Alptekin CEVHERLİ
+
Geçen gün bütün Türkiye’yi yasa boğan vahşice bir cinayet işlendi. Aslında bu ne ilkti, ne de, ne yazık ki son olacaktı…
Her gün pek çok cinayet, tecavüz, işkence haberini gözümüzün içine soka soka yayınlayan bazı haberciler pek bir gaza gelmiş şekilde tüm haber bülteni boyunca kızın nasıl tecavüze uğradığını, katilin nasıl soğuk kanlı olduğunu, cesedi nasıl yaktığını, nerede yaktığını unutmayalım diye kafamıza adeta çaka çaka bir daha, bir daha ballandıra ballandıra anlattılar.
Dünyanın en iğrenç cinayeti bütün tafsilâtı ile birlikte saatlerce yayınlandı durdu. Şimdi bazılarınız şöyle diyebilirsiniz: “Ne yani söylenmeyip, üstü ört bas mı edilseydi?”
Elbette değil! Kesinlikle haber haline getirilmesi ve toplumda infial uyandırılması gerekiyordu. Ama ölçüyü kaçırınca normalleşmiş oluyor ne yazık ki…
Ölen kızın ailesinin, yakınlarının, arkadaşlarının hissedecekleri de haberi yayınlayanlar tarafından düşünülmeli. Sadece reyting uğruna yayın yapan bir televizyonun, o aşağılık katilden daha masum olduğunu söylemek mümkün müdür?
Çünkü zina, tecavüz, gayri meşru her türlü ibretlik şeyi o kadar çok yayınlıyorlar ki, örnek olması gerekenler de topluma sunulmayınca bu aşağılık varlıklar da, bunları örnek alıyorlar. Şimdi medya bu cinayetin suç ortağı değildir de nedir?
“Fatmagül’ün suçu ne?” adlı bir dizinin rezil sahnesini haber bültenleri arasına dahi haftalarca sokan medyanın bugün masum olduğunu kim söyleyebilir?
Bugün dökülen timsah gözyaşları, o yitirilip giden canı geri getirebilir mi? O akan kalleş göz yaşları; o ananın, babanın ciğerindeki yangını söndürebilir mi?
Ondan sonra kadın haklarıymış da, kadına şiddetmiş de, töre cinayeti imiş de bir de ahkâm kesiyorlar!
Hey medyadakiler, asıl suçlu sizsiniz…
Yazıklar olsun…
Sayın Duru’nun dediği gibi, “İnsan haklarından anlamayanın hakkı, bir tutam ottur!”
Hatta o bile değil…
Hayvanlara hakaret olur.
Hiçbir hayvan dahi, zorla başka bir hayvana tecavüz edip, sonra onu öldürmez. Hayvandan bile aşağılık olan bu insanları yetiştirenler ve bu hale gelmelerine neden olanlar eğer biraz onur varsa, derhal bu şerefli mesleği bırakırlar…
 * * *
Gelelim hunhar cinayete…
Mağdure direnmiş, katilin yüzünü tırmalamış, biber gazı sıkmış. Elinden gelen neyse, yapmış ve ardından başına levye ile vurularak şehit edilmiş. Şehit diyorum, çünkü hangi ilmihale bakarsanız bakın, bu bacımız şehittir.
Peki ya katil, bu nasıl bir insandır ki, bu kadar direnen ve kendisini korumaya çalışan bir insana hâlâ tecavüz etmeye çalışır. Bu kadar mı bir insan, cismani dürtülerine teslim olabilir?
Hayvanlarda belli bir mevsim, o da sadece neslin devamı için var olan bir dürtü, bu kadar mı kontrolsüz olarak bir insanın iradesine hükmedebilir?
Haydi bir an boş bulundun, nefsine uydun. Allah akıl vermiş, irade vermiş. Niye kendi yolunda giden bir masumla kendini tatmin etmeye kalkıyorsun?
Para karşılığı bu işi yapan on binlerce kadın var bu ülkede. Yerlisi, ithali ne ararsan var. Hatta devlet bu sektör üzerinden vergi bile alıyor. (Ki o insanlara da yazık…)
Bu mudur yani? Yolunda giden, sana güvenip arabana binen masum bir insan mıdır kurban.
Yazıklar olsun!
Hâlâ karşısında gördüğünü önce insan olarak değil de, kadın – erkek diye ayırarak bakan, dişilik erkeklik mevzuunun sadece o bireyin kendisi ile ilgili, şahsına ait dünyada bulunma nedeni ile ilgili geçici bir rol olduğunu algılayamayan zavallıların bu dünyada, bu zekâ çağında bulunması insanlık için içler acısıdır…
Tabii bu arada toplumun da çok kabahati var. Özellikle annelerin…
O katiller, mantar gibi yerden bitmiyor…
Evlât yetiştirirken erkeklik, kadınlık mevzuundan önce ‘insanlık’ mevzusunu çocuğuna vermeyen bir annenin yetiştirdiği çocuktan ne beklenir ki?
Erkek evlâttır, hoş gör, elinin kiri, türlü çapkınlık esprileri olursa olacağı budur. Türkülerde bile;
Ay akşamdan ışıktır
Yüküm şimşir kaşıktır
Komşu kızını zapteyle
Bizim oğlan aşıkdır.
Kısmı sık sık söylenirse, kuyruğunu sallayan it hesabı hep bir tarafa suç atılırsa böyle manyakların toplumda oluşması ne yazık ki normaldir.
Oysa o meşhur Erzincan türküsünün pek söylenmeyen devamı da vardır:
Ay akşamdan aş da gel
Cılga yola düş de gel
Eğer anan koymazsa
Vicdanan danış da gel!
Ya neymiş; vicdan varmış. Rıza varmış…
Nerede ‘Vicdan?’ En aşağılık vahşeti uygulayıp, bir de bunu insan müsveddesi olarak yapmak akıl, hafızsala almıyor.
İdam mı?
Elbette idam cezası gerekli.
Ama sadece tecavüzcülere, sübyancılara, hunharca cinayet işleyenlere değil; terör suçu işleyenlere ve bunlara emir verenlere de gelmeli.
Toplum vicdanı ancak o zaman rahat bulur. Doğal hukuk ancak o zaman hayata geçer…
İdam cezasını kaldıranların yüzüne bir şamar gibi, idam cezası geri inmelidir!
Yoksa pazar alışverişi yaparken çocuklarının-eşinin gözü önünde ensesinden sıkılan kurşunla şehit edilen astsubayların, belediye otobüsünde ‘Molotof kokteyli’ atılarak yakılan kızlarımızın ardından daha çok yazılar düzeriz…
Reklamlar