Rafet ULUTÜRK
Gazze’ye baktığımızda çoğunlukla bugünün felaketini görüyoruz.
Yıkılmış binaları, parçalanmış aileleri, yerinden edilmiş insanları, kapanmış okulları, sağlık ve barınma sorunlarını konuşuyoruz.
Bunların her biri insanlığın önündeki ağır meselelerdir.
Fakat bütün bu yıkımın arkasında sessizce büyüyen başka bir tehlike vardır:
Bir neslin geleceğini kaybetme tehlikesi.
Savaşın en ağır bilançosu yalnızca kaybedilen canlarla ve yıkılan binalarla ölçülmez. Bazen gerçek bilanço on, yirmi yıl sonra ortaya çıkar.
Çünkü savaş bir çocuğun evini yıkabilir.
Okulunu kapatabilir.
Ailesini dağıtabilir.
Çocukluğunu yaralayabilir.
Fakat bütün bunlardan sonra eğitimini de elinden alırsa, artık yalnızca çocuğun bugününü değil, yarınını da yok etmeye başlamış demektir.
İşte bu nedenle Gazze için yeni bir stratejik yaklaşım geliştirmeliyiz:
İnsani yardımın yanına insan yetiştirmeyi koymalıyız.
Çünkü Gazze’nin yeniden inşası savaş bittikten sonra değil, bugün çocukların eğitimiyle başlamalıdır.
SAVAŞIN GÖRÜNMEYEN CEPHESİ: ZAMAN
Bir binayı yeniden yapabilirsiniz.
Bir yolu yeniden açabilirsiniz.
Elektrik hatlarını yeniden çekebilirsiniz.
Bir hastaneyi tekrar inşa edebilirsiniz.
Fakat bir çocuğun kaybettiği beş yılı ona geri veremezsiniz.
Bu nedenle savaşın çocuklardan aldığı en değerli şeylerden biri zamandır.
Sekiz yaşındaki çocuk sekiz yaşını yalnızca bir defa yaşayacaktır.
On yaşındaki çocuk on yaşını tekrar yaşayamayacaktır.
Bir ülkenin siyasi sorunlarının çözülmesini beklerken çocukların eğitimini erteleyemeyiz.
Diplomasi bekleyebilir.
Uluslararası müzakereler yıllarca devam edebilir.
Siyasi anlaşmazlıklar kuşaklar boyunca sürebilir.
Ama çocuk bekleyemez.
Bu nedenle Gazze’deki eğitim meselesini savaş sonrasına bırakmak stratejik bir hata olacaktır.
ASIL TEHLİKE SAVAŞ BİTTİKTEN SONRA BAŞLAYABİLİR
Bir gün silahlar susacaktır.
Fakat o gün bütün problemler sona ermeyecektir.
Tam tersine, başka bir mücadele başlayacaktır:
Gazze’yi yeniden ayağa kaldırma mücadelesi.
Yollar yapılacaktır.
Evler inşa edilecektir.
Okullar açılacaktır.
Hastaneler yeniden kurulacaktır.
Ekonomi canlandırılmaya çalışılacaktır.
Peki bütün bunları kim yapacaktır?
Gazze’nin mühendise ihtiyacı olacaktır.
Doktora ihtiyacı olacaktır.
Öğretmene, hemşireye, mimara, teknisyene, yazılımcıya, psikoloğa, hukukçuya, girişimciye ihtiyaç olacaktır.
İşte stratejik mesele burada başlamaktadır.
Bugünün çocuklarını yetiştiremezsek yarının Gazze’sini inşa edecek insan kaynağını da kaybetmiş oluruz.
Dolayısıyla Gazze’nin çocuklarının eğitimi yalnızca bir insani yardım konusu değildir.
Gazze’nin gelecekte kendi ayakları üzerinde durabilmesinin temel şartıdır.
YARDIMDAN KALKINMAYA GEÇMELİYİZ
Dünyanın kriz bölgelerine yaklaşımında önemli bir eksiklik bulunmaktadır.
Felaket meydana gelir.
Gıda gönderilir.
Battaniye gönderilir.
İlaç gönderilir.
Çadır gönderilir.
Elbette bunların tamamı gereklidir.
Fakat yıllarca yalnızca yardım gönderirsek insanları yaşatabiliriz ama onların geleceğini kuramayız.
Burada yeni bir anlayışa ihtiyacımız vardır:
Yardım → Eğitim → Meslek → Üretim → Kalkınma → Kendi kendine yeterlilik
Gazze için uzun vadeli stratejik yol haritası bu zincir üzerine kurulmalıdır.
Amaç yalnızca çocuğu bugün korumak değil, yarın kimseye muhtaç olmadan hayatını kurabilecek seviyeye getirmek olmalıdır.
Gerçek dayanışma budur.
YENİ BİR KAVRAM: GAZZE EĞİTİM KORİDORU
Gazze için yıllardır insani yardım koridorlarından söz ediyoruz.
Gıda koridoru…
Sağlık koridoru…
Tahliye koridoru…
Bunların yanına artık yeni bir kavram eklenmelidir:
GAZZE EĞİTİM KORİDORU
Bu koridorun mutlaka sınır kapılarından geçmesi gerekmez.
Bilginin yolu dijital dünyadan da açılabilir.
Gazze’deki bir çocuk İstanbul’daki öğretmenle buluşabilir.
Ankara’daki bir akademisyen Gazze’deki gençlere ders verebilir.
Konya’daki matematik öğretmeni gönüllü olabilir.
Bakü’deki üniversite programa katılabilir.
Taşkent’teki eğitimci ders verebilir.
Astana’daki bir teknoloji kuruluşu dijital eğitim desteği sağlayabilir.
Avrupa’daki gönüllü öğretmenler sisteme dahil olabilir.
Böylece dünyanın farklı coğrafyalarından Gazze’ye uzanan yeni bir koridor kurulabilir:
Bilgi koridoru.
Sınırlar kapanabilir.
Yollar kapanabilir.
Ama doğru teknoloji ve organizasyonla bilginin yolu açık tutulabilir.
GAZZE DİJİTAL OKULU KURULABİLİR
Bu mesele kampanya mantığıyla değil, kurumsal sistem mantığıyla ele alınmalıdır.
Gazze için uluslararası ölçekte bir Dijital Okul Platformu oluşturulabilir.
Çocukların yaşları ve mevcut eğitim seviyeleri belirlenir.
Her öğrenci için eğitim dosyası oluşturulur.
Eksik kaldığı dersler tespit edilir.
Dijital sınıflar kurulur.
Canlı ve kayıtlı dersler hazırlanır.
Arapça temel içeriklerin yanında yabancı dil eğitimi verilir.
Matematik, fen bilimleri, teknoloji ve bilgisayar eğitimleri programa alınır.
Öğrencilerin gelişimi yıllar boyunca takip edilir.
Böylece mesele:
“Bugün kaç çocuğa ulaştık?”
sorusundan çıkarak:
“Kaç çocuğu geleceğe hazırladık?”
sorusuna dönüşür.
İşte stratejik bakış budur.
HER ÇOCUĞUN BİR EĞİTİM DOSYASI OLMALI
Bir başka önemli konu sürekliliktir.
Savaş bölgelerinde yapılan birçok çalışma iyi niyetle başlar fakat birkaç ay sonra sona erer.
Oysa eğitim süreklilik ister.
Bu nedenle sisteme alınan her çocuğun eğitim yolculuğu mümkün olduğu ölçüde takip edilmelidir.
Bugün on yaşındaki çocuğu sisteme alalım.
Bir yıl sonra nerede olduğunu bilelim.
Beş yıl sonra hangi seviyeye geldiğini görelim.
Lise döneminde meslek yönlendirmesi yapalım.
Üniversite çağında burs imkânı sağlayalım.
Mezun olduğunda istihdam veya girişimcilik programlarına bağlayalım.
Böylece bir yardım kuruluşundan çok daha fazlasını oluşturmuş oluruz:
Bir nesil yetiştirme sistemi.
HER ÇOCUĞA BİR EĞİTİM HAMİSİ
Bu sistemin önemli ayaklarından biri Eğitim Hamiliği olabilir.
Bir öğretmen birkaç çocuğun eğitim gelişimini takip edebilir.
Bir üniversite belirli sayıda lise öğrencisine akademik rehberlik yapabilir.
Bir sivil toplum kuruluşu cihaz ve internet ihtiyacını karşılayabilir.
Bir gönüllü yabancı dil öğretebilir.
Bir mühendis mühendislik isteyen gence mentorluk yapabilir.
Bir doktor tıp okumak isteyen öğrencinin önüne yol haritası koyabilir.
Böylece çocuk yalnızca ders alan bir öğrenci olmaz.
Arkasında kendisini takip eden bir eğitim ağı bulunduğunu hisseder.
Çünkü savaş çocukların yalnızca evlerini değil, geleceğe duydukları güveni de yıkmaktadır.
Eğitim sistemi bu güveni yeniden kurmalıdır.
ÇOCUĞA TABLET DEĞİL, GELECEK VERELİM
Burada önemli bir zihniyet değişikliğine daha ihtiyacımız vardır.
Tablet dağıtmak proje değildir.
Bilgisayar dağıtmak proje değildir.
Kitap göndermek tek başına proje değildir.
Bunlar ancak sistemin araçlarıdır.
Asıl mesele:
O tabletle ne öğretildiğidir.
O bilgisayarla hangi becerinin kazandırıldığıdır.
O kitabın çocuğu hangi geleceğe hazırladığıdır.
Dolayısıyla hedefimiz şöyle olmalıdır:
Cihaz + İnternet + Öğretmen + Müfredat + Mentorluk + Ölçme + Burs + Meslek
Bütün bu unsurlar birbirine bağlandığında gerçek eğitim politikası ortaya çıkar.
ÜÇ AŞAMALI STRATEJİ: KORU, YETİŞTİR, AYAĞA KALDIR
Gazze çocukları için oluşturulacak uzun vadeli model üç temel aşamaya ayrılabilir.
1. KORU
Çocuğun eğitimle bağının tamamen kopmasını engelle.
Temel derslere ulaşmasını sağla.
Dijital araç ve bağlantı imkânı oluştur.
Psikososyal desteği eğitim sürecinin içine yerleştir.
2. YETİŞTİR
Yabancı dil öğret.
Dijital beceriler kazandır.
Meslek yönlendirmesi yap.
Başarılı öğrencileri burslarla destekle.
Üniversitelere hazırlık programları oluştur.
3. AYAĞA KALDIR
Meslek sahibi gençleri Gazze’nin yeniden yapılanmasıyla buluştur.
Girişimciliği destekle.
Öğretmen yetiştir.
Sağlık personeli yetiştir.
Mühendis ve teknik insan kaynağı oluştur.
Böylece bugünün yardım alan çocuğu yarının Gazze’yi ayağa kaldıran insanına dönüşür.
TÜRKİYE ÖNCÜLÜK EDEBİLİR, TÜRK DÜNYASI ORTAK OLABİLİR
Türkiye bu konuda önemli bir kapasiteye sahiptir.
Üniversitelerimiz var.
Öğretmenlerimiz var.
Teknolojik altyapımız var.
Belediyelerimiz var.
Sivil toplum kuruluşlarımız var.
Ve en önemlisi gönüllü insan kaynağımız var.
Ancak mesele sadece Türkiye ile sınırlı tutulmamalıdır.
Azerbaycan’dan Kazakistan’a, Özbekistan’dan Kırgızistan’a kadar Türk dünyasının üniversiteleri ve eğitim kuruluşları da sisteme dahil edilebilir.
Avrupa’daki Türk diasporası da destek verebilir.
Böylece Türkiye koordinasyonunda geniş bir uluslararası eğitim dayanışma ağı ortaya çıkabilir.
Binlerce öğretmenin haftada sadece bir veya iki saat gönüllü ders verdiğini düşünelim.
Yüzlerce akademisyenin gençlere mentorluk yaptığını düşünelim.
Üniversitelerin belirli sayıda öğrenciye burs kontenjanları oluşturduğunu düşünelim.
Teknoloji şirketlerinin dijital altyapıya katkı sunduğunu düşünelim.
Küçük katkılar büyük bir sistem içerisinde birleştiğinde ortaya çok güçlü bir kapasite çıkar.
100 ÇOCUKLA BAŞLA, 100 BİN ÇOCUĞA ULAŞ
Büyük projelerin önündeki en büyük psikolojik engel şudur:
“Bu kadar büyük bir sorun nasıl çözülecek?”
Cevap basittir:
Hepsini aynı gün çözmek zorunda değiliz. Ama bugün başlamak zorundayız.
Önce yüz çocukla pilot uygulama yapılabilir.
Sonra bin öğrenci.
Sonra on bin.
Sistem geliştikçe yüz binlere ulaşabilecek bir altyapı kurulabilir.
Önemli olan sayılardan önce doğru modeli oluşturmaktır.
Çünkü iyi kurulmuş bir sistem büyütülebilir.
Plansız yardım ise ne kadar büyük olursa olsun bir süre sonra tükenir.
EĞİTİM AYNI ZAMANDA BARIŞ POLİTİKASIDIR
Bu meselenin çok daha derin bir tarafı vardır.
Eğitim yalnızca meslek kazandırmaz.
Umut kazandırır.
Bir çocuk önünde üniversite görüyorsa geleceği düşünür.
Meslek görüyorsa üretimi düşünür.
Kendisine değer verildiğini hissediyorsa dünyayla bağ kurar.
Bu nedenle eğitim, savaş sonrası toplumlarda aynı zamanda barışın sosyal altyapısıdır.
Kalıcı barış yalnızca silahların susması değildir.
Kalıcı barış, çocuğun yeniden hayal kurabilmesidir.
Okulun kapısının açılmasıdır.
Öğretmenin sınıfa girmesidir.
Gencin “Ben doktor olacağım”, “Ben mühendis olacağım”, “Ben öğretmen olacağım” diyebilmesidir.
GAZZE’Yİ BETON DEĞİL, İNSAN AYAĞA KALDIRACAK
Bir gün Gazze yeniden inşa edilecek.
Milyarlarca dolarlık projeler konuşulacak.
Yeni konutlar yapılacak.
Hastaneler kurulacak.
Okullar inşa edilecek.
Yollar açılacak.
Fakat şu gerçeği unutmamalıyız:
Şehri bina yapmaz; insan yapar.
En modern hastaneyi kurabilirsiniz.
Doktorunuz yoksa bina olarak kalır.
En güzel okulu yapabilirsiniz.
Öğretmeniniz yoksa eğitim kurumu olamaz.
Teknoloji merkezi kurabilirsiniz.
Yetişmiş gençleriniz yoksa çalıştıramazsınız.
Bu nedenle Gazze’nin yeniden inşa planının ilk maddesi beton değil, insan sermayesi olmalıdır.
Ve insan sermayesinin başlangıç noktası çocuktur.
DÜNYANIN GAZZE’YE BAKIŞI DEĞİŞMELİ
Gazze çocuklarına yalnızca mağdur olarak bakmamalıyız.
Bu çok önemli.
Onlara sürekli yardım bekleyen insanlar olarak bakarsak yanlış bir gelecek tasavvuru oluştururuz.
Onların arasında geleceğin doktorları vardır.
Mühendisleri vardır.
Öğretmenleri vardır.
Bilim insanları vardır.
Sanatçıları vardır.
Girişimcileri vardır.
Bizim görevimiz onlara acımak değil; potansiyellerinin önündeki engelleri kaldırmaktır.
Merhamet önemlidir.
Fakat merhamet stratejiyle birleşmezse geçici kalır.
Vicdanın kurumsallaşması gerekir.
Bir günlük kampanya yerine on yıllık eğitim programı…
Bir defalık yardım yerine sürekli mentorluk…
Bir tablet yerine dijital okul…
Bir burs yerine eğitim zinciri…
İşte Gazze’nin geleceğini değiştirebilecek yaklaşım budur.
BİR ÇOCUĞU 10 YIL TAKİP EDELİM
Ben meseleye şöyle bakıyorum:
Bugün Gazze’de on yaşında bir çocuk düşünelim.
Onu eğitim sistemine dahil edelim.
Matematiğini tamamlayalım.
Dil öğretelim.
Bilgisayar kullanmasını sağlayalım.
Yeteneğini keşfedelim.
On beş yaşında meslek yönlendirmesi yapalım.
On sekiz yaşında üniversite kapısını açalım.
Burs verelim.
Yirmi iki yaşında mezun olsun.
Yirmi beş yaşında dönüp toplumuna hizmet etsin.
İşte o zaman yaptığımız yardımın gerçek sonucunu görürüz.
Bugün yardım ettiğimiz çocuk yarın yardım dağıtan insan hâline gelmişse sistem başarılıdır.
Bugün desteklediğimiz çocuk yarın kendi toplumunun öğretmeni olmuşsa başarılıyız.
Bugün tablet verdiğimiz çocuk yarın teknoloji üretiyorsa başarılıyız.
Yardımın nihai hedefi yardıma ihtiyacı azaltmaktır.
SAVAŞ GEÇMİŞLERİNİ ALDI, GELECEKLERİNİ DE ALMASIN
Gazze’nin çocukları dünyadan imkânsız şeyler istemiyor.
Yaşamak istiyorlar.
Okumak istiyorlar.
Öğrenmek istiyorlar.
Oynamak istiyorlar.
Hayal kurmak istiyorlar.
Meslek sahibi olmak istiyorlar.
Kendi geleceklerini kurmak istiyorlar.
Savaş onların hayatından çok şey aldı.
Evlerini aldı.
Okullarını aldı.
Hatıralarını aldı.
Çocukluklarının bir bölümünü aldı.
Hiç değilse geleceklerini almasına izin vermeyelim.
Dünyanın Gazze için yapabileceği en büyük yatırımlardan biri, bir nesli kaybetmemektir.
Çünkü bir çocuğu eğittiğinizde yalnızca bir çocuğu kurtarmazsınız.
Bir aileyi değiştirirsiniz.
Bir sonraki kuşağı etkilersiniz.
Bir toplumun insan kaynağını oluşturursunuz.
Bir ülkenin yeniden ayağa kalkmasına temel hazırlarsınız.
Bu nedenle Gazze için yeni sloganımız yalnızca:
“Yardım edelim”
olmamalıdır.
Daha büyük düşünmeliyiz:
KORUYALIM.
EĞİTELİM.
YETİŞTİRELİM.
MESLEK KAZANDIRALIM.
VE GAZZE’Yİ KENDİ ÇOCUKLARIYLA YENİDEN AYAĞA KALDIRALIM.
Çünkü gerçek zafer bir çocuğun savaştan sağ çıkmasıyla tamamlanmaz.
O çocuğun yıllar sonra kendi ayakları üzerinde durabilmesiyle tamamlanır.
Savaş geçmişlerini aldı.
Biz insanlık olarak birleşelim; geleceklerini de almasına izin vermeyelim.
