Biz Ülkümüzün Peşindeyiz

Musa VATANSEVER

Tarih: 03 Şubat 2017

Felsefesiz ve ideolojisiz siyaset yapılamaz.

 

Sayın okurlarımdan bazıları, anlattığınız siyaset amerikan sakızı gibi bir şey, şişirsen de, uzatsan da, çiğne çiğne bitmiyor. Siyaset denilen şeyin daha kısa bir yolu yok mu diyor. Siyasert biraz sosyal bilim işidir. Bilimlerin Kraliçesi ise felsefedir. Felsefenin olduğu yerde ideoloji olur. İdeolojinin halka imiş basamakları siyasettir. İdeoloji fikirler ormanıdır. Onlar olmadan hiçbir stratejik hedef saptanamaz ve yol taşları dikilemez. Toplumsal hayatta düzen kurulması ve işlevsellik sağlanıp uygulanması ideoloji ürünleridir. Biz ideali yani ülküsü olan insanlarız, aynı ülküde kaynaşmış bir halk topluluğuyuz.

Siyasi partilerse bu felsefemizden süzülen, fikirlerimizle örülmüş ülkümüzün taşıyıcısıdır. Yani biz emellerini örgütlerimizin, derneklerimizin, partimizin sırtına yükleyen bir halk topluluğuyuz. Bu biraz da bir azınlık olduğumuzdan böyledir, çünkü azınlıklar bir bütünün içinden bir parça, oluşturucu öğedir, onlara özgün olansa özelliklerini oluşturur. Bizim özelliklerimiz Bulgaristanlı Müslüman Türk kimliğimizde bütünleşmiş ve biçimlenmiştir.

 

Bu “üst akılla” bunalım aşılamaz.

Bu bilinçle, biz 2014 yılından beri, Bulgaristan siyasi sisteminin bunalımda olduğunu yazıyoruz. Bu bunalımlar Birinci Borisov (GERB) ve İkinci Borisov hükümetlerini yakasından tutup yere vurdu, iki kez iktidardan indirdi. Geçen hafta atanan geçici seçim hükümetini Prof Ognyan Gercikov yönetiyor. Bakanlar kurulu son 27 yılda adı rüşvete, dolandırıcılık, dalavere pisliğine katılmamış tanınmış, kendi alanında uzman kişilerden oluştu desek bile Bakan Yardımcıları esgi gizli polis “DS” ye çalışmış ajan dosyası olan kişiler arasından seçildi. İç İşleri Bakanı Uzunov sistemde “değişiklik yapmayacağını” önceden bildirdi. Bu ajan kişilerin ortak özelliği kendi akıllarıyla çalışmamaları, bir elle tutulamayan, gözle görülemeyen, yesen yenmeyen “üst akla” hizmet etmeleridir. Bunalımı yaratan aynı “üst akıl” olduğundan dolayı, bu bunalım şimdi de aşılamaz. Özelleştirme ve ihalelerden son 12 yılda 20 milyar leva çalınmış ve bu paralar topluca Büyük Okyanus adalarındaki OF Shoor şirket hesaplarına akıtılmış. Hırsızların işi iş! Onları da tutuklayıp yargılamak elde değil. Bir defa hepsi gayri meşgul ve yurt dışında! Vatandaşları endişelendirmekten öte, ürpertiyor. “Üst akıl” gözle görülebilen bir şey olmadığından, insanlar kiminle savaşacaklarını da bilmiyorlar. Romanya’da suçlu belli, hırsızları aklayan yasa çıkaran meclis ortada ve 300 bin kişi gece gündüz meydanda. Ama bizdeki suçlular ya  sözde “adam gibi adam”, ya “bacanak” ya “kayınço” ya “damat” ya da “yakın akraba”. Bu işin dilimizdeki değimi “iki ucu boklu değnektir.”

 

Bizde bu kafayla farklı, köklü bir değişiklik zor yapılır

Seçimlere 45 gün kala Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) Kurultay topladı. Beşinci Cumhurbaşkanı Rumen Radev’i biz seçtik havalarında. Şu Moskofçular Bulgaristan’da hâlâ kalabalık çoğunluk mu? sorusu geliyor akla ve ben azınlık olduklarına, gönlü Avrupa, Türkiye, NATO’ya sıcak bakanların çoğunluk olduklarına, bu gün de inanıyorum. Bizdeki Rusofil siyasetin meclisteki ana sütunları artık 22 yıldan beri her gün aynı sandalyeye oturmaktan yorulmuşlar, BSP Kurultayında özel bir kararla, milletvekilliğinin en fazla 3 süreye, parti başkanlığının da 8 yıla indirilmesi onaylanacak. Parti ve meclis kimsenin demirbaşı değildir, diyecekler diye bilirlerse! Bu gelişmenin benim gibi saçı dökülmüş, dişi düşmüş okur kardeşlerimin anlayabileceği mecazi anlatıma yaşlı ve genç öküzler gibi bir mukayese  katmak istiyorum. Aynı tarlayı –komünist miras sandıkları toplumu – genç öküzlerle sürmek istiyorlar. Ama bunların yaşlısının ve gencinin tümel felsefesi ve ideolojisi hayaldir, izledikleri siyaset ise yalandır. Demek istediğim hayal ve yalanın birleşmesinden ancak hayal kırıklığı doğar. Beklentimiz ise, demokratik toplumu, yükselen bir hayat seviyesini yeniden üretebilmemizdir. Ne yazık ki buna kapılar şimdilik kapalıdır!  Fakat şu kurultay örneğinde biz Bulgaristan Türklerinde umut ışıldattı. Belki şu ömür boyu milletvekilliği ve süresiz parti başkanlığı HÖH partisine de bulaşır veya sıçrar da, kokuşmuşluklardan kurtuluruz!!!

 

Partiler ortak listeyle seçime gitmekten korkuyorlar. Adaylar partiye girmek istemiyor.

Yeni Bulgaristan tarihi ancak 138 yaşındadır. Bu dönem içinde en önemli olaylardan biri 6 Eylül 1885’te Bulgar Prensliği ile Doğu Rumeli’nin birleşmesidir. O gün bu gün Bulgaristan birkaç ulusal felaket yaşarken omurga sızılarından bir türlü kurtulamadı. Ne ki bugünkü ekonomik, mali, siyasal ve sosyal bunalım o kadar göz çıkarıcıdır, o kadar derindir ki,  onu atlatabilme fikri akıllarından geçen partiler ve gruplar birbirlerinden, birleşmekten, ortaklık kurmaktan korkuyorlar. Ortak listeyle seçime gitme çıtasını atlayamıyorlar. Bunu seçim koalisyonunda buluşmaya çalışan Sorumluluk, Tolerans ve Özgürlükler için Demokratlar –DOST partisinde ve Halkın Şerefi ve Hürriyetler Partisi –HŞHP kımıldanmasında da izliyoruz. Yine yaşlı kardeşlerime hitaben, eskiden tam kış ortasında bir tas un için kapıya dayanana verilen cevabı hatırlatıyorum: “Bizimki de darcığın dibinde, yapacak bir şey yok!” Sofra bir, bizdeki seçimler ise artık “kurtlar sofrası” oldu ve herkes kuzu bacağına saldırıyor. Yapacak bir şey yok. Halkımız kıskançlığın “egoizmin” derin ve savmayan bir hastalık olduğunu artık anladı. Kimseye yüz vermiyor. Kendilerine milletvekilliği teklif edilenler de, partiye üye olmadan aday olmak istiyorlar. Başka bir değişle parti listesinde partisiz olarak yer almakta direniyorlar. Bu günleri de görmek varmış…

 

Bulgaristan halkı siyaset gereklerini doğrudan hissederken hazırlık görüyor.

Yeni durumda sivil toplum örgütlerinin siyasetteki temel rolü artıyor. Bulgaristan’daki 404 siyasi partiden hepsinin beyaz bayrak kaldırması beklenebilir. Halk partisiz ve kişilikli bir siyasetten yana çıkıyor. 6 Kasım 2016 halkoylaması sonuçları bu gerçeği kanıtladı. Romanya’da halk rüşvetçilere karşı ayaklandı, biz de referandum sonuçlarının tanınması için isyan ateşine odun topluyor. Kamuoyunda partisiz demokrasi fikri kıvılcım saçıyor.

 

Siyasette partisiz orta direk olur mu?

Felsefesiz ve ideolojisi olmayan, kıstası olmadığından nereyi uygun bulursa oraya konan, adına ister “oynak merkezli” isterse de “kayan merkezli” diyelim bir siyaset için bizde ortam yoktur.

Kimse kuru ağaç gölgesinde oturmaz. Kış ortasında bahar gelir yeşerir umuduyla yaşanmaz. DOST ile HÖHP ortak aday çıkarsalar ancak % 1.5 oy alırlar. Doğruya inananlar bunu bilir ve ümitlenmek istemezler. Biz Bulgaristan Türkleri bilmem kimin felsefesi ve ideolojisiyle tutarlı siyaset yapamayız. Bizim kendi ülkümüz vardır. Bu ülkünün taşıyıcısı olmayan siyasetçiler insanlarımızdan oy isteyebilirler ama alamazlar.

Bu nedenle halkımız partisiz, oynak ve kayan siyaset yerine, partisiz önderler, yeni orta direk arıyor. Örneklersek, ülkümüz halk sanatımızda yansır. L. Mestan 2014’te Kemaller’e dış ülkeden sanatçı getirdi, hem Bulgarların hem de Türklerin önünde tosladı. Ülkümüzün tınısı, kokusu, derinliği ve güzelliği vardır ve bunu ancak biz hisseder ve yaşatırız.

 

Halkın yüz çevirmediği siyaset ayakta kalamaz.

26 Mart genel seçimlerine adım adım yaklaşırken siyasi partilerin seçkin kişileri siyasete davet etmeleri bekleniyor. Milletvekili adayları halkın dertlerini ve sorunlarını sırtında taşıyan ve onları çözmeyi boyun borcu bilen şahıslar olmalıdır. Dar görüşlüğü yenmiş, insan kardeşliğine inanan kadroların milliyeti önemli değildir. Bilgili ve kerametli, başarılı ve halk sevgisi dolu milletvekilleri dolmalıdır Sofya meclisine…

6 Kasım 2016’da halk oylaması (referandum) sonuçlarında 2.5 kişinin iradesini gördük.

Halk partilere çöplük yolu gösterdi. Toplumun yeni baştan ve sivil toplum örgütleri temelinde örgütlenmesine yeşil ışık verildi.

2.5 milyon kişinin siyasi değişiklik isteyişini duymak ve görmek istemeyenlerin siyaset arenasında yeri olmaz. Politika ne kimsenin deneme tahtası ne de dede mirasıdır. Tarihi yaratan ve yazan halkın kendisidir.

 

Partiler geri adım atıyor. Anlamı şudur.

Siyasi parti yönetimlerinin siyaset dışında kalan ama nüfuslu, halk sevgisi kazanmış şahsiyetlere milletvekili teklif etiği basına düştü. Kökten tepeye egoizmle yamanmış Bulgar siyaset yaşamında bu bir yenilik olduğu kadar, geriye doğru atılmış bir adım, bir ödündür. Çünkü bizdeki siyasetçi ve partiler, kurt misali hareket eder. İktidarı hiçbir kimseyle bölüşmek, paylaşmak, ortaklık istemezler. Bunu BSP ve GERB’te gördük. Türklerin devlet işlerinden uzaklaştırılmasında izledik. T.C.’deki seçim sandıklarının 39’a indirilmesi de buna örnektir. Son seçimde 350 bin oyun satın alınması da bunu gösterir. Halk oylaması sonuçlarının şimdiye kadar tanınmaması ise her kötülüklere püsküldür.

Müslüman Türk partisi Hak ve Özgürlükler Hareketi (DPS), Sorumluluk, Tolerans ve Özgürlükler için Demokratlar (DOST) ve HŞHP ve öteki partiler de aynı tabandan oy isterken her seçimde sınıfta kalmıştır.

  1. yılına giren güya demokratikleşme sürecinde kurulan 14 hükümetin ancak ikisinde üçünde koalisyon kabinesi kurulabildi. Devleti yerken birbirlerini de yediler hepsi düştü.

Şimdi artık halk zorluyor. “Siyasetten çekilin!” diyor. Yeminli kişilerin hırsız çetelerinden farksız hükümetleriyle hiçbir bunalımın aşılamayacağına inananlar çoğunluk oldu. 2014’ten beri Bulgar toplumunda yeniden üretilen kesin inanç budur.

 

Bulgaristan’da güçlü muhalefet oluşmasına engel olan nedir?

Avrupa Birliği’ne girdik, lostrası parlak fakat sefillikte birinciyiz. Hiçbir kabine halkın çekilerini bilmek, iniltilerini işitmek, çaresizliğine pansuman yapmak istemiyor. Üstüne 2.5 milyon vatandaşın ekmek parasını gurbette araması, 720 binin de Türkiye’de sığınması, ülkede güçlü bir muhalefet oluşmasına engel oluyor. Bu engelin bir kolu da cahilliktir. Cahillikten doğan çaresizliktir. Çaresizlerimizin GETTO hayatını tekmeleyip çıkış yolu bulamamalarıdır. Bugün Bulgar siyaseti bu durumu sömürüyor ve ayakta kalmaya çalışıyor.

 

Cahiller siyasete katılabilir mi?

Cahil kişiler felsefeden, idelerden ve ideolojiden uzaktır. Siyasetten ise ancak günlük nafaka bekler. Böyle bir kitleden ancak programsız ve hedefsiz bir anarşi, kargaşa doğabilir. Şimdi Bulgaristan’ın dört bir yanındaki GETTO’larda barınanlara aynı büyüklükte koliler dağıtılıyor. Bu kolilerin ve paketler hepsi de aynı ebatta olduğu gibi içlerindeki gıda ve temizlik malzemeleri de aynıdır. Dağıtılırken söylenen sözler ya  “devlet” ya da “şu…… parti” sizi düşünüyor. Paketlerin aynı büyüklükte olmasıyla amaçlanan “siz eşitsiniz”, ”Siz hepiniz şu zor günlerde bile  Bulgar devletinin gönlündesiniz, iktidardan  aynı mesafede bulunuyorsunuz.”  “Aranızda ayrım yapılmıyor. Kardeşsiniz. Eşitsiniz! gibi duygu sömürüsü ve beyin boşluğu dolduran yalanlardır. Seçime gidiyoruz. Hediye paketlerini alanlar Bulgaristan’da totaliter komünizm kırıntıları üzerinde yaşamaya oy vereceklerine sanki yemin ediyorlar. Onlardan her biri paketleri alırken değişiklik istemediğine sanki yemin ediyor. Onların verdiği oyla, kendilerini aldatmayı siyaset yapanlar yeniden meclise dolup iktidar olacaktır.

 

Siyaset en başta insan işidir.

İnsan olmayan yerde siyaset, direniş, kargaşa, şahlanma devrim v.b. olmaz. Romanya’daki Ocak-Şubat patlamalarını bizde beklemek yanlış olur. Çünkü karnı doymuş kış uykusundaki ayıyı karlı kışlı havada ininden çıkarmak zordur. Felsefeyi, ideolojiyi ve siyaseti hareketlendiren aç midelerdir desek bile, paketçikler kapıya geldiğinde öfkeli ruh söner,  vatanseverlik rafa kalkar, adalet o an unutulur ve mide bir daha gıcırdamaya başlayana kadar sıçan deliğine gizlenir. 26 Mart’a kadar Bulgaristan’da açların umut biçtiği hasat zamanıdır.  Kimse sokağa çıkmaz.

Şimdi bir de makineli (başka bir adıyla yerel elektronik seçime karılma işi)  başa geldi. Yerel elektronik demem, oy kullanma araçlarının kabloya, internete, diğer makinelere bağlı olmamasını işaret eder. Kuşkusuz bir iki seçimden sonra yalnız elektronik oy kullanmaya başlandığında, okuma yazma bilmeyen % 50’nın seçim dışı kalması ya da “geçersiz oy kullandılar” cetveline girmesine kimse şaşmasın. Marx, siyaset “cahil adam işi değildir” derken, ne düşünmüştü acaba?  Bulgarca bilmeyen ya da seçim makinesini kullanamayanlar ne olacak?

Toplum öncülerinin meclise girme süreci gecikmiştir.

En fazla oy alan seçilir – (majoriter) seçim sisteminin Bulgaristan’da uygulanması siyasi partiler tarafından geciktirildi. 6 Kasım 2016 halk oylamasından sonra yasallaşmadı. 26 Mart 2017 seçimlerinde uygulanması askıda kaldı. Bu adımlar siyasi elit tarafından bilinçli olarak atıldı. Bulgaristan’da siyasi sınıfı oluşturan partiler iktidar tekellini ellerinden kaçırmak, “dıştan birileriyle” erk paylaşmak istemiyorlar. Bunlar Türk partileri için de geçerlidir.   HÖH örneğinde görüldüğü gibi, parti yönetiminin seçmeni beslenince yumurtlayan bir kekik olarak görmesi “her seçimde altın yumurta toplayıp meclise girmesi” artık güneş görmüş kar gibi eridi. Parti ile seçmen arasındaki bağlar zayıfladı. Birçok yerde koptu. Bunu şöyle anlatmak da olasıdır. Totaliter dikrator Jivkov döneminde gizli polis (DS) Türkler arasından 3 016 ajan kanalıyla toplumun suyunu çekerken, bugün HÖH partisi ancak 2 600 kadroya dayanıyor. Mayıs 1989’dan sonra 5 bin aydınımız, 26 Nisan 1990’da hapishanelerden salıverilen 1 700 mücahidimiz, 1996’da yapılan HÖH Kırcaali Milli Konferansından sonra 2 500 aktif parti öncümüzün ve daha sonraki yıllarda da 2 000 den fazla aydınımızın Bulgaristan’dan kovulması onarılmaz yaralar bıraktı. Türkiye’ye FETÖ eğitim merkezlerine gönderilen 1 500 gencimizin de neredeyse hiç birinin geri gelmemesi ve siyasetten uzak durması Bulgaristan Türk aydın tabakasının parçalanıp dağılmasına neden oldu. Ve bu nedenledir ki, biz bugün vermeye hazırlandığımız 26 Mart 2017 seçim önü mücadelemizde, felsefesiz, ideolojisiz, stratejisiz ve siyasetsiziz diyebilirim. Mesela DOST Genel Başkanı Lütfi Mestan’ın Ahmet Doğan’a 18 yıl hizmet ederken sol siyasi akım adına tekrarladığı Liberal değerleri, şimdi de sağ merkezci olarak tanıtılan DOST adına söylendiğinde dinleyici ve okuyucunun aklına ilk gelen “bu adam ölmüş eşeğin nallarını ne zamana kadar sökecek? Bize saygı yok mu?” oluyor. Kasim Dal’dan ise, hiç kimsenin bu konularda herhangi bir beklentisi yoktur. Partinin yeni atanan Genel Başkanı Orhan İsmailov ise ömür boyu ajan dosyası karıştırmış ve ilk kez kafasını kaldırdığında her Türk’te bir ajan görmeye başlamış. “Halk sarıca arı bal yapmaz,” derken onu kastediyor.

Şu da var, liberalizm bunalım yaşıyor derken, küresel bir bunalım izliyoruz. Liberalizmin boynunu büken yeni Başkan D. Trump “kuralsız bir demokrasi” ve “kuralsız bir gelecek” hayal ettiğini gizlemiyor, “vuran vurana tutan tutana” zamanı kapı çalıyor gibi.  ABD’de kuralları aşındıran ve kuralsız bir dünya isteyen yeni dip dalmasının yüzeye vurması bizi ne kadar etkiler? Yoksa bitirir mi? Ne ki, Bulgaristan’daki ortamda sahte liberalizmin yerini, ırkçılık (Nazi) ideolojisine, ırk üstünlüğüne dayanan, Türkleri ve diğer etnik ve dini azınlıkları ötelemeden güç alan Bulgar sağ ve sol siyasi aşırılığının yalan dolanla, halka umut gülü koklatarak ve tomar tomar para vaat ederek iktidar yoluna girdiğini de görüyoruz. Seçmen sandık başına gitmekten kaçınıyor. Bir şeylerin yoluna gireceğine inanmak istemiyor. Türkler ve Müslümanlar ise kabaran Bulgar’ın yeni milliyetçilik dalgası bizi “Kapı Kuleye” iter mi diye düşünüyor. Bulgarları birleştiren milliyetçilik olduğuna göre, biz de mi milliyetçiliğe sarılalım ve karşı koyalım fikirleri filizleniyor. Çünkü HÖH, DOST ve HŞHP bu bakıma boş partiler. Yeni milliyetçiliğimizin alt dokuları sivil toplum örgütlerimiz dokuyabilir mi?  Toplumsal bezginlik yaşıyoruz, yani ruh halimiz de bunalım yaşıyor. Derinleşen kriz partilere güven bunalımı olduğu kadar eski sisteme genel güvensizliktir. Kuzey Bulgaristan’da bir Galiçe köyü var. Muhtar köylüleri dövüyor, bedava çalıştırıyor, onlar adına oy kullanıyor, bütün köyün oyunu satabiliyor. O, hangi parti ile anlaşırsa sandıktan % 100 o parti çıkıyor. Yaşadığımız toplumun adı “Bizim Trump dünyamız” olabilir mi? Bu köyden bir defa yüzde yüz HÖH, sonra yüzde yüz GERB partisi çıktı….

Hala ayakta olan yaşlı kuşak halk içinden yetişen liderleri Mahatma Gandi, Nelson Mandela gibi kahramanların özgürlüğe giden uzun yolunda arıyor. Bulgaristan’daki hayat bizim hapishanelerden, “Belene” ölüm kampı ve sürgünlerden çelik suyu almış öncülerle birlikte, halkını ve davasını satanlar, ihanet eden hainler çıktığını kanıtladı. Bizim kuşak mücadele etti, ayaklandı ama öz liderini öz davasından kendi elleriyle çıkarıp yüceltemedi, oyuna getirildi. Baş belamız Ahmet Doğan bu felaketimizin en inandırıcı simasıdır. Yaptıklarından utandığından mı, halkın hıncını alır korkusundan mı bilmem, ine saklanmış gizleniyor.

Bir çiçeğin fotosentez için her gün Güneşi beklediği, bir hayvanın her gün su içtiği gibi, dava kılıcının da her gün bilenmesi gerekir. Bilek taşı halkın iradesidir. Bu halk felsefesi, halk bilgeliği, halk siyasi ruhudur. Bu yaşadıkça mutlaka başaracağız.

Konumuz derin de olsa, devam edecektir.

Yeni bölüm: Devrimlerin doğurdukları.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir