G E R B

BGSAM

Bulgaristan Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra 80 hükümet kurdu, şimdiki GERB hükümeti 81’incisidir. Boyko Borisov 51’nci başbakandır. Ayrıca, bu hükümetin bakanları hariç,  700 bakan hükümette görev aldı.

Bulgaristan’ın Avrupalı Geleceği İçin GERB partisi 7–8 yıl önce kuruldu. Bu partinin politikcininin gelişme devresini gösterebilmek çok zor, çünkü sosyalizm yıllarında bizde sağ parti yoktu. Art arda birkaç kurultay yaptı. Çok konuşulsa, yazılıp çizilse de stratejik siyasi programını henüz açıklamadı. Kurucu başkan Tsvetan Tsvetanov kadrodan polis, 3. kez milletvekili seçildi. Birinci GERB hükümetinde (2009 – 2013)  İç İşleri Bakanı oldu. 2013 Şubatında görevden düşünce hakkında bir sürü dava açıldı. 4 yıl hapis cezası aldı. Dosyaya halen Temiz Mahkemesindee bekliyor. Dosya adı Türkçemizde “solucan” ya da “ağaç kurdu.” Gönlünüze yatanı seçin.

 

Olayın özüne bakıldığında, GERB partisinin motor adamı olan T. Tsvetanov İç İşleri Bakanı iken (daha kolay anlaşılması için benzetiyorum – Türkiyedeki paralel yapılanmaya benzerlik var) Sofya Şehir Mahkemesi Başkanı İç İşleri Bakanlığı elektronik beynine sızılmasına ve dinleme yapılmasına izin vermiştir. İddiaya göre 3 yıl boyunca böyle bir işlem yapılmış ve elde edilen sır bilgiler, başka bir devlete aktarılmıştır. Dosyadaki evraklar ve basında yazıp çizilenlerden bahsediyoruz.

 

GERB konusuna yolsuzluk kapısından girme nedenini ise şöyle açıklıyorum.

GERB bir “piç” ya da “koltuk” partidir. Bu yüzden politik cininin mayalanma tarihini söyleyemiyorum.  “Piç” dilimizde belki de “ansız” , beklide “aslına benzemeyen” ben de bu anlamı vermek istiyorum. Bünye kökünden çıkan bir fırlama demek geliyor içimden. “Koltuk” sözü ana bünyeden yana yönelen sürgündür. Örneğin domateslerde, yana uzanıp bünyenin gücünü alacağı ve iyi ürün elde edilmesine engel olacağı için, koparılıp atılır yani bitki koltuklanır. Birçok kez GERB partisi üstüne BKP piçi diye düşünmüşümdür.

 

Olayı böyle anlatmak kolaycılık olsa da, içimde farklı çelişkiler var.

 

Birazcık açalım: Sovyetler Birliği’nde (SB) M. Gorbaçev “perestroyka” (yeniden düzenleme) başlarken, Bulgaristan’da orduda, iç ileri bakanlı, bakanlıklar, radyo, televizyon, basın yayın organlarında vs. çalışan komünist parti örgütleri dağıtıldı. İşinde kalmak isteyenler partisizleştirildi. Parti üyeliğini korumakta ısrar edenler ise işten ayrılmak zorunda kaldı. Özellikle vurguluyorum (Halk Ordusu ve İç İşleri Bakanlığı – milis gücü, trafik polisi, itfaiye ve gizli polis vs) kadrosundan çıkarılan partililer 2008/09 yılına kadar hiçbir politik partiye katılmadılar, siyasi hareket dışında kaldılar ve beklediler. Sivil Toplum Örgütlerinde de ön plana çıkmadılar. Tabiri doğruysa, gölgedeydiler.

 

Toplumun % 90’ından oy alan Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) işlevlerini yitirip, 10Kasım 1989’da görevden düşünce ve 1992’de kabul edilen Yeni Anayasa’da (o zaman GERB yoktu) TOPLUMDAKİ YÖNETİCİ ROLÜ kaldırıldı. Temel yasanın birinci maddesinden BKP’nin tarihsel rolü söküldü ve yeni Anayasa BKP’sis bir toplum düzeni kuruculuğuna yol açtı.

 

Yüzeysel politik değişiklikler işte böyle bir ortamında başladı. BKP partisinin sivil yaşamdaki kadro kitlesini koruyabilmek için Bulgaristan Sosyalist Partisi’ne (BSP) dönüştü. Öz değil biçim değiştirdi. Dobra dobra yazmak gerekiyorsa, BSP BKP’nin politik mirasına oturdu. Çöreklenmesine çöreklendi de BKP içindeki sivil kadrolar genellikle sanayi işçileriydi. Oysa Amerikalı  (Reagan) ile Rusyalı (Gorbaçov) arasındaki gizli “perestroyka” (toplumsal dönüşüm) sözleşmesinde işçi sınıfının sosyal ve ekonomik rolünün sona erdiği, tarihsel planda yok olacağı, yerini de bilgisayar ekranına bakmaktan başka işten anlamayan beyaz yakalılar tabakasının alacağı gibi maddeler vardı. Gorbaçev buna yanaşırken, o yılların kardinali olan SBKP MK Politik Büro üyesi ve KGB’den sorumlu yetkili Y. Andropov, “50 yıl böyle olacak, bırakalım da sürünsünler sürünebildikleri kadar, yarım asır sonra komünizm kuruculuğuna devam ederiz” dedi. Bu stratejik planın Bulgaristan şartlarında uygulanması 1500’den fazla irili ufaklı sanayi işletmemizin kapatılması, hurdaya çıkarılıp yerlerinde yeller esmesi ve insanlarımızın birbirinin terini kokarak yan yana çalışmaya alıştığı tarımsal kooperatifçiliğin de köküne kibrit suyu dökülmesiyle sonuçlandı.  Kuşkusuz bu cümle çok daha renkli ve uzun, derin ve ayrıntılı yazılabilir, ama geçmişimizin karanlığın inine girdiği an budur. Daha sonraki yılların iktidar partisi GERB üyeleri bu olaylara seyirci kaldılar, tepki göstermediler.

 

İşte böyle bir ortamda usulca, aşamalı ve fazla sızı vermeden gerçekleştirilen dönüşüm değil adeta yıkımdı. Adına Geçiş Dönemi dendi. Herkes ileriye yürüdüğümüzü zannetmişti. Oysa sürünürken geriye tekerleniyormuşuz ve bir an geldi, sefalet bizi esir aldı. Ne ki, bu olay Sosyalist Partisi açısından pek iyi olmadı. İşçi sınıfının yok edilmesiyle, partili işçiler azaldı, saflar dağıldı ve gençler sosyalistleri satılmış, bencil ve dönek insanlar olarak nitelendirerek, partinin erimesine engel olmadılar. 100’ün üstünde milletvekili çıkaran BSP bugün meclise 39 vekille katılıyor. İktidar olamıyor, muhalefete yakışmıyor. İç dinamitlerinin bir kısmı yeni Stalinciliğe hayran, Moskova’dan esin alıyor. Ötekiler de gözlerini Batıdan ayırmıyor. Geçen sene iki defa parçalandılar. Bölünenlerin bir kısmı GERB’ e kaydı. Birkaç defa daha bölünmeleri yakındır. Bunları yazmamın nedeni, GERB partisinin nereden fırladığını daha anlaşılır bir şekilde anlatabilmem içindir.

 

2008’de GERP partisi cininin yeşermeye başlamasıyla 2009 seçimlerinde en fazla oy alıp tek başına azınlık hükümeti kurabilmesi nedeni, totaliteriz de ordulu ve iç işleri bakanlığına bağlı disiplinli, ideolojik azmi keskin, birkaç rolü birden oynamaya hazırlıklı, baskı ve terör düzenini aktif yaşamış kadroları, şehirlerdeki orta katmanı hareketlendirebilmesinde görüyoruz. GERB partisinin başkanı ve 2009’da başbakan olan Boyko Borisov 9 yıl boyunca Todor Jivkov’un özel korumasıydı. Meslekten itfaiyeci olan ve polis okullarında eğitilmiş Borisov aynı zamanda Uzak Doğu minder oyunlarında “siyah kemer” sahibidir. “Lider” olarak sivrilmesi 2001’de eski Çar Sakskoburgotski’nin başbakan olmasıyla başladı. Sofya Belediye Başkanı ve İş İçleri Bakanı sekreteri görevlerinde bulundu. O yıllarda Amerika’da “Schwarzeneger” Kaliforniya Valisi, başka bir “siyah kemerli” olan V. Putin Moskova’da (KGB’li) devlet başkanı seçildi. Halkın “kaba güç kahramanlarında” nitelik aramadığı yıllardı. Bulgaristan’da başbakan aranırken profesörler denendi (L. Berov’un başbakan oldu); avukatlar denendi ( F. Dimitrov’un başbakan oldu),  sahte demokratlar denendi (İv. Kostov başbakan oldu), eski Çar denendi (II. Simeon Madritten getirildi ve 2001’de başbakan yapıldı) ve sonunda totaliter komünistlerin varisleri sosyalistler denendi (S. Stanişev başbakan oldu) ve hiç biri ulusal çöküşü durduramadı. Sanki onlardan hiç biri derenin dibine devrilen aracın freninin nerede olduğunu bilmiyordu. Ve en nihayet, tarih yeniden dönüp dolaşıp aynı yere geldi. Lider olmak “güçlü” olanın hakkıydı. B. Borisov ikinci kez başbakan koltuğuna oturdu. Devlet içindeki kadrolar değişti. Eski subay ve generallerin evlatları – torunları artık Batıda özellikle de Amerika’da tahsil görmüş ve Moskova’da ihtisas gördükten sonra geri dönüyorlardı. Onların doğrudan bakanlık koltuklarına veya başbakanlık makamlarına atanması için engel yoktu.

1990’dan sonra ilk dönemde, örneğin dış işleri bakanı için Yahudi soyundan olan biri arandı. (Solomon Pasi) Artık bu istem kalktı. Dikkatinizi çekerim bugünkü Dış İşleri Bakanımız Daniel Mitov Washington’dan uçtuğu gibi Diş İşleri Bakanlığındaki Bakan koltuğuna kondu. Çar da tam böyle 50 yıl sonra Madrid’den gelip ballı yalancı emziği halkın ağzına verdiği gibi, ayağının tozuyla Başbakan oldu. Daha önce Bulgaristan’a 50 yıl ayak basmamıştı. Gerçek durum budur! Etrafta erkek kalmayınca çobanları birer birer damat yaptılar. Bu ipleri çekeni arayanlar gözleriyle hep yıldız aradılar. Bulgar halkı keçisini sudan çıkaracak birini arıyor. Başını sallayan görev aldı.

 

Kuşkusuz 2009’da ilk hamlede GERB’i iktidar yapan hareketlenme, daha önceki dalgalanmadan payını almış ve hayal kırıklığına uğramıştı. Huzurun ayarı o denli kaçmıştı ki, her gün birileri kaçırılıyor, eli, kulağı kesilip ailesine gönderiliyor ve para isteniyordu. Sanki devlet kimsenin umurunda değil ve herkes kellesini koruma peşindeydi. Kuşkusuz bu çelişkileri yaratan, kızıştıran ve hesaplaşacak birilerini arayanlar da yine bu ülkenin vatandaşıydı.

 

Analizimizin de gösterdiği üzere, yazıma, GERB hakkında “aslına benzemeyen” demek istiyorum da, vicdanım her konuda yazmama engel oluyor, yazamıyorum. Çünkü 25 yıldan beri Bulgaristan Türkleri ve tüm Müslümanların durumunda bir gram değişiklik olmadı. Herkes istediği partiyi seçmekte sanki özgürdü de, Tükler ve diğer Müslümanlar Hak ve Özgürlükler Hareketine (HÖH) sanki borçlu ve gebeydi. Bu parti insanlarımızın hayal ettikleri partiydi, onlardan tamamen kopmuş ve sefilliklerini görmek bile istemiyordu ve ne zamana kadar hayallerle yaşanacaktı.

 

Yine de ilk dönemde “aslına benzemiyordu” iddiamızı biraz açalım. Gerçekten de GERB yönetimi iki konuda tavır aldı. Bir. 1984–1989 etnikleri asimile etme olayını kınadı. İki, komünizm döneminde işlenen suçların zaman aşımına uğrayamayacağını savundu. Bu konularda komünist ve sosyalistlerden uzaklaştı. Mükafat olarak da Ekim 2014 seçimlerinde oylarının yarısını Türklerden ve diğer Müslümanlardan aldı.

 

Fakat şöyle gelişmeler de var: “İslam terörizmi” uydurmasını şişirip, Pazarcık, Haskovo, Plovdiv, Smolyan Çingene, Pomak ve Türk yerleşim merkezlerini, camileri, evleri bastı. İstediği yere girip arama yapıyor. Tutuklamalar vb. devam ediyor. Bu durumda terör benzerliği ortadayken “aslına benzemiyor” diye nasıl yazayım? 3 Nisan 2015 günü Varna aranıp tarandı. Meclis GERB oylarıyla Baş Savcı Tsatsarov’a sınırsız yetki tanıdı. Yürütme ile yasama iyice kaynaşıyor. GERB’in yargı reformu yasaları totaliter devlete el atıyor…

 

Bir Pomak belediyesi olan “Sırnıtsa”da GERB yerel seçimleri kaybetti. Yılsonuna doğru yapılacak yerel seçimlere hazırlanırken hıncını çıkaramıyor, öfkesini yenemiyor.

Mecliste ve toplumda uygulanan çember sıkma politikasını anlamak oldukça zor.

Bir de şu var, bu parti ve şahsen Başbakan Borko Borisov “Türklere şunu yapacağım, şunu vereceğim, 10 bakan yardımcısı atayacağım, eğitim ve sağlık hizmetlerine el uzatacağım, iş yeri açacağım” dedi. Kusura bakmasın, yalan söyledi. Bizim dinimizde ve dilimizde, ahlakımızda yalan yoktur. “Yalancının mumu yassıya kadar yanar” atasözü bizimdir. Olaylar işte bu yönde gelişiyor. Bu örneklemelerden sonra GERB partisi hakkında “özünden fazla uzak düşmemiş” deyebiliriz. Anadil, özgün kültür ve geleneklerimizden beslenen bir yaşam biçimini sürdürme haklarımızı görmezlikten geliyor.

 

Bu arada son seçimlerde soydaşlarımızı da aldattı. BULTÜRK Derneği ekim seçimlerinde GERB’e oy istedi. Soydaşlarla çalışmalarda GERP partisini tanıtıldı,  faaliyetleri ve vaatleri yaygınlaştırıldı, GERB pankartları asıldı, BULTÜRK sandıkta ve kamuoyunda GERB’i şerefle temsil etti. Sofya “Arena” salonunda 14 bin partiliyle birlikte bu davaya baş koyan İstanbul heyeti alkışlandı.

Yazılıp basılan el kitapları ve diğer propaganda malzemeleri kapı kapı dağıtıldı.

Sonunda bir teşekkür mesajı bile gelmedi. Yedim yedik, yuttuğum yuttuk, her şey yanımıza kaldı mantığı ile Türkler arasında yol alınmaz. Bir yalan, iki yalan, üç yalan ve bu iş biter. Soydaşlarımızın, BULTÜRK derneğinin, Bulgaristan Türk ve Müslümanlarının Başbakan B. Borisov’a ve GERB partisine beş kuruş borcu yoktur.

 

Bu irdelemeyle size söylemek istediğim, GERB partisinin Bulgar toplumunun askeri ve polis kadroları gibi kısır, üretici olmayan, yiyici kesimden oluştuğu ve bu nedenle üretime, tarıma ve sanayi kesime el atılmadığı, ana yol, yan yol, geçit, tünel, benzinci filan falan peşindeyiz, şerit kesip açılış yapıyoruz havalarında işi kaptılar. Bulgar halkının ve azınlıkların üretimi göz ardı eden bu gidişe tepkisi çok sert oldu. Aydınlar, ehliyetli ustalar, uzman kadrolar, mühendisler, doktor ve teknik erler memleketi terk ediyor. Kanada’dan Amerika’dan Avustralya’ya kadar Bulgar işçiler var. Memlekette kalan yaşlı Bulgarlar da azalıyor. TV yayınlarına giren yeni söz “Çingeneleşiyoruz!”. Gerçekten kara cahilliğin, hırsızlığın, sefaletin, yetersizliğin, çaresizliğin, işsizliğin ve en kötüsü ahlaksız ve bilgisiz olmanın getirdiği yetersizliğin hâkim olduğu bir toplumda umut ışığı aramak çok zor dur. Milletvekillerinin meclis kürsüsünden birbirlerine “uyuz leş” diye hitap ettiği bir ortamdan fazlasını belemek boştur.

 

GERB hakkında uzun ömürlü olacak ve geleceği parlak diyemeyiz. Çünkü üretim olmayan bir yerde yiyicilerin yedekleri tez biter.

 

Bu saptamalarla birlikte GERB partisinin ömrünü uzatma yolunu NATO güçlerine, Washington’a ve Brüksel’e sımsıkı sarılmakta gördüğünü belirtmeden geçemeyiz. Hayat hem Moskova memesinden emeyim hem de Berlin’den gıdalaşayım formülünün ömrünü doldurduğunu gösterdi. Kırım ve Ukrayna olayları, AB’nın yaptırımları Bulgaristan’ı olumsuz etkiledi. Putin’in “Güney Akım” GBH’nı Türkiye’den geçirme kararı, büyük hayal kırıklığı yarattı. Kamuoyu’nun % 60’ı şu gergin durumda Moskova yanlısı olduğunu gizlemese de, GERB hükümeti HÖH meclis grubunun desteğiyle 15-20 milyar leva borç alma hakkını elde etti. NATO’yu Bulgaristan’a üslendirme kararı ardından 6-7 milyar Euro AB bakiyesini çekme yolunu açtı. Öte yandan enerji sektöründeki gerginlik yeni bir aşamaya giriyor ve sistemin çökme tehlikesi yaşadığı dikkati çekiyor.  Böylece B. Borisov, iktidarda en istedikleri pek belli olmayan, reform deyen ama ne yapılacağını bilmeyen kesimin temsilcisi olmakla birlikte, bir yandan Batıda kurumlaşmış Moskova ajanlarının ülkemizi “1 Euro’ya” satın alma atılımlarına da karşı koymuyor. İktidar iç borçlanmaya da önem veriyor ve son 2 haftada piyasaya 5 milyar leva değerinde senet salındı.

 

4 partiden oluşan hükümet ortaklığında 7 bakan çıkaran Reformcu Blok’a katılan Kasim Dal ve Korman İsmailov grubu yağı bitmiş kandil gibi söndü. Sağlık reformu, Eğitim Reformu, Emeklilik Reformu gibi çök önemli konularda dut yemiş bülbül gibi sustu. Belki de susturuldu.

 

GERB partisi ile HÖH partisi arasındaki ılımlı diyalog dalgalı ilerliyor. HÖH lideri L. Mestan Türklerin ve tüm Müslümanların haklarından ve özgürlüklerinden kısım dolusu ödün verdikçe iki parti arasında sıkı bir kaynaşma yaşanıyor. Hiçbir karşılık beklediğini açıklamadan, HÖH meclis grubunun iktidarın 16 milyar leva dış borç almasına “evet” demesi,  yaşlıların aleyhinde olan “emeklilik düzenlemesine” de oy vermesi, ardından savcı yetkilerinin sınırsız artırılmasına destek olması, anlaşılır gibi değildir. Totaliter düzenin istihbaratının cadı kazanında çıkan HÖH-DPS yönetimi mazlum halkımızın baskısı yoğunlaşmadan düzgün adım atmayı düşünmediğini ve etnik haklarımız konusunda hiçbir şey yapmak niyetinde olmadığını her gün biraz daha belli ediyor.

Şu anda GERB partisi HÖH-DPS partisini yedekte tutuyor.

 

Olaya Bulgaristan Türkleri ve diğer Müslümanlar açısından baktığımızda, GERB partisi bizim partimiz değildir ve olamaz. GERP insanlarımızı şeker verip avuturken, totaliter düzenin asimile etme politikasını sürdürüyor. Bu partideki Türk Kültür Bakan’ı Vejdi Raşidov da Türkleri temsil etmiyor, edemiyor. Onun vazifesi Bulgar kültürünü temsil etmektir.

 

Türk Bakan V. Raşidov ikinci kez Kültür Bakanı oldu. Anlaşılan Kültür Bakanı olmak zor bir görev!  Bakan bir heykeltıraş olarak Bulgaristan tepelerine dikilen Osmanlıya karşı havari hortlamalarında baş olanların büyük antlarına taş taşımış, harç karıştırmış biridir. Ne yazık ki, tarihte hiçbir çağı kendi heykelini kendisi dikmez. Bizde 1908 – 1945 Çarlık döneminde hiçbir büyük anıt dikilmedi. Çünkü Çar Ferdinand, oğlu Çar III. Boris ve torunu Çar II. Simeyon yüksek tepelerimizi kendi heykelleri için korudular. 1944’te iktidar olan anti-faşist partizanların gençliği o dağlardaki inlerde aç susuz ve ölüm tehlikesi içinde geçtiği için meclise ve bakanlıklara yerleşince onlar da bir daha geri dönmek ve kendi heykellerini dikmek istemediler. Rus ve Sovyet heykeli dikilmesine ağırlık verdiler. Öyle ama heykelsiz de olmadığına göre, Osmanlıya başkaldıranlar dağ doruklarını taş yığını olarak yükseltti.

 

Yükselti de, bir defa Sofya’daki “1300 Yıl Bulgaristan” heykeli kendi ağırlığını taşıyamayınca çöktü. Şimdi Kalofer bayırındaki Hristo Botev anıtı, Panagürişte’deki  Benkovski heykeli vb. toprakla birlikte kaymaya başladı. Tepelerin dibi deredir. Doğa ile başa çıkma mücadelesine güç topluyoruz. Bu işte GERP partisine Kültür Bakanı V. Raşidov’a “Kolay gelsin!” diyoruz. Anlaşılan BSP partisi nalları dikerse ona da bir yamaçta bir heykelcik dikmek gerek. GERB şimdilik sırada bekliyor. 52. Başbakanın kim olacağını düşünmeye başladım!

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir