Şakir ARSLANTAŞ

Bulgarlar da bizimle birlikte yaşamak zorundadır. Ülkemizdeki tüm diğer etnikler de. Vatan bir ve ortaktır, hem de eşit ve ortak, kimsenin vatanı benimkinden, seninkinden daha büyük ya da daha küçük olamaz, değildir. Şahsen benim inancıma göre, ATAVATAN, ANAVATAN, CİCİVATAN gibi değimler, değişik dönemlerde insanların ruhunu geçici olarak sakinleştirmek, huzur yaratmak amacıyla icat edilmiştir. Vatanı olmasını isteyen insanın vücudu değil, ruhudur. Vatan insanın tarihsel ve manevi hafızasının oluşup biçimlendiği yerdir. Vatanı belirleyen coğrafya, bir toprak parçası olarak değişir, büyür veya küçülebilir. Bu bir kişinin Vatanına olan sevgisini, bağlılığını değiştirmemelidir. Vatana olan sevgi bir annenin hem yavrusuna ve hem kendi anasına babasına olan sevgi gibi bir bütündür. Bundan dolayı biz 1990’da hak ve özgürlüklerimiz uğruna bağımsız bir politik hareket olarak sahneye çıkarken, VATANIN BÖLÜNMEZLİĞİNİ gündeme getirdik. Önemli olan bunun bilincine varabilmemizdir.

Vatan matan deyip durmayın!” “Bitti o iş artık!” “Biz 24. yılbaşını burada karşıladık!” “Alıştık artık!” sözleri çok derin anlamlıdır. Ben sizi çok iyi anlıyorum ama insan doğup büyüdüğü yerin dışına gittiği her yerde misafirdir, bunu da unutmayalım. Ben sizin tepkiniz üzerine yorum yapmak niyetinde değilim. Halkımız olumlu ve olumsuzu, gelecek tepki ve yankıyı, kahretmeyi ve övgüyü uzaktan sezer. İnsanlarımız birine dikkat çevirmiyorsa sebebi nettir. Bir toprak parçasını terk etmişsek, oralardan birine ağır bir söz söylemeden, asla kimseyi lanetlemeden gitmişizdir, vardığımız yerde rahat ve zenginlik değil, komşu aramışızdır.

Bu açıdan baktığımızda, iyi kötü 2014’e geçtik. Zaman öyle bir şey ki, dünün yarına borcu yok. Fakat yarının yükümlülükleri dünkü gün doğmuştur. Ve biz, toplum ve kurumlar olarak bu yükümlülüklerin bilincine varıp onları çözerken, her defasında onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışmazsak, saat ararımızı aldığımız ibret derslerine göre yapmazsak, zamanın ruhundan kopar, yolumuzu kaybederiz.

Frans Prens ajansı, bizim Stratejik Araştırma Merkezinden aşağı değil vallahı. 31 Aralıkta YILIN OLAYLARINI açıkladı. Oktay Yenimehmedov’un Ahmet Doğan’ı su tabancasıyla kürsüden indirmesini dünya çapında bir olay olarak verdi. Fransız ajansı, Ahmet’in hafiyeliğinden, hainliğinden ilgilenmedi. Bulgaristan Müslümanları kendi başına karar alabilen, hareket eden, lider değiştiren bir politik özne oldu, dedi. Belki de, böyle bir tespitten sonra Avrupa Birliği yönetimi de bizi özgün istekleri, niteliği ve kimliği olan bir halk topluluğu olarak görmeye başlar.

12 Mayıs 2013’te yapılan erken seçimle parlamentoya giren vekiller şans eseri orada bulunuyorlar. Şubat 2013’te, 30 şehirde birden ekonomik istekli ve yer yer çok şiddetli kitle gösterileri oldu. İktidar halkın öfkesinden korktu. Sofya’da “Kartal Köprü” de kan aktı. Birçok genç kendini ateşe verip çıra gibi yaktı. Bulgar toplumu politikacılara ve sivil toplum örgütlerine ayrıldı. Kitlesel protestolar eski başbakan Boyko Borisov’u ve mafya başı Delyan Peevski’yi iskarto edip çöpe attı. Bunlar olmasaydı, şimdiki milletvekilleri parlamentoda olmayacaktı. Onların koltukları ısınalı yedi ay olmasına rağmen, aralarından bir kimse kürsüye çıkıp: 2013 kitlesel protesto hareketlerinde 29 kişi öldü, onlar bizim burada olmamız için mücadele ettiler, her sabah işe başlamazdan önce bir dakikalık saygı duruşuyla aziz hatıralarını analım, demedi. Sanki halkımın seçtiği vekile borcu var. Vekiller halkıma hizmet vermek için orada olduklarını hemen unuttular. Oysa bu geçen yıl içinde doğan bir yükümlülüktür. Şehit olan gençlerin isimleri beyaz bir mermer üzerine altın harflerle yazılabilirdi, o da yapılmadı.

Biz geçen yılı en iyi temennilerle, öpücüklerle tarihe uğurlarken, bakışlarımızı, umutlarımızı yeni yıla taşıdık. Hani büyük Nazım’ın dostu, ressam Abedin Dino’ ya, “Mutluluğun resmini yapsana!” dediği gibi, bir ressama, 2013’ü baştanbaşa belirleyen “öfke ve kinin resmini” yapsana desek ya da heykeltıraş Vejdi Raşidov’a “öfkeli kinin minik heykelini” yap ricasında bulunsak, nasıl yanıtlardı acaba? Kaç para isteyecekleri önemli değil. Yapamam deseler, çok memnun olurdum, çünkü resmi ya da abidesi yapılan “ÖFKELİ KİN” ebediyen yaşayabilir. Şimdi onun ruhunu maddeleştiren bir eser olmayınca, silinip, buharlaşıp kaybolacağına umut besliyor ve inanmak istiyorum. 2014’te en büyük arzum toplumsal öfkenin, düşmanlıkların sis gibi kalkıp ebediyen yok olmasıdır. Toplum böyle ayarlanınca 2014’te öfkeli kargaşa ve çılgınlıklar devam etse bile, kötülükleri unutma ihtimali canlı kalıyor.

Sık sık TV ekranına çıktığından, hatta Karbovski gibi Türkiye’de bulunmuş ve akıllı röportajlar yapmış olan bir gazetecinin ağzından Vezdi Raşidov hakkında “akil adam“ değerlendirmesinin çıkmasını vesile ederek, sayın heykeltıraşımızdan Amerika’da Bulgaristan Cumhuriyeti Büyük Elçiliği önündeki Vasil Levski büstü için,  Multı Grup’tan para alıp almadığını sormak istiyorum. Almamışsa ne güzel değildi mi!

Zürich şehrinde Plamen Mihaylov isminde bir Bulgar öğrenci tanıdım. “Diplomanı aldıktan sonra Bulgaristan’a dönecek misin?” diye sorduğumda şu yanıtı aldım: “Bakan yaparlarsa!” Karne başarısı, hatta diplomasının sahte olup olmadığı, hiç önemli değil,  ömründe bir enser kakmamış bir genç, atölyeye girmeden USTABAŞI olmak, istiyordu. Başbakan Boyko Borisov, 2008’de seçim zaferini kutlarken “Maliye bakanı olarak tanıttığı ve sonra SAĞLIK KASASINDAN 1 milyar 400 milyon leva çalan bakan Simeon Dyankov’u, Washington’da bir depo müdürlüğünden almıştı.” Bu da pratikten bir örnektir.

24 yıldan beri Bulgaristan’da Parti yönetimleri tarafından hazırlanan listelere göre seçtirilen milletvekilleri hep çok uslu ama sorumluk taşımayan kişilerdi. Kimisi mafya başı, kimileri kaçakçı, bazıları devlet soyguncusu, daha başka bir grup sabıkalı, daha da başka bir grup ise ahlaksız olan bu “seçilmişlerin elitti” politik sorumluluk sözünü parlamentoya girdikten sonra öğrendi.  Aralarından biri olan, örneğin Ahmet Doğan ise, polis hafiyesi olup halen ruh hastasıdır. Bu kadrolar yüzlerine işesen yağmur yağdığını sanır, çünkü onlar parlamentoya iş yapmaya, hizmet etmeye değil, “zendin olmaya” gelmişlerdi. Hele HÖH partisi saflarından Başkan Yardımcısı’nın kara para aklama işinden yargıya düşmesi hepimizi rezil etti. Silistre milletvekillerinin halkı ve Dulovo (Ak Kadınlar) belediyesini dolandırmaları ve 10’ar yıldan fazla ağır hapis cezası almaları herkesi çok düşündürdü. Bu iğrenç olayları hatırlatmam sebepsiz değildir. Bizde azmettirene bir şey olmuyor. Azmettirense yani iş kuransa Ahmet Doğan’dır. Onlar, adaletten dem vururken ağızları eğriliyor, halkı soyarken de durmak bilmiyorlar. Tütün işlerine ve tütün fabrikalarına, Saray bekçisi Ahmet Doğan’ın el atmasından sonra, sayıları 200 binden fazla olan tütün üreticisi ailelerimizin sıkıntıları arttı. Sözleşmeler askıya alınıyor. Yılsonunda fiyat kırıldı. İşin içine hep su kaçırılıyor da, devlet bu işlerin ince ayarını yapmaktan el çekti. Halkın sevmediği bir kişiye devletin bel bağlaması hakikatten şaşılacak iş. Ahmet Doğan artık hastalanmış, hastaneden hastaneye gezip rapor topladığına göre, görüldüğü üzere,  işleri yapacak durumda değil, 2014’te emekli olsun ve köyüne toplansın deyenler, çoğaldı.

2013’te politikacılar yalan dolan işlerinde birbirleriyle yarış halindeydi. Politika kazanına giren çıkmak istemedi. Bu sözler HÖH parti milletvekilleri için tamamen geçerlidir. Geçen sene B.Borisov’un GERP partisi soyuldu, yaprak dökümü başladı. GERB ağıcından geçen ay  2 armut düştü, ilk rüzgârda 8–9 kişinin daha “esir gibi çalışamayız” deyip isyan etmesi bekleniyor.

Suriye Savaşından kaçanların Bulgaristan’a sığınmaya başlaması Bulgar toplumunu BULGARLAR VE YABANCILAR olmak üzere ikiye böldü. Bu çatışmadan IRKÇILIK doğdu, şimşek hızıyla örgütlendi ve sokaklarda boy gösterdi.

Klasik ırkçı bir parti olan, fakat 2013’te iktidar ortağı olup ballı börekli sofraya yerleşme fırsatı belirdiğinde, kertenkelenin işine geldiğinde kuyruğunu koparıp attığı gibi, “ırkçılık ve faşistliğini geçici bir süre için rafa kaldıran” ATAKA partisi Başkanı Volen Siderov huzura kavuştu ve “hayat varmış” havasına girdi. Hükümet ortağı olunca kâh Paris, kâh Havana, kâh Milano uçaktan inmeyen, lüks otellerin en lükslerini arayan Geçiş Dönemi’nde Bulgar Faşizminin Atası olan Siderov,”uzaktan bakıldığında halkın sosyal ve ekonomik sorunları olduğu görülmüyor” sonucuna vardı.

2013’te, Bulgar ırkçı milliyetçileri ve yeni faşistleri 1300 yıllık Bulgar tarihinde ilk kez olmak üzere, siyah Afrika’dan karılı kızanlı gelip “biz buraları çok sevdik, sizinle birlikte yaşamak istiyoruz” deyen, büyük bir kalabalıkla iç içe yaşamak mecburiyetinde olduklarını hem duyumsadı hem de gözleriyle gördü. Bu yeni durumda, yerli gatolarda yaşayan Çingeneleri al da başına koy. Bu gidişle Türklere yine “kardeş” demeye başlayacakları gün yakındır.

Reklamlar