Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkanlığı ve Dünyadaki Türkler üzerindeki Etkisi

Tarih: 05 Ağustos 2018
Yazan:  Oya CANBAZOĞLU DİRİER
Konu: İşler bilinçle mi bilinçaltı ile mi yönetilir?         
Karadeniz kumsalımızdaki kum taneciklerimizi sayan yok. Her şeyin hesabı tutuluyor da denizden yükselen, köpürerek yayılıp kaybolan dalga ve dalgacıkları da sayan yok.
Bulgaristan Başbakan Yardımcısı ve sözüm ona “Yurtseverlerin” çete başı V. Simyonov, dalgaların kumsalı öptüğü ıslak ve kuru çizgi üzerindeki ses kirliliğini ölçtürmüş ve  “felaket” dedi.
Denizin, dalgaların ve kumsalın bu ölçüm ve felaketten haberi yok…
İki hafta önce Sofya uçak alanına kucak kucak çiçeklerle gelen anne ve babalar çok heyecanlıydı.
Singapur’dan gelen uçak, “lise öğrencileri arasında dünya matematik olimpiyatlarında altın madalya kazanmış” çocukları getirdi. Çıkışta gözü yaşlı öğretmene, en zor olan ödevden bir şeycikler söyleseniz diyebildim. “Mısır piramitlerinin eğimini hesaplattılar” dedi yüzüme bakmadan.
Christian JACQ’un RAMSES’i anlattığı “Işığın Oğlu” eserinde, Ramses’in lalasından 8 yaşında “piramitlerin eğimini hesaplamayı” öğrendiğini hatırladım.
Aklıma şöyle bir soru geldi. İnsanlık gelişme doruklarının “Everes” dağına bilmem kaç bin yıl önce çıkmış da şimdi acaba geri mi dönüyor ve bu frensiz yolun sonunda biz nereye çarpacağız yoksa uzayda kaybolup gidecek miyiz?.
Bu sene (2018) Bulgaristan’da ortaokul bitirmişlerin % 40’ı okumayı sökememiş, matematikten söz etmiyorum, çünkü ellerindeki cep telefonlarında hesap makinası var, sıkışınca düğmeye basıyorlar.
Genel nüfus içindeki oranları % 42’ olan etnik çocuklardan hiç biri anadilinde ne yazıp okumayı ne de hesabı sökmüş, yalnız küfür etmekle nereye kadar gidebiliriz?!
Bulgaristan devleti de bu sene dişini çıkartı ve çok kesin bir hesap çıkardı. Bulgaristan kişi başına 20 gram domates üretmiş. Al ve kırmızı tarla ve sera domateslerinin kişi başı toplamı bu. Avrupa Birliği raporu kabul etmiş.
***
Geçen hafta Bulgaristan’da kadın ve çocuk hakları açısından çok önemli bir haftaydı.
Yüksek Temiz Mahkemesi İstanbul’da imzalanan ve kadına ve çocuklara tacize sert kısıtlamalar getiren sözleşmeyi Anayasamıza ters buldu.
Oylamada hazır bulunan 5 Bayan ve 7 Bay yargıç tereddüt etmediler.
Bulgar dilinde “dayak kadının hakkıdır” atasözü yok. Onların yüksek Avrupai dilinde “çocuklar yanağından öpülmez, popoları tokatlanır” da yok.
Bu defa bu iş Yüksek Mahkeme kararıyla bitmiyor. Avrupa Konseyi (AK) bir adı da “Cender Anlaşması” olan bu uluslararası “AK Konvansiyonu” ile ilgili yerel ve yüksek mahkeme kararlarını tanımadığını ve uygulanmasının zaruri olduğuna vurgu yaptı.
Dünya Bankası, “cender” meselesi harcaması olarak bu hafta 24 milyon US Dolar gibi bir kısım para göndermiş ve biz de hemen parayı almışız. Anadilimiz Türkçe’mizin kelime zenginliğinde yeni bir damla olan “cender” deyimi önce Kırca Ali’de uygulanacakmış.
Anaokulu kayıtlarında artık Ayşe ve Zeynep için “kız”, Ali ve Mehmet için “oğlan” yazmayacak.
Onların karma sosyal grup cetvelleri olacak ve birbirlerine öyle alışacaklar ki, aynı odada yatabilirler, aynı salonda soyunup giyinebilirler ve 2019’dan başlayarak aynı hamamda ya da duş altında yıkanabilirler vs.vs…
Kaç yıldan beri “dünya değişiyor?” diye yazıp soruyoruz. İnanmayanlara buz gibi, beğenmeyene fırından yeni çıkmış taze sıcak somun gibi örnek…
Al da alnına sür! Ne var ki tam da öyle değil.
1944-1989 arası biz anayasada ve yasalarda yer almayan totaliter-komünist uygulamayla, yargısız itham edildiğini, BKP sekreterinin hem savcı, hem yargıç olduğunu biliyoruz. İsimlerimiz kanunsuz, zulüm edilerek, dayakla değiştirildi unutunuz mu?!
Kaçınız mahkeme kararıyla tutuklandınız?.
Belene” kampında mahkeme kararıyla yatan gösterebilir misiniz? Nasıl oluyor da 2018’de Yüksek Temiz Mahkemesi’nin “anayasamıza terstir” gerekçesiyle reddettiği “cender anlaşması” Kırca Ali’de uygulanacak????  Olur iş mi!?
Çocuklarımız deney tavşanı mı? Bu, Türk kimliğimize yeni bir saldırıdır?
***
Aslında Türk kimliğimize en büyük saldırı kaynaklarından biri 1923’ün 9 Haziranında gerçekleştirilen “9 Haziran Faşist Darbesidir”. 35 kişinin öldürüldüğü bu askeri darbeye “kan gölü”, “Bulgar tarihinde kırmızı çizgi” dendi.
1944’de kadar 1000’den (binden) fazla Türk okulu kapandı, belki de ondan olabilir!
Şu da var, 1984-1985’te isimlerimiz silahlı terörle değiştirilirken biz Türkler 37 şehit verdik. 30 yıl Amerika’da kalan, orada Prof. olan Nikola Altınkov  “BKP 1919 -1989” tarih kitabında Bulgaristan Türklerinin 1989 Ayaklanmasına 2 satır ayırmamış.
Oysa yazdığı eser 865 sayfa…
Şu yaralı ve çarpık demokrasi için onlar da şehit verdi, göçe zorlandılar demeden noktalamış anlatımını…
ABD’de Doğu Avrupa Ülkelerini İnceleme Merkezi kuruldu.
Bu merkezde, Balkanlar da inceleniyor, didik didik ediliyor, fakat şu Türkler ve Müslümanlar vatan topraklarından neden kovuluyor, nedir bu rezalet konusu gibi tezler henüz işlenmiyor.
1810’da ve 1812’de Ziştovi (Sviştov) şehri Rus Mareşal Mihail Kutuzov tarafından 2 defa yakıldı. Kaç cami, medrese, dükkân, hamam, konak ve çardaklı Türk evi, çocuk, kadın, yaşlı hasta vb yakıldı. Yıllardan beri bu kıyım ve katliam yerine Rus Çarı II. Aleksandır’ın dev anıtını dikmeye can atıyorlar.
Bulgaristan’ı 2 defa milli felakete iten Ferdinand Saks Koburg Gotsdki’nin de yeni bir anıtı üzerinde düşünülüyor. Anıtta “Bulgaristan Çarı” yerine “Tüm Bulgarların Çarı” yazılacakmış. Yani Makedonların, yani Bisarabya’da,  Kabardino Balgarya’da ve Tüm Kazakların ÇARI olacak, 1918’de ülkeden kaçıp da geri dönemeyen bu katil. 
Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Dünyadaki Türkler için Başkanlığını da kayıtsız şartsız kabul etsinler… Ne var yani…
***
Okunması öğretici ve düşündürücü olan, son eseri “Kırlangıç Çığlığı” ile yazar Ahmet ÜMİT (Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem) perdesini çok başarılı aralamış.
Benim kanımca Türkiye’mizin, Türklüğümüzün, Bulgaristanlı Türklüğümüzün bugün başına gelenler çok önceden tasarlanmış, planlanmış ve çığ topu yuvarlandıkça büyüyor ve bizi ezmeye geliyor. Onların hedefinde olan bizi birer birer öldürmek değil, bizi birbirimizin katili yapmaktır. Okuyun: www ahmetümit.com.
***
Bulgaristan’ı ve Rusya’yı görmüş olanlar bilir. Ekim Devrimi Önderi Lenin’in Moskova’da Kızıl Meydan’daki Mozolesinin hemen ardındaki ünlü kişilerin büsttü olan anıtlı sırasının sağında bir de büst süz Yosev Visariyonoviç Stalin Mezarı var. Kader işte,  Stalin önce mumyalanmış bir şekilde Mozolenin içinde V.İ.Lenin ile yan yana yatıyorlardı.
Sonra Mozoleden çıkarıldı ve üzerinde bir levha olan o mezara gömüldü. Ardından o kabirden de 5 defa çıkarıldı ve yine yerine kondu.
2018’de Rusya’da okul öğrencileri Yeni Tarih’in Stalin döneminin anlatıldığı derslere girmez olmuşlar. Sebebi. Anlatılanlar gerçek değil kanısı ağır basmış.
Şimdi Rusya’da XX. Yüzyıl tarihi okul dışında ve derneklerde bambaşka bir açıdan açılmaya ve tartışılmaya başlanmış bulunuyor.
Temel sorunlardan birisi Stalin’in (1881-1953) kimliğidir.
Gürcistan’ın Gori şehrinde bir kunduracı ustanın oğlu olarak dünyaya gelen Stalin’in gerçek doğum tarihi hep gizli tutulmuştur.
1939-1949 arasında her yıl 1 defa TİME dergisine kapak olsa da, gerçek resmi hiçbir gazete ve dergide yayınlanmamıştır.
Hipnoz olmaktan (büyülenmekten) uzak durmak için, birkaç kişi dışında ömründe hiçbir kimsenin 4 metreden fazla yanına sokulmasına izin vermemiştir. İpnoz ışınlarının tütün dumanından geçemediğini bildiğinden dolayı ömür boyu pipo içmiştir.
Savaş yıllarında her Rus askerin koynunda taşıdığı Mareşal başka birisidir.
Bu önlemleri devamlı alması ise MASON örgütlerinin ve hele de savaş öncesi ve savaş yıllarından Nazi çalışma yöntemlerini iyi bilmesinden kaynaklanmıştır.
Hitlerin, Almanya’nın Magdeburg şehrindeki Büyüleyici Akademisindeki hocalardan biri Tiflis’te Papaz eğitimi alırken onu eğiten Hakar Papazdır. Aralarındaki bağ canlı kalmıştır.
Hakar papazdan ve Mason ekolünden aldığı bilgilerin ve dünya görüşünün temelinde insanların yetenekleriyle doğduğu ve insan sanatın biz insanlar aynı şekilde düşünen BİZ’iz esasıdır.
Stalin insanoğlunun en emin gelişim yolunun kendi kendini geliştirmesi olduğuna inanmıştır. 
O kendisi her gün 1 kitap okumuş ve her gün en az 2-3 toplantıya katılmıştır.
Gizemli bir hayatı olan Stalin, devrimci çalışmalarından ötürü Sibirya’da sürgün hayatı yaşarken MASON olmuş ve MASON örgütünün Rusya’ya karşı terörist beşinci kol ordu eğitiminden geçmiş ve tam teşekküllü bir terörist eğitimi almıştır.
Düşmandan öğrendiklerini düşmana karşı kullanan Stalin bir akıl kütüğü, çözüm makinesi, insan sarrafı ve yeri asla doldurulamaz bir politik ve askeri lider olmuştur.
Stalin yükseköğrenimi olan biri değildir. Okuduklarını ve dinlediklerini beynine tarayan, analiz edip sonuç çıkaran ve hemen karar alabilen ve güvendiği insanı görevlendiren biridir.
Stalin’den Stalin yapan eğitim merkezi, Sibirya sürgününde kurulan MASON’ların “enternasyonal” terörist hazırlama ekolüdür. Bu okulda eğitim alırken o GİZLİ DÜNYA DEVLETİ kuramının bütün inceliklerini öğrenmiştir. Kendisiyle mücadele edeceği sima gözlerinin önüne dikilmiş ve bilinçaltına yerleşmiştir. Bu eğitimde siyasi psikolojinin derinliklerine inmiş ve daha sonra başarıyla uygulamıştır. Stalin’in akademik öğrenimi budur.
Stalin’in kurduğu ve güvendiği örgüt de Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nden fazla, 1) SMERŞ – adlı aksi istihbarat örgütü ve 2) ORDEN adlı görevlilerini hiç kimsenin tanımadığı gizli örgüttür. Bunların ikisi de KGB ve GRU (askeri istihbarat) dışı örgütlerdir.
ORDEN – gizli Rus örgütü kadrolarından olan ve 14 isimle yaşayan, 14 yaşında şöför, 18’inde askeri uçak pilotu, 19. SSCB Kahramanı ve 20’sinde General olan ve emrine 13 General verilen SMAYLO’dur.
Onun gibi şahısların internette isimleri yoktur. General  SMAYLO II. Dünya Savaşı esnasında Japon Meclisinin SSCB’ne savaş açmama kararını Tokyo’dan (Hindistan üzerinden özel olarak şifreli telgrafla) Stalin’de bildirendir. Savaşta tutuklanan düşman GENERALLERİNİN hepsini sorgulayan da odur.
Stalin tarafından özel olarak kurulan bu gibi 7 gizli örgüt vardır ki, savaşın sonunu belirleyen güçlerin liderliği bunlar aracılığıyla yapılmıştır.
65 yl önce hayata gözlerini yuman Stalin çok uzun zaman anlaşılamamış, gizli kalmış, diktatörlükle suçlanmış, fakat Rusya halkının gerçeği öğrenme arzusu artık ağır basmış ve siyasi gündem olmuştur.
Bu gibi konulara devam edeceğiz.
Okuduğunuz ve ilgi gösterdiğiniz için teşekkür ederiz.
Lütfen paylaşınız.
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir