üstün olduklarını ve azınlıklar üzerinde hükmetmeleri gerektiğini hatırlatıyor.

Hatırlatmak istediğim birkaç gerçek var. Bulgar faşizm kuzgunu Müslüman Türklerimizin başına en büyük acımasızlık ve şiddetle 1934 askeri darbesinden sonra saldırmıştır. Bu darbeyle işbaşına kelen Başbakan Kimon Georgiev hükümeti önce, Türk ocaklarımızı, Turan örgütlerimizi, sanat ve spor derneklerimizi yasakladı, devlet terörü uyguladı, Türk okullarının yarısını kapattı. Daha sonraki yıllarda, bir faşist Bulgar subayı olsa da K. Georgiev’ın aslında aynı yıl Rusya Dış Askeri İstihbaratı tarafından ajan olarak ele geçirildiği ortaya çıktı. Demek oluyor ki, bu yasaklar, bu düşmanlık Stalin Rusya’sı (Kremlin)  emriyle gerçekleşti. Yönettiği “Zveno” partisi bir burjuva partisidir. Çok ilginçtir ki yine “Zveno” partisi başkanı olarak K.Georgiev 1944-1946 yılları Bulgaristan’ın Stalin çizmesi altına düştüğü yıllarda 3 defa daha başbakan olmuştur. Onun başbakanlığı döneminde 20 Aralık 1944’te “Halk Mahkemeleri” kurulmuş ve Bulgarların entelektüel kesimi ölüm cezasına çarptırılmıştır. Bu işlemlerin tümü “Kremlin emirleriyle” gerçekleştirilmiştir.

Şu asla unutulmamalıdır ki, 1878’den sonra ve 2. Dünya savaşı yıllarında bile Bulgaristanlı Türklerin Türkiye’ye göçleri asla durmamış, Pomakların isimleri ve dinleri de devamlı değiştirilmeye çalışılmıştır. III. Bulgar devletinin ilk 76 yılında Bulgarlar kendi aralarında daha fazla kavga etmiş, Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarında yenilmiştir. 1918 Vladaya Asker Ayaklanmasında kullanılan en ağır silah Alman toplarıdır. 1913 Eylülünde patlak veren İşçi Ayaklanmasında ise en ağır silah olarak makineli tüfekle ateş edilmiştir. Ne ki 1984-1989 yılları arasında dalga dalga devam eden Türk Halk İsyanında totaliter devlet zırhlı araçlar, tanklar ve top, helikopter kullanmıştır. Demek oluyor ki Bulgar totaliter rejimine ve zulüm devletine karşı en büyük ayaklanma, 72 bin kişinin katıldığı Türk Ayaklanmasıdır. Bu ayaklanma sonucu Todor Jivkov devrilmiştir ve Türklerin yenilgisinden söz etmek saçmalıktır, yalandır.

Gelelim “üst akılla” ilişkin temel soruya.

Bulgarlar bütün savaşlara kışkırtılmıştır. Bütün savaşlarda yenilmiştir. İsim ve din değiştirme ve Türkleri memleketlerinden söküp atma çılgınlığında Bulgar devleti Moskova tarafından kışkırtılmıştır. Ahmet Doğan’ın işi kin ve öfke ocağı sönmesin diye ocağa odun atmaktır. İnsanlık tarihinde dikey yapılı din ve dikey devletli ve sarsılmaz ruhlu hiçbir halk yatay kültürlü ve yatay dinli bir halka yenik düşmemiştir. Türkler dikey medeniyeti yaşatan büyük halklardandır.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Paylaşmayı unutmayınız

Reklamlar