Yorum

Kral Olan Sensin!

Dr.Nedim BİRİNCİ

Avrupa Birliği Parlamento Seçimlerinde beklentimiz var mı?

 Biz hepimiz çok adaletli bir dünyada yaşıyoruz, ama adalet yok.

Biz hepimiz çok demokratik bir Bulgaristan’da yaşıyoruz, ama demokrasi yok.

Nerde var böyle bir şey, sanki sokakta parasız demokrasi dağıtıyorlar.

Biz hepimiz çok hak’an bir devlette yaşıyoruz, ama hakkımız yok.

Biz hepimiz çok hür bir Vatanda yaşıyoruz, ama özgürlük yok.

Hayat öyle bir şey ve politikacılar öyle cüretkâr ki:

Demokrasi en derin bunalımda, ölüm döşeğinde can çekişse bile,

Bizimki günümüş değil, ham demokraside yaşıyoruz, amma AB’indeyiz

 

İşte böyle bir ortamdayız, varız, nefes alıp yaşıyoruz.

Genç bir bilim adamının oyu, 89’da yoğun bakımda, nabzı durmuş ninemizin oyuna eşit.

Oyların azı ya da çokluğu ise, yalnız bir şeye – SAYILAN PARAYA EŞİT.

O zaman demokrasi de paraya eşit mi oluyor?

Bizde para yok. O zaman parasız demokrasi nasıl olsun? Bizde demokrasi de yok?

Einstein’den 50 yıl sonra SEÇİMİN İZAFET TEORİSİ bulundu:

Yeni formülü lütfen öğrenin:

P a r a =  O y     =   S e ç i m Z a f e r i   =   RAKKAMLARIN KRALLIĞI.

 

Seçim kazanmak iktidar olmak anlamına gelmez. Eskiden de gelmezdi, şimdi de öyledir.

Dünya hep Nasrettin Hoca devrinde yaşıyor: Düdüğü çalan, hep parayı ödeyendir!

Durum böyle olunca ona buna, şuna buna kızmaya, darılmaya, surat asmaya gerek yok!

Evden çıkıp, eline 20 leva ile birlikte peşin verdikleri bir kâğıdı, bir yerlere girip çıkıp, iki imzadan sonra bir sandığa salıvermek, işten mi canım? Sal gitsin!

Çok düşünmek zaten zarar!

Keskin sirkenin zararı küpünedir, dur yerinde, sus ve al parayı.

Einsteinden sonra bulunan SEÇİM İZAFET TEORİSİNDEKİ kural bu.

Önemli olan, parayı bulmaktır, parayı almak, parayı seçime yatırmaktır, seçimi ideolojik, politik, vicdan, adalet, hak ve hürriyetler uğruna kazanmak değil, rakamsal olarak kazanmaktır. Oyun Türk’ten Bulgar’dan, Çingeneden Pomaktan, işçiden işsizden, kör cahilden ya da bilginden, bir hasta bakıcıdan ya da taburca olmayı beklemekten uzanmış bir hastadan, bir okul hademesinden ya da okul müdüründen gelmesi hiç mi amma hiç önemli değildir. Önemli olan oyun gelmesidir. Oyların tadı, tuzu, rengi, küçüğü büyü yoktur. Hepsi birdir. Eşittir. Yasaldır. Haktır. Doğal hukuktur. Yargısız adalettir. Sahte olsa bile bizimdir. Rakamdır ve biz rakamlarla yaşarız, iktidar olur, yönetiriz, unuturuz, bize oy veren bizden hesap soramaz, seçim işi “al gülüm ver gülüm işidir.” Oyunu veren parayı alır! O noktada oracıkta hesap kapanır, daha sonra kimse kimseden hesap soramaz.

Daha seçim günü herkes evine, sefil kulübesine, zengin sarayına, bankacı bankasına!!!

Demokrasi başı ve sonu olan bir dünyadır.  Demokrasi sahtekârlıkların en daniskası, en cıvıtmışı, en iğrenç kokulusu olduğunu kanıtlayabilen, demokrasiyi yargılayıp kalem kıran hâkim yoktur.

Demokrasi tam bizim içindir.

Rakamların tadı tuzu asla olmadı ve yok. Sandığa giren kâğıt oydur, sandıktan çıkarken rakam olur, sayılır toplam olur, altına YALNIZ yazılır ve biter.

VE RAKKAMLARIN KRALLIĞI İLAN EDİLİR! Hep böyle oldu ve olur.

 

Unutmayınız, RAKKAMLAR KRALLIĞI’NDA anadil, baba dil, ANNEANNE MASALI, BÜYÜKBABA HİKÂYESİ yoktur. Doğal haklar, insan hakları, herkese iş, tümümüze geçim kaynakları, demokratik özgürlükler, demokratik haklar, dernek hakları, kendi ana dilimizde basın yayın, radyo televizyon, anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite hakları, azınlıklara özel anayasal haklar, etnikler için özel kanun maddeleri, daha yüksek gelir kazanma hakkı, sağlık hizmetlerinin herkesin kullanabileceği düzeyde her yerde ve daha da iyileştirilmesi, eğitim sistemini yeniden hakça bir düzenleme, emekli maaşlarını yükseltme, bedava kömür dağıtma vb. vs. ve diğer İdeolojik ve politik saçmalıklara dayanan istekler yoktur, olamaz, olması doğru değildir.

Çünkü rakamların ideolojisi yoktur. Politikayı rakamlarla anlatmak herkesin işi değildir.

Bulgaristan’da tonlarca cahilin arasında en okumuş olarak tanıtılan. Ömründe okuduğu kitapları yediği izlenimi yaratmak için 60-ıncı doğum günü tören pastası kalın mı kalın bir KİTAP şeklinde hazırlatılan.

Sayfalarına saf çikolata ile yazılan yazıda:  “yeter artık okuduğun, mesele okumakta değil, okunanı anlamaktadır”  yazılmış olsa da, yine de POLİTİKAMIZI HEP BİR VEKTOR şeklinde anlatan Ahmet Doğan oldu. O Kültür Sarayı kürsülerinde HÖH’ün seçim tablosundaki inkişafını anlatırken kolunu kaldırdı. İnandırıcı göstermeye çalıştı.

Şimdi köfteci milletvekili Hasan Hasan da Mecliste oturduğu yerden kol bacak gösteriyor. Ne demek istediğini anlayan yok, o da matematik okumuş, ama rakamların dilini çözememiş gibi.

 

Ahmet Doğan, yanına en yakın yardımcı olarak çektiği M. Karadayı’da, meslekten yüksek matematikçidir. Olsa ne olur, okuduğu denklerlerden aklında yalnız eşit, eşit olabilir, eşit olması muhtemel gibi varsayımlar kaldığından, ne HÖH partisinden çalınan paranın hesabını yapabildi! Ne son seçimde HÖH partisine oy vermeyen 250 bin kişinin kozunu kime sakladığını formülünü çözebildi!

Bir de şu, 2013 nüfus sayımında, “Hangi dine mensupsunuz?” sorusuna “başıma bir bela gelmesin endişesiyle cevap vermeyen” 685 bin kişinin Türk, Müslüman Çingene ya da Pomak mı olduğunu söyleyemedi. Şu rakamlar koku çeki almadığı gibi dinden de habersiz, hele etnikler arasındaki sayısal boyutu ve etniklerin nüfus oranı içindeki payını gösterme formülünün henüz geliştirilememesi şu çözüm bekleyen yeni işleri iyice karıştırdı.

Bir baksanıza, 1978’den 1990’a kadar Bulgar istatistiklerinde 340 bin Çingene nüfus olduğu kaydedilmiş, oysa etraf, köy kasaba, büyük şehirler Çingene şoparı kaynıyor. Bunları sayısal hesaplamayı düşünen yok mu acaba! Vaktiyle birisi tek yönlü uçak biletiyle hepsini ABD’ye göndermeyi düşünürken 1 000 000 (bir milyon) bilet sipariş edersek şu kadar tutar, indirim istemezsek, ikinci partiye para yetiştiremeyiz, gibi laflar etmişti.

Ahmet Doğan Türk, Pomak ve Çingene etniklerinden sorumlu olduğundan en çok kullandığı rakam ÜÇ.  Şimdi AB seçimlerinde de 3 milletvekili çıkarmak istiyor. Üç rakamı hayırlı bir sayımıdır, bilmiyorum!

 

Rakamlar kimi defa önemli değildir. Örneğin ideolojinin olmadığı yerde sınıf kavgası olmaz. Biz de yok. Politikanın olmadığı yerde ise bir şey olmaz. Belki bizde her şey bu nedenle yerinde sayıyor. Etnik sürtüşme, dini kızışma gibi zıtlaşmalarla iktidar devrildiğine şahit olan yok. Evet, vaktiyle Katolikler ile Evenjelistler aralarında 100 yıl savaşı yürütmüşler ama, işin temelinde İngiliz Kraliçesinin kısırlığı ve Katolik dininde “Boşsun!, Boşsun!, Boşsun1” olmadığından olmuş bu savaşlar.

 

Grev yapan işçi gördün mü?

İş saatinin azaltılmasını, ücretlere zam yapılmasını, sosyal haklarını genişletilmesini, sosyal edinimlerin arttırılmasını, fabrika yönetimlerine işçilerin katıldığını gördün mü? “Hayır!” “Yok!”, çünkü demokraside işçi sınıfı olmasa da olur. Bizde de yok işte.

Aslında batı demokrasisi, yani bunun klasiği “hazır oncular toplumudur, insanları sosyal yardımla yaşamaya alıştıran toplum düzenidir”. Daha ciddi baktığımızda, bu gibi, batı örnekli sosyal asalaklar rejimleri pek bizim kuşak için değildir, çünkü biz ha babam çalışmaya hazırlanmışız.

Bir düşünsenize, Bulgaristan gibi, bir avuç bir ülkede 285 bin ton tütün üretiyorduk. 1 milyon inek ve dananın, manda ve eşek, at ve katırın derdi gene başkaydı. Türkiye’de bile çalışmadan yaşadığımız ilk dönemde geçirdiğimiz can sıkıntısını bir düşünsenize! Şimdi al sen bizim can kardeşlerimize, ağabeylerimize, teyzeciklerimize: “yengeciğim al sana 245 leva emekli maaşı” ve ister ban, ister yala, ister doğra, ister ekmek arası yap, sesini çıkarma, yaşa da yaşa. Oldu mu bu şimdi…

 

Eh, gülücüm, Allah kabul etsin,” diyenin sorduğu

“Siz benden ne istiyorsunuz?” sorusunun cevabı da şu: “O Y!”

 

Hem kimse kimseyi kıskanmasın.

Biz RAKKAMLARIN KRALLIĞINDA yaşıyoruz.

Bu gidişle cebimize birer bankamatik kart vereceklermiş, çek çek yaşa, köyde geçmeye bilir, ama kasabada harcarsınız. Bundan böyle cebimizde hiç para olmayınca, işler bir karta dayanacak ve hesabı, aritmetiği ve matematiği baştan sona unutmanız doğal sayılacaktır.

Önemli olan “0.” Sıfırı unutmayalım. Her şeyin başı SIFIRDIR! 

Dünyada kalkınma, gelişme, yücelme hep sıfırdan ve sıfırla başlamıştır.

Biz artık dibe vurduk ve sıfırı bulduk ya, işler düzelecek, demektir.

Ne var ki, şu seçim sandıklarından “0” (sıfır) oy çıkarsa, paran da olsa, beş para etmez, Krallığın da başına yıkılır. Yaşasın sıfırın krallığı!

Kral olan S E N S İ N!

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fourteen + 17 =