Mümin Ağa’nın ardından bir kız evladının yüreğinden…

Kıymet YILDIRIM

Bazı günler vardır, insan ne kadar konuşursa konuşsun söyleyeceklerini tamamlayamaz. Bazı günlerde ise bütün kelimeler anlamını kaybeder.

Babam Mümin Ağa’yı 90 yaşında ebedî yolculuğuna uğurladığımız gün, benim için işte böyle bir gündü.

Babam bizi bıraktı ve yıllardır hasret kaldığı babasının yanına gitti.

Köseler köyünün toprağına…

Babası Murat dedemin yanına…

Bir ömür tamamlandı. Bir baba, kendi babasının yanına döndü.

Biz kızları ve oğlu ise arkasından bakakaldık.

BU DEFA KÖSELER’E BAŞKA TÜRLÜ GELDİLER

Babam için hayat boyunca Köseler’e çok insan geldi.

Dostları geldi.

Akrabaları geldi.

Komşuları geldi.

Bir işi olan geldi.

Bir derdi olan geldi.

Bir çayını içmeye gelen oldu.

Bir nasihat almaya gelen oldu.

Ama bu defa gelenler başkaydı.

Çünkü bu defa babam kimseyi karşılamıyordu.

Kapıda beklemiyordu.

“Hoş geldiniz” demiyordu.

Bu defa herkes babamı uğurlamak için gelmişti.

Köseler halkının neredeyse tamamı cenazemizdeydi.

Bornova’dan, Kobilyane’den, Kırcaali’den, Şiroko Pole’den ve daha nice yerden insanlar geldi.

Kalabalığın içinde göremediğimiz, elini sıkamadığımız, teşekkür edemediğimiz dostlarımız da oldu.

Hepsinden Allah razı olsun.

Acımızı paylaşan, mezarlığa kadar yürüyen, dua eden, bir Fatiha okuyan, uzaktan telefon açan, gönülden yanımızda olan herkese ailemiz adına teşekkür ediyorum.

Çünkü insan böyle günlerde bir kez daha anlıyor:

Acı paylaşılınca küçülmüyor belki ama insanın omuzlarındaki yük hafifliyor.

“ZAMANI GELİNCE KİMSE ÖNÜNDE DURAMAZ” DERLERDİ

Büyüklerimiz hep söylerdi:

“Ölümden başka her şeyin çaresi vardır.”

“Vakti gelen gider.”

“Ecel geldiğinde ne bir dakika ileri ne bir dakika geri…”

Gençken bu sözleri duyardık ama tam anlayamazdık.

Belki de anlayabilmek için insanın bir gün annesini, babasını, çok sevdiği birini toprağa vermesi gerekiyor.

Şimdi daha iyi anlıyorum.

Atalarımız bazı sözleri boşuna söylememiş.

Onların her cümlesinin arkasında yüzlerce yıllık hayat tecrübesi var.

Bugün “atasözü” deyip geçtiğimiz birçok cümlenin içinde aslında bir ömür saklı.

Babamın tabutu önümüzde giderken, büyüklerimizin o sözleri birer birer aklıma geldi.

Gerçekten de ölüm geldiği zaman hiçbir makamın, hiçbir servetin, hiçbir gücün önünde duramıyor.

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun bir gün sessizce bu dünyadan ayrılıyor.

BABAMIN SON İSTEĞİ YERİNE GELDİ

Bu yolculuğun benim için en anlamlı taraflarından biri de babamın vasiyetinin yerine getirilmesiydi.

Kardeşim Rafet’e özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Babamızın arzusunu yerine getirdi.

Onu İstanbul’dan aldı, doğduğu topraklara, Köseler’e getirdi.

Babamız, babası Murat dedemizin yanına defnedildi.

Belki bundan sonra mezarlığa gittiğimizde iki mezara yan yana bakacağız.

Birinde dede…

Birinde oğlu…

Aralarında yıllar var.

Ama şimdi aynı toprağın altında yan yanalar.

İnsan ister istemez düşünüyor:

Belki Murat dedemiz bugün oğlunun yanına gelmesine seviniyordur.

“Evladım geldi” diyordur.

Biz kızları ve oğlu ise:

“Babamız bizi bıraktı” diye üzülüyoruz.

Hayat bazen tam da böyle bir şey.

Bir tarafın kavuşması, diğer tarafın ayrılığı oluyor.

Birileri sevinirken birileri ağlıyor.

Bir kapı kapanırken başka bir kapı açılıyor.

BİR BABA GİDİNCE ÇOCUK KAÇ YAŞINDA OLURSA OLSUN EKSİLİR

Babam 90 yaşındaydı.

“Uzun yaşamış” diyebilirsiniz.

Ama insan babasını kaybedince yaş hesabı yapamıyor.

90 da olsa baba babadır.

Evlat da kaç yaşına gelirse gelsin babasının yanında hâlâ çocuktur.

Çünkü baba yalnızca bir insan değildir.

Baba, sırtını yasladığın dağdır.

Bir şey olduğunda “Babam var” diyebilmenin verdiği güven duygusudur.

Bazen hiç konuşmasa bile evin bir köşesinde oturması yeter.

Varlığını bilmek insana güç verir.

O sandalye boş kaldığında insan neyin eksildiğini daha iyi anlıyor.

BUGÜN KONUŞULACAK ÇOK ŞEY KALMADI

İnsanlar hayattayken kırılıyor.

Darılıyor.

Küçücük meseleleri büyütüyor.

Kardeş kardeşe küsebiliyor.

Komşu komşunun yüzüne bakmayabiliyor.

Miras için, para için, birkaç metre toprak için yıllarca konuşmayan insanlar oluyor.

Fakat mezarlığa girdiğinizde hepsinin ne kadar anlamsız olduğunu görüyorsunuz.

Orada zenginle fakir yan yana.

Müdürle işçi yan yana.

Güçlüyle güçsüz yan yana.

Herkesin üzerinde aynı toprak.

Babamın cenazesinde bir kez daha düşündüm:

Bugün artık konuşulacak ne kaldı?

Dün söylediğimiz hangi sözün önemi var?

Hangi kavga babamı geri getirir?

Hangi para zamanı geri döndürür?

Hiçbiri.

İşte insanın bu gerçeği mezarlığa gitmeden öğrenebilmesi gerekir.

BU DÜNYA KİMSEYE KALMIYOR

Büyüklerimiz “Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı” derler.

Gerçekten de kalmıyor.

Evler kalıyor.

Tarlalar kalıyor.

Paralar kalıyor.

Eşyalar kalıyor.

İnsan gidiyor.

Bir ömür boyunca topladıklarımızın çoğunu geride bırakıyoruz.

Yanımızda yalnızca yaptıklarımızın hesabını götürüyoruz.

Bu nedenle babamı toprağa verirken benim aklımda en fazla şu düşünce vardı:

İnsandan geriye malı değil, insanların kalbindeki hatırası kalıyor.

Birine iyilik yaptıysan o kalıyor.

Bir yetimin başını okşadıysan o kalıyor.

Bir komşunun işine koştuysan o kalıyor.

Bir insanı kırdıysan o da kalıyor.

İyilik de unutulmuyor.

Kötülük de.

HERKES KENDİNE YAKIŞANI YAPAR

Hayat bana şunu da öğretti:

İnsanları değiştirmeye uğraşmak çoğu zaman boşuna.

Herkes kendi karakterinin gereğini yapıyor.

İyilik yapana iyilik yakışıyor.

Kötülük yapana kötülük.

Vefalı olana vefa yakışıyor.

Nankör olana da kendi davranışı.

Bu nedenle herkese bir tavsiyem var:

İnsanların yaptıklarını fazla kafanıza takmayın.

Bırakın, herkes kendine yakışanı yapsın.

Siz kendinize yakışanı yapın.

Size kötülük yapılınca siz de kötü olmayın.

Size vefasızlık yapılınca siz vefasızlaşmayın.

Çünkü günün sonunda herkes kendi defterini dolduruyor.

Ve o defter bir gün kapanıyor.

Babamın defteri de 90 yıl sonra kapandı.

Şimdi onun ardından söyleyeceğimiz en güzel şey dua.

KÖSELER BİR BÜYÜĞÜNÜ UĞURLADI

O gün yalnızca biz bir baba kaybetmedik.

Köseler köyü de eski kuşaktan bir büyüğünü uğurladı.

Her köyün görünmeyen hafızaları vardır.

Köyün hangi tarlasında ne oldu, hangi aile nereden geldi, hangi yol ne zaman açıldı, kim kimin düğününe gitti, kim hangi zor zamanda kimin yanında durdu…

Bunları kitaplardan değil, yaşlılardan öğrenirsiniz.

Onlar gittikçe bir dönemin hafızası da onlarla beraber gider.

Babam Mümin Ağa da artık Köseler’in hatıralarından biri oldu.

Ama insan hatırlandığı müddetçe biraz yaşamaya devam ediyor.

BABA, MURAT DEDENİN YANINDA RAHAT UYU

Şimdi mezarlıkta baba ile oğul yan yana.

Murat dede…

Mümin Ağa…

Bir zamanlar biri diğerinin elinden tutuyordu.

Şimdi aynı toprağın altında yan yanalar.

Biz geride kalanlar ise onların bıraktığı hatıralarla yaşayacağız.

Baba…

Sen 90 yıllık dünya yolculuğunu tamamladın.

Bizden ayrıldın ama babanın yanına gittin.

Murat dedemize kavuştun.

Biz seni özleyeceğiz.

Evinin önünden geçerken seni arayacağız.

Mezarlığa geldiğimizde ismini taşta okuyacağız.

Ama en önemlisi seni kalbimizde taşıyacağız.

Ruhun şad, mekânın cennet olsun.

Cenazemize katılan Köseler halkına, uzaktan ve yakından gelen bütün dostlarımıza, dualarını esirgemeyen herkese tekrar teşekkür ediyorum.

Ve bu yazıyı okuyan herkese son bir söz bırakıyorum:

Anneniz, babanız hayattaysa kıymetlerini bilin.

Bir telefon açmayı ertelemeyin.

Bir ziyareti yarına bırakmayın.

Bir özrü geciktirmeyin.

Bir sarılmayı esirgemeyin.

Çünkü hayat bize çok defa fırsat verir.

Ama ölüm geldiğinde artık söylenecek söz kalmaz.

Bu dünya kimseye kalmaz.
Geride yalnızca yaptığımız iyilikler, bıraktığımız güzel isim ve insanların kalbinde kalan hatıralar kalır.