Category: Yaşam

Kürt sorunu

ivo-hristov-finTarih:01.10. 2017 /Sofya

Yorumlayan: Prof. İvo Hristov – milletvekili.

Konu:   Barzani referandumunda derin anlam nedir? “Ermeni Soykırımını” Kürtler yapmıştır. Barzani zamanı dolmuş itibarsız bir politikacıdır.

 30 Yıl Savaşı

Bulgaristan Politik Araştırmalar Merkezi Müdürü ve Sosyalist Partisi (BSP) milletvekili, Sofya parlamentosu Dış Siyaset Komisyonu üğyesi ve siyaset yorumcusu Prof. İvo Hristov  ile gazeteci BSP Kırcaali milletvekili Aleksandır arasında bir sohbet.

Konu:  Eylül ayında Irak Kürk Bölgesinde yapılan  “bağımsızlık referandumu.”

Kaynak:  “Poglek.info”

Irak Kürt bölgesindeki son gelişmeler: Kürtler kullanılarak komşu devletlerin “şah” durumunda tutulması planları yürürlüktedir. Yakı Doğu coğrafyasında sürekli kanayan bir çıbanbaşı yaratılıyor. Birleşik Amerika Kürtleri destekleyerek ve ellerine daha modern silahlar vererek Suriye’yi neden cezalandırmak istiyor gibi sorunlara yanıt arıyoruz. En önemlisi de Baba Bush zamanından beri yanan bu bölgede yeni bir 30 yıl savaşı mı yakıldı?

Soru: Sayın Prof. Hristov, Bulgaristan kamuoyu Irak Kürt bölgesinde gelişen olaylar, “bağımsızlık referandumu”, bölgeye yapılan yeni büyük ölçekli silah sevkiyatının neden ve hedefleri gerekli derinlikte bilgilendirilmiyor. “Bağımsızlık referandumu” nereden çıktı? Hedefteki nedir? Komşu ülkelerden hiç biri “referandum” sonuçlarını tanımıyor, “Bağımsız Kürt devletini” da tanımak isteyen komşu ülke  yok.

Yanıt: Haritaya bakınca, “bağımsız Kürdistan” olayının hiç istisnasız bütün komşu ülkeler için büyük problem yarattığını hemen görebiliyoruz. Irak, İran, Suriye ve Türkiye kendi gerekçilerine dayanarak böyle bir devlet kurulmasını istemiyorlar. İhtarda bulundular. Yaptırımlar uyguluyorlar.

İkinci olarak hemen belirtmek istiyorum. Hatırlanacağı üzere, bu topraklarda 1990’lı yıllarda böyle bir referandum yapılmıştı. Sonuçları o zaman da % 90-95 oranında çıkmıştı.  O zaman da nu işten pek bir şey çıkmadı. Yine Irak Kür bölgesinde yapılmıştı. 1991—92’de de, Körfez Savaşı döneminde yine “bağımsızlık” talebinde bulunmuşlardı. Durumun açıklanmasında şimdi olan birinci perde değildir. Durum ortadadır.

Kürt sorunu geniş, kapsamlı ve derin bir sorundur. Birçok tarihsel aşamadan geçmiştir. Önemeli olan neden 2017’de yeniden aktifleştirildi? Orada bir Kürt topluluğu yaşıyor. 30 milyon Kürt olduğundan söz ediliyor, fakat bu halk topluluğu bir bütün değildir.

Soru:  Bir de Kürtlerin hepsi aynı dili konuşmuyorlar. Dağılmışlar ve birkaç devletlerde yaşıyorlar. Öyle mi?

Yanıt: Onlar tek dil konuşmuyorlar. Dilleri hiçbir yerde resmi dil olarak kabul edilmemiştir. Onların kendi yazı dilleri yoktur. Irak, İran ve Suriye’dekiler Arap harfleriyle, Türkiye’de yaşayanlar Latin harfleriyle yazıyorlar. Aşiret dilleri birbirinden farklı olduğundan birbirlerini anlamakta güçlük çekiyorlar. Kuzey ve Güney Kürt lehçelerini kullananların birbirini anlaması olanaksız gibi… Kürtler tek dilli bir topluluk değildir, soy cemadatları olarak yaşıyorlar. Kürtlerin birlik ve beraberliğinden söz edilemez. Buradan çıkarak da liderlerinin farklı kişiler olduğundan ve izlenen siyasetin de farklılığından söz edebiliriz. Kürt halkı, savaşçı bir halktır. Bölgenin coğrafya konumu da dikkate alınarak, dış dev güçler Kürt liderlerinden kendi bölgesel stratejilerinde yararlanıyorlar. Bu, eskiden de böyleydi, şimdi de böyledir.

Soru:  Belirli bir zaman önce, sizinle yaptığımız başka bir söyleşide “Kürdistan” devleti kurulması, tüm komşu devletleri “şah” durumunda tutma planıdır, demiştiniz. Bu “referandumu” dışardan destekleyen ülke olduğunu işitmedim. Bunu kimin himayesinde yaptılar. Bu işin arkasında kimler var? Bu işin ardındaki oyun kurucuların hesapları nedir?

Yanıt:  Birbirinden uzak iki bölge var: Yakın Doğu ve Balkanlar. Balkanlar’daki Arnavutluk sorununu hatırlayalım. Arnavutların da Kuzey ve Güney bölgesi var. BU bölgeler arasında da derin farklar olmasına rağmen, Arnavutluk kartı 1990’lı yıllarda oynanmıştı. Arnavutluk kartı oynandı, Yugoslavya dağıldı. Makedonya, Hırvatistan, Slovenya Bosna-Hersek, Kosova, Sırbistan devletleri doğdu. Şöyle ki Alman milliyetçiliğinin tırmandırılmasına çalışanlar, aslında Bulgaristan da aralarında bütün Balkanlara egemen olmak istemişlerdi. Balkanlarda barut fıçısını patlatarak, eski bir teknik olan, “ayır buyur” taktiğiyle bütün bölgeyi ele geçirmeye çalıştılar.

Arnavut ve Kürt sorununda büyük benzerlik var.

Haritaya baktığınızda, adına “Kürdistan” demeye çalıştıkları bölge için önemli olan nedir? “Bağımsızlık referandumunun” ardında duran İsrail ve Birleşik Amerika için bir Kürt devleti kurulması asla önemli sayılmaz. Önemli olan bu bölgenin büyük petrol ve su kaynağı olmasıdır. 2005’te bir emekli Amerikan Generali bir “Kürdistan Haritası” çizmişti. Bu haritada Türkiye Cumhuriyeti’nin yarısı hayali Kürt devletine katılmıştı. Büyük bir endişe uyanmıştı. Olay gerginliklerin kaynağıdır. Şimdiki “bağımsızlık referandumu” ile Yakın Doğuda 25 yıldan beri devam eden savaşa yeni bir 30 yıl savaşı eklenmeye çalışılıyor. Yakın Doğuya 30 yıl savaşı bombası gömülüyor. Referandumun anlamı budur.

Soru: Bu savaşın başlaması önlenebilir mi?

Yanıt:  Hayır, önlenemez. Görüldüğü üzere DEAŞ ve s.o. “İslam Devleti” planını hazırlayanlar ve haritasını çizenler sanki ilk etap ödevlerini başarıyla yerine getirdiler. İran, Irak, Rusya ve Suriye silahlı güçleri karşısında durabilecekleri tezini savundular.  DEAŞ projesi sona ermek üzeredir. Kurdukları orduyu kendileri yendiler. Şimdi YPG gibi yeni güçlere bel bağladılar. Görüldüğü üzere, Suriye tek başına bu güçlerle ile başa çıkamayacak, Rusları yardıma çağırdı. Karşılarına büyük bir savaş gücü yığıldı. 3 bin TIR silah geldi. Savaş gemileri yığınak yaptı. En yeni silahlar denendi. “DEAŞ” sayfasını kapamaya çalışanlar, Suriye’de silahlandırdıkları sözüm ona yurtsever askeri güçlere bel bağlayıp onları kışkırtıyorlar ve onlar kullanarak ilerlemeye çalışacaklar, savaşta ikinci perde açılıyor. Artık PYD savaşacak. Bu Kürt güçler direk olarak Amerikan generallerince seçildi. Eğitim gördüler. Silahlandırılıyorlar. Savaş alanına sürülüyorlar.

Soru: Rusya bu gelişmelere neden tepkili değil?

Yanıt: Çünkü eşdeğerli ilişki içindeler. Şöyle açıklayabilirim. 1989 -1990 yıllarında Rusya Kürt kartını çok oynadı. O zaman Kürt meselelerinde Bulgaristan çok önemli bir rol oynuyordu. Bildiğiniz üzere Türk, Türkiye ve Yakın Doğu konularında sosyalist ülkeler arasında çok önemli rol üslenen ülke Bulgaristan’dı. Bulgaristan olarak Kürtlerle, Kürt İşçi Partisi (PKK) ile geliştirilen ilişkilerden sorumlu ülke Bulgaristan’dı. Geçerli olan formül şuydu. “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” Türkiye düşmanımızdı. PKK Türkiye Cumhuriyetine büyük belalar açıyordu. Onu silahlandırıyorduk. Dolayısıyla Türkiye’nin düşmanı olan PKK bizim dostumuzdu. Biz Kürtlerin nasıl insanlar olduğunu o zaman pek bilmiyorduk, şimdi de yeni yeni öğrendik. Öğrendiğimize göre, Osmanlı devrinden birkaç defa başkaldırmışlar. Acımasız işkence, zulüm, gaddarlıklar işlemişler. Başka bir şey vurgulamak istiyorum. Osmanlı devrinde “Ermeni Soykırımını elleriyle gerçekleştirenler, kırıp, yakıp kesip öldürenler Kürtler olmuştur. Bu asla unutulmamalıdır. Bulgaristan’da birçok kişi bunu işitince, “ah ne oluyor” diyeceklerdir. Fakat başka gerçek yoktur. Gerçek birdir. Bununla birlikte Trabzon’da Rumların başını kesenler de Kürtlerdir. Bu çok büyük bir zulümdür ve Kürtler tarafından işlenmiştir. Onlar Osmanlı imparatorluğunda kendilerine özel haklar tanımışlardı. Şimdi kalkıp kendi efendilerine saldırıyorlar. Ankara’nın elini ısırmak istiyorlar.

Soru: Tayyip Erdoğan’ın “Biz bir gece ansızın geliriz” sözlerinin anlamı bu mudur?

Yanır: Evet. Gerçek budur.

Soru: PKK’nın Barzani’yi Kürtlerin lideri olarak tanımadığı doğru mudur?

Yanıt: Evet doğrudur. Barzani rüşvetçi ve dolandırıcılar babasıdır. Halk arasında ahlaklı biri olarak nüfusu yoktur. O, Irak Kürdistan’ında Kuzey – Zaho bölge aşiretlerinden birinin ağalarındandır, Türkiye devlet sınırı boyunda yaşıyorlar. Türkiye’nin Güney Doğusunda yaşayan Kürtler dil bakımından Zaho – Kürtlerinden farklıdır. Burada önemli olan Zaho Kürtlerinin belini doğrultmasında çok önemli olan gelir kaynağı Türkiye üzerinden geçmektedir.

Soru: Başkan Erdoğan “biz vanayı kapatırsak petrolü kime satacaksınız?” dedi. Bu sözlerin anlamı açıktır.

Yanıt: Doğrudur.

Soru: “Bağımsızlık referandumunun” başka nedenleri olabilir mi?

Yanıt: Rus kaynaklarına bakılırsa, Barzani ve etrafındaki güruh Kuzey Irak Kürtleri için can sıkıcı oldu. Değiştirilmeleri için ısrar var. Bu sözde referandum da ömür uzatma tatbikatı gibi bir şey oldu. Yeni gelen Kürt nesil Barzani ve adamlarını kabul etmiyor. Şu da var. Barzani Kürtleri, Suriye Kürtleri ve Türkiye Kürtlerinin menfaatleri her defasında ve her konuda örtüşmüyor. Onların aralarında da çok ciddi çelişkiler ve kavgalar var. Irak’ta PKK ile Barzani peşmengereleri aralarında defalarca çatışmıştır.

Soru; Öyleyse Barzani bütün Kürtlerin lideri olup hepsini temsil etmek mi istiyor.

Yanıt: Evet, fakat aslında 1992’den beri bir bağımsız Irak Kürdistanı vardı. Onlar son dönemde Kuzey Suriye ve Musul çarpışmalarına girdiler. Bir yere kadar tecrübe sahibi oldular ve şimdi dünyanın bu bölgesindeki petrol kaynaklarının bekçiliğini yapmak için hazırlık görüyorlar. Göz diktikleri bölge Derezor ve Musul arasıdır. Burası bir petrol bölgesidir.

Soru: Irak’ın rolü ne olacak. ABD Irak’a bir devlet gözüyle bakmaz mı oldu?

Yanıt: Evet.  Amerika Irak’a bir devlet gibi bakmıyor. Kuşkusuz Amerika Yakın Doğu savaşını kaybetti diyenler kalabalık olsa da, kanımca Yakın Doğu devletlerini yerle bir eden, hepsini yenen Amerikan silahlı güçleri, bölgede tek egemen güç gibi hareket ediyorlar. Yaptıkları yanlış şudur. Bağdat’ta suni yönetimi devirip yerine Şii iktidar gelirken aslında İran Bağdat’a yerleşmiş oldu. Şunu da ilave edeyim. Bağdat hükümeti İran yanlısıdır ama aynı zamanda Rusya ile de oyun içindedir.

Ne ki Osmanlığı paşalığı olan Bağdat şimdi çok önemli 2 stratejik nedenden ötürü. Birisi çok önemli stratejik konumu ve 2. Kuzey Irak’taki zengin petrol kaynakları olması bakımından ve Güney Irak (Basra) petrol kaynakları olduğu için çok önemlidir. Yeni dönemde Kuzey Irak petrol kaynaklarının denetimi Barzani peşmengelerine verilecek yani Amerikan kontrolünde kalacaktır. Güney petrolleri de İran kontrolüne geçmiş olacaktır.

Soru: Demek oluyor ki, Yakın Doğu sınırları yeniden çizilecek.

Yanıt: “Arap Baharı” yazarı Amerikalıyı hatırlarsanız. Eserin bir yerinde “Araplar aşirettir. Devlet değildir. Biz onları geldikleri deliklere geri tıkacağız!” demiştir. İşte bu işler uğraşıyorlar şu dönemde. Şöyle yani, bu topraklarda Türkler ve İranlılardan, biraz da Mısır’dan başka devlet geleneği olan halk yoktur. Yüksek medeniyet sahibi olanlar Türkler ve İran halklarıdır. Haritaya bakınız. Ürdün, yolda bulunmuş bir devlettir. Tam adı, “Ürdün Irmağının öte yakasında bulunan toprak” tır. Aynı değerlendirmeyi Suriye ve Irak için de yapabiliriz. Bunlar uydurma devletlerdir.

Soru: Türkiye Suriye sınırındaki duvara ne diyeceksiniz.

Yanıt: Türkiye Suriyeli Kürtlerle uzun sürecek bir savaşa hazırlanıyor. Bu duvar, Bizim Türkiye sınırına çektiğimiz tel örgü gibi değil, ciddi bir tesistir. Suriye Kürtleri nüfusun % 10’u olmasına rağmen, ülke topraklarının üçte birini istiyorlar. Ele geçirmek istedikleri bölgeler Suriye petrol bölgeleridir. İkinci olarak da Fırat nehri sularına sahip çıkmak istiyorlar. Ruslarca desteklenen Şam hükümeti ile Amerikan himayesindeki Araplar ve silahlandırılan YPG Kürtleri petrol bölgesi için savaşıyor. Suriye savaşı bitmedi. Şimdi en kesin aşamasına giriyor. Amerika’nın silah yığınağı yapması böyle anlaşılmalıdır. Bu savaşta biz artık Birleşik Amerika ile Rusya’nın yüz yüze geldiğini görüyoruz ve 2 taraf da şehitler veriyor. Son haberlere göre, 4 Rus Generali öldürüldü. Fakat Ruslar da içinde büyük sayıda Amerikan ve Batı yetkili ve askeri danışmanlar olan 4 oteli yerle bir ettiler.

Soru: Türkiye için ne diyebilirsiniz.

Yanıt: Türkiye’ye büyük sorumluluklar düşüyor. Bölgedeki güvenilir devlet Türkiye’dir. 4 milyon sığınmacı aldı. Türk halkı için en önemli olan devletin ve vatanın bütünlüğüdür. Türkiye’nin en büyük güç kaynağı vatan ve devlet etrafında gösterebildikleri birlik ve beraberliktir.

Share

İktidara Karşı Dikilenler

Çingeneler – 2

Tarih: 28 09 2017

Konu:   Bulgaristan’da can alıcı sorunlar                            

2017’de Bulgaristan’da en çetin problem Çingene sorunlarıdır. Nüfusun üçte birini oluşturan ve sayıları 2 milyonu aşan bu toplumsal kesimin başı yıllardır devletle derttedir.

Evleri yıkılan, sokakta kalan, çocukları okula gidemeyen, çöpçülük ve hamallık dışında istihdam bulamayan, dilenmekten kopamayan bu yurttaşa saldırılar git gide sertleşiyor. 2016 yılı boyunca ve 2017’in ilk yarısında basın, TV ve radyo bu kesimden yurttaşları özellikle Kuzey Bulgaristan il, belediye ve muhtarlıklarla gece gündüz süregiden hırsızlık, insan kaçırma, telefonla para isteme ve fidye için baskı uygulama olaylarında hep Çingene vatandaşlardan söz ediliyordu.

Gerçekleri gizlemek zor oldu.

2015’ten beri Vratsa, Oryahovo, Kozloduy, Byala Slatına gibi bölgelerde köylülere zulüm eden 10 kişilik çetenin 8 üyesi tutuklandı. Ofislerinde işkence araçları, uyuşturucu ve büyük miktarda para bulundu.

Baskının bu yılın Mart ayından bu yana özellikle yoğunlaştığı bölgeye basın işaret etti. Filibe (Plovdiv) yöresinden Sadovo, Pırvomay, Kayacık (Dimitrovgrad), Haskovo yöresinden “Kapitan Andreovo” Türkiye sınırına kazanan köy ve kasabalarda İslam’a ve Türk Kimliğine sarılanlara karşı çok sert davranıldığı haberleri geliyor. Bu işlerin ardında duran ve emir veren konumuna gelen Başbakan Yardımcısı faşist Valeri Stoyanov “bu memlekette benim bileğimi bükebilecek yok” demeye başladı.

26 Mart 2917 seçimlerinde Türk seçmenden 120 bin oy alan GERB lideri Başbakan Boyko Borisov “Çingene sorunları“ konusunda susuyor. Siz hiç onun “Çingene”, “Rom” veya “azınlık”, “Çingeneler bu sene de odun alamamış” gibi sözler söylediğini işittiniz mi? İşitmemişse bu azınlık topluluğunun yaşamaya çalıştığı getto-mahallelerdeki çileleri de bilmezsiniz. Orada gerçek bir hayat kavgası veriliyor.

Politikacılar halkı görmeyen kişilerdir

“Fakti.bg” Başbakan Borisov Çingene çilesi konusunda neden susuyor? Konusunda 1 200 kişiyle bir anket düzenledi. Katılanların % 42’si “Başbakan açılış yapmayı, asfalt yollarda şerit kesmeyi” seven biri, demişler. Aynı kişiler Borisov’un Çingenelerle işi olmasını istemiyor ve bu konuda bilinçli hareket ediyor, demişler. Çingeneler Borisov’a ancak seçim günü lazımdır.

Yine aynı kesim, koalisyon ortaklığında başı çeken Başbakan Yardımcısı Valeri Simyonov’un Çingenelerle başa çıkma işinde yeminli olduğu ortadadır. Köylerde büyük Çingene düğünleri ve festival yapılması da yasaklandı. Bu sene Çingenelerin “At Günü”, Bulgarlarınsa “Georgi Günü” (kahramanlık günü) kutlamaları hafif geçti. Çingene toplulukta para suyunu iyice çekmiş ve bu bayram yalnız “çalga” müziği dinleyerek ve göbek atarak geçirdiler.

Herkes ders alıyor ve görmek istemediklerini görmüyor. Bu koalisyonda Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan, aslında kapatılması gereken İç Makedon Devrim Örgütü (VMRO) hergelelerinin lideri Kr. Karakaçanov da elini Çingenelerle kirletmekten vaz geçti. Acından ölseler de umurunda değil. Bakan koltuğuna oturunca kaskatı ve manda yürekli oldu. Çingene kızlarını 16 yaşında 2 sene asker ocağına alıp fuhuş yaparak çocuk doğurmalarını önlemek ve Bulgaristan’da nüfusu karşısında Çingenelerin çoğunluk olma sorununu çözmekten şimdilik vaz geçti. Anlaşılan ya bakanlıkta ödenek yok ya da insan hakları ve Avrupa Birliği kanunlarına tosladı. Çünkü AB yasalarında erken yaşta doğum yapmayı yasaklayan bir madde yok. Fakat o boş durmuyor. 2016 yılı “milli güvenlik raporunda” en büyük tehlikenin “Çingenelerin İslamlaşarak radikalleşmesi” olduğunu okuyunca, 27 Eylül günü Sofya’da Büyükelçileri topladı ve “dış ülkelerde eğitim gören imamların Bulgaristan Eğitim ve Öğretim Bakanlığı tarafından sınava tabii tutulması gerektiğini söyledi. Kuşkusuz bunun yapılabilmesi için Sofya Yüksek İslam Enstitüsünün bir Yüksek Enstitüsü olarak lisanslandırılması gerekiyor ki bu yıllardan beri yapılamıyordu. Getto-mahallelere ve Çingene köylerine polis ekipleri yerleştirmeyi planlayan faşistler güruhu başı Valeri Simyonov, Çingenelerle başa çıkma savaşımının devlet eliyle yürütülmesinden, motorlu ve futbol serserileriyle dolan meydanlarda etnik çılgınlıklar yapmaktan aldığı hazla yaşıyor. Şimdi Çingeneleri Hindistan’a gönderelim, tek yönlü biletle “Alabama’ya” yollayalım, demez oldular. Avrupa Birliği projesi de pek tutmadı, çünkü dilencilik yasak, çöp işleri de başkaları arasında paylaşılmış olan ülkelerde sosyal yardım kuyruğuna girmek de zorlaşmış bulunuyor.

2007’de Çingenelerle hesaplaşmaya “hepinizden sabun yapacağız” demeçleriyle başlayan “Ataka” partisi lideri Volen Siderov’un da mumu sönüyor gibi. 60’ında çocuk yapıp yeniden düğünlü evlenmenin getirdiği yeni yükümlülükler var kuşkusuz.

“Fakti.bg” anketine katılanlar bu hususları dikkate alarak “Bulgar hükümeti en önemli azınlığın sorunları vurdum duymaz” oldu demişler. Ankette çıkan şöyle bir sonuç da var. Borisov “ikizler” burcu olduğundan, her role girebilir, fakat Çingene işlerine katılmak istemez, diyenler % 60 oranındadır.

Şöyle bir sorun da var bizde: Çingeneler getto-mahallelerde paralel yaşam tarzı sürdürmeye devam etseler, kız pazarlarında işlerine karışan olmasa, evlenme boşanma davalarına kendi mahkemelerinde (meşhere) baksalar, yol, su, kulübelerinin mantolanmasını ve sosyal yardımların arttırılmasını istemeden, hatta Avrupa Birliği’nden onların için gelen şu 7 milyar 200 milyon Euro’dan pay istemeden yaşamaya devam etseler, ne değişir!? Bu gibi temel konularda uzlaşmaya varılabilmişse, işler eski hamam eski tas devam edebilir, fakat bu bilinçlenen ve satır balta kapıp polisin karşısına dikilen kesim olmasa…

 

2017’de Bulgaristan Çingenelerine bulaşan bir memnuniyetsizlik mayası var. Polislerin ve itfaiyecilerin iş elbisesi, ayakkabı, eldiven ve kemer isteklerinin Kanada polisinden ikinci el sağlandığı ortaya çıkınca, bizim burkucu ve sepetçiler “biz de isteriz, dış geliyor” dediler ve başkaldırdılar. Geçen seneye kadar Çingene gençler rakı kaynatanların ocak başı kavgalarına karışıp 4-5 ay içeri girer ve kışı geçirirdi. Bu kapı da kapandı, çünkü koğuşlar doluymuş…

 

Ankete katılanlardan % 5’inin kesin görüşüne göre, B. Borisov Başbakan sıfatıyla ve GERB de sağ merkezci bir parti olarak Çingene sorunlarını bir çuvala doldurmuş ve İç İşleri Bakanlığı’na (MVR) kurumlarına devretmiş ve ellerini bulamak ve keyfini bozmak istemiyor. TV sabah programlarında Çingene kavgalarına çok yer veriliyor, fakat “MVR Meslek Bayramı” Gününde bir polis filmi yerine “Japon Balıkları” gösterilince, özlemle bekleyenlerin keyfine keder oldu. Polislerin arasından “Çingeneler kadar haysiyetimiz kalmadı” diyenler de olmadı diyemem.

“Borisov Çingene sofrasına oturmuş mudur?” sorusuna katılımcıların hepsi olumsuz yanıt verirken, % 2’si  “şimdiki izlenim gerçekçi değil, seçimler yaklaşınca Başbakanın Çingenelere ilgisi artar” görüşünde birleşmişler.

Halkla alay ediyorlar

Öte yandan Çingenelerin yürekler acısı sefilliğini gizlemeye çalışan para karşılığı kamuoyu yaratan Bulgar medyasının en fazla kullandığı terimler ise “milyar leva” veya “milyon leva” dır. Her gün ya bir bankomat sökülüyor, ya para taşıyan bir araç soyuluyor ve her defasından “üç yüz beş yüz bin levadan” söz ediliyor.  Eylül ayında Bulgar bankalarında kişisel hesaplarda 49 milyar leva birikmiş para olduğunu açıklandı. Fakat bu paraların kaç kişinin hesabında bulunduğu ve kaç milyon kişinin hesabında da bir leva olmadığını ve kaç yüz bin vatandaşın banka hesabı dahi olmadığını söylemiyorlar.

Aynı zamanda basın büyük Bulgar şair Geo Millev’ın unutulmayan ibret dersi olarak şu sözlerini hatırlatıyor:

“Yalan yalan söyler;

Yalan yönetir ve

Yalan durmadan çalar!”

Büyük bir propaganda fırtınası kopardılar. 15 Ekimden başlayarak, Bulgaristan’da 20 leva  (on Euro) zam yapılarak en düşük emekli maaşının 200 leva (100 Euro) olacağını anlata anlata bitiremediler. Bir ton odunun 100 leva olduğunu vurgulayan yok.

Artık uyanalım arkadaşlar.

Son günlerde Bulgaristan’da azınlık hakları kavgası yeniden kızıştı. Türk azınlığı kanaat sahipleri Sofya’da bir toplantı yaparak, isteklerini yazılı yeni bir program halinde derlediler.

GERB partisi artık kimliğini gizleyemiyor

Sofya meclisinde ise HÖH Genel Başkanı Mustafa Karadayı, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Türk ve Müslüman düşmanı Krasimir Velçev’in istifasını istedi. Gerekçe olarak, Velçev’in komünizm devrinde zulüm görmüşlere ilişkin yasada değişiklik yapılması tartışmalarında meclis gelen kurul toplantısında yaptığı konuşmayı gösterdi. HÖH partisi totaliter rejime karşı barışçı gösteriler sırasında ateşli silahla yaralanan vatandaşlar için yasa değişikliği ile tazminat istedi. Bu yasa değişikliği daha fazla olmak üzere güya “Soya Dönüş Sürecine” karşı direnişlerde yaralananları kapsamına almaktadır.

Yasa değişikliğine karşı çıkan Velçev, meclis kürsüsünden yaptığı konuşmasında, Hak ve Özgürlük Hareketi (DPS) partisinin kendi bütçesinden para ayırarak, özürlü kalan bu vatandaşlara parasal yardımda bulunmasını önermiştir.

Bu konuşmaya yanıt veren Genel Başkan M. Karadayı, “bu sözleri ancak insanlarımızı kendilerinden saymayan biri söyleyebilir” dedi ve bu konuda, GERB partisinin ikisinin de üyesi olduğu Avrupa Halk Partisi’ndeki Almanya Hıristiyan Demokratları gibi düşünmesi gerekir” diye ilave etti.  Almanya Hıristiyan Demokratlarının (Merkel’in) aşırı sağ ve sol oluşumlarla iktidar ortaklığı kurup yönetmeyeceğini beyan ederken, GERB partisinin güya “Birleşik Yurtseverler” adındaki faşistlerle yönettiğini söyledi ve insan değerlerini hiçe sayan bir kişinin meclis insan hakları komisyonunu yönetemeyeceğini ve ulusun bütünlüğünden söz edilemeyeceğini belirtti. Karadayı, iktidar ortaklığının milliyetçilik ve kendilerinden olmayanlara karşı düşmanlığa dayandığına işaret etti.

Bulgaristan’da iktidara karşı dikilenler cephesi oluşuyor.

Share

Milli ATM ile bir dakikada ehliyetiniz hazır

Türk mühendislerce geliştirilen yerli ve milli ATM, geleneksel olanların pabucunu dama atacak. 140 farklı işlemi aynı yerde yapabileceğiniz makine-den 1 dakika içinde ehliyetinizi alabilecek, devlet kurumu ödemelerini gerçekleştireceksiniz. Şimdiden ABD gibi birçok ülkenin sipariş için sıraya girdiği ATM, Türkiye’de de altı ay içinde kamu kurum ve bankalarında kullanılacak. BAE’de ehliyetlerin yarısı, araç ruhsatlarının tamamı bu cihazlarda basılıyor ve vergilerin yarısı bu makinede tahsil ediliyor.

Milli ATM ile bir dakikada ehliyetiniz hazır

Türk mühendis ve yazılımcılar tarafından geliştirilen yerli ve milli ATM, geleneksel olanların pabucunu dama atacak. TÜBİTAK desteği ve Ekonomi Bakanlığı’nın teşvikleriyle üretilen makinede 140 farklı işlemi aynı yerden yapabiliyorsunuz. Bütün bankacılık işlemleri yanında, bir dakikada ehliyetinizi çıkarabilir, devlet kurumu ödemelerini gerçekleştirebilirsiniz. İsterseniz görüntülü arama ile müşteri hizmetlerinden yardım alabilir hatta İstanbulkart doldurabilirsiniz. İşin güzel tarafı, yerli ATM, bir proje olmanın ötesine geçerek karlı bir ihraç ürünü haline gelmiş durumda.

6 AY SONRA HAYATIMIZDA

Elektronet firmasının ürettiği bu makine için ABD dahil olmak üzere onlarca ülke sıraya girmiş durumda. Cihaz, Ekonomi Bakanlığı’nın öncülüğünde kamu bankaları ve işlemlerinde kullanılmak üzere 6 ay içinde hayatımızda olacak. ATM’nin özelliklerini ve ülke ekonomisine yapacağı katkıyı konuşmak üzere bir araya geldiğimiz Elektronet Firması’nın İcra Kurulu Başkanı Can Yanyalı; ABD, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere, Almanya, Malta ve Gana’ya ATM ihraç ettiklerini ve bu teknolojiye 20 milyon dolar yatırım yaptıklarını paylaşıyor.

BAE’NİN TÜM DEVLET İŞLEMLERİ BİZE EMANET

Birleşik Arap Emirlikleri’nde devlet dairelerinde Elektronet’in 6 aylık AR-GE ve 1 milyon dolarlık yatırımla gerçekleştirdiği cihazların kullanıldığını anlatan Yanyalı, “Ülkedeki ehliyetlerin yarısı, araç ruhsatlarının tamamı Türk firması tarafından geliştirilen makinelerde basılıyor, vergilerin yarısı bu ATM’ler aracılığı ile tahsil ediliyor. Sadece teknoloji ihraç etmiyoruz, cihazların operatörlüğünü de üstlenip, yapılan her işlemden yüzde 10 ile 30 arasında ücret alarak gelir paylaşımı modelini sürdürüyoruz. Mesela trafik cezasında yüzde 15, tapu harçlarında yüzde 20 gibi değişen oranlar söz konusu” diyor. Geleneksel ATM’lerin teknik gelişmeleri ve müşterilerin artan isteklerini karşılamakta yetersiz kaldığını belirten Yanyalı, gelişmiş ülkelerde uygulanan ismiyle ‘Bağımsız ATM operatörü’nün banka adına bu hizmeti sunarak, karşılığında hizmet bedeli aldığı bilgisini veriyor.

BANKALAR NEDEN HALA BEKLİYOR ?

Bankanın bakım ve güvenlik gibi konularla uğraşmadan profesyonel hizmet aldığını aktaran Yanyalı, aynı ATM’den farklı bankaların kartı ile işlem yapılınca, ciddi bir maliyet avantajı sağlanacağını belirtiyor. Can Yanyalı ilgili sürecin ulaştığı aşamayı şöyle anlatıyor: “Neden onlarca farklı ATM’den işlem yapıyoruz? İşlemleri aynı makinede yapmak için hiçbir engel yok. İlgili kurumun entegrasyonu yeterli. Biz de ATM’ler para çekmek için kullanılıyor. Her bankanın kendi ATM’si olunca bunun için harcanan para vatandaşa maliyet olarak yansıtılıyor.”

HEM TEKNOLOJİ HEM HİZMET İHRACI

Can Yanyalı Ekonomi Bakanlığı’nın milli ATM teknolojisine ilgi gösterdiğini ve önümüzdeki dönemde kamu bankaları başta olmak üzere devlet kurumlarının yerli ATM’nin kullanımı konusunda öncü olacağını dile getiriyor. Yanyalı sektörü şöyle özetliyor: “Ülkemizdeki ATM pazarının yüzde 97’si yabancı 2 işletmede. Kalan yüzde 3’ü de bizim payımız. Kendi ülkemizde pazarımız yüzde 3 iken BAE’de yüzde 15’lik paya sahibiz. Türkiye’deki bankalar eski usul ATM’lerin ihtiyacı karşılamadığını görünce yeni nesil ürünlerle ilgilenmeye başladı. Kısa sürede, sektörde olumlu gelişmeler olacak. Çoklu bankacılık kanalı, abonelik başvurusu, bireysel kredi başvurusu gibi işlemleri yapabileceksiniz.” Yanyalı, yurt dışındaki müşterilerin isteklerine göre özel siparişler de aldıklarını ve buna göre bir gelir paylaşım modeli benimsendiğini belirterek, hizmet ihracı da yapmış olduklarını ve uzun süren bir ortaklığı başarabildiklerini anlatıyor. Cihazın evrak tarayıp, ilgili kuruma mail atacak ve hatta çek bozdurabileceğiniz bir teknolojiye sahip olduğunu aktaran Yanyalı, “Vakıfbak ile görüşmelere başladık, bir cihaz kuruyoruz 6 ay kadar bir test sürecimiz olacak. Bizim için öncelik kamu, onlar burada öncülük ediyor diyebiliriz” bilgisini paylaşıyor.

VATANDAŞ TEK YERDEN İŞLEM YAPSIN

Binden fazla patente sahip Elektronet şirketinin ürettiği ATM, vatandaşın günlük işlerini kolaylaştırmak, banka ve kamu kurumlarına maliyet avantajı sağlamayı amaçlıyor. Mantığı çok basit, onlarca farklı makinenin işlemini tek bir kanaldan güvenle yapabiliyorsunuz. Farklı banka müşterileri, para kesintisiz tüm finansal işlemlerini buradan sürdürebiliyor. Neredeyse her mahalleye bir ATM kuran bankalar da bu tür masraflardan kurtuluyor. Ülkemizde 70 bin ATM olduğunu ve bunların gelişen teknoloji ile sürekli yenilenmesi gerektiğini düşününce bankacılık sektörü ve müşteriye ciddi bir mali yük haline geliyor.

EVRAKÇILIK MAKİNEYE DEVREDİLİYOR

Bu teknolojinin birilerini işinden etme veya yan sektörlere zarar verme riskini sorunca Yanyalı konuya şöyle açıklık getiriyor: “Aslında sektörde insanın işini elinden almıyoruz ya da sektörlere zarar vermiyoruz. Arka tarafta gereksiz bürokratik işlemlerle uğraşmak yerine kamu daireleri veya ilgili özel sektör kuruluşları daha nitelikli işlere yöneliyor. Bir devlet memurunun işi gişe elemanı değil evrak damgalamak değil, işte BAE bu sistemler sayesinde kamu görevlisinde verimliliği esas aldı bu sistem sayesinde. Bir bakıma bu makinelerle evrakçılığı makinelere devrediyor.”

Share

Düşünür Alen Finkelkrot ile bir söyleşi.

BGSAM

Tarih: 26.09.2017

19.09.2017 tarihli Fransız “Fifagaro” gazetesinden tercümedir.

Konu:  Totalitarizm kabuğu açılınca yayılan kokular.

Totaliter Kötülük, İyilik Kampına Ait Olma İnancından Doğar

 

“Milli Kimlik” sözlerini söyleyebilecek kadar cesaret bulabildiğinde kendinde sen “Bugün Artık Bir Faşistsin”. Cumhuriyetimize sırt çevirip, özel haklar ve hatta bölünüp ayrılmaya yönelik bir siyaset çizgisini dayatmak isteyen ikinci bir toplumsal yapı belirdiğine işaret edenler ise artık “İslam Düşmanıdır”. Okulda öğretilmek istenenlerin bir bakıma tekrar olduğunu, eski zaman ruhu içinde yaratıcılık yapmaya bir çağrı olduğunu hatta okulun bugünkü rolünün öğrencileri yeni teknolojilerle başa çıkmayı öğretmek değil yani yaşlıların bunu yapmasına, barış içinde yan yana yaşamanın, çok kültürlülüğün ve istikrarlı gelişmenin ne kadar iyi olduğunu anlatıp ısrarla dayatmasına gerek olmadığını iddia ettiğinde  “gerici” olarak damgalanırlar.

Eski dostlar olan Fransız feylesofları Elizabet de Fontane ile Alen Finkelkrot “Mayın Tarlasında” (En terrain mine)  başlıklı kitapta bu konularla ilgili görüş birliği ya da itirazlarını mektuplaşma şeklinde ifade etmişlerdir. Aralarında çok medeni bir şekilde görüş alış verişi yapmış ve tartışmışlardır.

“Mayın Tarlasında” başlıklı kitap feylesof Elizabet de Fontene ile okur arasında zaman içine gömülmüş olay ve idelerin günümüz beyaz perdesine yansıyan gölge simalar üzerinde bir tartışmadır. Bu aynı zamanda elini kolunu sallayarak sorumsuzca gezip tozan genç ile bugün artık olgun bir entelektüel tip arasında ilginç bir tartışmadır. Bu iki tip arasında aşılması mümkün olmayan bir endişe hendeği var. Bugün Fransa’da bu konuyu işleyen Finkelkrot tarafından kaleme alınan, yaşlı kuşağın belirli bir zaman kesiminde içinde bulunduğu o 1968 tipini anlatan “Bahtsız Kimlik” (L’ldentite malheureuse) ile oluşmuş olan kimlik arasındaki bağlar tamamen kopmuşmudur?

(BGSAM: bu konu biz Bulgaristanlı soydaşlar için olağanüstü önemlidir, çünkü biz de komünist totaliter dönem yaralarından tamamen kurtulabilmiş değişiz.)

-Ben 1968’de (Fransa’da büyük öğrenci olayları olurken, 19 yaşındaydım. Yükselen sosyal dalga beni de kapmıştı. Benim neslimden birçok kişi gibi ben de duygusal sürü liberalizmini coşkusu yaşadım. Sürü gibi uzayan alayla yürüyerek “sistem” dediğimize karşı ben de direndim.  Sonra her şeyin siyaset olduğu bilinci beni uyandırdı. Bizim o zaman yaptığımız büyük gösteriler ve sokak çatışmaları üstüne git gide devrimlerin totaliter evrimleri açıklaması yapılırken git gide yazar Anri Mişo’un şu savını kabul etmek zorunda kaldım: “Grup halinde şarkı söyleyen, istedikleri zaman kardeşini hapse gönderir.” Ben, 1968 Mayıs olaylarını reddetmiyorum, fakat uzun zaman önce fikrimi değiştirmeye başladım.

– Siz şu an, gençliğinizi yaşadığınız o güzel yıllarda, kime sağcı biri denmesi gerektiğini anlamadığınızı itiraf mı ediyorsunuz? Görüşünüz şuydu: “Onlar herhangi birilerinin hayırsızıdır.” Bu fikrinizi değiştiren ne oldu?

– Orta Avrupa yazarları beni değiştirebildiler. Beni totaliter kötülüğün, İyi olanın kampına ait olma duygusundan doğduğuna inandırdılar. Siyaseti, insanlığın düşmanlarına karşı bir mücadele olarak algılayan Robespierre konseptinden böyle koptum. Bu kopuştan sonra alçakgönüllü bir insan oldum.

– Verdiğiniz mücadele kalıplarında anti-totalitarizm mi arayalım?

Seyman Leys bu konuda şöyle bir uyarıda bulunmuştu: “Ancak ve yalnız siyasette uygulanabilir olduğundan dolayı, kabul edilebilir bir tek siyasi sistem demokrasidir. Kendi alanı dışında demokrasi onun eşdeğeri olan ölümün ta kendisidir, çünkü ne zeki olmak, ne güzellik ne de aşk…gerçek bile demokratik değildir. Siyasette demokrasiyi savunan ve ayakta tutabilecek durumda olan; fakat kültürel alan gibi kişisel hayatta amansız asilzade ve elite ait bir düzen olan bir demokrasi oluşumudur.” Ben, Cumhuriyet, hiç kimseyi kurban etmeden, hem de mükemmelleşmeye el kaldırmadan herkesin yetişmesine ve büyümesine olanak tanımalıdır, diyerek yukarıdaki savu biraz yumuşatıyorum.

-Siz kitabınızda “XXI. Yüzyılın komünizmi ırk düşmanlığıdır diyorsunuz. Bu gerçekten böyle midir?

(BGSAM: XX. Yüzyılın 2. Yarısında en gelişmiş sosyalist ülke olan Demokratik Almanya’da 24 Eylül 2017’de yapılan Bundestag seçimlerinde oyların % 21’ini faşizan diye nitelendirilen Almanya Alternatifi partisi aldı.)

-Sosyalizmin yüce moral ilkesinden hiç bir şey kalmadı. Her şeyi reddetmekle ve boyun eğmeyenleri tutuklamakla da işler çözülmüyor. Şöyle ki, gözle görünen için, ben gördüm, demek artık ırkçılık olmaya başladı. Kendilerini lider olarak tanıtan Goerg Bensusan ve Paskal Brükner’den sonra, “halk semtlerinde yaşayan” insanların anti-semitizm ve Frankofob konularında kovuşturulma ve ırk düşmanlığı körükleme suçlamasıyla mahkemenin 17. Şubesinde yargılanma riskiyle yüz yüze oldukları ortadadır.

-Elizabet de Fontene size gönderdiği ilk mektupta sizi bazı aşırı sağcı durumlara saplandığınız ithamında bulunuyor. Siz ise kendisine cumhuriyetçi okul-eğitim öğretim taraftarı olduğunuzdan dolayı aşırı-sağcı olmadığınızı bildiriyorsunuz. Sizin için sol/sağ sınırı nerededir?

(BGSAM: Bulgaristan’da faşizan “Ataka” partisi Başkanı Volen Siderov, çağdaş milliyetçi siyasette sol-sağ sınırı olmadığını iddia ederek, aşırı soldan aşırı sağ sıçradı. Bulgaristan Sosyalist Partisi /BSP 27 yıldan beri sol partiyim deyip, sağ politika uyguluyor. 2015’e kadar Hak ve Özgürlükler Partisi –DPS Genel Başkanı görevinde iken sol liberalizmi savunan DOST Genel Başkanı L. Mestan birden bire sağcı liberal oldu.)

-Mobilyaları kurtarma söz konusu olduğunda, solun gevelediği bir tek “değişiklik” kavramıdır. Sol, sağ ve merkez ekonomiyi konuştukça ben sağcı değilim. Turizmde ve futbolda aşırılıkları budarken bizim temsilcilerimiz akılı konuşuyor. Tezimiz: “Gelir getiren her şey iyidir.” Görüldüğü üzere, çok yazık olsa da,  sol ve sağ siyaseti ekonominin hizmetine sürüyorlar. Vatandaşların daha gönençli yaşamasına, uygarlığa hizmet vermek zorunda olan siyaset efendilerini değiştirmek zorundadır.

-Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Emanuel Makron gibi siz de “sol” ve “sağ” kavramlarının zamanını doldurduğu ve bunların “ilerici” (progresif)  ve “ tutucu” (konservatif) kavramları ile değiştirilme görüşüne katılıyor musunuz? Siz tutucu kampından biri misiniz?

-Ben bir varis olmadığımdan dolayı, ayrıcalıkların korunmasını istememe hiçbir neden olmadığı gibi, toplum düzeni de dondurma heveslisi değilim. Benim tutuculuğum doğal sağlın korunması anlamındadır ve bu ilke yalnız çevre sağlığı ile sınırlanmayıp kültürü, ahlakı, dili ve insanlar arasındaki etkileşimde hoşgörü ve nazikliği de kapsamına almalıdır. Hayat yolu doldurmuş olan Pol Yoner, Anre Teriv’ın şu güzel tümcesini sık sık kullanırdı: “Bizim yokuştan inerken doğru biçimde kullanmamız gereken fren mekanizmasıdır. Yokuşu korumaya gerek yok.”

-Leşek Kolakovski’nin önerdiği gibi aynı zamanda sosyalist, tutucu ve liberal olmak olanaklı olabilir mi?

-Kolakovski, ilk olarak 1978’de yayınlanan “Kredo” eserinde tutucu için bir mutlu son olmadığını yani insanoğlu problemlerine kesin ve nihai çözüm olmadığını savunuyor. Aynı zamanda, o, kişisel girişim ve yaratma yeteneği olmayan yaşadığımız ilerlemesi sürecinin de bir bedeli olduğunda ayak direrken, liberal zihniyet için insan toplumunun durgunluk korkusu yaşadığını bir de geri dönüş tehlikesi duyumsadığına vurgu yapıyor. Ve sonunda, toplumu dengeleme yolunun tek çıkışı kazanç arama olan toplumlarda sosyalistler çok ciddi bir felaket yaşa korkusu içinde yaşar

-Elizabet de Fontene, sizin için Aydınlık dönemi ülkülerini elinin tersiyle kenara itmiş biri diyor. Siz Rönesans Devrine saplanıp kaldınız mı?

-Modern zamanları niteleyen insaniyetliktir (hümanizm). Çizilen senaryoda Tanrı yok, yerini insanoğlu almıştır. Aydınlık Çağı hümanizminde insan dünya üzerindeki etki alanını genişletebilmek için özgürdür,  aklını kullanabilmesi için özgürdür. Romantik hümanizm insanoğluna kendini yeniden üretebileceğini ve yeniden üretilerek dünyaya sarsılmaz kökler salması gereğini öğretti. Bu 2 hümanizmin ikisi de yaşamalıdır. Aralarındaki gerginlik verimlidir. Öyle ki, ben, bütün dünyayı karartmaya çalışan aydınlanma düşmanlarının hepsine karşı olan cephedeyim.

(BGSAM: Avrupa düşüncesinin üzerinde tartıştığı yeniden aydınlanma konusu biz Bulgaristan Türkleri için olağanüstü önemlidir. Çünkü tüm aydınlık, nur ve irfan merkez ve kaynaklarımız kapatılmış ve bilinçlenmemiz 100 yıldan beri köreltilmeye çalışılıyor. Bir de, çok kültürlü birliktelik yüzyılı olması beklenen 21. Asırda bizim de payımızı almamız gerekir. Avrupa’da kör cahil, işsiz, yoksul kimse kalmamalıdır. En yoksul, en cahil, en bakımsız olmak ve aynı zamanda bizimle övünenlerin böbürlenmesi çok acıklı bir gerçektir..)

-“Mayın Tarlasında” eseri, bizim zamanımızda yapılmayan tipten bir tartışmadır. Fakat bir kör sokağa çıkmıştır. Herkes kendi yerinde durmuş ve duruyor, Elizabet de Fontene bu kitaptan dolayı dostlarının bir kısmıyla söz düellosundan sonra ayrılmak zorundan kalmış. Bunun anlamı nedir? Bugün Fransa’da tartışmak için ortam yok mudur?

– Her şey kaybolmuştur diyemeyiz. Dostlarımın fırtınalara dayandığını söyleyebilirim. Fakat bir tartışmalarımızı geçmişin ekranda yansıyan çizgileri üzerinden yürütüyoruz. Tartışmalarımızı sürdüreceğiz.

***

“Figaro” gazetesinden bu yazıyı çevirerek yayınlamamızın nedeni, XIX. Yüzyıldan beri dünyaya ışık saçan idelerin öncelikle Fransa’da doğması gerçeğidir. Ne var ki, görüldüğü üzere Fransız Devrimi ve 1968 “Beyaz Yakalılar Devrimi” nden sonraki yarım asır  eski kıtada yeniden süzülmüş ve su yüzüne tortuyla birlikte yeni incilerin de çıktığı ortadadır. Bunlardan birisi XIX. Yüzyılın totaliter komünizm zulmün bir iyilik olarak dayatılmasından kaynaklanan yeni faşizan ırkçılıktır. Yeni ırkçılık komünist totalitarizmin özünden fışkırıyor. Bulgaristan’da 29 milletvekili ile parlamentoya giren ve hükümet ortaklığına çöreklenen faşist güçler hakkında Başbakan Boyko Borisov’un  “benim onlarla anlaşamadığım bir konu yok” demesi çok düşündürücüdür. Azınlıklar karanlıkta kaldıkça Avrupa aydınlanamaz.

Share

Bulgaristan’da emeklilerin %8’i çalışıyor.

Bulgaristan Ulusal İstatistik Enstitüsü olan NSİ’nin verilerine göre ülkede emekli olan vatandaşların %8’i çalışmaya devam ediyorlar.

Devamı…

Share