Neslin İçin Yaşarsan Senden Sonra Başlar

Bir gün evimizin kapısı biz olmadan açılacak.

Oturduğumuz koltuk boş kalacak.

Telefonumuz artık çalmayacak.

Dolabımızdaki elbiseler başkalarına verilecek.

Yıllarca uğruna yorulduğumuz eşyalar dağıtılacak.

Anahtarını cebimizde taşıdığımız evde başkaları yaşayacak.

Belki masamızın üzerindeki kalem bile bir başkasının eline geçecek.

Ve hayat…

Sanki biz hiç yaşamamışız gibi akmaya devam edecek.

İşte insanın yüreğini titreten gerçek budur:

Bir gün biz olmayacağız.

Peki o gün geride ne kalacak?

Bir ev mi?

Bir araba mı?

Bir banka hesabı mı?

Birkaç fotoğraf mı?

Bir mezar taşı mı?

Yoksa insanların kalbinde yaşayan bir iyilik mi?

Asıl mesele budur.


İnsan Ölünce Eşyaları Kalır, Peki Ya İyilikleri?

Bir insan öldüğünde evine girdiğinizde garip bir sessizlik hissedersiniz.

Ayakkabıları kapının önündedir ama sahibi yoktur.

Elbiseleri dolaptadır ama onları giyecek insan gitmiştir.

Bardağı mutfaktadır.

Yastığı yatağındadır.

Belki gözlüğü masanın üzerindedir.

Fakat o yoktur.

İşte o zaman insan anlıyor:

Biz dünyaya sahip olmuyoruz. Dünyadan yalnızca geçiyoruz.

“Benim” dediğimiz her şey bir gün başkasının oluyor.

Ama verdiğimiz bir lokma…

Okuttuğumuz bir çocuk…

Diktiğimiz bir ağaç…

Öğrettiğimiz bir bilgi…

Kurduğumuz bir hayır…

Yetiştirdiğimiz hayırlı bir evlat…

Bunlar başka türlü kalıyor.

Çünkü mal dünyada kalırken, iyiliğin karşılığı insanın ardından yürüyebiliyor.


Bir Gün Çocuklarımız Bizim Eşyalarımızı Toplayacak

Bunu düşünmek ağırdır.

Ama gerçektir.

Bir gün çocuklarımız, torunlarımız veya sevdiklerimiz bizim eşyalarımızı toplayacak.

Bir gömleğimizi ellerine alacaklar.

Belki koklayacaklar.

Bir fotoğrafımıza bakacaklar.

“Bunu çok severdi…” diyecekler.

Belki gözleri dolacak.

Sonra hayat devam edecek.

İşte o gün çocuklarımızın bize dair söyleyecekleri söz, aslında bugün nasıl yaşadığımızla belirleniyor.

“Babamız bize çok mal bıraktı.”

demeleri mi daha değerlidir?

Yoksa:

“Babamız bize temiz bir isim bıraktı.”

demeleri mi?

“Dedemizin çok parası vardı.”

demeleri mi?

Yoksa:

“Dedem kapısına geleni boş çevirmezdi.”

demeleri mi?

Çünkü çocuklara bırakılan en büyük miras tapu değildir.

Karakterdir.


Nefis “Ben” Der, Vicdan “Biz” Der

İnsanın içindeki en büyük mücadele belki de burada başlar.

Nefis:

“Ben.”

der.

Ben kazanayım.

Ben rahat edeyim.

Ben yükseleyim.

Benim olsun.

Ben daha çok biriktireyim.

Vicdan ise sessizce sorar:

“Peki senden sonra gelenler?”

İşte medeniyet bu soruyla başlar.

Bir baba kendisi yemeyip çocuğunu okutuyorsa nesli için yaşıyor demektir.

Bir öğretmen ömrünü öğrencilerine veriyorsa nesli için yaşıyor demektir.

Bir insan köyüne çeşme yaptırıyorsa nesli için yaşıyor demektir.

Bir bilim insanı gecelerini araştırmaya veriyorsa nesli için yaşıyor demektir.

Bir yazar bildiklerini kitaba dönüştürüyorsa nesli için yaşıyor demektir.

Bir insan ağacını kendisi göremeyeceği hâlde dikiyorsa medeniyet orada başlamıştır.

Çünkü bilir:

Ben göremesem de bir başkası gölgesinde oturacak.

İşte insan olmak biraz da budur.


Hiç Tanımayacağınız İnsanlar İçin Bir Şey Yapabilir misiniz?

Asıl büyük soru budur.

Bugün diktiğiniz ağacın altında belki elli yıl sonra hiç tanımadığınız bir çocuk oynayacak.

Bugün verdiğiniz bursla okuyan genç belki yıllar sonra bir doktor olacak ve sizin hiç tanımadığınız bir insanın hayatını kurtaracak.

Bugün yazdığınız kitap belki siz öldükten yetmiş yıl sonra bir gencin eline geçecek.

Bir cümleniz onun hayatını değiştirecek.

Siz onu tanımayacaksınız.

O da belki sizi hiç görmemiş olacak.

Ama aranızda görünmez bir iyilik bağı kurulacak.

İşte nesil için yaşamak budur.

Kendisini hiç tanımayacak insanlar için bile iyilik bırakabilmek.


Mezarlıkta Makam Yoktur

Bir mezarlığa girin.

Sessizce yürüyün.

Orada genel müdür de yatıyor, işçi de.

Zengin de yatıyor, fakir de.

Alkışlanan da unutulan da.

Bir zamanlar insanların önünde ayağa kalktığı kişiler bugün birkaç metrekare toprağın altında.

Mezar taşları bize sessizce büyük bir ders verir:

Makam geçicidir.

Servet geçicidir.

Şöhret geçicidir.

Beden bile geçicidir.

Öyleyse ne kalır?

İnsanın yaptığı hayır.

Bıraktığı eser.

Yetiştirdiği insan.

Ve arkasından edilen dua.


Bir Fatiha Bazen Bir Servetten Daha Büyük Mirastır

Düşünün…

Öldünüz.

Aradan yıllar geçti.

Sizi tanıyan insanların çoğu da artık hayatta değil.

Fakat bir yerde sizin yaptırdığınız çeşmeden bir çocuk su içiyor.

Başka bir yerde okutulmasına katkı sağladığınız öğrencinin yetiştirdiği insanlar var.

Bir kütüphanede bağışladığınız kitap okunuyor.

Bir camide katkınızla yapılan bölümde insanlar ibadet ediyor.

Bir ağacın gölgesinde yolcular dinleniyor.

Torununuz kendi çocuğuna sizin bir iyiliğinizi anlatıyor.

Sonra eller açılıyor:

“Allah ondan razı olsun.”

İşte o dua…

Belki geride bırakacağınız en büyük servettir.


Çocuklarınıza Yalnızca Mal Bırakmayın, Bir Hikâye Bırakın

Çocuklarımız bir gün bizi anlatacak.

Torunlarımız belki hiç tanımadıkları dedelerini ve ninelerini bizim anlattıklarımızdan öğrenecek.

Öyleyse onlara anlatabilecekleri bir hayat bırakalım.

Desinler ki:

“Dedem zor zamanda insanların yanında durmuş.”

“Ninem bir yetimi okutmuş.”

“Babam kimsenin hakkını yememiş.”

“Annem kapısına geleni aç bırakmamış.”

“Bizim ailemizden insanlar memleketine hizmet etmiş.”

İşte nesil böyle kurulur.

Çünkü nesil yalnızca kan bağıyla devam etmez.

Hatıra, ahlak ve dava bağıyla devam eder.


Bir Gün Adımız Son Defa Söylenecek

Belki ölümün en düşündürücü taraflarından biri budur.

Öldükten sonra bir süre insanlar bizi çok konuşacak.

Sonra daha az.

Yıllar geçecek.

Bizi tanıyanlar azalacak.

Nesiller değişecek.

Ve bir gün dünyada ismimizi şahsen hatırlayan son insan da gidecek.

Peki sonra?

Eğer yalnızca kendimiz için yaşamışsak hikâyemiz büyük ölçüde orada bitecek.

Ama bir eser bıraktıysak…

Bir insan yetiştirdiysek…

Bir hayra vesile olduysak…

Bir düşünceyi geleceğe taşıdıysak…

Adımız unutulsa bile iyiliğimiz yürümeye devam edebilir.

Belki insanlar kimin yaptığını bile bilmeyecek.

Bunun da önemi yok.

Çünkü mesele insanların bizi hatırlaması değil, yapılan hayrın yaşamaya devam etmesidir.


İnsan Olmanın Sorumluluğu

İnsana akıl verilmiş.

Vicdan verilmiş.

İrade verilmiş.

Merhamet verilmiş.

İyiyi kötüden ayırabilme kabiliyeti verilmiş.

Bu büyük imkânları yalnızca yemek, içmek, kazanmak ve tüketmek için kullanırsak insan olmanın bize yüklediği sorumluluğu küçültmüş oluruz.

Hayvanı küçümsemeye de gerek yoktur; o yaratılışının gereğini yerine getirir.

İnsanın farkı ise başka bir yerde ortaya çıkar:

İnsan kendisini aşabilir.

Aç olduğu hâlde lokmasını paylaşabilir.

Yorgun olduğu hâlde bir başkasına koşabilir.

Kendi çocuğu olmadığı hâlde bir yetimin başını okşayabilir.

Kendisinin oturmayacağı ağacı dikebilir.

Kendisinin yaşamayacağı geleceği inşa edebilir.

İnsanlığın büyüklüğü tam da buradadır.


Öyle Bir Hayat Yaşayalım ki Mezardan Sonra da Devam Etsin

Peygamber Efendimizin bildirdiği üzere insan öldüğünde amelleri sona erer; fakat sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve dua eden hayırlı evlat gibi kalıcı hayırların sevabı devam eder.

Ne büyük bir kapıdır bu…

Demek ki insanın kalbi durabilir ama iyiliği durmak zorunda değildir.

Eli artık veremez ama daha önce kurduğu hayır vermeye devam edebilir.

Dili konuşamaz ama yazdığı kitap konuşmaya devam edebilir.

Ayağı yürüyemez ama yetiştirdiği insanlar onun açtığı yolda yürüyebilir.

Bedeni toprağa karışır ama diktiği ağaç büyümeye devam eder.

İşte gerçek miras budur.


Sonunda Hepimizin Önünde Aynı Soru Var

Bir gün son nefesimizi vereceğiz.

Belki o anda bütün hayatımız birkaç saniye içinde gözümüzün önünden geçecek.

Kazandıklarımızı değil…

Keşkelerimizi düşüneceğiz.

“Keşke daha çok verseydim.”

“Keşke daha fazla insanın elinden tutsaydım.”

“Keşke çocuklarıma daha fazla vakit ayırsaydım.”

“Keşke bildiklerimi yazsaydım.”

“Keşke memleketime daha fazla hizmet etseydim.”

O gün gelmeden bugün kendimize soralım:

Ben gidersem arkamdan ne yürümeye devam edecek?

Bir dua mı?

Bir eser mi?

Bir öğrenci mi?

Bir evlat mı?

Bir ağaç mı?

Bir iyilik mi?

Yoksa sadece dağıtılacak eşyalar mı?


NEFSİN İÇİN YAŞARSAN SENİNLE BİTER

Hayatın özeti belki de tek cümledir:

Nefsin için yaptığın seninle biter; neslin için yaptığın senden sonra yaşamaya devam eder.

Bu nedenle yalnızca kendimize ev yapmayalım; gönüller de yapalım.

Yalnızca para biriktirmeyelim; dua biriktirelim.

Yalnızca çocuk büyütmeyelim; insan yetiştirelim.

Yalnızca ağaçların meyvesini yemeyelim; gölgesinde hiç oturamayacağımız ağaçlar da dikelim.

Yalnızca bugünü düşünmeyelim; yüz yıl sonrasına bir taş koyalım.

Ve bir gün bu dünyadan giderken ardımızdan yalnızca:

“Öldü.”

denmesin.

Şöyle denilsin:

“O gitti ama bıraktığı iyilik hâlâ aramızda.”

İşte o zaman insan gerçekten yaşamıştır.

Çünkü mesele dünyada kaç yıl kaldığımız değildir.

Biz gittikten sonra iyiliğimizin kaç yıl daha yaşayacağıdır.