Derya YILDIRIM
Hiçbir şey,
geçip giden günleri geri getiremez…
Ne sabahın incecik çimenlere düşürdüğü kırılgan çiğ damlaları…
Ne de, yeşilin arasından usulca süzülen,
rüzgârın nazlı dokunuşu…
Bir çocuğun masmavi bakışında,
dünyayı yeniden keşfeden o ışığı,
ne yazık ki hiçbir takvim geri vermez.
Geriye yalnızca sessiz bir hüzün kalır…
Uykusuz, sakin,
ama hep orada duran…
Sessizliğiyle konuşan,
dalgınlığıyla saran…
Dünle yarın arasında bir kavşaktayız.
Arkada kalan nice hatıra,
önde ise belirsiz bir yol…
Vaadi olmayan,
ama yine de çağıran…
Ve biz, ne olursa olsun
o yolda yürüyeceğiz…
Çünkü tek pusulamız,
kalbimiz olacak.
Yol uzadıkça insan,
haritaların yetmediğini fark eder.
Pusulalar kuzeyi gösterir ama,
ya doğruyu kim gösterecek?
Kimi aklının peşinden gider,
kimi heveslerinin…
Kimi kalabalıklara karışır,
kimi sessizliğe sığınır.
Ama insan ancak kalbine kulak verdiğinde
kendi yolunu bulur.
Çünkü kalp,
yalan söylemez.
O, neyin doğru olduğunu bilir;
bazen susarak,
bazen bir anlık ürpertiyle,
bazen de tarifsiz bir huzurla…
Hayatın inişleri, çıkışları,
yağmurları ve fırtınaları arasında
kalbini pusula yapanlar,
yanlış yollara sapmaz.
Kimi zaman yorulur, kimi zaman üşürler,
ama asla yönlerini kaybetmezler.
Ve bir gün, dönüp geriye baktıklarında,
görürler ki,
en zor anlarında bile onları ayakta tutan
ne taş yollar, ne yüksek köprüler,
sadece ve sadece
kalbin gösterdiği istikamettir.
