Kimlik Sorunları – 1

BGSAM

 

Savaşlar, devrimler, düşmanlıklar ve hesaplaşmalar yüzyılı olan yirminciyi tarihe kattık.

Şahsen biz Türkler, bu dünyada en uzun zaman hükmeden Osmanlı hanedanlık düzeni sayfaları da geçen asır kapattık. Cumhuriyet Türk iyesi’ne açıldığımız yüzyıldır geçen asır.

Biz tarihimizde 16 devlet sayfası açmış kapamış, şimdi Cumhuriyet bölümündeyiz. Bu devletlerin her biri bir uygarlık olsa, aldığımız uzun yolda üstünden üstün kültür ve medeniyetler yaratmışız demektense, farklı dünyalar yarata gelmişiz ve tüm faklılıklarımızı birleştiren bir Cumhuriyetin evlatları olmanın mutluluğunu yaşıyoruz, desek daha isabetli olur.

 

Biz Bulgaristanlı Türkler bu kültürler ve uygarlıklar zinciri içinde yoğrularak oluşmuşuz. Bugün yaşadığımız vatanımızda “Bulgar kültürünün üstünlüğü” gibi milliyetçi ırkçı saçmalıklarla yüzleştiğimiz oluyor. Bu boş savların sonunda yirminci yüz yıl boyunca kimlik değiştirmeye zorlandığımız dünyaca bilinir. Yazıma girerken kesin sözüm şudur: Üstün kültür yoktur, ayrıcalıklı kültür de olmamalı, farklı kültür vardır. Bu akıldan çıkmamalı. Kültürse üretim biçimi, ahlak (moral)  ve dinle birlikte vs. uygarlığın temelidir. Bunun için sözümüz farklı uygarlıklaradır. Bu arada vatanımız Müslümanlık ve Hıristiyanlığın yüzleşme alanında bir de Doğu uygarlığının bizi Doğuya, Batı uygarlığının da Batıya kazanmak istediği bir kaynaşma ya da ayrışma çizgisindeyiz.

 

800 yıllık Osmanlıyı olumsuzlayıp ondan kopan halk irademizi yaşamaya buyur eden demokratik Cumhuriyet rejimine geçişimiz ve daha iyi olanı ararken birçok temel devrimsel dönüşüm niteliğinde reform gerçekleştirmemiz 21. yüzyıl Türk iyesini yarattı. Bu anlamda biz başarısızlıktan ve ezilmişlikten başarı doğurabilen bir halkız. Bu bakıma bizim Cumhuriyet kimliğimiz Batı kimliğinden farklıdır, bizim devletimiz ve öz kimliğimiz Cumhuriyet rejiminde de onların devlet ve kimliklerinden farklıdır. Bu yaşadığımız uygarlığı oluşturan tüm öğeler için geçerli olsa bile, bağdaşmaz tezatların kaynağı olarak değerlendirilemez.

Biz eskiyi ret ederken, onun olumlu yanlarını sırtımızda taşıdık ve  hep daha yetkin olanı aradık. Daha mükemmel olana doğru yolculuğumuz yeni yüzyılda devam ediyor.

 

Uygarlıkların olumsuzlanması çağları aynı zamanda arınma yılları ve yüzyıllarıdır. Osmanlıyı ret ettiğimizde, mesela üzerimize 1915 “Ermeni soykırımı” gibi bir asılsız kara leke sürülmek istendi. Bu lekenin aklanması, tarihi gerçeklerin su yüzüne çıkarılıp dünyaya anlatılması bir asır aldı. Dün  (29.Ocak 2015) gerçekleri yazan tarih sayfaları Strazburg Mahkemesi’nde yeniden okunmaya başlandı. Lehimizde alınacak kesin karardan sonra Osmanlı tarihinin son dönemi dünyaya yeniden anlatılacak, birçok ders kitabı değiştirilecek, yasalar bozulup tekrar yazılacaktır. Bu tarihsel gerçeğin hukuksal taçlanması biz Bulgaristan Türkleri için olağanüstü büyük önem taşıyor. Bir defa “Osmanlıda Ermeni Soykırımı yapıldığı tezi” Bulgar meclisinde de onaylandı. Bu karara oy verdiği için yani uydurma teze oy verdiği için Lütfü Mestan Hak ve Özgürlükler Parti Genel Başkanlığına getirildi. Bulgar belediye meclislerinde böyle kararlar onaylandı vs. Olayları bu bakış açısından değerlendiren biz Bulgaristanlı Türk aydınlar yirmi birinci yüzyıla yeni renk verip kıstas değiştirtecek yeni gelişmeleri sabırsızlıkla bekliyoruz. Strazburg mahkemesinin bizim “soykırım yapmamış bir ulusun şerefli evlatları olduğumuzu” kanıtlaması,  bizim Türk kimliği suyumuza taze güç, cesaret ve şeref kazanacaktır.

 

Bu gerçekler kültür kavramını oluşturan terimler için de geçerlidir. Yıllardan beri anlattığımız “iyi komşuluğumuzu” Hıristiyan kültüründen olana, bir Avrupalıya anlatamazsın, çünkü onlar “benim evim benim kalem” kaskatılığıyla iyi komşuluk sıcaklığını yaşamamıştır. Kökten farklı anlam taşıyan bir kavram da “hoşgörüdür.” Bizim dilimizde her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha anlamı yüklü olan bu sün Fransızcası tolerans olup, özünde fahişe yuvalarında müşterilere karşı ırk, yaş, cilt rengi vs. ayrımı yapmadan aynı muamele yapılması gereğini yansıtır. Ana dillerinde olmayan kavramlarla devlet politikasından ya da ahlaktan söz edenlere gülmemek ya da onlardan karşılıklı hoşgörü talep etmek gerçekten anlamsız değil de, nedir? İşte bu noktada belki de “yamalı kültürlerden” söz etmek gerekir ki, özgün kültürü olan ve 16 uygarlığın derinlerinden süzülerek gelen bir halk topluluğunun ana dilini, geleneklerini, dinini ve yaşam tarzını yasaklamaya başka ne isim verilebilir ki. Bugün alevlerinden dünya savaşı kokuları gelen Ukrayna çatışmaları kavını çakan da anadil yasağı, özgün kültür yasakları vs. olmadı mı? Birleşmiş milletlere, Dünya İnsan Hakları Örgütüne ve Avrupa Birliği Genel Kuruluna bir önerim var: Anadilinde okuryazar olmayan bir kişi okuryazar olarak kabul edilmesin! Çünkü anadilini bilmeyen, edebiyatını, halkının kültürünü bilemez, yani kimlik sahibi bir kişi olamaz. Kimliklerin farklı oluşu kültürlerin gelişiminde ve yeni uygarlık yaratılmasında engel sayılmaz!

 

Geçen ve yeni başlayan yüzyıl insan kimliğinin devamlı gelişerek yetkinleşen ve içerik olarak zenginleşen bir oluşum olduğunu sergilerken, Türk kimliğine çok özgün çizgiler kazandırdı. Çağdaş uygarlığın ve modern insan kimliğinin oluşum ve kemale doğru atılım sürecinin 1789 Büyük Fransız Devrimi ile başladığını kabul ettiğimizde, bu olayın her yerde birden meydana gelmediğini hemen anlarız. Osmanlının giderek çöküşünü durdurup, çöken imparatorluğun dağılmasını önlemek ve feodal devletin Avrupa pazarlarında uyum sağlayabilmesi için 1939’da Gülhane Haddi şerifi ilan edildi. Tanzimat devri 1924’e kadar sürdü. Fakat evrimsel değişikliklerle ıslahlaşmayı hedefleyen bu süreçte hukuk alanında gerçekleştirilen değişiklikler satıhta kalırken, kültürel kimlik de yenilenemedi. Yeni Osmanlı kimliğini arayan İmparatorluk onunla kokalaşamadı. Osmanlı İmparatorluğunun sırtına  XVII. yüzyılda başlayan iç çöküşle 1683’te ikinci Viyana hezimeti, Rusya’dan 1716 hezimetleri, 1735 – 1739 Hasburglarlardan yenilgi, Kırım Savaşı bozgunu, 1768 – 74 Rusya ile savaşlardan gelen ağır yük, 93 harbi yıkımı yüklendi. Uzun eziklik sahnesinde yeni Türk kimliği yoğurup biçimlendi. Balkan Harbi (1912); Birinci Dünya Savaşı  (1914), Sakarya – Çanakkale muharebeleri; Ulusal Kurtuluş Savaşında ve 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi bu zorlu süreçte son rötuşlar oldu.  Biz Bulgaristanlı Türkler 1977–78 Rus Osmanlı Savaşının yapıldığı, Balkan Savaşında kan döküldüğü topraklarda yaşıyorduk. Zor günler atalarımızı  “bu topraklar bize vatan değilmiş” kararına zorlarken, bir yön çizip ilerlemek isteyenler, göç yollarında sıra düzdüler. Göç yirminci yüzyılda halkıma kader olmuştur. Bu kaderin son hedefi huzurlu yaşam yeni bir uygarlık aramaktı.

 

Türk Milli Mücadelesinin önderi, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Başkanı büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Sakarya Muharebesi zaferi o XVII. yüzyılda başlayan iç çöküşü ve Viyana kapılarından dönüşle başlayan dış çöküşü yani Türklüğün genel çöküşünü durdurdu. Bu zafer aynı zamanda yeni Türk kimliği’nin doğum günüdür. Yeni Türk Müslüman kimliği Osmanlı cenk meydanlarında mayalandı ama Cumhuriyetle doğdu, Cumhuriyet okullarında, ortamında ve düzeninde dürüldükçe biçimlendi. Geçen yüz yıl Türkiye Cumhuriyeti’nde Çağdaş Türk Müslüman uygarlığı, kimliği ve kişiliğinin oluşum, gelişim ve olgunluk dönemleridir. Bu süreç bugün de devam etmektedir. Başkan Tayip Erdoğan ile başlayan ve Osmanlı hazinesinde değerli olan her şeyi yeniden hayata çağıran, etnik, kıyafet, dil, din ve kültürel ayrım gözetmeyen yeni uygarlık zihniyeti dünya çapında yeni tip insan kardeşliğine sinyaller verdi.

 

Bu gelişmeler biz Bulgaristan’da kalan Türkleri, Pomakları ve tüm öteki Müslümanları çok yanından ilgilendirdiği gibi, sürekli etkiledi. Cumhuriyet Türkiye’sinde bu uzun süreç Osmanlı feodal hanedanlık düzenini olumsuzlayıp çoğulcu demokrasiden anayasal başkanlık sistemine doğru bir atılım kapsarken, aynı hanedanlıktan gelen Bulgaristan’da izlenen çok farklıdır. Bulgaristan’daki kavga ulusalcılığı başat ettiği gibi, Osmanlı kalıtlarından arınmayı milli politika düzeyinde izleye geldi. Buna süreğen etnik temizlik ve kültürel soykırımlar eklendi. İsim değiştirme ise lekeleri silinmez utanç tablosu çizdi. İkinci Dünya Savaşından önce faşist Çarlık uygulamalarına karşı ve 1944’ten sonra totaliter komünist milliyetçiliğin şiddetli zulüm politikasına karşı öncelilikle Türk Müslüman kimliğini koruma mücadelesi verildi. Bu kavga çok kurban aldı.

 

Bulgarlar da bir an boş durmadı. Türk isimli, Bulgarca konuşan, Türkçe bilmeyen, camiye gitmeyen, Türk Müslüman topluluğa karışmayan, Küçük ekrandan hem Bulgarlara, hem Türklere, hem Pomaklara hem de Çingenelere aynı mesafeden bakan kimlik örneklerini bugün TV ekranlarına dizdiler. Mesela bTV habercisi Yüksel Kadirev, sabah yayınlarını yöneten gazeteci Gavazova vs. Yeni bir tip onlara uygun, Bulgar çizgileri fazla olan Türk kimliği de yaratıldı. Bulgar TV ve radyosunda konuşan, fakat Türk isimlerini geri almayan sözcü ve gazeteci tipleri de örnekler cetvelindendir. İstatistiklere göre, Bulgaristan Türklerinden % 40’nın Türk isimlerini geri almaması, çok düşündürücüdür. Bu cümleden olmak üzere, 1989 Ağustosunda Türkiye’ye doğru göç sırası düzenlerden 150 bin kişinin geri dönmesi, sonrada türeyen ve soydaş derneklerine başkanlık eden profesörlerce hala irdelenmiş olmasa da, biz yazalım, geri dönüşe ana neden, hiç kuşkusuz kültürel kaynaşma esnasında meydana gelen olumsuz elektriklenmedir. (bu konuyu başka defa özel olarak ele alacağız)

 

Fakat burada, Bulgaristan’da (1970–1989) sıkı yasaklar döneminde meydana gelen psikolojik durumu göz ardı etmeyelim. Biz Türkiye’yi, Türk insanını, Türk uygarlığını, Türk kültür ve sanatını, dinimizi uzaktan severek yetiştik. Ben radyo başında saatlerce Zekim Ören konseri dinleyen insanların arasından geliyorum. Türkiye’den gelen altın sırmalı terlikleriyle içten içe böbürlenen gelinlerin gururunu yaşamışım. Türk lokumunu koklayıp koklayıp kâğıda saran, yemeye kıyamayan anne annemin sesiz duruluğunu, bir şeyler anlatmak isteyen ama ne deyeceğini bilemeyen bakışını, ardından saçımı koklayıp beni öpüşünü unutamam. Benim atalarımın ve kendi kuşağım uzaktan sevdiğimiz Türkiye yani Türk olma yani Türk kimliği gururu yaşandı. Kökümüzde Türklük nemi olmasa bu sevgi bu denli dallanıp yeşermezdi.   Son göç sıraları böyle düzdü. O an o yollarda Bulgar askerinin elindeki silahı gören bile yoktu, herkesin gözü Büzük Türkiye’deydi. Hakikatten bizim de katkılarımızla son 15 yılda Türkiye Cumhuriyeti çok büyüdü ve dünya öncülüğüne uzandı. İnsanlığın yeni mutlu bir uygarlığa uzanışı, doğum yapan bir kadının bağırış çağrış acılarının doğumla birlikte bir anda kesilmesi gibi bir şeydir. Bulgaristan Türkü bunu ata vatanda yaşayamadı, 1989 Ayaklanması ölü doğumdu, halkımız elinden alınanı istedi, alamayınca ters tepti ve yüz çevirdi. İnsan her zaman başarılı olanın yanına koşar. Türkiye Cumhuriyeti tarihi başarılı atılımlar tarihidir ve Bulgaristanlı Türklerine de doğal olarak esin kaynağı olmuştur.

 

1984–1989 olayları Bulgaristanlı Türklere tanklar karşısında sabanla savaşmanın anlamsızlığını da kanıtlamıştır. 1989 kimlik ayaklanması büyük bir birikim patlamasıdır, yazılı olmayan ama içinde başarılı olmayı taşıyan kuralların geçerliliğidir. Yazıma başlamazdan 2 gün önce, Bulgaristan’ın ilk demokratik cumhurbaşkanı Jelü Jelev’in (2 defa Türklerin de oylarıyla seçilmişti) 79 yaşında vefat haberini aldım. Şu satırları ilave etmeden edemeyeceğim. Bulgaristan Demokratik Güçler Birliği (CDC) kurucu başkanı olan J. Jelev, son yıllarda birkaç kitap yazmıştı. Bunların birinde savunduğu ana tezlerden biri “halkların ayaklanma hakkıdır.” O, ezilen halkların devlete karşı ayaklanma hakkının doğal bir hak olduğunu ispatlamıştı. Örneklerinden biri Bulgaristan Türklerinin 1989 Mayıs Ayaklanmasıdır. Bu arada “Her Şeye Rağmen” otobiyografik kitabında, özel olarak değindiği bir nokta var. A. Doğan ve gizli servis “DC” ajanı diğer 12 Türkün Varna’da kurduğu Türk Milli Kurtuluş Hareketi gibi oluşumlar hakkında şöyle demişti: “1989 Mayısında Ak Kadınlar, Kaolinovo, Şumen, Yeni Pazar vs yerleşim yerlerinde Türk Müslüman kadınların ayaklanması karşısında Ahmet Doğan gibilerin sahtekârlıkları beş para etmez, hiçbir anlam taşımaz, sadece bir göz boyacılığıdır!” Jelev, Bulgaristan’da demokrasi kıvılcımlarını ilk çakan, Bulgar totalitarizmini Alman Nazi faşizmine benzettiği “Faşizm” eserini sürgünde soğan kazarken düşünmüş ve yazmıştır.

 

Yeri gelmişken,  totaliter komünist Bulgar rejimini olumsuzlayarak deviren ve yerine demokratik bir düzen kurmak isteyen Bulgaristanlı Türk ve Müslümanların, Hak ve Özgürlük Hareketini büyük bir coşkuyla oluşturmasına ve pekiştirdiğini belirmek istiyorum. Buna karşın, Ahmet Doğan, Osman Oktay, Kasım Dal, Lütfü Mestan gibi “lider” geçinen kadroları halkımın neden bağrına basmak istemediğini, neden kabullenmediğini, neden benimsemediğini bir daha önemle açıklarken vurgulamak istiyorum. Bu gelişme, lider kimliği ile ilgilidir. Türklüğün özelliklerinde vardır. Bir defa Türk soy ve boyları yani bizim atalarımız Türk soyundan olmayan birini asla kendilerine lider, önder, yönetmen olarak seçmemiş ve böyle biri dayatılsa bile kabullenmemişlerdir. Akılda bir olan, hep o dönekliktir.

Bizden olmayan bizi yönetemez.

 

Mesela Osman Oktay (Eski HÖH partisi Başkan Yardımcısı) şimdi TV ekranlarına çıkıp çıkıp partimizin kapatılmasını,  yasayla yasaklanmasını istiyor. Bu bir ihanet, bu bir döneklik değil de nedir. Bu parti Bulgaristan Türklüğü ve Müslümanlığının 139 yıllık iyi kötü birikimidir. Kahramanlıklarla dolu, ardında şehitlerin mezar taşları dizili bir yolun eseridir. Biz bugün varız yarın yok olabiliriz, ama partimiz ebediyen yaşamalı, örsle çekiş arasında ezilerek daha yetkin ve bilinçli duruma gelmek zorundadır. Bu bilincin ana çizgilerinden ve erdemlerinden biri de Türk kimliği sahibi olmamızdadır. Bu anlamda, Osman Oktay’ın birkaç para için döneklik ve ihanette parti dışında devam etmesini kınıyoruz.

 

Bir defa insanımız adil seçim olmayan yer de adalet olamayacağına inanılır. Bu bakıma, Ahmet Doğan ve ekibinin Bulgar gizli polisi tarafından önerilip dayatıldığını dildiğinden dolayı onlardan hiç birini kesinlikle bağrına basmamıştır. Söylenmesi gereken şudur: zamanla halkımızdan tamamen kopan bu kişilerden kimseye fayda gelmez. İnsanlarımızın bildiği “Bir lokma, bir hırka yeter!” gerçeğidir ki, polisin yetiştirdiği liderlerin açgözlülüğü, küstahlığı, dolandırıcılığı sınır tanımaz. Bunların birinde Türk Müslüman merhameti yoktur.

Dün ökçeleri delik olan bu “liderler” için halkımızın kullandığı ana sözlerimizden biri de şudur: “Yedi derviş bir posta oturur, iki sahte keleş bir dünyaya sığmaz!”

 

Özetle belirtilmesi gereken şudur, bu dönemde Bulgaristanlı Türkler öz kimliğini adet ve geleneklerine dinlerine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin esintisiyle yaşatmaya çalışıyorlar. HÖH partisi lideri ideolojik ve politik olarak partiye tamamen ihanet etmiş ve kendi bireysel hedefleri, ek kazanç peşindedirler.25 yılda halkının dilinde bir gazete çıkaramayan bir radyo yanını başlatamayan bir kişiye “lider” demek günahtır. Bunların işi halkımızı oyalamak ve uyutmaktır. Hak ve özgürlükler davamızdan caydırmaktır.  Bu durum artık bir kapris haline gelmiştir. A. Doğan’ın 8 kadın boşaması, koruma masrafı 2 milyon leva olan korumalı konaklarda ruhen çökmüş bir durumda gece gündüz eğlenmesi kamuoyunda tiksinti uyandırıyor. ,  L. Mestan’ın da onu örnek alarak eşi Şirin hanımdan ayrılıp ve yeni sevgilisi Maryana Georgieva’yı HÖH kotasından Spor Bakanı atatması çok olumsuz yankılanıyor. Biz gençleri okutuyoruz havalarına girip Paris’e hukuk okumaya gönderilen Çetin ve Metin Kazak kardeşleri her akşam “şanson” çalmaları için viski ziyafeti sofrasına çağrılması gazetelerde başlık oluyor. Bunlar Bulgaristan Türk kimliğinden çizgiler olamaz.

 

Halkından kopmuş muhabbet dostları, halkımızı yönetemez, buna daha öte izin vermemeliyiz.

Bu karakter çizgileri hoşgörülü, merhametli, iyi komşu, çalışkan ve dürüst insanlar olarak bilinen Bulgaristan Türk ve Müslüman kimliğiyle yakından uzaktan bağdaşmıyor. Biz halkımızın insanlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.

 

Devam edecek:

Yeni konularımız: Bulgaristanlı Türk kimliği ve ahlak.

Bulgaristanlı Türk kimliği ve din.

Bulgaristanlı Türk kimliği ve özgün kültürümüz.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir