Kuyruklu Yalan

Şakir ARSLANTAŞ

 

Devam ediyoruz.  Müsaadenizle bu kez konumuza “Türk terörizmi” kapısından girelim.

1985 Martının dokuzuncu gününde Burgas – Sofya hızlı trenini Bunovo garına girerken patladı.

Olayın 30. yıldönümünde Bulgar basını içindekini kusabildiği kadar kustu. Olaya bir de biz bakalım.

O tarihten önce Bulgaristan Türkleri hakkında “terörist” dendiğini işitmemiştim. Biz Bulgaristan’ın, Balkanların ve dünyanın en barışçı, en huzurlu ve düzgün ahlakı dürüst insanları olarak biliniriz. Kul hakkı yemeyiz ama başımıza bela açana da gerekli tepkiyi gösteririz. Bu yıldönümünde Türkleri ve Müslümanların politik partisi olarak bilinen HÖH-DPS’ye üç misilleme terör saldırısı geldi, hatta Başkan Lütfü Mestan’ın seçim turlarında kullandığı resmi araç ateşe verildi, Sofya’daki merkez ofis yakılmak istendi. Üzücü olaylar tabii. Konumuza geçelim.

09 Mart 1985 ile 13 Ağustos 1987 tarihleri arasında Bulgar polisinin bütün birimleri “Bunovo” infilakının kundakçılarını aradı. Memleketi alt üst etti de bir ip uzu bir iz bulamadı. Daha önce Bulgaristanlı Türklerin hiçbir yerde başvurmadığı 7 can alan bu kundaklama olayı,  Kasım 1984 ile Mart 1985 arasında isim değiştirilmesine, baskınlara, toplu tutuklamalara, yargısız hapsetme ve toplama kamplarına atma veya sürgün etmelere tepkiydi. 1 250 000 Türkün ismi 3–4 ayda değiştirilmiş ve toplum ağır yaralar almıştı. Türklerin Bulgar soyundan olduğu yalanları basit uydurmalar değil, kuyruklu yalandı ve devletin itibarını sıfıra düşürdü.

Çemberi yıllarca daraltarak sıkan polis birçok Türkün evine dinleme araçları (böcek) yerleştirmişti. Bunlardan biri aslen Burgas’a bağlı Trınak köyünden olan Burgas’ta çaşılan ve oturan Emin Mehmetali’nin dairesinde 24 saat çalışıyordu. Plovdiv garında, Sliven şehri “Eprovetkata” otelinin kahvesinde, Varna uçak alanında gerçekleştirilen patlamaların hepsi yalnız üç Bulgaristan Türkünün işiydi. Üçü de Burgas köylerindendi. İsimleri: Emin Mehmetali Ali; Saafet Recep Recep ve Aptulla Aptulla Çakır. Bu direniş grubunda bombaları yapan Saafet Recep, bomba yapılacak malzemeleri tedarik eden Emin Mehmetali ile Aptulla Çakırdı. Bomba yerleştiren E. Mehmetali idi. O yıllarda T. Jivkov’a, İç İşleri Bakanı D. Stoyanov’a, BKP MK Politik Büro üyelerine uyarı mektubu yazdı. Bulgaristan Türkleri üzerindeki baskının kaldırılmasını istekleriyle bildiriler yazdı ve dağıttı. Polisin sorgulama yaptığı 30 aylık süre içinde o 7 defa tutuklandı. İpucu vermedi. Tutuklanmasına hiçbir gerekçe bulamadılar. Fakat polisin gözü devamlı üzerindeydi. Polis onun girip çıktığı mekânlara, evine böcek yerleştirmişti. 12 Ağustos 1987 günü  “Deniz Balıkçılığı” şirketinde çalışan dostu ve direniş grubu üyesi Aptulla Çakır seferden dönmüştü. Lokantada yiyip içtikten ve dertleştikten sonra ziyafete Emin’in dairesinde devam ettiler. O gece  “yeni bir bomba patlatma kararı aldılar.” Böcek kaydetmiş, ele verilmişlerdi. Ertesi gün yakalandılar.

Bu grubun Ahmet Doğan ve “direnişçi geçinen bir bölük dalkavuk hergeleyle hiçbir teması, bağı, ilişkisi, alıp vereceği yoktu ve olmadı. Olsaydı ajanlar anında bir tavşan tutum diye hemen gidip polise yumurtlardı. Tüm polis 2.5 yıl ayaktaydı, fakat onları yakalayamadı. Onlar illegal mukavemet hücresiydi. Kendileri dışında hiçbir kimseyle temas kurmadılar. Direniş dünyasında onlar yalnızca üçüydü. Bu olaylarla ilgili yüzlerce kişi tutuklandı, hapsedildi, sürüldü, dayak yedi ama kimseden işe yarayan bir ipucu, o yıllarda doğru bir ihbar alınamadı, çünkü kimse hiçbir şey bilmiyordu.

Yıllar içinde, Bulgaristan Türklerinin tüm mukavemetinin, tüm direnişlerin, grevlerin, protesto yürüyüşlerinin hep  Ahmet Doğan tarafından örgütlendiği kafamıza küflü enser gibi çakılmak istendi. 1985 ile 10 Kasım 1989 arasında A. Doğan ve arkadaşlarının T. Jivkov ve BKP’ye, polise, zulme, baskılara, teröre, işkencelere vs. vs. zorbalığa karşı herhangi bir şey yaptığını söyleyenler ufak yalanlardan kuyruklularını üretip yayan aracı ve hainlerdi. Doğan ve Bulgaristan Türkleri Milli Kurtuluş Hareketi (BTMKH) “kurucularının ” polis ajanlığı dosyaları kirli çamaşır gibi yıllardır ipte sallanıyor. Onlar Tolbuhin’e bağlı Baraklar, Yürükler, Drından vs. köylerden tanıdıklardır. İzi, kaydı, defteri, mührü, tüzüğü, programı, yaptığı iş, hedef falan filan olmayan bu balon hareket çeyrek asır hepimize kan kusturdu. BTMKH kapsız yumurtadır. İçinde horuz izi, harcında halkımızın teri yoktur. Sözde illegal olduğundan her şey yenir yutulur sanılmıştır. Tavuğun içinde önce yumurtanın sarısı sonra beyazı ve gerekirse de kabuğunun oluştuğunu iyi bilen gizli servis “DS” “işte biz bir BTMKH – gibi bir gizli örgüt “açıkladık” derken, aslında “kendi eliyle koyduğunu kendi bulmuştur. Burgaslı Emin-Saafet-Aptulla grubunu yakalayamadığını gizlemeye çalışmıştır. “İşte biz gece gündüz çalışıyoruz” 8-10 kişiyi birden yakaladık, “büyük terör örgütü çökerttik” havalarıyla endişeli kamuoyuna gül kolonyası serpmiştir. 1986’da A. Doğan ve ajan arkadaşlarının tutuklanması bir polis oyunu, bir senaryo olmasaydı, hepsi hakkında çatır çatır mahkeme kararı çıkar, açık duruşma düzenlenirdi. Doğan kendisi hakkında mahkeme kararı gösterebilir mi? Gösteremez! Çünkü böyle bir karar yoktur. Yazılmamıştır. Onun içeri atılması, hapishaneden hapishaneye değiştirilmesi, gerçekten gizli direnişe katılan Türklerle tanışmasına imkân yaratmak için yapılmıştır. O hapishane çekilerini kitaba dökse, halk okusa ama yazamaz, çünkü onu içerde de “bey” gibi yaşatanlara hiçbir zaman ödeyemeyeceği kadar borçludur. İçerde olduğu yıllarda bir gün işe çıkmamış, diğer mahkûmlarla birlikte solucan kazanından erik kompostosu içmemiştir. Pazarcık hapishanesinde bir gün işe çıkmadan “İhtiman Demir Döküm Fabrikası”ndan usta maaşı almış ve aynı zamanda hiçbir gün hiçbir derse girmeden, hangi sokakta olduğunu bilmediği Dragoman lisesinden “Sosyal Bilimler Hocası” maaşı almıştır. Bu, o bizden biridir olayından çok ileri bir olaydır. Bu plan çok derindir.

Tabii sizler sayın okurlarım bana, ağabey şu olayın özü nedir, anlat ta öğrenelim, anlayalım da işimize bakalım, deyebilirsiniz ve haklısınız.

Cevaplayayım:

  • Ahmet Doğan bugün de Bulgaristan Türklerini ve Tüm Müslümanları her

fırsatta ve sürekli aldatıyor. 19 Ocak 2013 Oktay Yeni Mehmedov saldırısından sonra sözde HÖH-DPS Başkanlığından indi. Kendini “fahri başkan” seçtirdi. Belki bu da bir oyundu. Başkanlığa atanan Lütfü Mestan’ın en büyük özelliği dönekliğidir. A. Doğan ajanlığı ve hainliği önceden bilinen bir kişinin Bulgaristanlı Türklere lider olamayacağını, halkın kenbdisini kabul etmeyeceğini peşinen çok iyi biliyordu. Onu yükseltmekle ahizeye kör bir lamba taktı. Işık vermeyen ampul etrafına sineklerin bile toplanmayacağını biliyordu.  Bulgaristanlı Türkler hayattan alacakları dersi defalarca aldıkları için ajan, saçan, dönek, hain, sana bakan beni yakan kişileri bağrına basmaz. İş olsun, seyredelim bakalım anlamında oyuna girer, ama “lider” olarak bu tip kişileri kabul etmez, sahte bir kişi için ateşe basmaz. Bu kıstas ve nitelikler bizde artık pekişmiş ve yerleşmiştir. Dolayısıyla partiyi temsil eden ve yöneten şahıs bugün de Ahmet Doğan’dır. Ahmet Doğan en büyük hain olsa da Bulgaristan Türkleriyle görücü usulu  evlendirilmiştir. Bizim insanımız aldığı gelini geri göndermeme konusunda hassastır, susa bildiğince susar ve dayanır. . Bu bakıma A. Doğan’ın düşürüldüğü ya da görevden çekildiği iddiaları yalanların en kuyruklusudur.

  • Son 137 yılda çok çekmiş olan Bulgaristanlı Türk ve Müslümanlarının

karakteristik özelliklerinden biri   “oyunbozanlık etmeme” meziyetidir. İnsanımızın ağzı sıkıdır. Bir sır küpü olan yüreği dipsiz derindir. Bulgaristan Türkü yaptığı işi “bu iş bana böyle buyrulmuştur diye yapmaz” hayatın içinden iş ustalığı kapar, hünerini satar. “Bildiğinden şaşmadan aynı şekli uygular, yorum getirmez, eleştirmez, lanetlemez, kendi ihtiyacı dışında farklılık aramaz.” 1985 -89 yılları arasında en sık kullanılan tümcemiz: “Herkesin başına gelen,  bize de gelmiş, boş ver, işine bak!” idi. O yıllarda içi içine sığmayan, kaynadıkça kükreyen Bulgaristan Türklerinin ağzını bıçak açmıyor, gözleri yere bakıyordu. Yürüyenler ahlak bozmadan ilerliyordu. “Eden kendine eder! Eden bulur! Kötülük eden ulur!” inancı hakimdi. Hayatın gösterdiği üzere, yakınlarını jurnalleyen, ya da ayağı kaydırılmışlar dışında, Bulgaristanlı Türklerden kimse kimseyi ihbar etmemiş, zor kaldığı durumlarda bile kimseyi ele vermemiş ve ağzından herhangi bir kişiye zarar verecek bilgi kaçırmamışlardır.

“DS” Türk Şubeleri ajan sayısının 3 016 olduğunu kabul etsek ve “Belene” Ölüm Kampına atılanların yarısı “hain-ajandır” diyenlere inanarak,1985-86’da “Belene”ye girip çıkanların toplam sayısının 518 olduğunu dikkate aldığımızda, gerçekten mağdur olarak tutuklanıp sürülenlerin 258 kardeşimiz olduğu ortaya çıkıyor. Polis birimlerinin hepsinin, ajan sürüsünün de tam ekip Türklerle uğraştığı ve iz sürdüğü o yıllarda insanlarımızın “ağzını sıkı tuttuğu, dayandığı, kader kardeşliği yaptığı, çektiklerini içine attığı” ortadadır. Bulgar da Türklerin sır küpü olduğunu bilir. XVIII. yüzyılda Bulgar komitacılardan hiç biri yerli Türkler tarafından ele verilmemiştir. 1934–1944 döneminde anti-faşist silahlı direnişe katılan Türkler olmuş, ama aralarından tek hain gösterilememiştir.

Bu bakıma 1990’dan sonra bize “başınıza gelmeyen kalmadı da hakkınızı neden aramıyorsunuz” deyenlere cevabımız şudur. Biz Bulgaristan’da hak aramanın anlamsız olduğuna inandık. Ülkede adalet olmadığı ortadadır. 50 kişiye bir polis düşse de hakkında tutuklama kararı olan 700 katil sözde bulunamıyor, 19 bin sabıkalı kayıplara karışmıştır.

3)     İsimlerimiz değiştirilince kendi kabuğuna çekilen Bulgaristan Türkleri “sır vermez” oldu.  İşte bu 1985 gerçekliğinde Türklük kabuğunu kırıp hepsinin canının özünü gün ışığına çıkarma temel problem ve milli ödev olmuştu. İsim değiştirme yıllar öncesinden planlanmış olduğu için Türklüğün kabuğunu kırmaya hazırlanmış kadroları vardı.  Güvendikleri hain-ajan soysuz sopsuz Ahmet Doğan’dı. Onun etrafındaki, hemşeri çevresinde hem “ajanlaşmış tanıdık hemşeri grubuna” hem de gizli polis “DS”ye bağlı şerefsizler dolaşıyordu.  Yıllardan 1985’ti. Etrafta kuş uçmuyordu. Türk direnişçiler karşısında polis felç olmuş ve yeni formül arıyordu. Bulgaristan Türk Milli Kurtuluş Hareketi – BTMKH fikri böyle doğdu. Bu örgüt Türk kabuğunu kırmaya ve Türklerin canını cehenneme göndermeye çekiş, keser, tokmak, balyoz olacaktı. Kontrolünde böyle bir “teröristler” örgütü olan polis, istediği tuzağı kurabilirdi. Bulgaristan Türklerine karşı o zaman başlayan danışlı dövüş bugün de devam ediyor. 1878’den 1985’e kadar Bulgar polisi Türkler arasında ajan tavlayıp bir anti-Türk örgütü kuramamıştı. Bu işte polisin kafasında ince hainlik doğuran, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler Almanya’sının Kırım Tatarlarından bir Ordu çıkarıp Stalingrad Savaşına sürmesi örnek alındı. Türklere karşı Tatarları kullanmak varken ne duruyorlardı. Ahmet Doğan da Kırımlı Tatar kökenliydi ve bu işe biçilmiş kaftandı. En yakın çevresine yerleştirilenler de 1853 -1856 Kırım Savaşı’ndan sonra Dobruca’ya göç edip yerleşen sülalelerdendi. Osmanlı’nın Birinci ve İkinci Viyana kuşatmalarında da pek disiplinli davranmayan Kırımlı süvarilerin aslında Osmanlı ordularında çöküşe giden gelişmeleri de yarattığı dikkate alındığında, A. Doğan gibi “Türküm havasına giren” şopar karışımı döneklerin ve arkadaşlarının meziyet irdelemesinden olumlu sonuçlar elde edildi. “Bu iş olur” deyenler çoğaldı. A. Doğan ve ajan-arkadaşları Türklerin içine bir Truva Atı gibi sokulacak ve “alınmaz Türk kalesini ve yenilmez Türk ruhunu” içten kemirip onları teslimiyete zorlayacaktı. Bu oyun bugüne kadar devam ediyor. Türklük ağıcımızı kurutan A.Doğan kenesidir.  Bu açıdan A. Doğan aslında 1990’dan önce adı var kendi olmayan  bir BTMKH başkanı oluverdi. (O, Emin, Saafet ve Abtulla üçlüsünü asla tanımamıştır.) Terör olaylarının BTMKH hanesine yazmaya engel yoktu. Bu hareket böyle efsaneleştirildi. Her şey önceden planlanmıştı. Ahmet Doğan Sofya Merkez Cezaevinde alındı ve lüks koğuşta kaldı. Kendini 24 ayar temiz ve hilesiz göstermeye çalışan Kasim Dal’ın itiraflarına göre,  1986 tutuklamasında içeri alınanlardan 12 kişi polis ajanıdır. Dal “ben isimlerini biliyorum” diyor ama bugüne kadar “arkadaşlarını” açıklamadı. Bu da başlı bir ihanet değil de nedir? Soruyorum. Halkımıza kötülüklerin kötülüğü eden hainleri gizlemek hainliği bir türü değil de nedir! Bir düğünde 2 kamber olmaz. Dal bu yüzden asla sevilmedi ve sayılmadı.

4)  Partiden sorumlu olan, partiyi yöneten, birinci ve son söz sahibi olan kişi bugün de A. Doğan’dır. Bulgar istihbaratı Bulgaristanlı Türklerle ilgili çok derin incelemeler yapmıştır. Bu arada soylar boylar araştırılmıştır. Bir defa şunu itiraf edeyim 1878’den beri Bulgaristanlı has Türk soylarından hiçbir kimseye Türk ve Müslümanların başına geçme imkânı tanınmamıştır.1980’nekadar Müftüler hariç. Yönetici mevkilere getirilen Türklerin hepsinde bir “kurt yeniği” vardır. Ya peşin teslim olmuşlardır. Ya Türkler lehinde hiçbir iş yapmayacaklarına peşin yemin etmişlerdir. Ya Türklerin çökertilerek ezilmesine razılık göstermişlerdir. Eski BKP MK’de görev alan, Bakanlıklarda bulunan, İç İşleri Bakanlığı’nda çalışan ve daha neresini istersinin, örnek olarak orasını gösterebilirsiniz, asla bir serkan Türk gösteremezsiniz. Kuşkusuz Lütfü Ahmedov, Nayim Süleymanov, gibi sporculardan, Ahmet Yusuf, Ahmet Türüncü. Ayfer Sadıkova, Selime Azizova gibi sanatçılardan veya Adalı, Ardalı, Çavuş, Bayram vb. gibi şair ve yazarlarımızdan da söz etmiyorum, onlar yetenekleri dahilinde yetişmişlerdir. Smz konusu olan politik görevlerinden bulunmuş kadrolardır.

5) Sahnedeki oyunun ikinci perdesi 4 Ocak 1990’da Varna’da Emin Hamdi’nin dairesinde 13. “DS” ajanı olan 33 kişinin Hak ve Özgürlükler Hareketini kurmasıyla başladı. Toplananlar birbirini tanıyan kişilerdi. Onlar 2 odalı daireye sıkışmazdan önce Sofyalı bir gizli polis partiyi (HÖH-DPS) Varna Mahkemesinde tescil ettirmişti. A.Doğan’ın elindeki “Tüzük” ev sahibi Emin Hamdi tarafından  Vratsa hapishanesinde kaleme alınmıştı. Bir “Tüzük” de 28. 12. 1989 günü hapisten çıkan ve 4. 01. 1990’da bu kurucu buluşmaya katılan Halim Pasajov’un elindeydi. Pasajov da Dobrujalıydı, 09. 06. 1985’te Sofya’da “Özgürlük Örgütü” kurmuştu. O,1986’da tutuklanmasına kadar bir yıl faaliyette bulunan bu örgütün Tüzüğünde “Bulgaristan Türkleri Bulgar Halkından bir parçadır” yazıyordu. Doğan’ın elindeki Tüzük’te ise, Bulgaristan Türklerinin Bulgar ulusundan bir parça olduğu savunuluyordu ki, bu tezattın neden olduğu tartışmada, Pasajov Hak ve Özgürlük Hareketi saflarından ayrıldı. Bulgaristan Türklerinin Bulgar ulusundan olduğu iddiası daha sonra “Bulgar etnik modelini” ve Türklerinin Tüm haklarının dondurulması, unutturulması ve yok sayılmasını getirdi. Bu politika bugün de devam eden bu politika aslında 1972’de başlamış ve artık neredeyse 2 kuşak, yaklaşık 50 yıldır uygulanıyor. Türklerle ilgili izlediği politikada Bulgar devleti şaşmaz süreklilik takıp etmiştir. Buradaki büyük yalan Hak ve Özgürlük Hareketinin kuruluş temellerinde derin gömülüdür. Bulgaristan Türkleri Bulgar ulusundan olduğunu kabul edince yapacak bir şey yoktur, hak hukuk ve özgürlük diye bir şey istenemez, özgün kültür de masaldır, ana dil, din Bulgarcadır vs. vs. Bunun farkında olan Halim Pasajov çiçek açması beklenen Hak ve Özgürlük ağacının meyve vermeyeceğini daha ilk gün anlamış ve hemen ayrılmıştır. Bundan dolayı 04. 01. 1990’dan sonraki tüm gelişmeler polisin yazdığı ve höhçülerin oynadığı bir oyundur, meclis sahneleri de bir tiyatrodur, halkı eğlendirme oyunudur, yalan değil kuyruklu bir yalandır.

6) Bulgar devleti, politikanın kulis ardı, politik sahne oyuncuları bu yalan oyunda rol almaktan vazgeçemedikleri gibi, Ahmet Doğandan da vazgeçemezler. Onun için onu eski lamba gibi saraydaki sandıkta saklıyorlar, koruyorlar, kırılmasından korkuyorlar. Neden bu kadar ilgi gösteriliyor dersiniz. Anlatayım:

Oyunu yazan ve sahneleyenler olaya bir NOEL AĞICI gibi bakıyor.

Ormandan kesilmiş olan Noel Ağacı düşünün. Getirilmiş ve odanın bir kenarına dikilmiş.  Son yaprağı dökülene kadar hep yeşil, hep süslü, şakıyan oyuncaklar sıra sıra asılı, kimileri  dallarında sallanıyor. Toplar ampul gibi görünse de hiç biri yanmıyor. Noel Ağacında tek yıldız var, tepedeki taç. Tacın içinde prize bağlı ampul. Ampul ışık verir.

Piyesteki ampul Ahmet Doğan’dır. Onun yanması ne aydınlatır ne ısıtır. Bu ışıktan kimse mutlu olmaz. Kimse fazla ışık istemez. Herkes yetersiz loş ışığa alışmıştır. İsteyen olsa da  kimse bu ampulü sökemez, değiştiremez, daha ışıklı ya da daha solgun yakamaz. Priz ve anahtar kumandası başkasının, görünmeyen birinin elindedir. Bu sahnede Noel Ağıcı Bulgaristan Türklerinin beklediği mutluluktur. Kimse mutlu değildir. Mutluluğun ne kadar büyük olması gerektiğini bilen de yoktur. Önemli olan törende bulunup kutlamaya katılmaktır. Noel Ağacının altı lüks hediye paketleri doludur. Paketlerin içi boştur. Ağacın dalların asılmış oyuncaklar elma, armut, çikolata, bonbon ve gofretler vs. de yenmez. Her şey bir süstür. Bu lüks paketli demokrasi mutluluğu ortamıdır. Noel Ağacı bir yalandır. Ağıcın tepesi yüksektir, uzanıp taçı değiştirmek isteyen tepeye erişemez. Bu bir masaldan daha büyük ve güzel bir bir yalandır, yanı kuyruklu bir yalandır. Bazen insanlar masal dinlerken hayal kurar ve aslında mutluk hayaller dünyasında vardır.

Devam edecek.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir