Rafet ULUTÜRK
İnsanlık, kendine hikâyeler anlatan bir türdür. Mağara duvarlarındaki resimlerden televizyon ekranlarına kadar geçen binlerce yılda tek şey hiç değişmedi: Hikâyeler hep vardı. Bugün “medya” dediğimiz bu kocaman yapı, işte o hikâyelerin modern biçimidir. Ve evet, kimi zaman bu hikâyeler gerçeği aydınlatmak yerine, onu parlatılmış bir maskeyle gizler.
“Medyanın var olma sebebi insanlığı kandırmak” iddiası kulağa keskin gelir ama tamamen yersiz değildir. İktidarlar, şirketler ve çıkar grupları yüzyıllardır kitlelerin algısını yönetmenin peşinde. Çünkü bir gerçeği kontrol etmek zordur, ama algıyı kontrol etmek şaşırtıcı derecede kolay olabilir. Haber bülteninin diline yerleştirilen tek bir kelime, bir manşetin kurgusu ya da bir görüntünün eksik tarafı milyonların dünyayı nasıl gördüğünü şekillendirebilir.
İllüzyonun Mekanizması
Medyada kandırma, çoğu zaman kaba yalanlarla değil, seçici sessizliklerle işler. Bir olayın bin yüzü vardır ama kameralar sadece bir açıdan bakar. O açı kimin elindeyse, gerçeklik de onun kaleminden yeniden yazılır. Bu yüzden medya sadece bilgi taşımaz; aynı zamanda hangi bilginin önemli olduğunu da belirler. Bu da onu tarafsız bir borazan olmaktan çıkarıp, yönlendirici bir aygıt haline getirir.
Fakat işin ironik tarafı şu: Bu kandırmaca tek taraflı değildir. Toplumun bir bölümü, karmaşık ve rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmek yerine, basit anlatılara sarılmayı tercih eder. Medya da tam bu arzunun üstüne oturur. Yani kandıran kadar, kandırılmak isteyen de vardır.
Gerçeklik ile Masalın Çatışması
Bir manşet bazen sadece haber değil, aynı zamanda bir masaldır. “Kurtarıcı lider”, “tehlikeli düşman”, “tek çözüm”… Bunlar medya tarihinin en eski başlık kalıplarıdır. Çünkü korku ve umut, insan zihninin en kolay manipüle edilen iki kapısıdır. Bu kapılardan geçerek karmaşık bir dünyayı basit bir çizgi film gibi göstermek mümkündür.
Ama medyanın tamamını “insanlığı kandırmak için var” diye damgalamak da başka bir yanılsamadır. Çünkü medya aynı zamanda yalanların maskesini düşürmek için de bir silahtır. Doğru ellerde aydınlatır, yanlış ellerde karartır.
Sorun Araçta Değil, Kullananda
Bir bıçak hem ekmek kesebilir hem de zarar verebilir. Suçu bıçağa değil, onu nasıl kullandığına bakarak insanlara yükleriz. Medya da böyledir. Kandırma potansiyeli yüksektir çünkü büyük bir güçtür. Ama bu güçle gerçeği savunanlar da vardır. Bu yüzden temel mesele, medyanın varlığı değil, kimin elinde olduğudur.
Toplumun eleştirel düşünme refleksleri gelişmedikçe medya manipülasyonu kolay bir oyun olarak kalacaktır. Ama eleştirel bir göz, en parlak illüzyonu bile dağıtabilir.
Son Söz
Medya insanlığı kandırmak için değil, insanlık kandırılmaya izin verdiği için bu kadar etkilidir. Gerçeklik, kitlelerin ilgisizliğiyle değil, meraklarıyla korunur. Dolayısıyla sorun medyanın varlığı değil; onu körü körüne dinleyen kulakların fazlalığıdır.
