“Biz Bulgaristan’ı terk etmedik; bizi doğduğumuz topraklardan kopardılar. Ama kalbimiz hâlâ orada atıyor!”
ÖZEL TELEVİZYON PROGRAMI | 25 EKİM 2026
Konuk: Rafet ULUTÜRK – BULTÜRK Genel Başkanı
Göçmenlerin kırgınlığı, siyasi temsil sorunu, 36 yıllık beklentiler ve Bulgaristan’ın geleceği üzerine duygusal bir röportaj.
SUNUCU: Sayın Ulutürk, bugün Türkiye’deki sandıklar oldukça sessiz. Eskiden uzun kuyruklar görürdük. Bu sessizliği nasıl okuyorsunuz?
RAFET ULUTÜRK:
Bakınız, ben bugün yalnızca boş sandıkları görmüyorum.
Ben o sandıkların arkasında kırılmış umutları görüyorum.
Ben yıllarca Bulgaristan’dan gelecek güzel bir haber bekleyen anaları görüyorum.
Ben doğduğu köyün toprağını bir mendile sararak Türkiye’ye getiren babaları görüyorum.
Ben 1989 yılında sınır kapılarından geçerken arkasına dönüp son kez evine bakan insanları görüyorum.
O insanların birçoğu artık hayatta değil.
Ama onların çocukları, torunları burada.
Ve bugün o çocukların bir bölümü sandığa gitmiyorsa, önce şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bu insanların Bulgaristan’a olan sevgisi mi azaldı, yoksa Bulgaristan siyasetine duydukları güven mi sarsıldı?
Bence bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir insan siyasi partilerden uzaklaşabilir.
Ama doğduğu toprağı unutması o kadar kolay değildir.
SUNUCU: Türkiye’deki göçmenlerin siyasete karşı kırgın olduğunu mu söylüyorsunuz?
RAFET ULUTÜRK:
Elbette kırgınlıklar var.
Düşünün…
Bir insan 36 yıl boyunca aynı sorunların konuşulduğunu duyuyor.
Türkçe eğitim konuşuluyor.
Kimlik ve kültürel haklar konuşuluyor.
Gençlerin göç etmesi konuşuluyor.
Kırcaali’nin, Mestanlı’nın, Koşukavak’ın, Eğridere’nin ekonomik sorunları konuşuluyor.
Ama vatandaş dönüp kendi hayatına baktığında, beklediği değişimi her zaman göremiyor.
İşte o zaman içinde bir soru büyüyor:
“Benim sesimi gerçekten duyan var mı?”
Bazen insan bağırarak tepki gösterir.
Bazen protesto eder.
Bazen de susar.
Bugün Türkiye’deki sandık sessizliğinin içinde, yıllardır duyulmayı bekleyen insanların sesi olabilir.
Bu nedenle katılım meselesini yalnızca rakamlarla açıklamak doğru değildir.
SUNUCU: HÖH ve Türkiye’deki bazı sivil toplum kuruluşlarının bu tabloda sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?
RAFET ULUTÜRK:
Ben yıllardır bir ilkeyi savunuyorum:
Dernekler insanların evidir; siyasi partilerin seçim bürosu değildir.
Türkiye’de Bulgaristan göçmenlerinin kurduğu çok kıymetli derneklerimiz var. Kültürümüzü, geleneklerimizi, dilimizi yaşatmak için emek veren binlerce insan bulunuyor.
Fakat bazı sivil toplum kuruluşlarının siyasi partilerle ilişkilerinin toplumun bütün kesimlerini temsil etme kabiliyetini zayıflattığını düşünüyorum.
Bu benim eleştirimdir.
Sivil toplum, bir partinin aday çıkarıp çıkarmamasına göre yönünü kaybetmemelidir.
Çünkü göçmenin derdi seçimden seçime ortaya çıkmıyor.
Bir yaşlımızın Bulgaristan’daki evrak sorunu var.
Bir gencimizin vatandaşlık meselesi var.
Bir ailenin köyünde yıkılmaya yüz tutmuş evi var.
Bir annenin Bulgaristan’da kalan kardeşine duyduğu özlem var.
Peki bunlarla kim ilgilenecek?
Bizim görevimiz yalnızca seçim zamanı vatandaşın kapısını çalmak değil.
Onun derdini yılın her günü dinlemektir.
SUNUCU: Siz de Bulgaristan’dan göç etmiş birisiniz. Bugünkü tablo size kişisel olarak ne hissettiriyor?
RAFET ULUTÜRK:
Benim için Bulgaristan yalnızca haritadaki bir ülke değildir.
Benim çocukluğum orada geçti.
Benim köyüm orada.
Benim hatıralarım orada.
Babalarımızın, dedelerimizin mezarları orada.
İnsan bazen yıllarca başka bir ülkede yaşar. İş kurar, ev kurar, çocuk büyütür.
Ama bir gün çocukluğunun geçtiği köyün adını duyduğunda gözleri dolar.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü insanın doğduğu yer, yalnızca coğrafya değildir.
İnsanın ilk duyduğu ninnidir.
Annesinin sesidir.
Babasının elidir.
Çocukluğunun geçtiği sokaktır.
Ben bugün Türkiye’deki göçmenlerin siyasi hayata ilgisini konuşurken, işte bu duyguları da hatırlıyorum.
Bizim neslimiz çok şey yaşadı.
İsimlerimizin değiştirildiği günleri unutmadık.
Ana dilimizi konuşmanın zorlaştırıldığı dönemleri unutmadık.
1989 göçünü unutmadık.
Ama bütün bunlara rağmen Bulgaristan’da barış, huzur ve demokrasi olmasını istemekten vazgeçmedik.
Çünkü bizim geçmişimiz orada.
Ve geçmişini inkâr eden bir insan, geleceğini sağlam temeller üzerine kuramaz.
SUNUCU: Bulgaristan’da siyasi bölünmelerin ülkeyi zor günlere sürükleyebileceğini söylüyorsunuz. Neden?
RAFET ULUTÜRK:
Çünkü dünya artık eski dünya değil.
Karadeniz’de savaşın etkileri var.
Avrupa’nın ekonomik ve güvenlik sorunları var.
Balkanlar tarih boyunca büyük güçlerin rekabetine sahne olmuş bir coğrafya.
Bulgaristan ise bütün bu gelişmelerin ortasında bulunuyor.
Böyle bir dönemde devlet kurumlarının sürekli siyasi çatışmalarla meşgul olması, vatandaşların sorunlarına çözüm üretilmesini zorlaştırabilir.
Ben bir örnek veriyorum.
Bir gemi düşünün.
İçinde farklı düşüncelerden insanlar var.
Biri sağa bakıyor, diğeri sola.
Bu normaldir.
Ama gemiye su girmeye başladığında herkes yalnızca kendi tartışmasıyla ilgilenirse ne olur?
Gemi tehlikeye girer.
İşte devlet yönetiminde de ortak sorumluluk gereklidir.
Farklı siyasi görüşler demokrasinin zenginliğidir. Fakat devletin temel kurumları arasında iş birliği ve hukuka bağlılık olmazsa bunun bedelini sıradan vatandaş öder.
Ve en ağır bedeli çoğu zaman yoksullar, emekliler, gençler ve imkânları sınırlı aileler öder.
SUNUCU: Peki sizin hayalinizdeki yeni Bulgaristan nasıl bir ülke?
RAFET ULUTÜRK:
Ben öyle bir Bulgaristan hayal ediyorum ki…
Bir Türk çocuğu kendi ana dilini öğrenirken korku duymasın.
Bir Bulgar çocuğu, Türk komşusunu yabancı olarak görmesin.
Bir Pomak, bir Roman, bir Türk, bir Bulgar kendisini bu ülkenin eşit vatandaşı olarak hissedebilsin.
Gençler iş bulabilmek için doğdukları şehirlerden ayrılmak zorunda kalmasın.
Köylerde okullar kapanmasın.
Yaşlı insanlar yalnız kalmasın.
Siyasi partiler vatandaşların kimliklerini birbirlerine karşı kullanmasın.
Bir devletin büyüklüğü yalnızca ordusuyla, ekonomisiyle veya binalarıyla ölçülmez.
Bir devletin gerçek büyüklüğü, en güçsüz vatandaşına ne kadar adalet sağlayabildiğiyle ölçülür.
Benim yeni Bulgaristan anlayışım budur.
SUNUCU: Son olarak Bulgaristan vatandaşlarına ve özellikle gençlere ne söylemek istersiniz?
RAFET ULUTÜRK:
Sevgili gençler,
Bizim neslimiz sizlere yalnızca acı hatıralar bırakmak istemiyor.
Biz sizlere bir tarih, bir kültür ve güçlü bir insanlık mirası bırakmak istiyoruz.
Bizim babalarımız çok zor günler gördü.
Ama çocuklarının daha güzel bir dünyada yaşaması için çalıştı.
Bugün sizin göreviniz geçmişi öğrenmek, haklarınızı bilmek, farklı düşünceleri dinlemek ve geleceğinizi kendi aklınızla şekillendirmektir.
Siyasi partiler değişir.
Liderler gelir, gider.
Hükümetler kurulur, dağılır.
Ama insanlar arasındaki kardeşlik, hukuk ve adalet kalıcı olmalıdır.
Bulgaristan’ın geleceği hakkında karar verirken adayların vaatlerini, geçmişte yaptıklarını ve ülkenin bütün vatandaşlarına nasıl bir gelecek sunduklarını sorgulamak gerekir.
Hiç kimse kendisini bir siyasi partinin veya bir liderin mecburi destekçisi olarak görmemelidir.
Çünkü demokratik vatandaşlık, özgür iradeyle anlam kazanır.
PROGRAMIN DUYGUSAL KAPANIŞI
RAFET ULUTÜRK:
Değerli izleyiciler…
Bugün sandıkların önünde uzun kuyruklar olmayabilir.
Ama Türkiye’de hâlâ Bulgaristan’ın köylerini rüyasında gören insanlar var.
Hâlâ Kırcaali’nin sokaklarını özleyenler var.
Hâlâ çocukluğunun geçtiği evin kapısını hatırlayanlar var.
Hâlâ babasının mezarına gidip sessizce dua edenler var.
Bu insanları yalnızca seçmen sayılarından ibaret görmeyelim.
Onların bir geçmişi var.
Bir mücadelesi var.
Bir onuru var.
Bir de çocuklarına bırakmak istedikleri gelecek var.
Ben şuna inanıyorum:
Bir insan vatanından ayrılabilir. Ama vatanının hatıraları insanın içinden kolay kolay ayrılmaz.
36 yılın muhasebesini yapmak, geçmişle hesaplaşmak için değil; geleceği daha adil kurabilmek için önemlidir.
Bugün Bulgaristan’ın ihtiyacı daha fazla düşmanlık değil, daha fazla güven.
Daha fazla korku değil, daha fazla hukuk.
Daha fazla ayrımcılık değil, daha fazla eşitlik.
Ve her şeyden önemlisi, vatandaşlarının sesini gerçekten duyan bir devlet anlayışıdır.
Çünkü bizim neslimiz çok şey kaybetti.
Evlerimizi kaybettik.
Köylerimizden ayrıldık.
Sevdiklerimizi geride bıraktık.
Ama bir şeyi kaybetmemeliyiz:
Birlikte, barış içinde ve onurumuzla yaşama umudumuzu.
Benim bütün temennim budur.
Bulgaristan’ın geleceği, geçmişin acılarının tekrarlandığı değil, o acılardan ders çıkarılarak yeni bir toplumsal güvenin inşa edildiği bir gelecek olsun.
Ve bir gün çocuklarımız bize dönüp şöyle diyebilsin:
“Siz çok zor günler yaşadınız ama bize daha güzel bir dünya bırakmak için mücadele ettiniz.”
İşte o gün, verdiğimiz emeklerin boşa gitmediğini anlayacağız.
