Sürüyü Kasaba Götürme Yöntemleri

Tarih: 17 Şubat 2019
Yazan: Şakir ARSLANTAŞ
Konu: İyi ya da kötü olması önemli değil, önemli olan bizden biri olmasıdır!

Yılmaz Güney’in “Sürü” filmini hatırlarsınız. Koyun sürüsünü bir tutam otla Doğu’dan getirip Ankara pazarına çıkarmanın çilesini anlatmıştı. Büyük ödüller almıştı. Bu başarının bir adı sanatsa, öteki adı da insanları sinema salonlarına toplamak ya da TV ekranına kilitleme ustalığıdır… Seyirciyi inandırmak ve sürüklemektir…

Ekim 1917 Devrimi önderi Vladimir İliç Lenin’e bir gün sormuşlar: “Üstat sen bu proletaryayı nasıl olur da atılımdan atılıma yüreklendirmeyi başarabiliyorsun?”

Lenin hemen cevap vermiş: “Dünyayı kapalı bir uzun spor salonu olarak görürüm. Proletarya salonun bir kenarındaki aç kedi sürüsüdür. Hedefe göre karşılarına çengele asılmış bir dana gövdesi sallandırdım mı hepsi hareketlenir ve birlikte hücum ederler. 2 yıllık, 5 yıllık devlet iktisat planlarını böyle gerçekleştirdim.”

Halkı yalanla aldatıp kullanma taktiği özellikle günümüzde çok kullanılır oldu. Vatandaşlarımıza koyun gibi bakıyorlar. Azınlık düşmanı ırkçı VMRO-faşistlerinin lideri Krasimir Karakaçanov bir yandan Çingene (Romen) evlerini kış ortasında yıktırıp, zavallı aileleri sokakta bırakırken, gettolarından kovarken, öte yandan KANDIRMA PAGANDASI yapıyor. Sözde devlet bütçesinden para ayırıp Çingenelere 2-3 katlı ev yaptıracakmış. Ölme eşeğim ölme yaz gelecek. 2 bira ve ekmek arası 4 köfte ile gettolardan oy alamayacağını fark etti ki, şimdi çengele daha büyük yalanlar asıyor. Vay be, ne günlere kaldık.

Bütün bunalım, durgunluk, evrim ve devrim dönemlerinde insanlar kişilik değişimi yaşarlar. Yani herkesin kişiliği azdan çoktan değişir. İnsanlar hep belli olayların etkisi altındadırlar. Toplumun değişmesi için yeni kişilik oluşması gerekir. Bu yönde atılıma geçmezden önce insanlar birçok olayda ve yolda buluşabilir. Örneğin, Deliorman’da Hak ve Özgürlük Hareketi (DPS) dışında bir muhalif kişilik oluşması 2014 meclis seçimlerinde Razgrad ve Yukarı Cuma (Blogoevgrad) seçim bölgelerinde beraber gerçekleşmişti. Seçmen, zamanı geçmiş Ahmet Doğan ve ipi pazara çıkmış politika kumarcılarının hazırladığı seçim listesini kabul etmeyip eline aldığı kalemle gönlünce seçim bülteni üzerinde işaretleme yaparak Hüsmen Güney ile Kraişte köyünden Musa Palev’i meclise göndermişti. Seçmenimize bu hakkı tanıyan seçim kanunundaki istediği adayı işaretleyip meclise gönderebilme maddesi idi, ama artık kaldırıldı. Bu madde ve bu hakkımız çok önemliydi, çünkü Ahmet Doğan birisinden “ben seni milletvekili yapacağım” diye para da almış olsa, planı suya düşüyor ve işi bozuluyordu. Halkın uyandığını, “lider” teklifi üzerinde kalem oynatıp H. Güney ile M. Palev’i seçeceğini düşünemezdi.  Bu nedenle şimdi bu seçim kanunu değişikliği HÖH tarafından hazırlandı. H.Güney ile M. Palev bu nedenle HÖH meclis grubundan atılar. Bu uyanma artık derinleşti ve Deliormanlılar HÖH’ten söküldü, köy yollarının asfaltlanmasına karşı 2017’nin 26 Mart sabahı oylarını GERP’e verdiler. Öncülük eden H. Güney de GERB tarafından Vali gösterildi. Uyananların hareketlenmesi devam ederken biz bugün L. Mestan’ın Maryana Georgieva ile bostan korkuluğu gibi ortada kaldıklarını görüyoruz. DOST – yönetim kurulu toplantısına (16. 02. 2019) Mehmet Hoca ile Necmettin Hak da gitmediler. Avrupa Birliği seçimlerine kimsenin tanımadığı Bülent Hasan aday gösterilmiş. Bu gelişmeler, Bulgaristan Türklerinin bir halk olarak Lütfi Mestan zihniyetinden çok daha derin olduğunu ve çok daha güçlü bir irade ortaya koyduğunu göstermiştir.

Bunu bir örnekle, metaforik (değişmeceli)  bir benzetmeyle açıklarsak. Bulgaristan Türkleri ata-vatan toprağında – halen hükmeden politik iradeden – çok daha derin bir irade ortaya koymuş bulunuyor. Demek oluyor ki, Bulgaristan Türkleri ata-vatan topraklarında bir toprak altı ırmağı olarak, L.Mestan, A.Doğan, K. Dal ve etraflarındaki sırtlanların hayal edebildiklerinden çok daha derinden, “lider geçinenlerden” tamamen bağımsız, kendi yolunca ve kendini kirletmeden, ama kişilik değiştirerek akmaya devam ediyor.  Bulgaristan’da HÖH ısrarıyla yapılan son seçim kanunu değişikliğini böyle anlamak gerekir. Eminin L. Mestan ve K. Dal partiden atılmasalardı bu değişikliği destekleyeceklerdi. Oy da vereceklerdi.

Türk seçmenin parti listesinden istediği adayı seçme hakkını GERP partisiyle birlikte baltalayanlar (DPS) Bulgar “demokrasisinin” beynine kurşun sıkmıştır. Bu olay, M. Karadayı’nın ve etrafındaki geri zekalıların tümünün sonuna işarettir. Parti halktan (seçmenden) korktuğunu gizleyememiş ve kabul etmiştir. Seçim kanunu değişikliği, totalitarizm kalesini bir müddet daha savunabilmek için duvara birkaç yük karaçalı dikeni yığmaktan başka bir şey değildir. Gelen halk selini hiçbir siper durduramaz. Kükreyiş yakındır.

Son gelişmeler geleceğimiz açısından çok acı bir gerçek. Bütün partilerde alıp yürüyen sökülme olayları bilinçli bir sürecin güç kazandığına kanıttır. Bu halk düşmanlığına karşı halk kükreyişi olacaktır.  Halkın beynine darbe indirmek istenirken, daha önemlisi irademize yeni bir balyoz (büyük tokmak) indi.

Gerçeğin tablosu şudur:  26 Mart 2017’de yapılan erken meclis seçiminde,  tanıdıkları ve destekledikleri kişiyi işaretleme usulüyle (1 500 000 ‘bir buçuk milyon’ seçmen bu işaretlemeyi yapmıştı) ve şimdiki meclise 80 milletvekilinı böyle gönderdi. 16 Kasım 2016’da yapılan halk oylamasında 2 500 000 (iki buçuk milyon) vatandaş sistem değişikliği ve bu arada, parti listelerinden vaz geçip, halkın kendi seçtiklerini meclise göndermesi usulü uygulanmasına oy verdi. Bu sistemin adı en fazla oy alan kazanır (majoriter) seçim sistemidir. 15 Şubat 2019 tarihli meclis oylamasında bu isteklerin hepsi, halk iradesinin toplamı arşivlendi, rafa kaldırıldı, çöpe atıldı. Sanki meclis babalarını mülkü, sanki halkımızın iradesi ipotekli, sanki sözde demokrasi ortamında “kölelik düzeni” kapısı aralanıyor.

Yukarıda yazdıklarımı şöyle özetleyebilirim: 15 Şubat 2019 tarihinde Sofya meclisinde seçim kanununda değişiklik yapıldı. Tercihli seçim hakkı kaldırıldı. Böylece Bulgaristan Türk seçmenin gönlünce seçim hakkını kullanarak oluşturduğu HÖH dışı siyasi kimlik böylece baltalandı.

Vurgu yapıyorum: Bulgaristan’da HÖH dışı politik kimlik oluşmanın birçok yolu vardı. Bu yollardan biri olan DOST-HŞHP yolu 26 Mayıs 2019 Avrupa Birliği seçimleri için artık tamamen kapanmış bulunuyor. Boş umutlara kapılmayalım…

İrademizin zafer yolunun sonuna kadar açılabilmesi için önemli olan Türk seçmende geleneklerimiz bozulmadan birbirimize asla düşmeden yeni güçlü bir inanç oluşmasıdır. Bu inancı oluşturmak,  davul sesi duydukça oyuna kalkanların işi olamaz. Bu yeni inanç, düşüncemizin farklı öğelerini, bir mıknatısın manyetik bir metalin eğe tozlarını düzenli bir şekilde topladığı gibi toplayacaktır. Mıknatıs olabilme niteliklerini tamamen yitirmiş olan eski galaganları (geçersiz demir paraları) cüzdanınızdan atınız, dışı şık içi boş tiplere çarşıda pazarda selam dahi vermeyiniz, kendilerine umut bağlamayınız. Onlar taşı kırık yel değirmenidir

Bu iş her şeyden önce yeni bir kişilik oluşturmayı gerektirir. Bunun adına HÖH (DPS)-DOST ve HŞHP dışı bir kimlik diyebiliriz. Bunu yapabilmemiz için akademilerde okumamız gerekmiyor. Ahmet Doğan’ın “feylesof” (boş kafa) olması için kendisini “DS” subayı Mihaylov gibi birinin buna yetmesi de gerekmiyor. Bu kişiliği oluşturma becerisi bizim içimizde ve ruhumuzda doğuştan var zaten. Bu, yağmurda şemsiye açma, kumsalda mayo giyme gibi bir şeydir İnsanın kendisini şartlara uydurması varoluşunda gizlidir.

Tarihte, Cumhuriyetçi Türk kimliği, Reform ve devrim hareketleri kimlikleri hep böyle oluşmuştur. 1984-1989 zulüm yılları arasında direnişçi Türk kimliğimiz oluştu. İçimize kapandık, sözümüzü kıstık, sabırlı olduk ve patlama günümüzü bekledik. Kişiliğimizi direniş cesaretiyle besledik. Mayıs 1989’da ayaklandık. Ayaklanmacı kimliğimiz oluştu. Aramızdan öncü kimlikli yerel önderler sivrildi. Alayların başını geçtiler. Ayaklanmacı kimliğimiz (1984-1989 zulme karşı oluşan kimliğimiz) hak ve özgürlük isteklerimizi dünyaya duyurdu. Her şey o kadar zordu ki, çapamız silahımız oldu, susarak zafer yazdık, gömleklerimiz bayrak oldu, Batı Radyoları sesimiz oldu. Ayaklanmacı kimliğimiz böyle şekillendi. Demokratik Lig (Birlik) ve Viyana 1989 Dayanışma vb örgütlerde bu kimlik politik nitelik kazandı. Halka indi ve siyaset sahnesine çıktı. Halkımızı kucakladı. Bulgaristan Türklerinin çok derin bir halk ruhuna sahip olduğunu görmeyen kalmadı. Biz, bizi Bulgarlaştırma kasabına götüren sürüden böyle ayrıldık, kaçtık ve Türk kimliğimize sarıldık ve ayakta kaldık.

İnsanın kişilik değiştirmesi KİMLİK değiştirmesi anlamına gelmez. Kişilik değiştirmesi de zor olur. Çünkü DPS’ye de seve seve gönül vermiştik. Ama onun bir alameti ile adı kaldı, özü değişti ve biz de yeni zamana uymak ve haklarımızı söke söke almak zorundayız.

Sonunda şunları ilave etmekte yarar görüyorum:  Yapılan araştırma ve incelemelerimiz, sizin deneyimlerimiz biz Bulgaristanlı Türklere şunu göstermiş ve defalarca kanıtlamıştır. Sözünü ettiğimiz kişisel değişiklik aşamalarında değişen akıl değildir, aklımız olmamıştır. Biz “Türk aklıyla, Türk zekâsıyla kaldık!” Değişen duygularımızdı ve duygularımızın değişmesi bizim yeni kişiliğimizi oluşturdu. Bu konuyu da kendi örneklerimizle özel olarak yazmak istiyorum.

Şöyle ki, insan beynine pimse sokup oradan bir şeyleri çıkarıp yerine başka bir şeyler sıkıştıramazsınız. (Bulgarlar bize bunu yapmak istedi, olmadı.) Fakat duygularımız dalgalı deniz gibidir, dalgalar birleştiğinde dur önüne durabilirsen…..

Devam edecek: Eski siyasi partiler dışı yeni kimliğimizin şekillenmesi.
Okuyun, paylaşın tartışınız birlikte gerçekleri bulalım.
Biz her zaman sizin halkın yanınızdayız.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Share
Reklamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir