Bizi Türk Dünyasına Taşıyanlar

Tarih: 04 Mart 2019

Hazırlayan: Neriman Kalyoncuoğlu

Konu:  Nazım Hikmet Silistre’de

(Silistre 1930 doğumlu emekli öğretmen Hakkı Boşnak’ın hatıralarından)

Silistre şehri Kaza (ilçe) Parti Komitesi’ne çağrıldık. Benden başka Silistre Namık Kemal Türk Okulu müdürü Hüsnü Efendi, Silistre Müslüman Cemaati yöneticilerinden Ahmet Varnalı,

Ä°lgili resim

Hacer Akifova da vardı. Kaza Parti Komitesi sekreteri Nikolof:

– Arkadaşlar, diye söze başladı, yakında, birkaç hafta sonra Nazım HİKMET Silistre’ye gelecek ve karşılanıp ağırlanması sizlerden oluşturduğumuz bu dört kişilik komisyon tarafından gerçekleşecek. Derhal çalışmalara başlayın ve programınızı hazırlayıp en kısa bir sürede onayımıza sunacaksınız, dediler.

Komisyon üyelerinden en yaşlısı, Silistre Türk Müslüman Cemaati Başkanı Ahmet Varnalı:

– Nikolov yoldaş, dedi, Nazım HİKMET dünyaca ünlü bir komünist şair. 1951 yılında ziyaret etmişti şehrimizi ve şimdi bir daha onurlandırması çok sevindirici bir olay ve böyle değerli konuğun karşılanma görevini bize havale etmeniz beni gururlandırıyor, lâkin aslen Parti Kaza Komitesince yapılacak olan bu faaliyeti Müslüman Cemaati’ne ve iki Türk Okulu’na havale etmeniz biraz tuhaf değil mi?, demesiyle

o gün bu gün hep daha kulağımda, unutamıyorum Parti sekreteri Yovço Nikolof’un çok düzgün bir Türkçe ile söylediği sözleri:

– Varnalı, Varnalı, eyyy Ahmet Varnalı, dedi. Sen nerden bileceksin, bilemezsin zaten… Evet, doğru Nazım Hikmet çok büyük bir komünist şair ama 1956 yılı Macaristan olaylarında hiç kalemini oynatmadı. Kalem oynatmamasını bırak bir yana, daha da kötüsü, o Budapeşte olaylarının bir emperyalizm oyunu olduğunu kavrayamadı, daha da ötelere giderek,” Bir Komünist Partisi hata yaparsa, halk düzeltir” diyerek, düzen bozguncularını desteklercesine yan çizdi. Bunun için bizler, komünistler kırgınız Nazım’ a ve dediğim gibi bu karşılama töreni, Namık Kemal ve Mustafa Suphi Türk Okulları öğrencileri ve öğretmeleri ile Nazım’ın geldiği gün limanda, akşamı da Müslüman Cemaati binasında olup bitecek…Anlaştık mı arkadaşlar ?…

1957 yılı Mayıs ayının bir son cuma günüydü. Silistre Namık Kemal ve Mustafa Suphi Türk Okulları öğrencileri nefis kıyafetleri ile Silistre limanına renk atmışlar, söyledikleri şarkılarla bir bayram havası yaratılmıştı.

Saat dokuz sıralarında beyaz martıyı andıran şirin deniz otobüsü rıhtıma yanaştı. “Hoş geldiniz” sedaları ve alkışlar içinde gemiden ilk inen Nazım Hikmet’ti. Bir elinde mantosu diğer eli havada bizi selamlıyordu…

Karşılama protokolünün uzamasından, resmiyetten sıkılmış olacak belki, bir aralık orayı terk edip öğrencilerin arasına girdi, onlarla sarmaş dolaş:

-Çocuklar, dedi, Sizi şöyle bir kucaklasam,   kucaklayıp Anadolu’ya bir atıversem…Oralarda okulları olmayan kardeşleriniz var, onlarla bir haşır neşir olasınız…Siz çiçek demeti gibisiniz…

Çocukları çok seviyordu şair, “çocuklar da şeker yiyebilsinler” diye haykırışını şiirlerinden biliyorduk.. Sonra kendisine tahsis edilen gösterişli bir fayton, neden otobüs değil diye defalarca sormuşumdur kendi kendime ve hep daha çözemiyorum… Tahsis edilen faytona bindik… Nazım Hikmet ve karşısına Rus doktor hanımı, Parti sekreteri, Nikolov ve ben, tercüman olarak oturduk, şehrin içinden geçtik. Bilenler, işitenler, görenler durup alkışlıyorlardı… Şair planımızı sormuştu ve her şey altı üst oldu… Beni otele değil, Küçük Mustafa’ya götürün, dedi. Oraya vardık. Küçük Mustafa dedikleri

Silistre’nin güney batısında, yemyeşil bağlar, meyve ağaçlarıyla süslü yüksekçe bir tepe, mesire gezi alanıdır. Osmanlı zamanından kalma ve Romen idarecileri tarafından onarılmış bir hükümet konağı binasının yanı başında şirin bağ evleri vardı buralarda ve şehir yeşillikler içinde yüzer gibi görünüyordu aşağılarda…Öğle güneşi, Nazım’a otur diye davetiye çıkarır gibi, yeşil çime serilmiş, ayaklarımız altında Tuna sakince akıyor, doğu tarafımızda Mecidiye Tabiye kalesi yüksek taş duvarları ile bize el eder , yüz yıllar ötesinden seslenir gibi duruyordu.. Nazım Hikmet birden:

– Buraya, Küçük Mustafa’ya ikinci defa geliyorum, dedi. Dünyada gezip dolaştığım yerlerden ikisi bende derin izler bıraktı. Biri, Venedik şehrinin gecesi, su, ay, yıldız, ışık, karanlık ve diğeri de şu Silistre’nin Küçük Mustafa’nın gündüzü…İşte şu kuzeye doğru gözün gördüğü yerlere kadar düzlük, ağır ağır kıvrım kıvrım akıp giden bizim Tuna,  yeşillik, bağ bahçe, küçücük bağ evleri, serince esen rüzgâr ve Mecit Tabya…Eh o Mecit Tabya!…

Namık Kemal Sofya’da iken, dedesiyle bu yerleri gelip görmüştür, bu havayı soluyup ciğerlerine doldurmuştur, bu eşsiz güzellik esir etmiştir de çocuk ruhunu rastgele mi haykırdı “Vatan Yahut Silistre” diye….Şimdi buradan kalkıp, İslâm Bey’in Manastırlı Zekiye’ye anlattığı o Arap Tabya ’sına gidelim…Orada, suyu şifalı çeşmeyi görelim, dedi

Mecit Tabya kalesine vardık. Nazım Hikmet kale duvarlarının yosun bağlamış taşlarına dokunuyor,” Ah Namık, Namık” diyor               r mırıldanıyor, muhakkak vatan şairi Namık Kemal’i düşünüyor, eliyle kuzey doğu tarafını göstererek, heyecanlı bir sesle:

-İşte, diyor, orası Arap Tabyası… İslâm Bey düşmanın cephaneliğini orada havaya uçurdu, orada yaralandı vatan için, vatan için mermisi orada bitti, kılıcı orada ikiye bölündü düşmanla çarpışırken…

Koca şair bir huşu ve uhuvvet içinde durup dururken, birden bire göğsünü tuttu, bakışı bir tuhaf oldu, donakaldı eğilerek. Doktor Hanım koştu, telaşla Rusça bir şeyler söyledi şairi kınar gibi. Nazım’ı usulca yere oturttu, çantasından bir takım ilâçlar verdi. Biz refakatçılar korktuk… Şairin o koca kalbi dayanamıyordu artık sınırsız heyecanlara… Zaten sağlığının İyi olmadığı biliniyordu… Biraz rahatlanıp bir müddet dinlendikten sonra:

-Boş verin çocuklar, dedi. Bazen olur böyle şeyler… Biz yolumuza devam edelim…

Silistre’nin doğusunda, Romanya sınırı üzerinde o tarihi çeşmeye doğru yola koyulduk. Faytoncu ve atlar sabırlıydı.

Akşamı Silistre Türk Cemaati folklor ekibinin gösterisi vardı. Çok mutlu ve neşeli görünen Nazım Hikmet:

-Soydaşlarım, aranızda çok mesudum. Anadolu’da gibi hissediyorum kendimi, dedi.

Ama yorgun bir hali vardı. Besbelli hastalığı, kalp ağrıları onu boşlamıyordu. Şurup istedi, limonata getirdiler, beğenmedi.

-Ben sizden Türk Şurubu rica ettim, dedi.

Ve her marifeti ile ünlü, gönlü geniş, ayağı tez, eli çabuk Silistreli Kalaycı Hüseyin bakırcılar çarşısındaki dükkânına koştu, şurup getirdi. Pek mutlu görünen Nazım Hikmet sohbet esnasında, ön sıralarda oturan bir kıza ne iş yaptığını sordu. Zebure adlı o kız:

-Namık Kemal Okulu’nda “drujinna rıkovoditelkayım,”dedi…

Nazım Hikmet:

-Kızım, bizim dilimizde böyle bir kelime yoktur, deyince araya Ahmet Varnalı girdi:

-Nazım yoldaş, bizim okullarımızda öğrenci teşkilatları vardır. Kızımız Zebure, okulda böyle bir teşkilatta yöneticidir…

-Öyle ise, rehber öğretmen deseniz ya, dedi. Türkçemiz zengindir, güzeldir, vazgeçilmezdir dostlar…

Folklor ekibinin gösterilerinden sonra, dar bir çevrede akşam yemeği esnasında Ahmet Varnalı:

-Nazım yoldaş, dedi. Şayet bir gün, Türkiye’de Komünistler idareye gelirse, Atatürk’e karşı tavırları nasıl, münasebetleri ne türlü olacak? Ne gibi, nasıl bir tutum sergilenecek?

Nazım Hikmet içerdeki bizleri hepimizi dikkatlice süzdü ve:

-Varnalı, seninle bir dostluğumuz var 1951’lerden beri…Dost acı söyler, doğru söyler, dedi…Biz kim oluyoruz da, Ata’yı değerlendireceğiz…

Ondaki o cevher, o yürek, o ciğer, o ciğerin çeyreği, çeyreğinin çeyreği yok bizlerde Varnalı… Konuşulanlara bakma sen… Ata’yı Türk milletinin gönlünden kim söküp atabilir? O, herkesten çok, hepimizden çok yaptı yapacağını bu Vatan için…Buradan ötesini biz devam ettireceğiz….Dinliyor musun Varnalı?…

silistre eski ile ilgili görsel sonucu

Atatürk’ün adı öyle rastgele, yerli yersiz ağıza alınacak ad değil…

Ve Nazım Hikmet 1957 yılının Mayıs ayında Silistre’de bir gece konaklayıp, ertesi günü, karşılandığı gibi yine sesiz sedasız Silistre limanından uğurlandı. Ayrılırken tek tek sarmaş dolaş olduk…

O, nehir otobüsüyle İsmail, İbrail, İsakça, Tulça gibi Türk adlı şehirlerden geçerken yaralı yüreği kim bilir nasıl çarpacak, neler düşünecekti?…Sovyetler Birliği’ne doğru uzun ve nihai bir yolculuğuna devam ediyordu.

Türk Dünyası Şair ve Yazarı Galip Sertel

Yıl: 2019

silistre eski ile ilgili görsel sonucu

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir