Tarih: 15 Temmuz 2019
Yazan: Av. Seniha Rasim SABRİ
Avrupa Bulgaristan Türkleri Derneği Başkanı
Konu:  FETTO salgını ve bugün

Türk halkı ve yurtseverlerimiz, geçen yüzyılın 2. yarısında yaşanan zalim askeri darbeleri ve darbe denemelerini asla unutamaz. Her darbe denemesi bir ibret dersi olmuş, hepimizi yüreklendirip birbirimize kenetlemiştir. Halkımızı korkutup ilk gözdağı verme denemesi, Başbakan Adnan Menderes’in tutuklanıp asılmasıyla başlamıştır. O, halkı seven ve ülkemizde tarım, sanayi ve kültür reformu yapmaya çalışan bir önderdi.

Menderes, Amerika’ya son gidişinde, 34. Başkan Dwight D. Eisenhower’le görüşürken, “Türkiye’ye 4 fabrika kuralım” demişti. “Biz sizi bir tarım ülkesi olarak görüyoruz” cevabını aldı. Washington’dan boş elle döndü.

Ne var ki, Türkiye’nin atılımlı kalkınmaya hamle zamanı gelmişti.

Moskova’da Leonid Brejnev devlet başkanı koltuğuna yeni seçilmişti. Menderes görüşme talep etti ve davetiye aldı. Kendisiyle şu, Amerika’dan koparamadığı, 4-5 fabrika meselesini görüşecekti. Sovyet taraf olaya olumlu baktığını hemen duyurdu.

27 Mayıs 1960 NATO Generalleri darbesi gecikmedi.  Moskova yolunu kestiler. Türkiye’nin demokratikleşme ve uygarlaşmasına ilk büyük darbe vuruldu. İkincisi 1980’de geldi. 1971 ve 1997 yıllarında ise hükumetler istifaya zorlandı. Aynı dönemde 6 defa darbe denemesi yapıldı ki, bunların arasında sonuncusu olan 15 Temmuz 2016 darbe girişimi olağanüstü gaddar ve acımasız oldu.

Darbecilerin ve muhtıra yazarlarının iplerini çeken Washington “üst aklı” (şeytani akıl), başarısız denemelerine yenilerini eklerken imparatorluklardan gelen Türkiye siyasetinde ve bölgesel siyasal alanda istediği gibi at oynatmanın kolay olmayacağının farkına vardı. Darbe yapamaz hale gelen ordu,  ülkede demokratikleşme ve yeni medeniyete yükselme yolu ortasında kocaman bir kaya oldu.

Plan ve hesap değiştirenler,  Türk ruhunu istedikleri zaman çökertme tuzağı kuranlar, bu defa devletin içinde FETO yılanı büyüttüler. 45 yıl süregelen bu içten içe zehirleme süreciyle devletin kılcal damarları aforoz ve Türk ruhunun yok edildiğini sanıp, 15 Temmuz 2016 gecesi darbe yapmaya kalkışanlar aldandı. Önce Türk halkıyla hesaplaşmaları gerekeceğini düşünememişlerdi.

Köprü başlarında, hava-alanlarında, radyo TV stüdyolarında sokaklarda yenildiler. Şanlı Türk bayrağı dalgalandı. Elllerinde Türk bayrakları ile tankları durdurdular.  Hiçbir yerde gönderden indirilemedi. Halkımız bugün de Milli Marşımızı gururla söylemeye devam ediyor.

15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımız Erdoğan, ölüm tuzağından çıkmış, uçakla İstanbul Atatürk Hava alanına indiğinde, önce halkımızı sokaklara ve meydanlara çıkıp, darbecilerin elini kolunu bağlamaya çağırdı. Bu çağrıya herkes uydu ve darbecilerin ruhu ve omurgası kırıldı.

Darbe denemesinin büyük özellikleri vardı. Darbeci hainler Türkiye içinde FETO imam ordusu ve İmamlar iktidara el atabilseler, anavatanımızı parçalamaya ve yeni devlet ilan etmeye dağdan inecek kandilden içeri girecek ve hazıra çökecekti. T.C. Silahlı kuvvetlerde, poliste ve adliyede eli kolu olan bir ahtapot şeklinde örgütlenmiş ve tek merkezden, ABD-Pensilvanya odaklı uluslar arası darbe güçleri tarafından yönetilip yönlendirilen bir saldırı başlamıştı.

NATO-ya bağlı Türk Hava Kuvvetlerinin ve komando birliklerinin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ve ailesini özel komando saldırısıyla yok etme teşebbüsü, meclis binasının, MİT-Jandarma Genel Merkezinin ve Bordo Bereliler üssünün basılması hain planın amansızlığına ve derinliğine işarettir. Fakat hesaba katmadıkları Türkiye’nin gerçek sahipleri vardı. Bunlar üst seviyede kişileri temizlerken altta da sokaklarda da halk bunları derdest ediyordu, bir anda şaşakaldılar. Dünya bile şaşkınlıkla izliyordu olanı biteni.

Türk Milleti yine tarihte olduğu gibi, bu hain darbe gecesinde de Türkiye devletinin gücünü halktan aldığını, deneyimli, bilinçli ve cesur Türkiye halkının tek yumruk olup tüm darbe yelten-işlerini suya düşürüp, darbecilerle hesaplanabileceğini öngörememesi ne kadar zavallı olduklarına kanıt oldu. Çünkü devletin her kademesine kendi insanlarını yerleştirmişlerdi, bunu takip eden gören ve izleyen kişilerin olduğunu akıllarından bile geçmedi. Çünkü onlar için Türkiye Cumhuriyeti Devletini onların yerleştirdikleri kuklaların yönettiğine eminlerdi… Amma halkı hiç mi hiç hesaba katmamışlardı.

Türk halkının silahlarını, uçaklarını ve yetkilerini kullanarak, Türkiye devletini yok etme denemesi sonuçsuz kaldı.
Halkın elindeki iş makineleri, traktör ve biçer dönerlerle, çöp kamyonlarıyla, kepçelerle uçak pistlerine, ana kavşaklara ve stratejik yollara halkın akması, ay yıldızlı bayraklarla yükselen dalga zafer yeni Türkiye yıldızı doğdu. Halkı sokaklara çağıran Sayın Erdoğan’ın daveti karşılıksız kalmadı ve halk bu çağırıya uydu.

O gece, biz Bulgaristanlı soydaşlar, Tüm Batı Trakya ve Balkan göçmenleri omuz omuza kenetlenmiş gece karanlığında zafer yolunda aydınlık olduk. Ruhsal birliği pekiştiren “Başka Türkiye Yok!” sloganıydı. Bu Büyük denizin bizlerde bir damlası olduğumuzu ve Yeni Türkiye’nin artık OKYANUS’A dönüşmesi gerektiğini hep birlikte haykırdık.

Türkleri Anadolu’dan kovmak isteyenler daha önce Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Cönk Bayırında yenilmiş, İzmir’de hepsi denize dökülmüşlerdi.

Dış saldırıyla yenilmeyen Türkleri kendi içlerinde birbirine kırdırma planı bu defa hareketteydi. Türk halkını alt etmenin molla-imam işi, hain sürüsü davası, terörist tuzağı olamayacağına akıl erdirememişlerdi. Arkalarında Amerika, para babaları, bankalar ve kışkırtıcı medya olunca her şeyi “çantada keklik” sanmışlardı. Bu plan artık kaçıncı defadır, tutmuyordu! Hepsi kahrolmuş, çıldırıyorlardı. Türkiye’yi ele geçirmeden ileri adım atabilmeleri imkânsız olduğunu görünüyordu.  Yarım asır süren hazırlık yine boşa mı gidecekti?

251 şehidimiz var. Ruhları şad olsun. İsimleri köprülerde, kahramanlıkları anıtlarda yaşıyor, halkımızın gönlü mertlik, cesaret ve inançla dolup taşıyor. Gazilerimize saygımız sonsuz. Halkımız Büyük Yeni Türkiye davasını kucakladı, yöneticilerimiz de artık savunmadan atağı geçti ve ilerledikçe güçleniyor.

Artık hainlerin “para ve akıl babası” ortada, bunların üst aklı pardon şeytani akılları artık bizleri çözemiyorlar. Akılları ermiyor, kim bu halka ümit veriyor kim akıl veriyor gece gündüz bunu düşünür olmuşlar. Onların himayecisi orada, kol kanat açanlar biliniyor. Yargıdan korkuyorlar. Birbirlerini suçluyorlar.

Yalan bir dünya peşinde olanların maskesi düştü. Türkiyeyi parçalayıp bölme ve talan etme planları ortaya çıktı. Hiç birimizin başka bir yalana inanma, hayale kapılma tahammülü kalmadı. Adalet yerini bulsun ruhu hâkim oldu.

Türkiye’nin,  boynuna takılan Amerikan tasmasını çekip kopardığını bilmeyen görmeyen kalmadı.  1960’ın sonunda 4 fabrika kurmak için el açan ve onurlu davranan başbakanın dar ağıcında gören Türk halkı, son 50-60 yılda defalarca engellenmesine rağmen, halk iradesinin her şeyin üstünde olduğunu kabul ettirmek için, hele 2002’den sonra çok uzun bir yol yürüdü.

Haberler, dünyanın en modern ve yetkin savunma teknolojili S-400 Rus Füze Sisteminin Ankara’ya indiğini duyuruyor. Darbe esnasında merkez yaptıkları yere S-400 ler indi bunu da anlayan anladı…

Ak Kuyudan başlayarak 3 Nükleer Elektik Santrali Türkiyeyi ve komşularını baştan başa yeniden aydınlatacak. Türk halkı kendi otomobili, otobüsü ve gemisiyle, kendi ürünü hızlı trenlerle, modern uçaklarla yolculuk ediyor. Dünyanın en büyük hava-alanı, en donanımlı karşılıklı çifte ana yol sistemi, yer altı ve yer üstü geçitleri, en uzun kara ve demir yolu köprüleri Türkiye’dedir. Yakın Doğu ile de beraber, çevresinde 2 bin kilometre besleyen, giydiren ve donatan ülkemizdir.  İnsanlı ve insansız uçak ve helikopterlerimiz terör güçleriyle savaş alanlarında, Mehmetçiğin kullandığı kendi yaptığı silah ve mermi kendi ürünümüzdür.

4 milyon savaş kaçağına ve sığınmacıya konut, yeme içme, çocuklarına okul ve her birine sağlık hizmeti ve işveren Türkiye Cumhuriyetidir. Barış, güvenlik, huzur, dostluk ve kardeşlik şiarlarının gerçekleştiği ülkedir ana-vatanımız.

FETO – “aydınlatma” hamlelerinin Türk Dünyasına zararı da olağanüstü büyük oldu. 80 yıllık Sovyet egemenliğinden kurtulup milli kültür hamlelerine heveslenen Türkistan içerisinde bulunan Türk Cumhuriyetlerine “İngilizce müfredatlı” okullarla giren ve son hedefinde emperyalist istihbarat servislerine ajan yetiştirmek, genç cumhuriyetleri içinden kuşatmak ve boğazlama planları ortaya çıktı. Birçok ülkeden kovuldular. Bu sinsi planlarında Türkiyeyi kullanmaları kötü oldu. Aynı salgın hala kurban almaya devam ediyor. Şimdi ise ABD kendisine yapılacak darbeden nasıl kurtulacağını kendisi düşünsün.

Hain tuzaklar, Bulgaristan’a da kuruldu.
1958’den sonra Türk okullarımız kapanmıştı. Türk Okulu açılacak sandık. FETO Okulu açıldı. Gazete çıktı. Zengin çocuklarına paralı İngilizce eğitim verilirken halk evlatlarına bir Türkçe kursu açılmadı.  Hain hocanın kitapları Bulgarca basıldı, Pomak nüfusa dağıtıldı. İmam Hatip Okullarına ve İslam Enstitüsüne geri kapalı hocalar yerleştirildi. Ezberci eğitim sistemini benimsemeyen evlatlarımız ezildi, dövüldü, zora sürüldü. İnsanımızı yeni bir Türkçe korkusu sardı. Sanki FETO-cu eğitimcileri Bulgar milliyetçileri kiralamış insanlarımıza acı çektiriyordu. FETO hainleri Bulgaristan’da Türkçeye ve Türklüğün suyunu çekti.

Bir de “tolerans” diye bir şey tutturdular. Papazlar Ramazanda, Kurban Bayramında sofra başına çöktüler. Hepsi ödüllendirildi. Papaz İmam öpüşmesini ilk kez FETO âdeti olarak gördük.

NATO-FETO-cu militan kadrolar, gazeteci ve muhabir kılığına girip Bulgaristan Müslüman Türklerini devlet ve hükumet katlarında temsil etmeye kalktılar. Bulgaristan Müslümanları Diyanetine ve Baş Müftülüğe, İşleri Müftülüklerine ve camilere çöreklendiler.

Türkiye’den gelen eğitimde yardım paralarına el attılar. Düşmanlık ve zehir saçan Bulgaristan “Zaman” gazetesi zorla iş adamlarına satıldı. Bazı bölgelerde paralar emekli maaşlarından kesildi. Darbeci başının hainlik dolu kitapları kan kusan kitaplar camilerimizde okundu. Antlaşması neticesinde Türkiye’ye giden 1 500 gencimiz çoğu geri dönmedi. Başımıza gelenler anlatmakla bitmez…

Bulgaristan’daki FETO salgınından bugün de kurtulabilmiş değiliz.

Başka bir Türkçe gazetesi çıkarılmasına maddi kaynak bulunamazken, 2016’da FETO-Karargahı ülkemizden Amerika’ya taşınırken, bazı mali kaynaklarını işler bıraktı.  “Zaman” gazetesini “Haftaya Bakış” başlığı altında yayınlarına devam ettiler. Gerçeği çarpıtan, Türkiye tarihini ve gerçeklerini, politik, ekonomik ve kültürel düzenini ter yüz anlatan, halkımıza korku aşılamaya devam eden paralı TV programlarına katılmayı sürdürüyorlar. Bu yayınların Bulgaristan Türklerinin uyanmasına hiçbir yararı olmamış ve yoktur.

Bu çarpık gidişin amacındaki, okulları henüz kapanmayan FETO ruhunu Bulgaristan’da yaşatmak, öğrencileri gizli hedeflerine kazanmak,  isim değiştirme, din yasağı ve katliamlarla dolu geçmişimizde katilleri haklı göstermek, Bulgaristan Türklerinin ruhunu incitici tezlerle düşmanlık ve kin tohumları ekmeye azimle devam etmektir. Bulgar ırkçı milliyetçileri ile FETO kırıntıları el ele vermiş ve birliktir.
Burada Almanya’da da 15 Temmuz darbe girişiminin 3. yıl dönümünde tüm camilerde eş zamanlı selalar okunuyor.

15 Temmuz Büyük Yeni Türkiye savaşçılarının zafer günüdür.
15 Temmuz şehitleri anma günü vesilesiyle şanlı Türk halkını ve yenilmez Türk ruhunu kutluyoruz.
Ne mutlu Türküm diyene!
Ne mutlu 21. Yüzyıl Türküne!

Reklamlar