Yorum

Kırantaya yeni semer

Tarih: 17  Mayıs 2018

Yazan: İbrahim SOYTÜRK

Konu:  HÖH bir de GERB’İ kurtarabilir mi?          

Bulgaristan Türklerinin konuştuğu yerel lehçelerde “kıtanta” yaşını almış, belinin kamburu iyice çökmüş eşektir.  HÖH “fahri” Başkanı Ahmet Doğan ile Moskova’dan gelen devletin gizli işlerinden emekli istihbaratçı  Reşetnikov arasında Devin “Orfey” otelindeki ‘gizli salonda’ akşam ziyafeti esnasında yapılan “herkesten gizli” görüşme, Bulgar servisi DANS tarafından kayda alındı.

Paşmaklı (Smolyan) balkanındaki dağ evlerinde defalarca yapılan daha önceki içkili görüşmelerde Altıncı Şube’nin 4. Amirliği her zaman işini yapmış, konuşmaları kayda alınmış, deşifre edilmiş, fakat Doğan’ın “Sava” ajan dosyasında bu “gizli işlerden” söz eden olmadı. Hiçbir gazeteci-araştırmacı yazar  perdeyi aralayamadı. Çıkan kitaplarda bu “çok gizli” konu işlenmedi. Ne ki, tüm bunlara rağmen, Bulgaristan’ın Türkleri politik sisteme almadan işlerin yürümeyeceği, ırkçılığın hiçbir derde çözüm olmadığı ve olamayacağı ortaya çıktı. Bu gerçeği Bulgar kamuoyu da gördü. Ahmet’in yıllarca burnuna halka takıp çılbırını çeken “DC” istihbarat subaylarından, gardiyanlardan, hapishaneye girip çikan hukukçu ve avukatlardan, doktor ve sopacılardan hiç biri de, defalarca mülakat vermelerine karşın, bu konulara değinmediler. Bu analizlerden A. Doğan’la birkaç şubenin birden ilgilendiği ortaya çıkıyor. Bu bilgilerin, gizli dosyaların, tuzakların, oyunların bir yere toplanıp sıkılması ve değerlendirmesi zamanı gelmedi mi?

Günümüzde Bulgaristan siyaseti başlıca 2 demirci işliğinde dövülüyor. Bunlardan birisi, ABD Büyük Elçiliğinde, ikincisi de Rusya’nın Sofya Büyükelçiliğinde bulunuyor. 2013 yılında DPS 8. Kongresinde rapor okurken kürsüden itilmesinden sonra, ev hapsine alındı.  “Korumalı göz hapsinde tutulmasında”  Reşetnikov’un da önemli katkıları olmuştu. Eğitilip yetiştirilmesine milyonlar harcanan bir “Bulgaristan Türkleri ajanının” Amerikalıların kem gözlerinden uzak tutulması da iyi olmuştu.

Bulgar tarihinde böyle olaylar bir değil iki değildi. Hunların Doğu ve merkezi Avrupa’ya yerleştiği çağda, sevdiği akraba çocuklarından Kubrat’ı eğitim alması ve yetiştirilmesi için Bizans’a göndermişti. Daha sonra Hanların Hanı olan ve Hazret ilan edilen Kubrat, eğitimini tamamladıktan sonra Kafkas ve Hazar bölgesindeki Dulo Bulgar kavimlerini derleyip toparlamak ve Kuzeye çekilerek Hunların topraklarına Bizans dostu bir devlet kurması için ardından sürekli para ve destek (silah) bile göndermişlerdi. Mega (Büyük) Bulgar Devleti damgası, Kubrat’ta bir yüzük olarak Konstantinepol’de parmağına takılmıştı. Birkaç yıl önce Ukrayna’da bir gömüde bulundu. Bulgar yazar, Prof. Dr. Stoyan Dinkov’un “Bulgarlar Türktür” ve Bulgarları Tuna kıyılarına indiren Kan Asparuh’un Kan Atila’nın dokuzuncu kuşak torunu olduğunu yazmasının temelinde bu gerçekler de var.

Bu bakıma, Reşetnikov Bulgar tarihinin süzülmesinden ve  içindeki yaşan dolgulardan, taklalardan ve uydurmalardan arıtılmasından korkuyor. Çünkü Bulgar soy özünün Türk olduğu ortaya çıkıp halk tarafından kavrandığında Ahmet Doğan gibilerin siyasi geçerlilik süresi dolar ve çöplük olurlardı. Bu büyük bir korkuydu!

Bulgaristan Türklerine daha nice yıllar kullanmak için hazırlanmış bir koyun sürüsü, Ahmet Doğan’a da bu sürünün önünde yürüyen bir kıranta gözüyle bakan “Büyük Yerin – (Moskova)” adamı, masaya oturduğundan beri “semeri değiştirmeyi” düşünüyordu. Eski semer artık Ahmet’in beline dar geliyor, ötesinde berisinde derisini iyice kazımış ve kızartmıştı. Aslında eşeğin değiştirilmesi gerekiyordu da, yenisini henüz yetiştirilememişlerdi.

Derken, söze önce o başladı ve Bulgarca şöyle dedi:

  • Şükür yumru (Tümör) olumlu çıkmış, yeni belirtiler var mı?

Bulgaristan’da istasyon şefliği yapmış deneyimli diplomatın öğrenmek İstediği 2013-2015 yılları arasında Hak ve Özgürlük Partisi (DPS) Genel Başkanı görevinde bulunan Lütfi Mestan’ın ve arkadaşlarının bir olumsuz tümör (ur) gibi partiden kesilip atılmasından sonra, DPS içinde yeni belirtilerin olup olmadığını öğrenmekti.

  • Benim partiden kovduklarına, özel iznim

Olmadan hiç bir yerde iş verilmez. Bulgaristan’daki ekonomik durumun olağanüstü kötüleştiği dikkate alındığında, parti içi parçalanma için yeni tehlike yok, dedi. Tümör enciklemiyor, kurudu gibi diye ilave etti.

Reşetnikov’un kafasındaki plan ise  başkaydı.

Avrupa Konseyi’nin Sofya zirve toplantısından sonra, Başbakan ve GERB başkanı Borisov’un supabına biraz basmak ve havasını almak gerekecekti. Sanki diktatör Jivkov’un mirasçısıydı. Halkın Avrupacılık heyecanı geçince problemler yeni bir hızla baş gösterecekti. Büyük vaatlere rağmen hiçbir ilerleme ve gelişme olmadığı ortaya çıkacaktı. AB toplantılarındaki elitin ülke sorunlarını çözmeye yetersiz olduğu yeniden ortaya dökülecekti. Yürütme katlarındaki ilişkilerin gülünç durumda olduğu, rüşvetsiz iş yürümediği yeniden parlayacaktı. Ülkenin hiçbir perspktifi olmadığı yol kesecekti. Fikirsel, siyasi, manevi ve ahlaksal çöküş kendini gösterecek ve dertler sel olacaktı. Reşetnikov bu seli görüyordu.

Onun kanısınca Batı Balkanlar siyaseti bir defa baştanbaşa sahteydi. 1996 savaş yaraları sarılmamıştı. İnsan hakları mahkemesinde katillerin yargılanması da sona ermemişken, birleşmeden söz etmek boş işti.  Bu bölgede 88 etnik azınlık yaşıyordu da 80’inin hiçbir hakkı tanınmıyor, kimlikleri yokedilmeye çalışılıyordu. Hiçbir Balkan ülkesi başbakanı bu etniklerin adını, dilini, neyle geçindiklerini ve ne gibi hayalleri olduğunu bilmiyordu. Camiye giden, oruç tutan Müslümanlara saldırmak hiçbir soruna çözüm değildi ve olamazdı. Bu konuları görmek istemeyen, olayları susmakla, kör kör bakarak çözeceğini zannedenlerden birisi de A. Doğan’dı. O susmakla ve görmemekle geçiniyordu. Bu azınlıklarda 7-8’inin hakları sözde savunuluyor, anadil hakkı, kültürel otonomi hakkı tanınmış, diğerleri eziliyor ve sömürülüyordu. Bu insanların AB’den beklediği bir şey yoktu. 17 Milyon insan yaşayan küçük 7 Balkan ülkesinin toplam Milli Geliri 96 milyar US Dolardı. Hepsi çok ağır ekonomik durumda bulunuyor. Bu ülkelerin nüfusunun % 50’si dış ülkelerde, daha büyük kısmı Türkiye’de bulunuyordu ve gece gündüz memleketlerini düşünen bu insanların sorunların ezberden çözülmesi imkânsızdır. Kim olursa olsun her bir kişi vatandaşı olduğu ülkenin sorunları üstüne çözüme katkıda bulunmaya öteden beri hep istemişlerdi. Hepsinin içinde sönmeyen bir vatan ateşi yanıyordu.

Avrupa Birliğini Güney Doğu Avrupa’ya genişletmesi, yayma İngiliz uçaklarının Karadeniz semalarında nöbet uçuşları gerçekleştirmesine ve Amerika’nın Bulgaristan’daki üslerine silah yığınağı yapmasına izin vermesi, sözün siyasi anlamında silah patlatmadan yayılma anlamına geliyordu. Bunlar hoşa gitmeyen yeni gelişmelerdir. Bu toprakların üzerinde uygarlık eserleri vardı. Toprakların yarısı vakıf malıydı. Toplam 4 binden fazla cami, medrese, mescit, okul ve kütüphane vardı ki, bunların sahipleri yaşıyordu… AB’nin burada ne işi vardı…

Onun saptamalarına göre, Kasım 2018’de Bulgaristan’da yeni bir seçim ortamı oluşacaktı. O zaman erken seçim yapılsa, 800 bin kişiye maaş veren Borisov, 26 Mart 2017’de aldığı oyları yine alabilir, oysa pili tükenmiş, kafası yeni fikirler üretmiyor, halkı ezerek yönetmek istiyordu. O, rüya gördüğü siyaseti uygulamaya şaşmadan devam ederdi. Ona Bulgaristan işlerinden el çektirmek ve AB Batı Balkanlar Komiserliği veya AB Dış İşleri Komisyonunda bir başka görev verilmek daha hayırlı olur, düşüncesi ağır basıyordu. Şu an, Borisov tek kişilik totalitarizme kucak açmış, mali imkanları elinde tutan kodamanlara yani oligarşiye teslim olmuş durumdadır.

Avrupa Konseyi’nin Sofya  toplantısı Haziran sonunda bitecek.  Artık zirveden iniş başladı. Hiçbir komisyona bir tek Türk alınmadı. Türkçe konuşulmadı. Türk ve Türkiye denmedi. Bulgar yönetimisanki Balkan ülkelerinin AB içinde birleşmesini ve Sofya tarafından yönetilmesini hayal ediyordu.

Bu gelişmelerin anlamında,  Borisov’a tuzak kurup, Başbakanlıktan indirme kapısı açılıyordu. AB, ABD ve NATO’ya kopoy olmaya can atanlardan birini daha fazla Hükümet yönetiminde tutmak zarar verebilirdi.  Türkleri de hükümete kabul edecek birini bulmak gerekiyordu.  Borisov, yalnız elini değil, kolunu da emperyalizme kaptırmış, Bulgaristan’ı köleleştirmeye terk edilişin sanki farkında değildi.

Reşetnikov sakin ve sabırlı konuşuyordu.

  • Türkleri yeniden iktidara çekme zamanı geldi.

Bunu söylerken,  kaynağını gizleyerek, parlamento içinden bir hükümet çıkarılabileceğine inandığını belli etti. Meclis dışından olup bizi seven ama NATO ve Atlantik yanlısı olduğu bilinen birkaç kişi seçip onlar üzerinde dikkatle çalışmamız gerekecek, senden istediğim, Biri Müslüman Çingene, ikisi Pomak ve ikisi de Türk, yükseköğrenimli, halka inebilen ve dikey yönetimde görev üslenebilecek yetenekli kadro bulup bunları elimizin altında bulundurup, zaman gelince işe koşmaktır.  Meclistekilerde fazla iş yoktu. Ceplerinin derin olduğu bakınca belli oluyor, dedikten sonra muhatabının gözlerinin içine baktı ve kadehe uzandı.

Doğan, Moskovalı konuğun işaret ettiği sorunları iyi kavradı. 6 aya kadar hükümet değişikliği olacak ve meclis dışında birkaç emin kadroyu hazırlaması gerekiyordu. Bunların Bayan mı erkek mi olduğunu belirleme işi kendisine düşmüştü. Yeni dengeyi göremeyen, Batı Balkanları Avrupa Birliğinden yana çekerek Rusya’ya karşı denge sağlamaya çalışan Borisov’un zamanı dolmuştu. Sergey Stanişev bu işi daha iyi yapmıştı. Geçti aklından ve sözü aldı:

  • İyi ben bakarım. Hükümetten sökülünce zayıf düştük, bu işe çözüm bulunması iyi olacak. Aşırı milliyetçiler yılan gibi, sürekli sıslıyorlar, etnik azınlıkların huzuru kaçtı.

Siz uygun bir başbakan bulmaya bakınız, ben İdeolojik takıntıları olmayan, bağımsız düşünebilen ve davamıza bağlı birkaç kişi üzerinde çalışmalarıma hemen başlarım, dedi.

 

O, bu konuşmaların dinlendiğini ve kaydedildiğini biliyordu. Onları dinleyenler, derin devletin en dibinde oturuyor ve gerektiğinde depremlere neden olanlar onlardı. Borisov’u 2 defa düşürenler onlardı.  Birinci ve 2. Hükümeti onlar yıktı. Sakin sakin konuşmaları çok iyi oldu. Moskova’nın kendisinden ne istediğini böylece derin devlet de duymuştu. Bu işler Bulgar istihbaratının derme çatma ajan dosyalarını savuranların parlayıp sönmesinden farklı bir işti. Çok gizli yani “birinci derece gizli” işlerdi. Konuşulanları dinleyenler Ahmet Doğan’ın KGB ajan kod adını bile bilmiyorlardı.  Gizli ajan adı olmayan bir kimsenin KGB’den yani yeni ismiyle (FSB) /Federal Güvenlik Dairesi/ nden “madalya veya nişan alamayacağını” bilseler de, yapacak bir şey yoktu.

Reşetnikov Doğan’a güveniyordu.

DPS’ye bağlı olan Türkler yarı yarıya azalınca otoritesinden kaybetmişti.  Fakat 2016 Kasımında bir lider olarak sivrilen Rumen Radev’ı Cumhurbaşkanı seçerken başarılı çalışmış ve 300 bin adet bir oyla büyük hizmette bulunmuştu.

Uzakta planlan iktidar değişikliğinin yeni bir liderle değil kurumsal ve yasal değişikliklerle gerçekleşebileceğini düşünüyordu. Deneyimleri onu zor günlerde Bulgar halkının Amerikan, Rus ve Türk yetkililerin görüşünü dikkate almadan yeni bir lider öne çıkarabildiğine inandırmıştı. Fakat her şeyin birden değişmesini beklemek için henüz erkendi. Toplumun mayalanması süreci henüz tamamlanmamış, toplum kabarmamıştı…Bıçak kemiğe sanki tam olarak dayanmamıştı. Öndeki 6 ay içinde, geçen ay Erevan’da olduğu gibi, Sofya meydanlarına toplanacak olanların iktidar alaşağı etmesi, ya da hükümeti istifaya zorlayacak güç toplaması için henüz erkendi. Birkaç yıllık bir uzlaşmalı geçiş, ılımlı bir yuvarlanma gerekiyordu.

Halkta isyan ateşi yakacak gücü görebiliyordu. 2022 yılında Avrupa fonları % 50 azalınca, Yanar Dağın ateş püsküreceğini biliyordu. Bulgarlar AB sömürgesi olmayı kabul etmeyecek, NATO’dan çıkmak ve Rusya ile yeniden yakınlaşmak, Türkler ve Müslümanlar Türkiye’ye sarılmak isteyecekti. Ateşen o zaman kendiliğinden alevlenecekti.

Reşetnikov’un yeni bir erken seçim yapılmasından yana olmadığını gören Ahmet Doğan,   bu işin içinde başka ne olabilir diye düşünmeye başladı. Lütfi Mestan tehlikesinin geçmediğini görmüş ve görüyor olabilirler. DOST seçmeni bir daha hareketlenirse, DPS bendini yıkabilirdi, geçti aklından. Bu durumda yeniden yüzleşmeleri Avrupa Birliği Parlamentosu seçimlerinde olacaktı.  O güne bir yıldan fazla bir zaman vardı. Fakat Brüksel’e hukuk bitirmiş, yabancı dil bilen birkaç temsilci gönderse, Bulgaristan’daki yolsuzlukları, adaletsizliği, komünist diktatörlüğün tüm pisliklerini oraya taşıyabilir ve Bulgar siyasi sistemi içinde DOST DPS’nin yerini alabilirdi.  Bulgaristan’da 1990’dan beri kurulan siyasi partilerin hepsi Bulgaristan Komünist Partisi BKP içinden çıkmıştı. Bunların arasında en tehlikeli olan iktidarda olan asalak (parazit) kesimdi. İş bilmez, iş öğrenmez, işten korkan bu kesin gölgede yatan ve hazıra bekleyen zümreden olduğundan dolayı yalnız devleti değil, halkın geleceğini baştanbaşa çökertecek tipten bir ucubeydi. Bu ucubeye karşı dikilecek en kararlı kadrolar Türkler olacaktı. Bulgar artık çok değişmiş, kendini çiftlikte inek gibi görüyor ve her gün yemliğin yeniden fazla fazla doldurulmasını bekliyordu. Feci durum tehlike duvarından taşmıştı.

Yüksek konuk, bu nedenle Doğan’ın semerini değiştirip taşıması için hibelerine “iktidar” doldurmak istiyordu.

Devam edecek.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 + eighteen =