Yorum

Reformu Zorlayan Güç

Rafet ULUTÜRK
Tarih: 14 Mart 2021

Bulgaristan’ı azdan çoktan bilenler, gelip geçerken çeşmelerinden su içenler, bu topraklarda reform hevesinin daha Abdulmecit döneminde, Tanzimat reformlarıyla başladığını bilir. Bu reformların özünde dünyada ilk olan bir gerçek vardır. Bu da 18. Yüzyıla kadar yaptığı büyük işlerin baş ustalarını başka imparatorluklardan getirten Padişahlar, reform devrinin başlamasıyla imparatorluk topraklarında yaşayan azınlıklardan sivrilmiş ustalara köprü, konak, fabrika, banka, medrese,  bedesten, çeşme vb inşaatları havale etmeye başlamıştır. Bugünde ayakta olan Lovça köprüsü, Veliko Tırnovo kaymakam konağı, Samokov’daki Cami ve Küpeli Çeşme, Rila Manastırı ve birçok manastır bu örneklerden bazılarıdır.

Demek istediğim Bulgaristan’da maddi dünyanın ilk değişimleri Osmanlı devlet yönetimi beyninde hayal olup projelenmiş ve tasarımların gerçekleştirilmesi Bulgarlara da havale edilmiştir.

Bu pek çok soy ve etnikten oluşan bir halk olması yolunda çok önemli bir adımdır.

“Azınlıklar” eseri üzerinde çalışırken, yüzyıllar boyu birbiriyle savaşan ve aynı topraklar üzerinde yaşayan halkların birliğini nasıl sağlarım konusunda düşünürken, şöyle bir fikre varmıştır:


“Sovyetler Birliğini oluşturan 15 cumhuriyet halkının birbirine ve adalete güvenmesi için, yeni kurulacak bir fabrika önce Rusya topraklarında değil, kardeş cumhuriyetlerden herhangi birinde kurulacak.” Stalin bu ilkeyi uygulamış ve Sovyet halklarını gönüllü emek için seferber etme mekanizmalarından yararlanarak, yeni fabrikalardan hepsini hemen hemen bedava kurdurmuştur.

Tabii, Stalin yöntemi Osmanlı yönteminden farklı, oldukça değiştirilmiş bir uygulama, fakat ikisi de halkı birleştirip pekiştirme ve ayrı gayrıyı aşmayı hedeflemiştir. Osmanlı adalet ve haktan ayrılmadan, kul hakkını gözeterek yoluna devam etmiştir.

***

Daha önceki seçim dönemlerinden farklı olarak, 4 Nisan seçimleri için Bulgaristan’a dış ülkelerden de birçok kişi geldi, milletvekili adayı oldular ve propaganda toplantıları yapıyorlar.

Moskova’dan gelen grubun görüşleri ve cesaretleri çok ilginç


Bulgaristan doğumlu, veteriner, Dr. Plamen Paskov onlardan biri. Yerleştiği ve çalıştığı Moskova’dan 2016’da da dönmüş ve Cumhurbaşkanı adayı olmuştu. Bu defa ilk toplantılarını Türklerin yoğun olduğu Kırca Ali ve Razgrad seçim bölgelerinde yaptı. Konuşmalarında “Covid-19” salgınının halkın bütün endişelerinin üzerine çıktığını, etnik, dil, din, kültür ayrılıklarını kaldırdığını ve tüm vatandaşları ortak bir korkuda birleştirdiğini anlatıyor. Her konuşmasında vurguladığı özel noktalardan biri, Bulgaristan’da yaşayan etnik azınlıklar arasında Bulgar ırkından başka “devlet kurup yönetebilecek” başka birinin olmadığı ve diğer azınlıkların cahil ve birikimsiz kaldıklarından dolayı belediye ve muhtarlıklarda bile başarılı olamadıklarına, işaret etmesidir.

Büyük Türkiye’yi görmek istemiyorlar, fakat yıldız parlamaya devam ediyor

Dr. Paskov, Bulgaristan’da da yaşayan Türklerin şimdiye kadar 16 devlet ve 3 imparatorluk kuran Göktürk, Selçuklu ve Osmanlı Türk soyundan olduğunu ve Bulgaristan’da Bulgar ırkının da en huzurlu yıllarının 545 yıl süren Osmanlı devrinde yaşadığını açmıyor. Günümüzde Balkanların ve Yakın Doğu’nun 3. Teknolojik düzeyde sanayileşmiş tek ülkesi olan Türkiye Cumhuriyetinin en modern savaş gemileri, deniz altı, lazer silahı, savaş helikopteri insansız hava araçları, elektronik güdümlü füzeler, savunma sistemleri, “F-16” baz 50 A savaş uçağının bütün parçalarını ürettiğini, kendi 4. ve 4. Nesil savaş uçağını üretim hattına aldığını, Ay’a gitmeye hazırlandığını, bölge halklarının güvencesi olup Pantükçülük, Turancılık ve Pan-islamcılık esasında küresel bir TURAN DEVLETİ önderi olduğundan söz etmiyor. Ayrıca Azerbaycan Dağlık Karabağ’ın, Türkiye’nin İHA ve SİHA’ların da ileriye dönük savaş ve çatışma ortamlarını nasıl etkilediğini gösteren önemli bir örnektir. Türkiye hükümeti ve Cumhurbaşkanlığı Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan söz etmekten de çekiniyorlar. Türkiye’nin Karabağ, Suriye ve Libya zaferlerine, Afrika çalışmalarını, Doğu Akdeniz bölgesini Avrupa’nın 21. Yüzyıl doğal gaz kaynağı olarak işletme çalarına değinmiyor. Türkiye devletinin gururlu duruşu ve şerefli tarihi de Bulgar seçimlerini zorluyor.

Biz küresel finans sermayesinin esiriyiz.

Nitekim dünya siyasetine değinirken, Avrupa Birliğinde egemen olan finans sermayenin, ülkemizde yeni bir sanayileşme başlatmayı düşünmediğini, bizi tüketici kalabalığı olarak gördüğünü gerçekçi bir dille açmıyorlar. AVM’ler, Billalar, Kauflandlar ve Mollar kapalı, dükkânlar kepenk çekmiş, lokanta ve büfeler kaç aydır kapalı, pazarlarda tezgâhların yarısı boş bunu gören yok.


Bulgaristan’ın Batılaşmasını Rusya esareti durdurdu.

Bu mukaddes topraklarda 1839’da başlayan modernleşme hamleleri ne Bulgarlar ne Ruslar ne Almanlar, ne Sovyetler ve ne de Bulgar demokrasi heveslileri tarafından devam ettirilememiştir. Aslında 1839’da başlayan büyük atılım Osmanlı inkişaf planlarında Kuzey Bulgaristan ve Tuna boylarının pilot kalkınma bölgesi ilan edilmişti, 1877 / 78’de ülke talan edilince durdu. En büyük kötülüğü ise 2700 Türk okulu, pedagoji okulu, enstitü ve medreselerinin kapatılması, yıkılması ve Bulgaristan Müslümanları zekâ nurunun 20. Yüzyıl zindanına kapanması oldu. Prenslik ve Çarlık devrinde ülkenin dönüşüm sosyal, ekonomik, kültürel, eğitimsel ve sağlık alanlarında dönüşüm gerçekleştiremediği, Batılaşamadığını, politikleşemediği, monarşinin demokratik siyasileşmeye yol vermediği konuları açılmıyor. Azınlıkların devletten ötekileştirildikleri, kitlesel göçler, 2 defa Rusya esaretine düşen ülkemizde halkın ezildiği ve söndürülmek istenen ruhun uyanamadığı, Türklerin ve diğer azınlıkların halk kültürü yok edilirken, kitlesel katliamlar ve soy kırım yaşanırken dinleri, kültür ve medeniyetleri hiçe sayılanların çöküş yaşadığı, defalarca kırıldığı gibi en temel konular gündem oluşturmuyor. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, Moskova’dan gelip de seçmenlere laf anlatmaya çalışanların “Covid-19” masalları bozacıya iş öğretmek gibi bir şey oluyor.

Propaganda sahnesine çıkan ve kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda bir şeyler anlatmaya çalışan bir grup daha var.

Bunlar ise Batı ülkelerinde ve Sofya’daki TENİ BULGAR ÜNİVERSİTESİNDE, Blagoevgrad kentindeki “Amerikan Kolejinde” ve Alman “Fridrih Nauman” vakfının 4 Nisan seçimleri için aylardır özel hazırladığı genellikle genç kadrolardır.

Bu grubun sevdası ise, Karl Marks ve Georgi Soros ideolojileri ve yenidünyanın nasıl biçimleneceği gibi konulardır.


Olaylar şöyle gelişti ki, sanki 1883’te hayata gözlerini yuman, bin yıl düşünürü Karl Marks’ın ve Fridrih Engels’in tek mirasçısı G. Soros. Toplu eserleri, 153 cilt, Bulgaristan’da ise son baskısında 40 cilt olan ve Soros yönetiminde Almanca yeni toplu eserleri 100 cilt olarak derlenen bu 2 defanın temel görüşleri çok aktüelleşti. Bu arada, Markstan sonra, Marksizm’in Batı’da Kauski ve Bernstein dalları ve Rusya’da da Troskicilik ve Stalincilik şekilleri de unutuldu.

Şimdi varsa yoksa Marks demek isteyenin hemen ardından Soros da demesi gerekiyor.

Yeni açılan birinci konu MİLLİ SORUNLARDIR. Ne var ki, bu K. Marksın Yahudi soyundan veya G. Soros’un Yahudi olduğundan kaynaklanmıyor.

“Din bir uyuşturucudur” diyen Marks aslında din konusunda ilgisiz gibi görünse de “Tanrı, insanoğlunun yarattığı en aptal nesnedir” demiştir. Durum böyleyken ve o maddi geleneklerin ve Hegel felsefesinin de devamcısıdır.

Yukarıda adı geçen 3 kadro yetiştirme kurumundan çıkan gençler, Soros parasıyla, Soros Enstitülerinde vs yetiştirildikleri için, Marks’ın mirasçısının Soros olduğuna kesin inanıyorlar. Ama onlar Marks’ı okudukları için “komünist ya da “anti-komünist” değildirler.


Marks küreselciydi, onlar da küreselci,

Marks enternasyonalistti (uluslararasıcı) onlar da enternasyanalist.

Bu iki ilke yaşıyor, mali sermayenin dünya egemenliği kurmak için bunların ikisine de ihtiyacı var. Korktukları milli devletin kaldırılması, hele Bulgaristan’da Türkiye ile sınırın kaldırılmasıdır. Bu sınır kalkarsa düşüncesinden hastaneye düşenler var. Neden korkuyorlar anlamak zor. Türk’ten iyi dost yoktur.

Milliyetçiliğe (nasyonalizme) gelince.

Marks milli sınırların yıkılmasından ve milli devletlerin de çökertilerek tarihe gömülmesinden yanaydı. Bunlar da Avrupa Birliğini anlatırken biraz tökezliyorlar ama ortak para, ortak kültürel değerler, ortak yargı değerleri, ortak eğitim kuralları, emekli maaşlarının ve aylıkların eşitlendirilmesi vs konularda hemen milli olandan vaz geçiveriyorlar. Ne var ki, bu güçlerin milli olanı unutuvermeleri, azınlık haklarının tanınması anlamına da gelmiyor. O anda, onlar azınlıkları yutmuşuz, azınlıklar da kendi kendilerini unutmuş gibi havalara giriyorlar.


Bulgar toplumu 150 yıldan beri parçalanmış ve Rus toplumuna benzemediği gibi Batı toplumlarına da benzemiyor.  

2021 itibarıyla Sofya kendi başına bir dünya, ülkelerindeki durum çok farklı. Barbar bir sosyal hayatın içindeyiz. Asil dağıtım ilkesi bile uygulanamıyor. Rüşvet ve kaçakçılık, dolandırıcılık ve tuzak kurmak seçimlerin ana konusu. Ülke çöküyor, sosyal, ekonomik ve medeniyet depremleri yaşıyoruz. Bulgaristan’ın işsizlerimizin Avrupa’ya ekmek parası için, zenginlerimiz de 19. Yüzyıl Avrupası sevdasıyla gidiyor.

Marks’ın Avrupası buharlaşmış yok olmuş. İşçi sınıfı ile burjuvazi (sermaye sınıfı) savaşmıyor, çünkü kapital (sermaye) ile finans sermayesi farklı şeyler, finans sermayesi, banka sermayesine politika gerekmiyor, ayrıca işçiye de ihtiyacı yok. Onun kendi eli kolu ve sömürme araçları var. Eski Avrupa modeli yok artık. Hepimiz artık başka bir dünyadayız.

Bu nedenle Marks ve Engels’in kendi ideolojilerini Soros’çulardan kurtarması gerekiyor.

Sorosçulukla birlikte sol ve sağ liberalizm, sol ve sağ faşizm, liberal faşist topluluk belirdi. Vaktiyle Troski sol komünist, Stalin ise sağ komünistti. Şimdi ise hepsi anti-komünist oldu.


Bulgaristan AB’nin en yoksul ülkesi

Gördüğümüz üzere, biz sefil ve AB’nin en yoksul ülkesinde yaşasak da mali sermaye MİLLİ DEVLET VE MİLLİ TOPLUM istemiyor. Küresel hükümet kurmak, tek merkezden yönetmek hedefi peşindedir. Sınıf savaşı kalktı. Yoksullar ve varlıklılar arasındaki savaşıma sınıf savaşımı diyemeyiz. Bugünün zenginleri kapitalist değil, hırsızdır. Özellikle demokrasiye geçişten beri, yani son 30 yıldır 24 saat çalıp kapan ve yoksulları soyan bir tabakayla yüzleşiyoruz. Biz bugün Fr. Engels’in “İngiliz İşçi Sınıfının Durumu” eserinden ilham alarak sokaklara çıkamayız.

Ülkemizdeki en güçlü seçim dalgaları.

4 Nisan 2021 genel seçimlerine giderken halkımızı sandığa taşıyan 3 büyük dalga var.

Birinci dalga, Azınlıklarımızın hak ve özgürlükleri için 1989’dan önceden gelen, Türk Ayaklanmasıyla zirve yapan, komünist diktatörlüğü deviren azınlıkların insan ve azınlık hakları, adalet ve demokrasi dalgasıdır. Dış ülkelerdeki yurttaşlarımızın seçme ve seçilme hakkı ve azınlıklara anadillerinde eğitim ve öğrenim hak ve dini özgürlüklerin genişletilmesi gibi istekler bu mücadele atılımlarının güç kaynağıdır. BULTÜRK Derneği tarafından başlatılan bu hareket artık büyük destek buluyor ve seçim sisteminin değiştirilmesinde düğümlenmiştir. Devletleri ayakta tutan adalettir, dünyanın en büyük gücüdür.


 İkinci dalga, Yeni Anayasa ve Hukuk Reformu şeklinde. 1991 anayasasının, totaliter düzen ve azınlıklara zülüm yolu açan ve totaliter devlet kurulmasını engellemeyen 1971 anayasasının devamı olduğu görüşü yerleşti ve bu nedenle Başsavcılık ve yüksek mahkemelerin hak ve usulünün yeniden düzenlenmesi ve yargı sistemi tıkanıklığına açacak bir düzenleme güç topluyor. Yeni Anayasa ile hukuk üstünlüğü sağlanmalıdır. Avrupa kanunlarına uygun bir adalet reformunun yıllar alacağına herkes inanmak istiyor. Seçime katılan güçlerin % 70’i hukuk reformu isteğini destekliyor. Bulgar doktrini ve Bulgar milli menfaatlerinin etnik kişisel ve azınlık kimliğini tanımayan tavrının yeniden düzenlenmesinde ısrar artıyor. Sokaklarda “Başsavcı İvan Geşev istifa” sloganları bu davaya işarettir. Bu atılımların özünde, son nefesini alan totalitarizm kalıtının defnedilmesi, aşırı milliyetçilik ve ırkçılığın politikadan uzak tutulması, azınlık haklarının tanınması gibi yönler de ağır basıyor.

Üçüncü dalga,  2016 Kasımında Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte yapılan halk oylamasında kabaran siyasi istekler ve değişiklik dalgasıdır. O zaman, 1 milyon imza toplayarak altı istek bulunan “demokratikleşmenin zorunlu ana ilkeleri referandumu” düzenleyen Slavi Trifonov, 2.500 000 (iki buçuk milyon) destek alsa da, istekleri gerçekleşmemişti. Bunlar, seçime zorunlu katılma, seçim sisteminin değiştirilmesi ve partilere her oy için verilen 11 leva usulünün kaldırılması şeklinde düzenlenmişti.

Burada, 2. Nokra çok önemlidir. Referanduma katılanlar, seçimlerin parti liderlerinin düzenlediği seçim aday listelerine göre değil, seçmenin kendinin gösterdiği adaya oy vererek majorıter yani en fazla oy veren direk oylamayı kazanır usulüne göre yapılmasını istemişti. Ayrıca bu kadar 2.5 milyon oyu önümüzde seçimlerde hiçbir parti alamayacağı da ortadadır. Yani oy verenler adalet istedikleri ortadadır. Bu istek bugün de günceldir. Bu seçimlerdeki listeleri de parti liderleri düzenlemiştir. Listeler iş bilmeyen, ömründe imza atmaktan başka kalem tutmamış, şarkıcı, türkücü, piyanist, davulcu, horoncu, futbolcu, damat ve gelinler ve eski komünist kodamanların çocuklarıyla doludur. Parti başkanlarına parayı sayanlar adını yazdırmış ve 4 yıl 7 bin leva maaş almaya, koltukta uyumaya, en iyi tatil köylerinde yanlamaya ve en baş rakıları en nefis mezelerle içmeye hazırlanıyor. Halkın halini düşünen ve gören maalesef yok. Bulgaristan’ı yönetenlerden denizin bitiğini hala göremeyenler çok.

Ve biz bu güçleri, değişiklik ve reform isteyenleri, emekli maaşlarına % 50 zam yapılmasında direnenleri, hemen Çin veya Rusya’dan “Covit-19” aşısı getirilmesinde direnenleri, sağlık reformu yapılmasında ısrar edenleri, devletin öğrencilere tablet dağıtmasında ısrar edenleri ve anadilde eğitim ve öğretim davasında çözüm bekleyenleri ZORUNLU DEĞİŞİKLİK İSTEYENLER saflarında görüyoruz.

Değerli Türk gençleri; Hayali olmayan insan ölü insandır. Hayal etmeye devam edin korkmayın hayalleriniz ne kadar büyük olursa, başarılarınızın da o kadar büyük olacağına inanın. Unutmayınız ki insan ne kadar geriye bakarsa, o kadar ilerisini görebilir. Çünki;


Geçmişten ibret alıp ders çıkararak hata yapmaz.

Bu asır;
21.Yüzyıl Türklerin ve Türkiye’nin asrı olacaktır. Buna inanın ve güvenin. Güçlü Türkiye ve Türk Milleti Dostlarına güven, Düşmanlarına korku, Mazlum milletlere ümit olacaktır.

Bugün,
Türkiye’ye karşı düşmanlıkların, ayak oyunlarının, engellerin de en büyük sebebi budur. Ama, bizim kimseye karşı düşmanlığımız yoktur.  Ancak; Kimseden de korku ve çekincemiz de yoktur.

Türkiye ve Türk Milleti yeniden dünyaya
Türk-İslam medeniyetinin muhteşem vizyonunu ve gücünü çok yakında ilân edecektir. Tarih boyunca olduğu gibi, Türk Milleti kendisine düşmanlık yapanları da kucaklayarak, onları Medeniyet ve insanlıkla tekrar tanıştıracaktır.

İşte Yeni Türkiye ve Türk Milleti ezilen ve insanlık dışı muamele gören dışlanan mazlumlara örnek olup öz güvenlerini getirecektir.


Dünden ders alarak; Geleceğin muazzez günlerine, şartlara ve olaylara körü körüne boyun eğmeyenlerle birlikte omuz omuza ulaşılacaktır.

Geleceğin gücü Aziz Türk Milleti ve Güçlü Türkiye’dir.
Dünya üzerinde; Kahraman Türk Milleti’nin

Son yüzyılda gülmeyen makûs talihi değişmeye başladı.

Bundan böyle;
Türk Cihan Hâkimiyeti mefkûresinin tohumu yeniden atıldı. Yaratılışın esrarına ve tarihin tekerrür edeceğine İnandık ve iman ettik.  Bunu bir kenara not edin, bunu hep birlikte görecek ve hatırlayacağız. Emperyalist Vandal kan emici Devlet ve Milletlerin özellikle,

Türk Milleti ve Türkiye’ye karşı düşmanlıklarının, ayak oyunlarının, engellemelerinin de en büyük sebebi budur. Bu devletler şunu bilmeliler, “KORKUNUN ECELE FAYDASI YOKTUR.” Hiç bir zaman da olmamıştır.


Türk Milletinin ALLAH’ın lutfu ile hem güzel dini İSLAM’a hem de EŞREFİ MAHLUKAT olarak yarattığı insanlığın koruyucusu olduğunu Müslüman olmadıkları halde korunarak yaşam hakları sağlanan yahudi, ya da diğer dinlerden insanlar çok iyi bilirler. Türk Milleti, kendisine düşmanlık yapanları da kucaklamıştır.

Onlara da sahip çıkarak, ellerinden tutarak insanca yaşamalarına vesile olmuştur. “YARATILANI HOŞ GÖRDÜK YARATAN’DAN ÖTÜRÜ” felsefe ve inancı ile,

Onların Kurtuluş umutları yaşama sevinçleri yine TÜRK’ler, TÜRK MİLLETİ olacaktır.

Türk dilinin konuşulduğu, Türk adının yaşatıldığı Şüheda kanları ile Vatan yapılmış topraklardaki tüm soydaşlarımıza sesleniyoruz;

Memleketin istiklal ve istikbalimizin teminatı Türk gençliğine sesleniyoruz; Umutsuzluğa kapılmayın, durmayı bir an olsun düşünmeyin.


Türk birliği için daha çok çalışacağız.
Esir düşmüş soydaşlarımızın hürriyeti için savaşmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz. Turan’a giden yolda birlikte yürüyeceğiz.

“Vatan; Ne Türkiye’dir Türk’lere, Nede Türkistan.
  Vatan; Büyük ve müebbet bir ülkedir; TURAN.”

Hayatınızda Başarılar dileriz.
Okuyanlara teşekkürler
Lütfen paylaşınız.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

11 + fourteen =